13 Ağustos 2013 Salı

Çılgın Pazartesi

Çoğumuzun aksine, benim Pazartesi gününe karşı için için beslediğim bir kinim yok. Hatta ebeveynlik tatiline çıkalı beri Nazım'ın dediği gibi; "Bence artık sen de herkes gibisin", sevgili Pazartesi! Lakin bu Pazartesi nasıl bir Pazartesiydi yahu, ben bile şaşırdım performansına.. Solumdan kalktım diyeceğim ama yatağın konumu gereği, benim yerime işe giden Beyaz Atlı Prens'in benden daha geç kalkması anlamsızlığında, yine de ille soldan kalkmakta inat edersem kendisinin üstünden aşmam gerektiği için, bu soldan kalkma hipotezi baştan çürür. Efendi efendi sağımdan kalktım yani. Fek'at, fak'it; kader ağlarını örmüş, bana leziz bir pazartesi hazırlamıştı bile..

Birkaç gecedir rüyamda karpuz görüyorum, evet bildiğiniz karpuz. Freud'çu anlamlar falan aramanıza gerek yok rüyalarımda.. Lütfen. Beyaz Atlı Prens son Asya seyahatinde, karpuz yedikten sonra motoru bozup cor-cor olduğu için, bir saçma neden sonuç ilişkisi geliştirip karpuzdan nefret etmeye başladığından beri, ben de koca koca karpuzları ona taşıtıp ağzımın tadıyla yiyemez oldum. Dolayısıyla karpuz rüyalarıma girer oldu. Velhasıl yine karpuzların kaçıp, benim peşlerinden kovaladığım rüyalardan biri sonucunda, Pazartesi sabahı erkenden - daha kargalar dahi kahvaltıya oturmamış, anka kuşu gördükleri yavrularını bakkaldan ekmek almaya yollamamış iken - Beyaz Atlı Prens ile yavrusunun uyumasını da fırsat bilerek, altıma bir "pantol" çekip, hızla evden fırladım. Fek'at, fak'it; evden hızla fırlayan sadece ben olmamışım. Köşedeki bakkalın önünde, ara sıra yazılarıma konuk manken olarak katılan sevgili kaynanamın Audi TT'si durmuyor mu! Kaynanam her sabah koşuya çıkıyor (lakin koşuya çıkmak için, önce TT'siyle ırmak kenarına gidiyor) dönüşte de marketten organik kahvaltılıklarını alıp eve dönüyor. Kendisini pek severim ve fakat sabahın 7.15'inde, daha yüzümü dahi yıkamamış, üşengeçlikten sütyen dahi takmamış ve pijama altına geçirilen kıçında delik olan "pantol"la, şaftım kaymış halde kucaklayacak kadar da değil.. İnsan ilişkilerinde, kaynana gelin ilişkilerinde özellikle, bazı "özen" halleri elzem bence. Yoksa adım "oğluma bakamayan paçoz"a çıkmasın durduk yere.. Neyse köşeden arabayı görmemle zınk diye durmam, sonra miyop gözlerimi kısa kısa arabanın plakasına bakmam, kendi kendime bir fak'it çekmem ve 180 derece geri dönmem bir dakikayı aldı. Ve fekat hesaplayamadığım, arabanın içinde oturan ve etrafı gözetleyen kayınpederimin beni görmesi ve bu acaip davranışımı hemen kayınvalideme yetiştirmesi oldu.. Olmuş yani..

Karpuzu almayı kafaya koyduğum için, herkesin işe gitme saatinde pijamalarımda Münih'in en nezih mahallesinde bir tur attım ve TT'nin yok olduğundan emin olduktan sonra markete girdim. Ki meğerse karpuz yokmuş! Akşam gelecekmiş kendileri. Peki.. Eve döndüm napiim.. Evde uyurken bıraktığım Beyaz Atlı Prens ve bebetoyu, uyanmış, beni evde bulamamış ve paniklemiş halde buldum. Bebeto sonsuza dek sütsüz kalmış olma olasılığıyla ağlarken, babası da "karım evden kaçtı" paranoyasıyla ağlayayazmıştı. Rüyamda gördüğüm karpuzu alamadan, eli boş dönmüş olmamı da, markette sütyensiz ve paçoz halde görünmemek için annesinden kaçtığımı da anlamayacağı için, "yürüdüm azıcık" dedim; bu da daha da endişelenmesine neden oldu tabii.. Üstüne de beni gördüğünü kayınvalideme yetiştiren kayınpederim sayesinde, telefonla annesinden "senin hatun bizi görmezden geldi, hayırdır?" türü bir serzeniş yediği için, benim akıl sağlığıma dair endişesi iki kat artmış ve eve gelme saatini iple çeker olmuş.

Netekim ben tüm bunlardan habersiz, kaynanayı atlattım sanarak, 17 sularında gelen karpuzun peşine takıldım ve bebetoyu göbeğimin üstüne, kanguruya koyduğum gibi koşa koşa gidip karpuzumu aldım. Bir başarı hikayesi..

Bu memlekette karpuz dilimle satılıyor, bilmem bahsetmiş miydim.. Dolayısıyla koca bir karpuzu almam ve kanguruda bebek, elde karpuz, mahallede sallana sallana yürümem oldukça heyecan yarattı (hatta bir takım İtalyan kargo dağıtıcısından "mamma mia" eşliğinde bir de ıslık yedim; ki bu yeni anne olmuş bir kadın için hakikaten güzel bir hismiş - zavallı ben).

Evde, kangurudan tahmininden önce çıkan bebetoyu bir ağlamadır aldı; ki bir başladığında kendisini susturamadığımız için, ağlatmamaya çalışıyoruz. Ve fakat karpuza mı dalayım, bebetoyu mu hoplatayım?! Kanguruya geri soktum bebetoyu ve o uykuya dalarken ben de aceleyle karpuza daldım. Tabii acele işe şeytan karışıyor. Bıçak cort dedi bileğime girdi. Ben o acıyla sıçrayınca, bebeto da panik içinde haykırmaya başladı. Tam o sırada da işten gelen Beyaz Atlı Prens (ve kafasında birbirini kovalayan binbir endişe), çıngır mıngır kapıyı açtı ve beni bileğimde bir kesik, kesikten dirseğime doğru akan kanlar ve kangurunun içinde ağlayan bebetoyla yakaladı. Adamı zaten iki aylık babalık izninden sonra işe zor göndermişim.. Bu manzara karşısında: "Bebek tüm gün ağladı ve karım kafayı yiyerek bıçağı kapıp bileklerini kesti" sanan adamcağızımın yüzü bembeyaz oluverdi. Bebetoyu mu kurtarsın, beni mi bilemedi..

Lakin o acıyla benim de sinirlerim altüst olmuş, bir ağlamadır koyuvermiştim. Ağzımdan da "ben ölürsem kim bakacak bu yavruya, üvey anne Helga ellerinde büyüyecek, ah yetimim ahhh" gibi anlamsız sözler dökülmekteydi.. Sadece bileği değil kafayı da sıyırmıştım anlayacağınız.. Bir süre ağladım ve rahatladım.. Beyaz Atlı Prens de kızımı ne idüğü belirsiz Helga'lara büyüttürmeyeceğine dair söz verdi bu arada. Ne anlamsızlık yarebbim yahu..

Sonra kaldığım yerden karpuzu kestim, yedim, uyudum.

10 yorum:

  1. haha çok güldüm ama komik değil tabi ki. çok geçmiş olsun. galiba bundan sonra canının istediği şeyleri yapabilmek için sen de benim gibi, önce bebeğin tüm ihtiyaçlarının giderildiği, rutinine kavuştuğu ve en sakin anında sessiz sessiz yapmayı tercih edeceksin. işin tek kötü yanı dişler falan çıkarken bu rutinlerin altüst olması bir saat sonrasını bile öngörememek. bu sabah eşim daha gitmemişken kahvaltımı ediyordum ayakta, kocam sordu neden oturmuyorum diye. öyle alışmışım ki ayakta alelacele yemeğe oturmak aklıma gelmedi, oysa kız babasıyla oynuyor etraf süt liman, böyle işte :)

    YanıtlaSil
  2. Ay ilahi canım ya, okurken kasıklarıma ağrı girdi gülmekten, sonunda ise hüzünlendim senin adına:) Hep hormonlar bunun suçlusu, bir karpuz ne işler açmış başına, kıyamam:)

    YanıtlaSil
  3. Gülün siz gülün :D Ben de gülüyorum halime tabii ki..

    YanıtlaSil
  4. Ufak bir aglama krizi olmadan bebili gunler gecmiyor sanki; her seye iyi tarafindan bakabilen sakin tipler cin bile oyle! Tam 40 olayini vukuatsiz atlattigimi zannederken sut atesiyle 39,5lari goren bedenime aciyarak ilk ve son olmasini umdugum sumuklu dakikalari yasadim ben de! Dogumuma da giren ebe telefonda daha ben hicbisey aciklamadan "vucudunu dinlendirmelisin ve daha fazla sutun artsin diye bir sey yapmana gerek yok" deyince koptu bende ipler. O oyle soyleyince ahhh yorgun vucudum, ahhh sut icin debelendigim saatler" diyerek kendime bir acimisim ki bu kadar olur:) Senin Helga versiyonun cok daha yaraticiymis yalniz:)
    Cigdem-Uzum

    YanıtlaSil
  5. Bir solukta okudum. Cok trajikomik bir gunmus.:)

    YanıtlaSil
  6. gecenin bu saatinde ne kadar güldüm anlatamam... küçük oglan annesi olarak sizi cok iyi anliyorum.

    beni cok güldürdünüz Allah da sizi güldürsün... hakkınızı helal edin...
    aslinda yasadiklarinizin -sizin gibi çocuğunu yalniz yetiştirmenin- ne kadar zor oldugunu biliyorum...

    T.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Gülelim eğlenelim, başka türlü büyümeyecek bunlar..

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!