10 Ocak 2013 Perşembe

Anne bebek sağlığı takip sistemi

Türkiye'de yaşayan ve birbirinden şirin iki meleğin annesi olan ilkokul arkadaşım G. bugün facebook'ta yayınladığı yazısında önemli bir noktaya parmak basmış: Türkiye'de bu sene uygulamaya konan yeni bir sağlık hizmeti olan "anne-bebek sağlığı takip sistemi"nin işleyişi ve sisteme verilen çeşitli tepkilere.. Bildiğiniz gibi, sosyal devlet anlayışı içinde son zamanlarda Türkiye'de böyle bir hizmet devreye sokuldu. Bu sisteme göre, Sağlık Bakanlığı Aile Hekimliği bünyesinde tıbbi araştırma ve tedavi alanında hizmet veren sağlık çalışanları, gebelik, yeni doğan ve anne sağlığı konularında halka ücretsiz hizmet sunuyor ve veri topluyorlar. Programın şu linke tıklayarak ayrıntılı bir şekilde okuyabileceğiniz kapsam ve amaçları arasında; ücretsiz verilen sağlık sistemlerinin halk geneline ulaştırılması, anne ölümlerinin 100.000'de 10, bebek ölümlerininse 1000'de 10'un altına çekilmeye çalışılması, lohusa, bebek ve çocukların sağlığının nitelikli izlenme oranlarını 100'de 98'e çıkartmak, istenmeyen gebelik oranlarını 100'de 3'ün altına çekmek, gebe, lohusa, bebek ve çocuk ek besin sağlama hizmetlerini ve aşılamayı 100'de 95'e çıkarmak ve yenidoğana özgü metabolik hastalıkları saptama ve entegre etme oranını 100'de 95'e çıkarmak gibi son derece önemli maddeler yer alıyor. Ayrıca sağlık hizmetlerini eşitlik anlayışı içerisinde halk geneline yaymak ve hizmet kalitesini yükseltmek gibi yan amaçların da önemi vurgulanıyor.

Program basın yoluyla halka tanıtıldığı dönemde çok alevli tartışmalar yaşanmıştı, hatırlarsınız. Bu eleştirilerden bazıları, halkın "fişlendiği", toplanan verilerin kötü niyetli bazı kurum ve ellerde çok yanlış ve tehlikeli bir şekilde kullanılabileceği, kişisel hak ve özgürlüklerin kısıtlanabileceği idi. Basında çıkan bazı sansasyonel haberler de bu çekinceleri oldukça kamçıladı ve bakanlığın yaptığı açıklamalara rağmen, halkta hali hazırda var olan şüpheci ruh hali pekişmiş oldu.

Peki bu paranoyak ruh halimiz ne kadar gerçekçi? Program kapsamında yapılan, gebelik ve lohusalık döneminde anneye telefonla ulaşmak suretiyle, sağlığı ve bebeğin durumu konusunda bilgi almak. Bu sabah sağlık kurumundan böyle bir telefon alan arkadaşım G. bu konuşmayı şu şekilde özetlemiş: "6 aylık kızımın ismiyle hitap ederek sağlığını, anne sütüne devam edip etmediğimi ve aşılarının yapılıp yapılmadığını sordular. Daha sonra yine ismiyle hitap ederek 3 yaşındaki oğlumun kızımı kıskanıp kıskanmadığını ve ailedeki genel durumu oldukça samimi geçen bir sohbet havasında sordular". G. bu konuda bir telefon almaktan hoşnut kaldığını, devletin çocuklarının sağlık ve keyfini yakından takip etmesini olumlu bulduğunu, bu telefon konuşmasından rahatsız olmadığını, aksine; kendisi kadar bilgi ve sosyal imkan sahibi olmayan birçok kadının bu sayede kendilerine ve çocuklarına çok daha iyi bakım verebileceklerini düşündüğünü yazmış ve insanların bu programa bu kadar tepki göstermelerinin ne kadar yersiz olduğunu belirtmişti.

Ben de G.ye katılıyorum. Bence de Türkiye'de devletin vatandaşına bu tip bir sosyal hizmet sunması ve bu hizmeti ve sağlık konularında farkındalık yaratma çalışmalarını toplumun geneline yaymaya çalışması çok önemli ve desteklenmesi gereken bir adımdır. Devletin şu anki politik sistem anlayışına, güttüğü politikalara katılmıyor olabiliriz; fakat dünya üzerinde bir çok "medeni ve demokratik" ülkede sosyal devlet anlayışı kapsamında uygulanan bu tip sistemlerin ülkemizde uygulanmaya başlanmasını da sırf politikasını desteklemediğimiz bir hükümet yapıyor diye karalanmaya çalışmasını çok yanlış buluyorum. Öte yandan, toplanan verilerin akıbeti ve "kötü ellere geçmesi" olasılığının, özellikle geçmişte yaşanan bazı durumlardan sonra, halk genelinde şüpheyle karşılanmasının da doğal olduğunu; fakat paranoya ve şüphenin bizi hiçbir noktaya ulaştıramayacağını, yaşanmış kötü örneklere rağmen olumlu yönlere odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Evet, her meslekte olduğu gibi politika ve bilimde de mesleği kötüye kullanım diye bir durum var; ama bu bizim atılmaya çalışılan adımlara baştan tepki ve şüpheyle yaklaşmamıza neden olmamalıdır. Ayrıca, toplumca artık "herkes bizim kordon kanımızın, genetik şifremizin peşinde" paranoyamızın da önüne geçmeliyiz! Allahaşkına kim, hangi sistem, hani mantık 6 aylık bebeklerin anne sütü alma oranlarının, boy-kilo cetvellerinin peşinde, hastalık oranlarımızı bilseler ne olur? Zaten Dünya Sağlık Organizasyonu tüm ülkelere ait oran ve cetvelleri yıllardır halkın bilgisine sunuyor yahu.. Genetik şifremizi kırıp sırf Türk ırkını dünya üzerinden silebilecek bir biyolojik silah yapmayı aklına koyan çılgın bir ülke / halk / bilim topluluğu olduğuna hakikatn inanıyor musunuz? Bizde nasıl bir zeka, nasıl bir mükemmellik, nasıl bir medeniyet var da tüm dünya bizi kıskanma ve ortadan kaldırma peşinde yahu? Bırakalım artık bu "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" paranoyasını..

Son olarak, yaşadığım Avrupa ülkesindeki uygulamadan bahsederek bitirmek istiyorum. Bu ülkede gebelerin her doktor kontrolünde kanları ve idrarları alınır, veriler dosyalanır, yıllar sonra bir başka gebelikte gerektiğinde bu veriler çıkarılıp karşılaştırma yapılabilir. Doğumdan sonra bebekten kordon kanı ve kök hücreler alınır, istenirse saklanır, ileride karşılaşılabilecek kanser gibi hastalıkların tedavisi için kullanılır. Anne istesin ya da istemesin, doğum sonrasında devlet zorunlu ve ücretsiz olarak anneye bir bakıcı atar, bu bakıcı ilk 10 gün her gün evinize gelir, sizi ve bebeği kontrol eder, bilgi ve bakım sağlar. Bebeğin ilk aylarında bu hizmet belli aralıklarla devam eder, bebeğin sağlığı ve doğru bakımı ailenin olduğu kadar sağlık kurumunun da sorumluluğu altındadır. Bu hizmet halkın tamamına sağlanır ve olumlu tepkiler alır. Açıkçası şimdiye dek sadece tek bir anneden "devlet beni kontrol etmeye çalışıyor" gibi olumsuz bir yorum duydum, o da ne hikmetse bir Türk'tü (üstelik eğitimli bir Türk'tü)..! Belki de bu herşeyden şüphelenme hali bizde genetik bir durum, bilemiyorum..

Özetle, devletin uyguladığı bu sistemi destekliyor ve bunun sivil toplum kuruluşları tarafından örnek alınmasını umuyorum. Tartışmaları ve şüpheleri de bir noktaya kadar anlayabiliyor ve en azından bu şekilde de olsa bir "farkındalık yaratılması" sağlandığı için seviniyorum. Umarım, bu tip vatandaşa hizmet odaklı sosyal devlet anlayışı Türkiye'de gittikçe yaygınlaşır..

2 yorum:

  1. avrupa ülkelerinin bazılarında kişilerin hangi evde oturduğu bile sistemle kayıt altına alınıyor. evin yaşı, durumu, mahallelerin sosyal dokusu(aynı soyadlı bireylerin aynı sokakta oturması vs gibi) bunlar veri olarak toplandığında ortaya analiz etme şansı çıkıyor-şehir plancısı olduğumdan örnek ev, sosyoloji oldu. aynı verilerin gözlenmesi işi sağlıkta da çok iyi, belki dana önemli. hep "big brother is watching us" korkusuyla yanaştığımızdan sağlıklı veri toplayamamaktan sağlıklı kararlar alamıyoruz.

    YanıtlaSil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!