2 Kasım 2012 Cuma

Sabaha kadar dans!

Sen kalk sırt çantanla 54 ülke gez, sonra tut burnunu otur. Burun tutma hadisesi bu haftanın nazar boncuğu, evet sonunda ben de ulu orta eli burnunda gezenler kulübüne üye oldum. Tanrım tüm evren kokuyor yahu! Trene binmek, ekmek fırınının önünden geçmek (çin restoranlarının tümünü mühürletmek istiyorum), birine 1mt'den yakın durup sohbet etmek.. imkansız! Sartre "Bulantı" romanını şu halime baka baka yazmış; varlığımın farkındalığına ulaşmaya çalışırken, manevi bir bulantı da yaşıyorum.. İçimde bir "varlık" büyüyor ve bu bende kimlik bunalımı / bulantısı yaratıyor - çok Freudian bir hamilelik hali..

Öte yandan manevi bulantı yanısıra, hissettiğim maddi bulantıyı hiçbir tuzlu kraker geçiremeyince (ne iğrenç kokuyorlar yahu, daha paketi açınca vaz geçiyorum tadına bakmaktan) bu hafta pek iyi beslenemedim sanırım. İçtiğim litrelerce suya doyamıyorum oysa.. Madenli madensiz her çeşit su favorim! Bir de yoğurt. Bu Avrupai diyarlarda Bulgar yoğurdu, Yunan yoğurdu falan diye geçse de; bildiğimiz hafif tuzlu yoğurdu bulunca, başka birşey görmüyor gözüm. İçimde ayran nehirleri akıyor!

Dün Parov Stellar konserine gittik. Kaç hafta öncesinden biletleri almıştım, iple çekiyordum, sabaha kadar dans edecektim falan. Parov Stellar 1920'lerin swing tınılarıyla elektronik müziği birleştiren çok keyifli bir DJ; canlı canlı, bol fıkırtılı, saksafonu ve trompeti insanın içini coşturan bir müzik. Altın 1920'lerin ruhunu tam yakalatıyor insana. Fırıl fırıl eteğimi falan giydim, makyajımı yaptım, gittim. Konser mekanına girince ve birsürü insanın arasında kalınca aldım havamı. Ya herkes mi kokar!? Müzik aletleri de mi kokar!? O kokular, o vıcık vıcık üstüste istiflenmiş insanların arasında kalmak, o sis bulutu, o alkol kokusu.. En önlerde ortalarda dans edecek durumdayken, Beyaz Atlı Prensi çeke çeke en dışa geçtim. En azından orası havadar, hala manzara iyi ve dans edilecek alan geniş ve ferah. Bol alkolün ve swingin verdiği doğal zıplama fıkırdama hallerinin "çarpışma" ve "tokuşma" riskinden uzakta. Üstelik, acil çıkışa ve daha güzeli çıkışın önünde beyaz kırmızı fosforlu giysilerle dikilmekte olan ilk yardım ekibine yakın! Tavuk anneye bağlama riski var bende, kokusunu alıyorum, hiç hoşuma gitmiyor..

Ben dans ederken kendini yitiren insanlardanım, enerjim bitmez hiç. Ama bana birşey oldu, o deli dolu swing hoplamalarını kıvırmalarını yapamıyorum. Sağa sola sallanıyorum!? Oysa üçüncü şarkı bitti bile, şimdiye Beyaz Atlı Prens'le pistin orta yerinde sallan yuvarlan hallerdeydik.. Hem niye ilk yardım ekibinin önündeyim yahu? Ne oluyor bana! Bu tip varoluşsal bulantılar yaşarken, önümdeki adam kolumdan çekiverdi beni ortaya ve "öyle durulmaz, böyle dans edilir" dedi! Arkaya dönüp baktım, Beyaz Atlı Prens gülerek takip ediyor, İlkyardım ekibinin üyelerinin gözü de üzerimde.. Amaaaan, tavuk tavuk nereye kadar, attım kardeşim kendimi ortaya. Ooooh bir yuvarlan, bir hopla, bir kıvır derken saatler birbirini kovaladı. Harika bir geceydi! İlkyardıma falan da gerek kalmadı.

Tavuk anneye bağlamamak lazım. Eğer doktor bana "nasıl yaşıyorsan öyle yaşamaya devanm" dediyse, swing de yapılacak, kalça da kıvrılacak, Beyaz Atlı Prensin kollarında bir o yana bir bu yana savrulunacak demektir! Dans etmek harika bir duygu; insanı rahatlatıyor, mutlu ediyor. Hamileler için de son derece uygun. O zaman hayatın keyfini çıkaralım bayanlar!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!