29 Eylül 2013 Pazar

Bebek nasıl sevilir

Bu yazıyı anneanneciğimin vefatından ve dolayısıyla aniden apar topar Türkiye'ye gidişimizden 1 gün önce yazmıştım. Birçok şey geçersiz ya da önemsiz oldu ama ben yine de yayınlamak istedim; altına da yaşadıklarıma dair ufak notlar düştüm. Tırnak içindekiler "tatil öncesi" düşünce ve korkularım, dışındaki "italik" formatla yazılanlar ise "tatil sonrası" gerçekler üzerine. Buyrun okuyun:

"Haftaya Türkiye'ye gidiyoruz.. İple çektiğim, bir yandan da korktuğum bir seyahat bu. Sadece, 3 ayını yeni doldurmuş olan Maya ile uçağa binmek değil beni korkutan. Aslında bu pek umrumda değil, ağlasa da elbet susar, susmazsa da bizi paraşütle uçaktan atacak değiller ya! Hem bir uçak dolusu insanı bir daha nerde göreceğim aman boşver ya.. Ayrıca şimdiye dek yaptığım yüzlerce uçak yolculuğunda binlerce ağlayan çocuğa maruz kalmışlığım var, bu sefer de benimki diğer insanları delirtsin biraz. Göze göz, kulağa kulak durumu.. Çok takmıyorum.". Maya uçak kalkmadan önce tam 10 dakika bir ön sıradaki yaşıtıyla kanon yaparcasına, kimin sesi daha gür diye yarış edercesine ciyak ciyak bağırdı. Uçak kalkışa geçer geçmez, sanki sözleşme imzalamışlar gibi iki bebek de aynı anda sustu ve iniş de dahil olmak üzere tekrar ağlamadan horul horul uyudular. Tuhaf bir deneyim oldı, hostesler falan çok anlayışlı davranıyorlar, çok korkulacak birşey değilmiş..

"Beni asıl korkutan, Maya'nın Türk örf ve adetleri ile tanışması, yani "öpceğğğm teyzem seniiiiiiiiğ, yetir o yanakları ısırcağğm, bacakları sıkıştırcağğğm, butlardan bonfile yapcağğğm, havaya atıp atıp tutcağğm" gerçeği! Oy içim ürperdi yine bak, tüylerim diken diken oldu..

Ben çocukken en nefret ettiğim şey insanların koşarak üstüme çullanması ve oramı buramı sıkıştırıp öpmesiydi. Bunun bizim ülkenin kadınlarına has bir durum olduğunu tabii bilmiyordum o zamanlar. Sizin de böyle sıkıştırılma, öpülme kısaca taciz edilme hatıralarınız eminim vardır, ay ne beter bir durumdu o. İnanın sırf bu öpmelerden kurtulmak için, bir an önce büyümek istiyordum! Büyüdüm ve bilinçaltıma atıp unuttum tabii bu taciz hikayelerini, taa ki kendi çocuğum olana dek.

Yaşadığım bu havası da insanı da soğuk ve mesafeli Avrupa ülkesinde ben şahsen halimden çok memnunum çünkü içli dışlı, senli benli, mıç-mıç ilişkilerden pek hoşlanmam. Soğuk biri değilimdir ama önüme gelen herkesle samimi olmayı da sevmem, aslında baya baya insan seçen biriyim sanırım. Ama bir kez "seçtim seni pikaçuuuu" dediysem, artık o insan benim insanlarımdan biri olur, o ayrı.. Ama genel olarak fiziksel anlamda dokunmatik, sarılmatik, illa ki öpjjjjeeem tipli biri değilimdir. O nedenle, burda insanların uzak mesafe sevgi alışverişinden pek memnunum. Maya'yı sevmek için kimse üzerine atlamıyor, öpmeye koklamaya kucağına almaya kalkmıyor. Yaptıkları en çok bebeğe 50cm yaklaşıp gözlerine bakmak ve "ne şeker!" demek. Pek güzel bence bu! Çok aşırı sevgi gösterisi yapılması icab ediliyorsa (ki Maya'nın babanne ve dedesi bile bu şekilde seviyorlar) önce ayakları, sonra göbeğine hafifçe dokunmak ve sakin bir ses tonuyla usul usul güzel sözler söylemek yeterli oluyor. Zaten anne ve baba uygun gördüklerinde "kucağına almak ister misin?" diye sorarlar size, sizin ille "ver ver kucağıma" demeniz gerekmez yani..!

Ama bu durum Türkiye'de tepetaklak olacak eminim ve korkuyorum.. Öyle "aman çocuğum steril steril büyüsün, kimsenin eli eline, gözü gözüne değmesin" takıntım yok çünkü çocukların biraz kir toz mikrop içinde büyümesinin bağışıklık sistemlerini güçlendirdiğini biliyorum. Ama benim endişem, kendini aşarak bebeği mıncık mıncık eden, baldırlarını ısıran (ya evet var böyle tipler..!), şapır şupur öpen, ağlatana dek sıkıştıran tipler.. Çocuğumu bunlardan nasıl koruyacağım yahu ben? Bu tiplerin bazısı da eskeza birşey deseniz çok çabuk bozulup küser size, bilirsiniz..

Belki siz de böyle bebek seven birisiniz ama bebekler böyle sevilmekten hoşlanmıyor, bunu da bilesiniz! Hatta şu linke tıklayıp bir de uzmanından dinleyesiniz :) Kızım sana diyorum, gelinim sen anla!" Evet bu kadınlar ve adamlar gerçekten de her yerdeler, her an köşe başından çıkıp üzerinize atlayıp çocuğu kucağınızdan çekip almaya bile yeltenebiliyorlar, her an tetikte olmanız, kibarlığı boşverip "yok kucağa vermiyoruz, lütfen öptürmüyoruz" gibi cümleleri bol keseden sarfetmeniz gerekiyor. Gerekti. Artık yabancılara çocuk sevdirmeme-öptürmeme konusunda bin kaplan gücünde bir anneyim.

"Beni korkutan bir diğer nokta da annem, babam ve yakın akrabanın 'o öyle yapılmaz, böyle yapılır' diyip durmaları. Annemle babam beni 2 aylıkken ananeme bırakıp işlerine güçlerine dönmüş, 5 yaşımda birden bire beni geri almış insanlar oldukları için, açıkcası 5 yaş öncesi çocuklardan hiç anlamıyorlar. Vakti zamanında annemin alışveriş merkezinde kaybolmuş ağlayan 6-7 yaşlarında bir çocuğa 'canım sen ismini biliyor musun, biliyorsan söyler misin?' demişliği bile vardır hatıralarımda, o derece erken dönem çocuk gelişiminden bir haber insanlar kendileri.. Lakin aynı zamanda eğitimli ve hassas insanlardır da, dolayısıyla pek karışacaklarını sanmıyorum. Fakat ananemin dediği gibi 'torun baldan tatlı' ise, kendilerini kaybedip çocuğun üzerine fazla odaklanmalarından da korkuyorum doğrusu.." Aynen korktuğum da başıma geldi! Annemle babam nasıl bir çocuk özlemi çekmişlerse kendileri ananededezilla'ya dönüştüler. Üstelik canım anneannemin vefatı da üzerine tuz biber oldu, ailemizin çocuk konusunda en deneyimli ve en rahat ve en doğal insanı olmayınca, ben zaten ultra aşırı acemi anne, bir de yanımda ultra acemi anane-dede, tam bir cümbüş oldu. Maya iki hık dese 3 katlı evin en alt katından koşmalar mı ararsınız, kucağımda uyutmaya çalışırken 'ver ver ben uyutayım'lar mı (ki bu da işime geldiği için bir noktada fark ettim ki çocuğu emzirmek ve bezini değiştirmek dışında adam gibi kucağıma alıp sevip koklayamayalı 3 gün olmuş!), zaten klasik 'üstü ince, ayakları soğuk' muhabbeti olmaz sa olmaz.. Kısacası yeni anneye iyilik olsun diye yapılan ama aslında 'sen bırak ben yapayım, bak ben senden daha iyi biliyorum ve daha iyi yapıyorum' mesajı verip çocukla anneyi uzaklaştıran uygulamaların hepsini sağolsunlar yaşattılar. Hatta dönüşümüze 1 gün kala, beraber dışarıya yemeğe gitmeye kalktık (koca 1 ayda sadece 1 gece, o da haddimize düşmeden) ve Maya tabii ki yemeğin sonlarına doğru dozu arttıra arttıra ağlamaya başlayınca, annemle babam panik halde apar topar kalkmaya, eve koşmaya, biz de işi ağırdan alıp 'nasılsa evde de ağlayacak, boşverin, susar nasılsa' diyince bize 'bu ne biçim anne babalık, bu çocuğu ağlatmamak sizin elinizde, çok bencilsiniz, madem yaptınız layıkıyla bakacaksınız, böyle olmaz' ile başlayıp devam eden bir demeç vermeye falan da kalktılar..! Hayır, kendileri layıkıyla bakmış olsalar neyse de beni 2 aylıkken ananeme postalayıp kaçan insanlardan annelik üzerine ders almak da yani biraz anlamsız.. Üstelik Maya kolay bir çocuk değil, ağlayan, zırlayan bir çocuk. Ha evde ağlamış, ha dışarda, illa ki belli saatte ağlayacak yani, tecrübeyle sabit. Bizden beklenen nedir yani eve kapanalım, asla sosyal hayatımız olmasın, tamamen çocuğa odaklanalım, sonunda da kafayı yiyelim.. O zaman bu çocuk daha mutlu ve sağlıklı bir insan mı olacak sanıyorlar anlamadım ve bu çıkışlarına çok da şaşırdım.. Kaldı ki zaten ananemin vefatı nedeniyle tadımız yoktu, tüm bir ay ne doğru dürüst arkadaşlarımı gördüm, ne tatil yaptım. Anca evde Maya emdi, Maya uyudu, Maya uyandı.. Annemlerle 3 hafta gözgöze dizdize Maya baktık, son hafta artık rica minnet işe yolladım 'Biraz kızımla başbaşa zaman geçireyim, hem eve dönüşte çok bocalamamış olur, rutine geri döneyim' diyerek ve zor ikna ederek. Tamam, Allah için çok yardımları oldu, eşimin yokluğunda Maya'yı kucaklarında gezdirdiler, hoplattılar, sevdiler ama yani 1 ay sevdin hoplattın diye bu sana benim anneliğimi eleştirme ve değiştirme hakkı vermez. Bu davranışın hiçbir yapıcı getirisi de yok ancak bana 'sen yetersiz bir annesin' mesajı vermekle kalıyor.. Azıcık psikolojim bozuk olsa, kendime güvenim olmasa ayıkla pirincin taşını işte.. İnsan bir kez 'ya acaba ben bakamıyor muyum bu çocuğa, iyi bir anne olamıyor muyum dediği anda olay bitiyor zaten, çocuk hemen bu psikolojiyi anlıyor ve hemen daha da tedirgin bir çocuğa dönüşüyor.. Tam kısır döngü bu..

"Ama yine de iple çekiyorum tatili, ailemi ve arkadaşlarımı görmeyi, Maya'yı onlarla tanıştırmayı, denizi güneşi mis gibi yemekleri kucaklamayı :)" Anneannemsiz tadı tuzu yoktu, zaten denizi güneşi görecek halimiz ve isteğimiz de yoktu ama en azından anneciğimi babacığımı teyzelerimi eniştelerimi ve biri taa Amerika'dan biri taa İstanbul'dan gelen kuzenlerimi gördüm, ailecek kenetlendiğimiz, ne güzel bir aileyiz diye düşündüğümüz bir dönem oldu. Ve Maya tüm canavarlığına rağmen tat kattı hepimize. Sanırım o da çok keyif aldı, tam bir kucak bebeği oldu :) Ve annemle babamın aşırı üstüne düşmelerinin de sevgiden ve kıyamamaktan kaynaklandığını bildiğim için ufak müdahaleleri fazla takmamaya çalıştım, üzerinde durmadım, çocuğu 35 derecede çoraplı ve battaniyeye sarılmış bulduğumda görmemezliğe gelip ilk fırsatta soydum falan :) 12 ayda 1 ay böyle "Türk Bebesi" oluversin, ne olacak.. Di mi ama? Yani, sonuçta ne güzeldi ailemle olmak.. Keşke ananem de olabilseydi, Maya'yı bir de o kucağına alabilseydi.. Bulutlardan izliyordur değil mi? Ve içimde biliyorum bana "aferin kızım, sen güzel bir anne olmuşsun, bak doğru yapıyorsun bu işi" dediğini.. Sanırım en önemlisi de bu benim için..

12 yorum:

  1. Öptürmeme ya da mıncıklatmama durumu bizim ailecek bayrağını salladığımız bir uygulama. Şöyle ki ben de aynen senin gibi vıcık vıcık ilişkilerden durumlardan hazzetmem, insanlarla öpüşmeyi değil, sevdiklerime sarılmayı tercih ederim daha ziyade. Annem, anneannem, kardeşlerim hepimiz böyleyiz. Çocuk çok fazla sevmeyiz, başkalarının çocuğu dünya güzeli, kainat tatlısı olsa Allah bağışlasından öteye bir muhabbetimiz yoktur. Gerçi tüm bu buzdağı hallerime rağmen nerde kalabalık bir çocuk gurubu olsa hepsi başıma üşüşür, beni oyunlarına dahil etmeye çalışırlar ya da hiç sebepsiz sevgiyel bacaklarıma sarılan bile olmuştur:) Yeğenim Elif 9 aylık şu anda ve annesinin çocuğu kimseye mıncıklatmamak doğumdan beri en büyük mottosu.Bu konuda da gayet başarılı. Bizden yana içi rahat çünkü en fazla sarılıp biraz kucakta gezdiriyoruz okadar. Ama yabancılar: "Eliiiiiffff, gel kucağıma, ay bak bana gelmek istiyo." şeklindeki çığlıklarla yanaşmaya kalktığında kardeşim "Hayır hiç sanmıyorum." diyerek karşı tarafı müthiş bir bozguna ve hezimete uğratiyor ve ekliyor "Mevzu bahis Elifse, gerisi teferruat, kimseyi gözüm görmez, lafımı söylerim" diyor. Yani benim çekingen kardeşim gitmiş, yerine aynen dediğin gibi bir kaplan gelmiş:)

    Allah aşkına şu çocukları öpmeyin yahu, suratları kıpkırmızı, benek benek oluyor, sonra ortalığı Heidi'nin pembe yanaklı arkadaşları kaplıyor:)

    Tekrar tekrar başın saolsun, iyisin biraz daha di mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyiyim Baharcım, hep güzel anılarla anıyorum onu.. O da böyle isterdi.. Kardeşine de tebrikler valla, bizim memlekette öpjemmm teyzelerden kurtulabilene şilt vermek lazım çünkü :)

      Sil
  2. Öpme mıncıklama olayını yabancılar için sevmem ama kendim kızıma yapma hakkını saklı tutuyorum yine de onun tepkilerini gözleyerek, mayanın daha yaşı ufak ama bu tip kudurukluklar çocuklar için çok eğlenceli.duygu salıncağı isimli bir yazı yazmıştım böyle yoğun sevgi gösterilerine ihtiyaçları var çocukların bu yüzden anne baba yakın akrabalar mıncıklamalı diyorum ben sana :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok yakın akraba de sen ona bari.. :)

      Sil
  3. Hakikaten çok doğru yazmışsınız :) Benim oğlum da 15 temmuzda doğdu, İzmir'in yıldırıcı sıcağında annem de kayınvalidem de ve bilimum tanıdık komşu vs de tutturdu bu çocuk üşür ayağına çorap giydir, uyuyana kar yağar uyurken üstüne battaniyesini ört diye. Ben yapmadım çünkü onlara kanıp bebeği isilik yapmak istemedim. 15 günlükken gaz sancıları başladı (doktor bunun normal olduğunu söyledi) ama suç benim oldu, ayağını üşütüyomuşum bebeğin. Hatta bununla da yetinmediler, benim ayağıma da çorap giydirdiler o Allah'ın sıcağında. Soğuğu geçtim, ılıştırılmış su bile içirmediler, oda sıcaklığında su içtim hep. Neymiş, benim ayağım üşüdüğü için, ben soğuk içtiğim için bebekte gaz oluyomuş. Halbuki alakası yok (İnanmadığım halde yine de doktora sorup teyit aldım, alakası yokmuş). Neyse, biz Türkler her işi olduğu gibi bu korumacılık işini de çok abartıyolar. Anneler deyip geçtim, ne yapayım... Canımı sıkacak değildim ya, hı hı dedim yine kendi bildiğimi yaptım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çelik gibi sinirler gerektiriyor ama değil mi :) Hı-hı diyip geçiyorsun ama bir şey oluyor, iki dakika içinde özgüvenin yerle bir.. Zor valla annelik, bebekten değil, çevredekilerin akıl vermesinden zor..

      Sil
  4. Ben ne kuzenimin ne de kardeşimin bebeğine dokunamıyorum tam da böyle düşündüğüm için.

    Bak ben de varım bu öpüşmeli dünyada :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Ilgın'a sanal öpücükler yolluyorum o zaman!

      Sil
  5. Derin bir oh ve of demek istiyorum! 20 haftalık hamileyim ve kafamı kemirenler arasında bu durum da var. Şu an bebeğimi ben, eşim ve annem dışında kimsenin tutmasını dahi istemiyorum. Sigara, ter kokan, elini yıkamayan, şapır şupur öpen, şiddetle döverek seven insanlarsa en büyük korkum! İşin kötüsü, bayram ziyaretinde yakın bir akrabamız bebeğini ilk günler kimseye göstermeyen, rahatsız oluyor diyen ve uzun süre kimsenin kucağına vermeyen kuzenimi eleştirerek, soğudum çocuktan zaten bir daha da dönüp bakmadım, sen de öyle yapma dedi. Ki tam da aynısını yapmayı düşünürken, önden gelen baskıya bakın. İşin daha da garibi ve kötüsü, kuzenimin bebeği şimdi 1 yaşında, evet artık sevdiriyor ve bana telefon konuşmalarımızda doğur da sevelim tarzı cümleler kuruyor. Kendisi dikkat eden bir insan bile bunu derse, bilmiyorum ben artık kimleri dert edip hangi saçımı başımı yolayım. Ne dertliymişim, rahatladım valla.

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zeynep bu yaşadığın hamilelikle ilgili bir durum, lohusa döneminde de sürecek hatta kocandan bile almak isteyeceksin :) çok normal, oksitosin yani bağlanma hormonu bu, bebek kendini güvenceye almak için sana bolbol salgılatıyor. Sonrayavaş yavaş rahatlıyor insan, bebek büyüdükçe özellikle ilk hastalığından sonra artık biraz salıyorsun. şimdi 1 yaşından sonra zaten göreceksin gün gelecek ayakkabılıktan ayakkabıları alıp tadına bakacak, hep yerde eller ağızda, o zaman sen de daha rahat olacaksın merak etme :) sağlıkla al bebeğini kucağına inşallah, sevgiler

      Sil
    2. Peki ya ben ölürsem bebeğime nolucak, uzun uzun yaşayalım, torunlarımı görür müyüm diye durup durup ağlamam da mı hamilelikten? Mantıken saçma olduğunu bilsem de engel olamıyorum. Bir de çok korkuyorum çok ağlarsa, -ağlama konusunda sizinle aynı hislere sahibim- emmek istemezse diye. Kocam sıfır korku! O kadar mantıklı olmasıyla gurur duyan bir insandım ki, geldiğim noktaya hayret ediyorum.

      İnşallah, çok teşekkür ederim.

      Sil
  6. Aynen öyle, hamilelikte ve lohusa döneminde insan hormonlar nedeniyle bambaşka birine dönüşebiliyor.. Çeşitli endişeler ve korkular duyman normal, bebekle öğreniyor insan. Ama bunlar seni rahatsiz edecek düzeydeyse, küçük bebeği olan, samimi birkaç arkadaş kuzen falanla konuşmak, dertleşmek iyi gelebilir. Merak etme, hepimiz yaşadık, normal :)

    YanıtlaSil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!