19 Ağustos 2013 Pazartesi

Alo, kriz masası buyrun?!

Son günler tam bir roller coaster ayarında geçti. Yeni bir haftaya başlarken, yatakta gözlerimi bu hafta bir öncekinden daha rutin olur inşallah diye açtım, öyle bir bezginlik gelmiş üzerime. Bebekli yaşamın tüm ağırlığını, tüm kemik ve kaslarımda hissediyorum ve sabah uyanır uyanmaz - bebeto ben uyandıktan sonra 30dk daha yataktaki yokluğumu hissetmeden, hala fosur fosur uyurken - yeniden yapmaya başladığım yoga dahi bu ağırlığı hafifletmiyor. Yine de binlerce şükür tabii.. Kimse bebekli yaşamın kolay olduğunu söyleyemez ama bir gülümsemesi tüm yorgunluğa bedel, o bir gerçek. Velhasıl ne haftaydı yahu.. Allah düşmanıma vermesin.. 

Pazartesi günkü "karpuz krizi"nden sonra, salı günü bizim "göbekdeşlikten bebekdeşliğe" terfi etmiş bulunan kızlarla buluşup, spor adı altında kahvaltı yapılacak mekana doğru "hızlı hızlı yürüme" planımız vardı ve ben kendimden nasıl eminsem artık, bu plana bir de ekleme yapmış ve buluşma öncesi iş yerimi ziyaret edip, bebetoyu özlemiş bulunan iş arkadaşlarıma sevdirmeye niyetlenmiştim. Velhasıl bebetoyu normal zamanlarda asla giydirmeyeceğim şekilde, bembeyaz ve azıcık pembe ağırlıklı, fiyonklu, dantelli, işli, bülbüllü bir şekilde giydirmiş, kendimi de "doğurdum ama salmadım" mesajı içeren dar ve seksi siyah beyaz bir elbise içine sığdırmış, mutlu ve kıvançlı ve kokoş bir şekilde, memelerimi gere gere, sabahın köründe yollara düşmüştüm. İşyerimde oldukça heyecanlı anlar yaşandı ve uykudan uyanıp güzelce doyurulmuş olan bebeto etrafa gülücükler saçarak herkesi büyüledi. Ben de "ay tabii ki işimi çok özledim, insan üretken olmazsa yaşamamalı" gibi "aman pozisyonumu başkası kapmasın, bebeto büyüyünce geri dönebileyim" endişesi içeren cümleler kurarken, eş zamanlı olarak içimden de "ayol hiç özlememişim işi, sanırım 6 ay değil 1 sene kaçarım ben burdan" hisleriyle boğuştum. Velhasıl iş yerim güzeldi ama çalışmamak ve bebetoyu doya doya yaşayabilmek daha güzel.. Ordan çıkıp yollara düştük ve ilk hatam yanlış tramvaya binmek, ikinci hatam ise gideceğim yerin ters yönüne doğru gittiğimi ancak 15dk sonra algılayabilmek oldu. İki yanlış bir doğru etmiyor tabii. Şehrin çok alakasız bir yerinde zınk diye tramvaydan indim ve "ee? şimdi?" diye kalakaldım. Ama sorun bu değil. Bana "yardımcı" olmak için duran yaşlı adama güvenip üçüncü ve daha beter hatamı yaptım ve yine yanlış bir tramvayla gitmek istediğim yerden iyice uzaklaştım. Resmen mıknatısın eş kutupları gibi, ben buluşma yerine yaklaşmaya çalıştıkça buluşma yeri beni iteleyip iyice uzaklaştırıyor sanki! Yarım saat debelendikten ve 3 tramvay değiştirdikten sonra, bebeto acıktı ve çılgınlar gibi ağlamaya başlayınca, ilk bulduğum banka oturup - ki kilise önündeki merdivenlerin hemen yanıymış bu da - emzirmeye başladım. Tipik kilise önünde emzirerek dilenen genç kadın görüntüsü verdiğimin de farkında bile değilim tabii, gelen geçen halime acıyor.. Bebeto emdi emdi ve corrrrrrt diye fışkıran kakayı da yaptı. Sadece onun bembeyaz pembe kurdaleli elbisesi değil, benim doğurdum ama salmadım elbisem de sapsarı kaka tabii, sağolsun bu "fışkıran kaka" fenomeni.. Bebetoyu yedek elbiseyle değiştirsem de kendimi değiştirmem mümkün olamadı tabii. Artık o halde ne buluşması yahu, evren bana açık açık "kır dizini evine git" mesajını daha açık nasıl verebilir ki?! Döndüm kös kös eve.. Yıkandık arındık vs.. Böyle bir "fışkıran kaka" anısı da hafızalarımızda yer etmiş oldu.

Ertesi gün, yani çarşamba, Endonezyalı arkadaşım Indri telefon etti. Ağlamaklı bir sesle benimle konuşmaya acil bir şekilde ihtiyacı olduğunu söyledi. Evet terapist olmak böyle birşey işte.. Apar topar giyindik, evden çıktık ve Indri ile buluşup hem yürüdük hem de "doğada terapi" diye birşey varsa onu yaptık. Indri uzun zamandır uğraştığı halde çocuk sahibi olamıyor ve bunun tüm psikolojik ağırlığını yaşıyor. Normalde bebetosuz buluşmam daha "politik doğrucu" olurdu ama bebetoyla yapışık yaşadığımız için bu mümkün olmadı tabii. Kızcağız bebek özlemini anlatıyor, bir yandan ağlıyor, öbür yandan ben bebetoyu emziriyorum, emzirirken sevip öpüyorum.. Yanlışlıklar komedisi resmen. Bir terapistin en yapmaması gereken şeyler, bir dostun da.. Çok tuhaf hissettim. Yani bebeto ağlarken, huysuzken falan tüm o "ay bebeksiz yaşam da süpermiş, kıymetini bilemedik mi yoksa yahu?!" hissiyatı yalan oldu. Şükrettim bebetoma ve Indri için hayırlısı için dua ettim. Bir yandan da onun neden evlat edinmek istemediğini anlamaya çalıştım çünkü "hayır kendi çocuğumu istiyorum" diyen insanlardan Indri ve ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum.. Ama belki de onun yerinde olsam? Yok ya, ben o kadar annesiz babasız bebek varken, 3. tedaviden sonra bu kadar ısrarcı olmazdım sanırım.. Ama zor birşey bu yahu, bekara karı boşamak kolay derler.. Bebetoma sarıldım eve dönünce ve şükrettim..

Perşembe olaysız geçti diyecekken akşam saatlerinde bir email, göbekdaş-bebekdaşım Anna'dan. Kolikte bin kaplan gücü sergileyen oğlu Chris'i bakımevine vermeyi düşündüğünü, çok kötü bir anne ve berbat bir eş olduğunu, yorgunluktan elini bile kaldırmaya hali olmadığını ve bu şekilde daha fazla devam edemeyeceğini yazmış.. Ayol intihar notunun anne versiyonu gibi bişey. Alarm zilleri çaldı tabii bende! Alo ailenizin psikoloğu, buyrun?! Aradım Anna'yı ve ertesi gün buluşmaya karar verdik.

Cuma sabahı güzelce donattım kahvaltı masamızı, minik domateslere minik mozarellalar şişleyip şirin lokmalar bile hazırladım. Anna ile tren istasyonunda buluştuk ve eve yürüdük. Bizim evin yolu zaten terapi insana, yemyeşil, sincap ve kuş cıvıltıları içinde iki üç katlı evler hep. Bizim ülkede 80'lerdeki "mahalle ruhu" var, çok seviyorum. Anna yol boyu ağladı, Chris de kanguru içinde devamlı mızırdadı. Eve geldiğimizde ise mucizevi bir şekilde sustu ve evde kaldığı 4 saat boyunca tek bir ağlama sesi yaşanmadı.. Bu bebek milleti böyle zaten, yalnızken anamızı ağlatırlar, gezmeye gidince adeta melek.. Sonra da gel anlat insanlara ne kadar ağladıklarını ya da mızırdandıklarını, gel de inandır.. Herkes abartıyorsun sanıyor.

Velhasıl Anna ile uzun uzuuuun konuştuk, anneliğe dair mitleri ve gerçekleri.. Onun birinden "yalnız değilsin, bak ben de aynı şeyleri yaşıyorum" u duymaya ve kimseye söyleyemediği şeyleri paylaşmaya ihtiyacı vardı. Bana "bebek yapmanın hata olduğunu", "içinde annelik hisleri ve sevgisi olmadığını", "işini çok özlediğini ve 4 ay sonra başlayacak olmayı iple çektiğini", "bazen Chris'e sus artık diye bağırdığını", "kocasıyla devamlı kavga ettiklerini ve kocasının devamlı geç saatlere dek işte kaldığını" ve "Chris'i geri vermeyi ne çok istediğini" anlattı, ağladı, rahatladı.. Biliyorum ki tüm bu hisler normal ve tüm anneler ara sıra aynı şeyleri hissediyor. Ama toplumsal baskı bunu asla dile getirmememizi ve devamlı içimize atmamızı gerektiriyor ve içimize attıkça daha da büyüyor ve çözülemez hale geliyor. O nedenle yakın bir dosta - daha iyisi bir terapiste - bunları anlatmak, içini dökmek ve asla kınanmayacağını, yargılanmayacağını bilmek çok güzel, çok rahatlatıcı. Anna haftalardır kahvaltı edemediğini, sağlıklı birşeyler yemeyeli çok uzun zaman olduğunu söyleyince üzüldüm. Depresyonda değil ama kıyısında dolaşıyor ve Chris'e ya da kendine zarar verme düşüncesi olmasa da, endişeleri var. Eşinden ya da ailesinden de sosyal destek göremiyor. Bir de kolikli bebek üzerine tuz biber..

Geçenlerde okuduğum bir makaleyi verdim ona, buraya da linkini ekliyorum merak ederseniz diye. Bu makaleye göre, aslında bebeği patron kabul edip onun isteklerine göre annelik yapmak en iyisi gibi duruyor. Bir de afrika kabilelerinde bebek yetiştirme konulu kitap okuyorum bu sıra ve bu annelerin bebeği 12 dakikada bir emzirdiklerini, her mızırdanmada yanlarına koşup asla ağlatmadıklarını, genellikle vücutlarına bitişik taşıdıklarını ve beraber uyuduklarını falan öğrendim. Tabii gelişmemiş ülkelerde kolik diye bir problem de, doğum sonrası depresyon diye bir mevzu da yok.. Ya nedeni bu tip bebek odaklı davranışlar ve yakın temas, ya da ne bileyim yahu belki çok fazla kimyasal yiyoruz, yaşadığımız alanda teknolojik kirlilik fazla.. Ne bileyim.. Ya da biz fazla kafaya takıyoruz herşeyi, negatife odaklanıp pozitifi göremiyoruz. Bebek 10dk ağlayınca tüm gün ağladı diyoruz belki.. Ne bileyim.. Neyse, Anna daha mutlu ve rahatlamış döndü eve, bu iyi.. Ben de işyerim dışında azıcık terapistlik yapıp mutlu oldum, bu da iyi.. Bebetolar da yanyana yatıp birbirlerini incelediler, bu daha da iyi..

Haftasonu Beyaz Atlı Prens'le göller diyarına gittik. Hava 30 derece olunca Alplerden gelen buz gibi sularda yüzmek çok keyifli oluyor. Artık yazın son günleri burada, keyfini çıkarmak lazım..

8 yorum:

  1. Off kaka olayı fena olmuş ama şunu belirtmeliyim detayları öyle güzel anlatıyosun ki, bir sit-comun bölümleri gibi her yazından ayrı keyif alıyor ve gözümde canlandırıyorum. Arkadaşların adına üzüldüm ama bebekli yaşamın ne kadar zor olduğunu geçen hafta kardeşimle birlikte her an yaşadım. İki ayrı şehir, iki düğün ve saatler süren uykusuzluk. Haa, evde çıt olsa uyanan çocuk, bangır bangır müzikte resmen horlayarak uyudu o ayrı:) Öperim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bebek milleti sessizliği sevmiyor, sessiz olmayı da sessizlikte olmayı da :)

      Sil
  2. afrika kabilelerinde kolik ve lohusa sendromu yok yazmışsın ya çok hoşuma gitti :))
    bazı şeyleri biraz abartıyoruz evet ama işte insan her zaman içinde bulunduğu koşullara göre şartlıyor kendini sanırım biraz da çevre faktörü var
    sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çevre faktörü biraz değil, çooook var Duygu :P Ama hormonların fizyolojik sorunların da önemini es geçmeyelim tabii..

      Sil
  3. Okurken başım döndü epey maceralı bir hafta olmuş. Arkadaşların için bedava psikolojik destek hizmeti ne güzel bişey keşke benim de imkanım olsa

    YanıtlaSil
  4. Simdi ogrenen annecigim ne desem:) cok buyuk keyif alarak okudum yazdiklarini. Yasadiklarinizi gozumde canlandira canlandira:) evet keske boyle terapist yanibasinda dostlar basina ne diyeyeyim iyi olurdu ben de oralarda olsaydim:) anna ve bebegi icin cok uzuldum ama:(umarim kisa surede yoluna girer her sey..himm bir de o kahvalti masasi cok hosssss:)
    Sevgilerimle opuyorum sizi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Pelin, ben de seni çok büyük zevkle okuyorum. Bu aralar okuyamıyorum tabii ama yaz tatili nedeniyle başın kalabalık, mazeretin büyük ;)
      Anna konunsuna gelince; burada "ağlayan bebek merkezi" diye bir yer var, zor bebeklere sahip anne ve babalara psikolojik destek veriyorlar. Anna da oradan destek almaya karar verdi ve çok iyi etti.. Bu kolik durumu gerçekten çok zor, umarım 3 ay bitince o da biter.. Gelişmeleri yazıcam. Çok sevgiler!

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!