20 Nisan 2013 Cumartesi

Gebelik tabuları

Tabu yıkan anne adayı olarak, hamileliğimin son 8 haftasına girdiğim şu günlerde fırsat bu fırsat, bir daha elime geçmeyebilir diyerek birkaç tabuyu yıkasım var sevgili bloggercıklarım. Bunlar; hamilelikte sık duyduğumuz ve genellikle içten içe doğruluğunu sorguladığımız, konunun uzmanlarına danıştığımızda şaşırıp kaldığımız durumlar. Örneğin; gebelikte cinsellik, egzersiz, aşerme ve psikolojik gelgitler.

Hadi cinsellikle başlayalım! Araştırmalar gösteriyor ki, hamileliğin özellikle son üç ayında çiftler cinsellikten kaçınıyormuş. Baba adaylarının %60'ında cinsel isteksizlik hatta işlev bozuklukları görülüyor ve bunun nedeninin eşe ve bebeğe zarar verme korkusu olduğu belirtiliyor. Anne adayları ise, büyüyen vücutları nedeniyle özgüven problemleri yaşayabiliyor, kendilerini çekici hissetmedikleri için cinsellikten kaçınıyor ya da cinsellik sırasında bebeğin etkileneceğini ve erken doğumun tetiklenebileceğini düşünüyorlarmış. Oysa gerçekte durum bunun tam tersi. Hamilelikte cinsellik konusunda, daha önce de (teee Şubat ayında) yazmıştım. Hamilelikte doktor tarafından aksi önerilmedikçe cinsel yaşama devam edebiliyoruz. Tabii göbek büyüdükçe cinsel pozisyonlar biraz değişime uğruyor, kama sutra'dan falan destek almanız gerekebiliyor. Ama cinsel yaşamı sürdürmenin fiziksel ve psikolojik sağlık açısından birçok yararı var ve doğuma hazırlık egzersizlerinin bir bölümü olarak da icra edilebilir deniyor. Kısacası, güüüüüüm! cinsellik tabusunu devirdiğimize göre; Beyaz Atlı Prens kaçar, ben kovalar, kendisini yakaladığım yerde öper koklar vaziyetlere aynen devam!

Sıradaki tabumuz; aile büyüklerinin sık sık dile getirdikleri "aman yukarıya uzanma, aman eğilme, aman yavaş yürü kızım, sen gebesin otur bakiim" şeklinde özetlenebilecek olan egzersiz tabusu. Spor yapmayı sevdiğim ve hamile kaldığım andan beri düzenli olarak haftanın her günü bir saatimi çeşitli spor aktivitelerine ayırdığım için bu tabuyu özellikle uçan tekme ile devirmek istiyorum! İkinci trimester'da da yazmıştım zaten, egzersizin gebelik döneminde say say bitmeyecek kadar çok faydası var! Fiziksel olarak aktif olmak beraberinde psikolojik olarak rahat olmayı getiriyor çünkü hareket ederken beynimizde endorfin ve serotonin gibi "mutluluk hormonları" salgılanıyor ve bu hormonlar bizi gün içinde yaşayacağımız strese karşı bağışık hale getiriyor. Egzersiz yapan hamilelerin salgın hastalıklara yakalanma oranlarının düşük olduğu, vücutlarında ödemin az olduğu, uyku ve dışkılama problemlerini daha az yaşadıkları ve kilo kontrollerini daha kolay başardıkları bulunmuş. Üstüne bir de bonus; bebekler de gerek bağışıklık sistemi, gerek psikolojik açıdan daha güçlü olmuşlar! O zaman gümmmmm! bu tabuyu da deviriyor ve tabii doktorumuza danışarak yürüyüşümüze, yogamıza, yüzmemize ve bol bol uzanma, eğilme, gerinme hareketlerimize aynen devam ediyoruz!

Sıradaki tabumuz aşerme ya da hamilelikte illa ki artması beklenen iştah ve beraberinde yaşanan kilo problemleri. Klinik psikolog anne adayı olarak, ben hamileliğimin başından beri kendimi çok inceliyorum ve kendi üzerimde bir sürü deneyler yapıyorum. Bu deneylerin ilki "aşerme durumu gerçekten olan, kaçınılmaz ve kontrolsüz olarak yaşanan bir hadise midir?" hipotezinin incelenmesi oldu. Yediği kalorinin hesabını yapan biri değilim ama açıkçası yediğime dikkat eden, bakımlı olmaya özen gösteren biriyim. Hamileliğin ilk üç ayında yaşadığım bulantı ve iştahsızlık beni korkutmadı, çünkü insanın vücudundan gelen sinyalleri dinlemesi gerektiğini düşünüyorum. Vücudumuzu dinlemeyi öğrenirsek; aslında ne ek vitamin almamız gerekiyor, ne de aşerme denen ve benim asla varlığına inanmadığım, tamamen psikolojik olduğunu iddia ettiğim hadiseyi yaşıyoruz. Bu konuda uzmanlar da aynen böyle düşünüyorlar, artık hamilelikte alınan vitaminlerin çoğunun gereksiz olduğu ve hatta kanser gibi hastalıkları tetikledikleri biliniyor! Dengeli beslenen, vücudunu dinleyen ve ihtiyaçlarını zamanında fark edebilen anne adaylarının, ek gıda ve vitamin almadan da psikolojik ve fiziksel olarak rahat bir hamilelik geçirdikleri kabul edilen bir gerçek. Beslenme konusunda da daha önce yazdığım için, sadece aşerme hadisesine değineceğim. Bende klasik anlamda aşerme olmadı; yani ne bulsam ağzıma tıktığım, gece uyanıp buzdolabından birşeyler tırtıkladığım ya da kontrol edemediğim tuhaf yiyecekleri yeme krizleri yaşamadım. Fakat vücudum beni hamileliğin başından itibaren çok güzel yönlendirdi ve ben o ne derse yerine getirdim. Örneğin iki gün süt içmediysem hemen ayak tabanıma bir kramp soktu ki "amanın kalsiyum eksikliği yaşıyorum" diyebileyim. Ya da haftada üç balık yemeyi ihmal ettiysem, o hafta bir yorgunluk, bir dalgınlık yaşadım ki "fosfor ve omega 3 rezervlerim azaldı heralde" diyebileyim. Arada canım çilek istedi, hemen "C vitamini!!!" diyerek temin ettim, üzüm istedi "demir deposu" dedim. Şekerleme istediğinde de hiç geciktirmeden sütlaç yaptım, süte birkaç kurabiye bandım. Yani ne istediyse önce anlamını düşündüm, böylece beynim o gıda ile kimyasal ihtiyaç arasında bağ kurdu ve bunu bana öğretti. Aşerme buysa, evet sonuna dek yaşadım. Kısacası, gümmm! aşerme insanın beyninde diyorum ve vücudumuzdan gelen sinyalleri dinlemeyi öğrenirsek, oburlaşmadan, gereksiz kalori almadan, oramıza buramıza yağ depolamadan, hamileliğimizi çok daha sağlıklı geçirebileceğimizi öne sürüyorum.

Son olarak, psikolojik gelgitler.. Neymiş efendim, hamile kadın sinirli olurmuş, alıngan olurmuş, durduk yere ağlarmış, önüne geleni paylarmış. Pey pey pey! Gümmmm! uçan tekme geldi! Hamilelikte yaşanan duygusal değişimlerin nedeni çoğu kez hormonal değil psikolojik sevgili bloggercıklarım. Bunu size ailenizin psikoloğu olarak söylüyorum! Çünkü hamilelikte salgılanan hormonlar kadını "delirtecek" türden değil, "sakinleştirecek" türden hormonlar.. Oksitosin hormonu mesela, bağlanmayı pekiştiren hormondur ve anne ile bebek arasındaki o ilk ilişkiyi kurmaya yarar. Hamilelik süresince anne adayının çevresinde olan bitene sevgiyle, bağışlayıcı, kabul edici, yumuşak başlı bir şekilde yaklaşmasını sağlar. Serotonin ve oksitosin mutluluk hormonu diye bilinir ve özellikle stresli yaşam dönemlerinde salgılanır ki insanlar gereksiz ayrıntılara takılmasın, olaylara daha kolay hakim olabilsin, kuzu gibi sakin ve hatta vurdumduymaz olabilsin.. Kısacası, hamilelikte salgılanan hormonların işlevi anne adayını mümkün olduğunca mutlu, huzurlu, fazla ayrıntıya takılmayan, böyle anaç-sütlaç bir ruh haline büründürmektir. Eğer anne adayı sinirliyse, alıngansa, koca başta olmak üzere herkesi paylıyorsa bu hormonlardan değil, içinde bulunduğu çevrede onu huzursuz eden birşeylerin varlığındandır. Anne adayı bebeğe nasıl bakacağını düşünüp endişeleniyor olabilir, çevredeki çok bilmiş akraba ve komşuların bitmek bilmeyen annelik derslerinden bunalmış olabilir, kendini çekici hissetmiyor ve kocası tarafından ihmal ediliyor olabilir, ağır çalışıyor, ağır yiyor, az uyuyor olabilir. Yani normal şartlarda hamile kadının hormonları psikolojisini bozan değil, düzelten bir işlev görür. Eğer stresli ve sıkıntılı bir hamilelik geçiriyorsanız, bunun nedenleri çevresel sıkıntılar ya da kişisel kaygı ve korkulardır ki bunların da önüne bir psikolog yardımı ile kolayca geçilebilir.

Tabuları devirdik, yaşasın! Ama son olarak birşey söylemek istiyorum; ben şımartılmaktan ve pohpohlanmaktan hiç hoşlanmadığım ve kendi kendime yeten bilmiş bir tip olduğum için, bunlar benim kişisel hamilelik önerilerim. Ama tüm bu yazdıklarıma rağmen siz eğer hala kendinizi nazlatmak, önüne ne gelirse, ne ikram edilirse yiyen yuvarlak hatlı bir hamile olmak, mümkünse baş köşede kırlent yastık misali oturup hizmet edilmek ve bir prenses gibi herkese emirler verip hizaya çekmek istiyorsanız, hamilelik döneminde pohpohlanmak ve çevreden sonsuz bir şımartılma ihtiyacı içindeyseniz, yapın bunu! Çünkü bu fırsat bebek doğduktan sonra zor elinize geçer. Hiçbirşey yapmadan da tüm dikkat ve ilgiyi üzerinde toplayabilen minik bir paşa ya da prenses hayatınıza girdiğinde kimse sizi ne nazlaaaaar, ne de pohpohlar :) Tahtınız ele geçmeden son kez keyfini çıkartın bacılar..

2 yorum:

  1. Yazilarinizi okumayi cok seviyorum.Bircok konuda ayni fikirdeyiz ve bu ulke bunlari kaldirmiyor:( bendemi kendimi avrupaya atsam napsam:) yaziniza gelince bende asermedim,dogum sonrasi 3 kilo fazlam var ole topac gibi olmadim,sporda yaptim,tum sacma tavsiyelere ragmen kopegimi evden gondermedim,cinsel yasaminda saglik el verdigi surece her daim surdurulmesinden yanayim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşa taze anne :) Valla sana destek olan sosyal çevren ailen ve en önemlisi sen dimdik ayakta olduğun sürece hangi ülkede olursan ol fark etmiyor..

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!