7 Ocak 2013 Pazartesi

Yaşamı beş duyumuzla hissetmek

Öğrenen Anne olmadan önce de blog yazıları yazıyordum, o yazılarıma da hala devam ediyorum ama hamilelik ve bebekle ilgili duyu ve hislerimi, okuduklarımı, öğrendiklerimi, yaşadıklarımı ve tecrübelerimi yep yeni bir başlangıçla, yeni bir blogda paylaşmak istedim. Ama şimdi yazacağım yazı, hem kişisel bloguma hem de buraya uygun, ikisi arasında bir köprü gibi.

Benim için yaşam; beş duyuyla doya doya hissedilmesi, anlaşılmaya çalışılması gereken bir "sanat". Yaşam sadece gördüklerim, okuduklarım, konuştuklarım değil; kokladığım kokular, duyduğum tınılar, bana gözlerimi kapattırıp "mmmmm" dedirten tatlar, tenimde hissettiklerimle de yakından ilintili. Yaşamın sadece pasif gözlemcisi olmayı reddediyorum, içinde olmayı beş duyumla dolu dolu deneyimlemeyi seviyorum. Yeşil bir çimenlik gördüm mü dayanamam, fırlatır atarım pabuçları. Yaz ayları neredeyse çıplak ayak geçer tüm zamanım; ayaklarımın altı kapkara da olsa, arada dikenler taşlar da saplansa hiç umrumda değildir. Doğanın içinde olmayı, kokuları içime çekmeyi, gözlerimi kapatıp binbir böcek sesini dinlemeyi çok seviyorum. Tüm hayvanları evet evet kediden fareye böcekten yılana hepsini çok seviyorum, kıllı kocaman örümceklerin bile çok yakından ne kadar güzel göründüklerini biliyor ve korku değil hayranlık duyuyorum. Renkler, benim için çok önemlidir; en çok beyazı, bembeyaz sakinliği severim ama o bembeyazın içinde ille ki bir kavuniçi detay, bir yemyeşil yaprak, bir turkuaz vazo olsun. Resim yeteneğim sıfır olup bir düz çizgi bile çizemesem dahi, ressamlar benim en hayran olduğum sanatçı grubu olmuştur, sırf renklerle oynadıkları oyunları düşününce içim gider.. Müziksiz hele hiç yapamam; yol arkadaşım, çalışma arkadaşım, bazen ev arkadaşım olmuştur. Dans etmeyi çok severim, özellikle son zamanlarda yeniden moda olan 20'lerin swing akımı ve elektroniğin bileşiminde kendimi buldum (ya da kaybettim) diyebilirim. Yemekle aram pek olmasa da, mis gibi narenciye kokusu, dostla içilen kahvenin 40 senelik hatırlı kokusu, tarçınlı zencefilli kurabiyelerin fırından ilk çıktıkları an yaydıkları o koku.. Gözlerimi kapattımmmm bile! Ve dokunmak; benim için çok özel bir yeri olan beşinci duyumuz. Yağmurun altında ıslanmanın paha biçilmez hissini doya doya yaşayabilmek için yıllardır şemsiye almadım elime. Masmavi bir sonsuzluk hissi veren bir Ege koyunda derinlere açılmanın, o masmaviliğin tüm vücudu ürperten hissi de muhteşemdir. Ya yağan ilk karda dışarda olmak, ensemden içeri giren buz gibi bir hain kartopunun hissettirdikleri? Ya da üşümenin son noktasında içine giriliverilen yumuşacık bir battaniye? Yaşam bunların tümüdür işte! Duyularımızın sinir uçlarımızdan beynimize gönderdiği, beynimizin de anlam verdiği tüm bu minik hislerdir yaşam.

İnsan beyni çok karmaşık bir yapı; bir insan için mutluluk olan, diğeri için acı kaynağı olabiliyor. Hep algılarımıza, önceki yaşam deneyimlerimizin bize öğrettiklerine, toplumsal yargılarımıza ve gelecek beklentilerimize uygun algılıyoruz duyularımızdan gelen bilgileri. O nedenledir ki; depresyondayken herşey kapkaranlık geliyor üstümüze, dünyaya olumlu bakarkense tüm dertler bir sis perdesi gibi inceliyor ve yok oluveriyor. Aslında herşey elimizde, duyularımızın bize ilettiklerini nasıl yorumlayacağımız sadece bize bağlı. Örümcekten korkmak da, örümceğe hayranlık duyabilmek de elimizde ve inanın ki değiştirebileceğimiz davranışlar!

Kızıma da aynen böyle yaşamayı öğreteceğim! Belki "bir sincap ciddiyetinde!" sevgili Nazım'ın dediği gibi.. Ona bir tek bunu bile öğretebilirsem, zaten yaşamı dolu dolu yaşamak isteyeceğine, sonsuz bir merak ve araştırma arzusu olacağına; dolayısıyla geriye ne kaldıysa kendi kendisine öğretebileceğine, doğruları içten gelen hisleriyle seçebileceğine inanıyorum.

Onun gözleri, kulakları, burnu, ağzı ve derisi yeni yeni oluşuyor daha. Mesela gözleri tüm evrene kapalı daha, duyma yetisinin oluşmasına ve dış sesleri duymasına 10 hafta var, tad almaya 12. haftadan itibaren başlamış olsa da, kokular ancak doğduktan sonra bir anlam ifade etmeye başlayacak ve ilk benim kokumu ayırd edecek. Ellerini bacaklarını oynatabilse de, dokunduğu alan sadece kendi vücudu şimdilik. Yani önünde upuzun bir yol var; tüm organların tam oluşması, işlevselliğe geçişi ve doğum sonrasında koca evreni tanımak için upuzun yaşamı bile yeterli olmayacak belki de..

Kızımın yeni oluşmakta olan beyni tam bir tabula rasa (boş bir levha) henüz, boş bir CD gibi. İçini nelerle dolduracağını yaşayarak kendi görecek. Ben bunu çok heyecan verici buluyorum. Ona birşeyleri öğretmek istemiyorum asla; kalıp yargıları aktarmak, anlamsız korkular ve hırslar vermek, başkalarının uygun gördükleri dünyayı hazır bir şekilde sunmak istemiyorum; denesin görsün, tatsın, koklasın, seyahat etsin, okusun, doya doya yaşasın tüm hayatı, yeri gelince kalbi kırılsın, yeri gelince neşeden içi içine sığmasın istiyorum. Umarım başarabilirim bunu!

Dipnot. Anne karnında beş duyunun gelişimi hakkında daha fazla okumak isterseniz; Gebelik.org'daki yazıya, Op.Dr. Alper Mumcu'nun bu konudaki yazısına ya da Uzm. Dr. Özlem Okutan'ın yazısına bir tıkla ulaşabilirsiniz.

4 yorum:

  1. Selam, ben tüm hayvanları seviyorum ama kuşlara karşı inanılmaz bir fobim var. Bu öyle boyutlara ulaştı ki artık yaşamımı kısıtlamaya başladı. Bu durum benim olduğu kadar sıcak havalarda restoranda bahçede oturmak yerine içeri tıkılmak zorunda kalan eşimin de canını sıkıyor. Bana belli etmiyor ama küçücük serçelerden bile korkmamı anlamlandıramıyor. Bu konuda ne yapabilirim? Istersek tüm korkularımızı yenebileceğimizi yazmışsın Yazında. Bir öneri lütfennnn:((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşam kalitenizi etkilediğini belirtmişsiniz, bu durumda basit bir korku ya da endişe değil, kemikleşmiş bir anksiyeteden bahsettiğinizi çıkardım, Blogda sizi görmeden tavsiye vermem söz konusu değil ama yaşadığınız ilde mutlaka bir anksiyete bozuklukları merkezi vardır, zaman geçirmeden randevu almanızı öneririm. Anksiyete terapilere çok iyi cevap verren bir psikolojik sorun, eminim işinin ehli bir meslekdaşım size çok yardımcı olacaktır. Kolay gelsin ve bol şans.

      Sil
  2. Siz böyle bi terapi veriyor musunuz? Ben Münih'e çok uzak olmayan bi yerde yaşıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu an annelik iznindeyim Melisadora ama Münih'te sana önerebileceğim LMU'ye ya da Max Planck Institute'e ait klinikler var.

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!