1 Aralık 2012 Cumartesi

Organik çılgınlığı

Bu hafta artık bıkkınlık veren bulantı ve iştahsızlık konusunda "ünlü düşünür google'a bir danışayım  bari" derken, yeni yeni bloglar keşfettim; çevremde hamile ya da çocuklu gerçek insanlar olmayınca, suallerimin cevabını sanal alemde arar haldeyim.. Bu blogların bazılarının sahipleri çok sevimli, çok içten yazıyorlar. Ne kadar da aynı şeyleri yaşamışız; aynı içgüdüsel endişeler, aynı bilgiye aşerme durumları, aynı sevinci ve korkuları paylaşma isteği. Zevkle okuyorum. Bir de "süper anne" iddiasında olan bloglar var; herşeyin en iyisini bilen, bize de öğretme derdinde olan bloglar bunlar. Çocuğuna sabahları organik çimen suyu içiren (ve aynı anda da çocuğum çok iştahsız diye yakınan) mı ararsınız, hamileliği süresince saçını saf zeytinyağı sabunu ile yıkayan (ve saçım keçe gibi sertleşti diye yakınan) mı ararsınız, ne acaip insanlar var yahu!

Sağlıklı beslenmeye, spor yapmaya ve stresten uzak, yeşile yakın yaşamaya çok önem veren biri olsam da; itiraf edeyim organik gıdalara ve yan ürünlerine mesafeli yaklaşıyorum. Bunun ilk nedeni, yaşadığımız çağda tamamen organik tohum, toprak, su, besin bulunabileceğine inanmamam. Hologramlı sertifikayı bile korsan basabilen bir memleketin vatandaşı olarak güvenemiyorum kardeşim ben o pazarlara.. Ama an itibarıyle, obsesif bir kontrol ve denetleme kültürüne sahip yabancı bir memlekette yaşıyor olsam dahi, yine de organik ürünlere fazla yakın duramıyorum. Bazı temel ürünleri organik alıp denediğim, tadını kokusunu beğenmediğim çok oldu. Sanki organik adı altında aynı domatesi (ama beş kat fazla fiyata) yiyorum hissine kapıldım. Hal böyle olunca, güvenilir bir marketten taze sebze meyve almak daha fazla işime geliyor. Kendimi de zehirleniyormuş ya da doğmamış bebeğime zarar veriyormuş gibi hissetmiyorum hiç. Benim gibi binlerce insan bu marketten alışveriş ediyor, sağlıklı ve uzun bir ömür sürüyor, kanser de olmadan yaşayabiliyorlar; biliyorum. Çünkü kanser, alzheimer, nörolojik sorunlar ya da bağışıklık sistemi hastalıklarının nedenleri o kadar farklı ki, sadece yeme içmeyle, organik sabunlarla keselenmeyle önüne geçebileceğimiz şeyler değil malesef. Genetik yapımız, hiç farkında olmadan soluduğumuz şehir havası, teknoloji çağında dağ köyünde yaşamıyorsak maruz kaldığımız tüm elektronik aletlerimiz, hepsinin katkısı var. Hangi birini kontrol edeceğiz?

Diğer bir neden ise; bir uzman klinik psikolog olarak çok açık söylemem gerekirse, ciddi düzeyde organik takıntısı olan insanların psikolojik açıdan sağlıklı olduklarını düşünmüyorum. Bu hastalığın psikolojideki adı Orthorexia Nervosa, yani aşırı derecede sağlıklı beslenme hastalığı. Obsesif kompulsif hastalıklarla yeme bozukluklarının ortak noktası olan bu takıntılı ruh haline sahip insanlarda, hayatı kontrolleri altında tutma eğilimi aşırıya kaçmış oluyor. Aslında çok endişeli ve güvensiz insanlar oldukları için, altta yatan ölüm ve kayıp korkuları yön değiştirmiş olduğu için; kontrol altında tutamadıkları sonsuz değişkenli hayatın içinde kaybolmamak adına, en azından vücutlarına neyin girdiğine kendileri karar vermek, en azından onu kontrol altında tutmak istiyorlar. Ne yazık ki bu sırada da birçok gıda maddesine savaş açıp, bazılarını da aziz ilan ediyorlar. Yani devamlı yemek ve doğru beslenmekle ilgili stres ve sıkıntı içindeler. İşin acı yanı, bu kişilik türüne sahip insanlar yaşadıkları (ve çevrelerine yaşattıkları) stresin genellikle farkında değiller. Stres birikiyor, her geçen gün yeni bir gıdanın zararları ortaya çıkıyor, stres büyüyor ve sonunda stres yüzünden kansere yakalanıyorlar. Kısır döngü resmen..

Açıkçası "büyük lokma ye ama büyük söz söyleme" lafına inanırım ve belki de annelik içgüdüsü insanı böyle organik ötesi biri yapabiliyordur, çocuğunu koruma kollama konusuna aşırı kafayı takıp, en sağlıklı ve doğal çocuğu yaratma isteğiyle belki de ben de bir sene sonra çocuğuma organik çimen suları falan içirmeye çalışabilirim, kimbilir? Ama heralde sonra da "çocuğum yiyecekleri düşman gibi algılıyor, bir kere 3 gün hiçbirşey yemedi, çok iştahsız nedense" falan yazmam bloğuma, hadi onu da yazdım diyelim altına bir insan evladı "normal birşey yedirmeyi denediniz mi?" diye yorum bırakınca "normal birşey derken?" diye agresif agresif cevap vermem heralde.. Yapar mıyım yoksa yahu?

Dipnot. Bu konuda yapılmış bir sürü araştırma var ve ilginizi çekerse şu makaleleri okuyabilirsiniz:

The Guardian'da yayımlanmış (rahat okunan ingilizce) bir yazı için tıklayınız
Konu hakkında ayrıntılı bilgi veren bilimsel bir çalışma (ingilizce) için tıklayınız
Türkiye'de yapılmış (türkçe) bir çalışma için tıklayınız

10 yorum:

  1. Kızım doğduktan sonra 1,5 yaşına kadar ben de yediklerine içtiklerine dikkat ettim. Ama yuvaya başlayınca, düşünsenize günde 3 öğün dışarıda yiyiyor, 1 öğün evde yiyiyor. O vakitten sonra organik sebze almaya son verdim... Şu an güvendiğimiz markaların ürünlerini alıp yiyiyoruz, hiç sinirlerimizi bozmadan ve kafayı yemeden alışverişimizi yapıp, yaşamımıza devam ediyoruz:)

    YanıtlaSil
  2. Çocukları fanusta büyütemiyoruz, çeşit çeşit sosyal ortama giriyorlar, hangi birini kontrol edeceksiniz. Zaten aşırı kontrollü olmak biryerden pört diye pörtletiyor sonunda insanı :) Bence en doğalını yapıyorsunuz.

    YanıtlaSil
  3. blogunu tesadüfen keşfettim ve çok sevdim ben de henüz 8,5 aylık anne olarak ve aynı yaştayız sürekli öğrenmeye devam ediyorum. Bu yazında yazdıklarında kendimi buldum diyebilirim. Bebeğim ek gıdaya geçtiği için yazdığım yediği yemekler yazısında organikçi bir anne olmadığımı vurguladığım için açıkça olmasa da tepki aldım biliyorum. Hani demişsin ya bebeğim olunca öyle olur muyum diye bence olmayacaksın kendimden biliyorum:)

    sağlıkla gelsin minik kuşunuz

    YanıtlaSil
  4. Teşekkürler GeCe :) Çok moral oldu bu bana!

    YanıtlaSil
  5. yahu ne kadar zormus insanın geleneksel bir arkadas yapısının olmaması tüm arkadas çevresin de 32-33 yasına kadar ilk cocuk sahibi olan kişinin sen olması..
    blog unuzu keşfettigime sevindim..yavas yavas sindirerek okuyorum..paylaşacak kimsem yokmus gibi hisettigimden netten medet umar olmusum :(
    daha 9. haftam ..şaşkınım heyecanlıyım korkagım..hala içimde bir cocuk ben cocuk o bebek nasıl olacak diyorum..:)
    blog için teşekkürler:))

    YanıtlaSil
  6. :) Tebrikler ziynip.. Hem de ne heyecanlı ve harika günler yaşayacaksın sen de, merak etme! Asıl içinde çocuk olmayan anneler korksun! Tekrar hoşgeldin! :)

    YanıtlaSil
  7. melebaa ! ben daha keseyi bile görmedim yani hala daha çoook çooooook başlardayım aday adayıyım diyelim :)
    tabi ki zibilyonlarca şey okumaktan geri kalmadı pek çoğu çöptü.. aşırı anlam yüklemekler, sanal sevinç patlamaları, en über ideal çocuk benimki, kendine paşanın annesi, cinbükentayınsahibi vb. korkutucu sıfatlar yüklemek gibi hezeyanlar.. TIRSTIM.bi bebe mağazasına girdim..hiçbişey hissetmedim.sonra kendimden TIRSTIM.
    düşümdüm de; evet her evlat annesi için mutlaka özel ama neden kendimiz olmaktan vazgeçelim ?her yıl 3897232*035-23*9-9* kii anne oluyor, aslında sıradan bi olay ve BEN SIRADAN OLMAYI SEVERİM :D

    biraz saçmaladım..ve yazılarınızla birlikte sizi çok sevdim çünkü siz de aynı zamanda kendinizle dalga geçip aşama kaydedebilenlerdensiniz..
    ben de fazla kendimi dinleyip tozutmadan sağ salim bu süreçten çıkmayı umuyorum :D
    sevgiler ...!

    YanıtlaSil
  8. :D Tebrikler! Keyfini çıkart, hamilelik hiç de öyle korkulacak bir yaşam dönemi değil, tam tersine mutluluk hormonları falan tam gaz, kendini bir nevi bulutların üstünde hissettiğin bir dönem! Bol şans!

    YanıtlaSil
  9. pff cok kotu bir ikilem..orda organigi beni al ben daha saglikliyim darken digger taraftaki normal urun boynunu bukmus bana bakiyor..henuz 2. trimesterde oldugumdan ozellikle bazi urunlern organik alip yiyorum, ilk kez maydanozu organik almistim , meraktan..ayy nasil guzel koku bursada bahcede annmin yetistirdigi maydanoz,,sonrada organik cilginligi aldi yurudu :) ama tavsiyelerine kulak verecegim.. mevsiminde normal mevsim meyve sebzesi yemek en guzeli sanirim.Sevgilerle, Ozz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla ben öyle düşünüyorum, mevsiminde, tazesi.. Tabii tavuk, soya ve mısır bunlara dikkat etmek lazım artık bunların adı çıktı, özellikle Türkiye'de pek dikkat edilmiyor ve kanunlar GDO'ya karşı değil, o nedenle seyahatlerde daha dikkatliyim ben de.. Evde salmış haldeyim..

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!