22 Nisan 2014 Salı

Yeme, yedirme, yememe, delirme üzerine


Anaç-sütlaç her Türk anası, günün büyük bir bölümünde yavvvvrusunun peşinde "çatala dürtülmüş bir adet köfte ile koşturma" diye adledilen bir çeşit milli spor dalını icra eder, bilirsiniz, hatta belki bizzat yaşamaktasınız. Ha işte "ben onlardan olmayacağım!" düsturu ile yola çıktım, 6 aylık bebemin ilk dişi göründüğü anda paldır küldür katı gıdaya geçtim (buyrun burdan hatırlayın o maceramızı) sonra 7. ayda bir baktım eve kendi kendine yiyen bebek almışız (onun hikayesi de burada). Benim için "bebek beslenmesi" hiç bir zaman stres yaratan bir durum olmadı, "ay ciddi misin, bulamaç yapmıyor eline veriyorsun, o da yiyor mu?" diye şaşıran annelere ben bizzat kendim şaşırdım, "e peki ne veriyorsun, yemezse napıyorsun?" diyenlere "herşeyi (tabii ki tuzsuz, şekersiz, katkısız, doğal ve bebeğin gelişimine uygun herşeyi) veriyorum, e yemezse acıkınca yer" gibi rahat cevaplar verdim. Derkeeeeeeen.. Türkiye'ye ziyarete gittik. Ve bu seyahatte yeme-yedirme-yememe-delirme olayının çeşitli açılarından bakma şansını (!) yakaladım ben de. Nokta.


Baştan itiraf edeyim; ben şahsen ne yemek yapmaktan öyle aşırı zevk alırım, ne de özene bezene yapılmış yemekleri yemekten. Bizim evde yemekleri genellikle Beyaz Atlı Prens yapar, mesleği gereği bu işe de bir sanat gibi yaklaşır, görünümde ve tatta dengeli, sağlıklı ve lezzetli yemekler ortaya çıkartır. Arada sırada bana da bir şevk gelir, ben de birşeyler döktürürüm. Sonra sanatını icra eden üstadlar gibi köşeme inzivaya çekilirim falan (tembelim diyemedim, siz anlayın işte). Ama özetle; sağlıklı besleniyoruz, bol spor yapıyoruz ve ailecek bedenlerimizden ve kilolarımızdan memnunuz. Buna 10 aylık Maya'mız da dahil.

Benim Türkiye'deki ailemde ise sevgi vermek ile yemek yedirmek neredeyse aynı anlama gelir. Ailenin tüm kadınları (benim dışımda) inanılmaz yetenekli birer aşçıdır, sadece lezzette değil kısa zamanda 5 çeşit yemek yapmada ve yıllarca arkasından konuşulacak derecede titiz ve özenli sunumda da uzmandırlar. Hal böyle olunca, aile bir araya gelince; yemek yenir. Yemek yenirken de "aaa dolmadan almadınız, ay bir de böreğin tadına bakın, pırasayı bak sırf senin için yaptım, poğaçanın içine dereotu koydum seversin diye, salatadan da alın, bak son iki dolma kalmasın öyle, allahaşkına atıver ağzına" falan gibi sohbetler edilir, bazı aşırı hallerde yemek dışında birşeyden konuşulamadığı ya da kahvaltı sırasında akşam yemeği opsiyonlarının konuşulduğu dahi olur. Dolayısıyla ailenin kadınları ya etine dolgundur ya da saçma sapan açlık rejimi halindedir ve bu ne yazık ki psikolojilerine de yansır. Mutluyken yeme, üzgünken kendini aç bırakma ya da tersi durumlar sık sık yaşanır, yemek ile ilişkimiz sanki serseri bir sevgiliyle yaşanan inişli çıkışlı ilişki gibidir ve bizi de çevremizi de yıpratır.

Türkiye'ye ailemi ziyarete giderken, daha ben uçağa binmeden annem e-mail yazmış, konu "ne yemek yapalım, Maya ne yer".. "Ya ne varsa yer, siz merak etmeyin" dediysem de, tabii annem organik kıymalardan tuzsuz kötfeler mi hazırlamamış, bebek için özel mercimek yemeği mi yapmamış, organik tavukların ilk kez yumurtladıkları yumurtaları (! evet varmış böyle bir bakire tavuk konsepti!) mı bulup da almamış, artık özenmiş de özenmiş..

Tabii ne oldu, Maya hiçbirini yemedi. Üstelik alışkın olduğu gibi, bizimle masaya oturup, kimse kendisiyle ilgilenmezden kendi yemeğini yeme huyunu da bıraktı. O iştahlı, eline verilen herşeyi yiyen çocuk gitti; mızmız, ağzına demir kilit takılmış, es keza boş bulunup yediği şeyi de hüp diye tüküren bir çocuk geldi. Sadece o mu değişti? Ben de değiştim. O çocuğu 3 ana öğün, 2 anne sütü ara öğünü ile besleyen, her öğünde masaya alıp eline iki parça haşlanmış sebze veren, ara sıra kaşıkla önündeki mamadan besleyen, gülen oynayan, aynı anda sevgilisiyle yemek yiyebilen ben de gittim, yerime günün alakasız herhangi bir vakti çocuğun peşinde çatala takılı bir köfteyle koşturan, kapalı ağzından içeri mercimek taneleri tıkmaya çalışan, çocuk hiçbirşey yemedi bu öğün kesin zayıflıktan ölecek diye kahrolan, diğer çocuklara bak lömbür lömbür butları diye üzülen, kendi de bir kez oturup rahatça neşe içinde yemek yiyemeyen, yiyemediği ve doymadığı için de gün boyu önüne ne gelse ağzına tıkan ve 1 haftalık tatilde 1,5kg alıp dönen bir ana geldi! Üstelik biliyorum yanlış yoldayım, ama nafile, düzelemiyorum. Ay resmen "kal geldi" ayol! Delireceğim.

Kısırdöngü resmen bu. Çocuk yemiyor, sen zorluyorsun, çocuk iyice yemiyor, sinir harbine dönüyor iş. Neden böyle peki? Çünkü aile ortamı herşeyi etkiliyor. Çünkü kendi evimde yemek sadece beslenme için yapılan, üzerine fazla anlam yüklenmeyen bir aktivite ama Türkiye'deki ailemleyken yemek başlıbaşına çok önem arz eden bir sosyal aktivite, bir duygu alışverişi, bir sosyal roller, tutumlar, inançlar ve davranışlar bütünü. Çünkü evimde çocuğa yemek yediremezsem, alt tarafı çocuk bir öğün yemek yememiş oluyor, nasılsa acıkınca bir sonraki öğünü yiyecek diyip geçiyorum ama Türkiye'de çocuğa yemek yediremezsem "kötü anne, ilgisiz anne, zaten zayıf bu çocuk (Maya 51cm, 2500gr doğdu ve bacağı gıdısı etli butlugillerden değil ama kendi persentilinde gayet normal kilo ve hatta uzun boyda gidiyor), zaten demir hapı da yutmadı bu çocuk (burada demir hapı çocuklara verilmiyor ve bunun nedenini sorduğum doktor Türkiye'de kan ölçülmeden rastgele demir hapı verildiğini duyunca şok geçirdi ve bana demirin yan etkilerini sıraladı hemen), ayol bir tarhana çorbası bile vermedi (içinde tüm alerjenler mevcut ve elle yapıldığı için hijyenine güvenemediğim bir besin bozması bence, hem avrupalı çocuklar tarhana çorbası içmeden de büyüyebiliyor), bir yoğurt tattırmadı (inek sütü 1 yaştan önce ciddi derecede kansızlığa neden oluyor), bir pekmez içirmedi (pekmez ve diğer aşırı şeker içeren besinlerin özellikle sıcak pişirilirken ortaya çıkan HMF kimyasalı nedeniyle kanser ve diyabet hastalığı ile ilişkisi kanıtlandı), bu yaşta artık yumurtanın sarısının tamamını yemesi LAZIM (araştırmalar zorla yenilen hiç bir besinin vücuda yarar sağlamadığını kanıtladı)" oluyor. Bir de benim ailem vallahi ruhları ince, öyle fazla karışmayan, beni pozitif motive eden, destekleyen bir aile. Yani öyle Maya'yı başkalarının tombiş çocuklarıyla kıyaslayan, bana kendimi yetersiz bir anneymiş gibi hissettiren bir aile değiller çok şükür. Ama işte yine de "yeme ortamı" ya da "yeme odaklı ortam" hepimizi gerdi.. Hepimiz Maya ne yedi (daha ziyade ne yemedi, olumsuza odaklanma uzmanı olduk) kafaya taktığımız için, herkes her daim çocuğa çeşitli tatlar sundu, herkesin gözü Maya'nın ağız hareketlerindeydi falan. Üstelik ben biliyorum, çocuklar bu şekilde ilgi odağı olunca iyice yemiyorlar ve yeni gıdalara karşı bebeklerde zaten evrimsel bir temkinlilik, "bunlar beni zehirlemeye mi çalışıyor" düsturu hakim, bilmiyoranız 8 ila 20 ay arasındaki bebeklerin sevdikleri yemekleri bile reddetmelerinin ardında gelişimsel ve doğal bir süreç olduğuna dair iki yazıyı buyrun buradan ve buradan okuyabilirsiniz.

Velhasıl, o hafta ittirme kaktırma, yememe, delirme ile geçti. Ben artık "bu kız zayıflıktan kopacak, sonsuza dek yemek yemeyecek ve ölecek" ile "herşeyi yiyen kızıma nazar değdi böaaağğğğğğh" diye ağlama arasında biryerde evime geri döndüm. Evde neyse ki Türk olmayan bir Beyaz Atlı Prens var ve beni silkeleyip "hayatım kusura bakma da sizin sevimli bulup etlerini lömbürdettiğiniz topaç bebekler, burada obez diye tedavi altına alınıyor" diyerek beni düşüncelere sevketti..

Ve ben rahatlayınca ve "amaaaağn yemezse yemesin" diyince ne oldu.. Maya normal normal yemeğini yemeye, hatta artık tamamen kaşıkla beslenmeyi reddederek kendisi yemeye geri döndü. Hanım meğerse bağımsızlık derdindeymiş, ben küçük bebek değilim artık, bana insan gibi yemek verin dermiş ayol! Şimdi biz ne yersek o da bizimle sofraya oturup onu yiyor; yemeklerimizi tuzsuz, şekersiz, mümkün mertebe doğal pişiriyoruz (Maya hala anne sütü alıyor ve 1 yaşından önce bazı gıdaların verilmesi sakıncalı burada da yazmıştım, siz de maceraya atılmadan önce doktorunuza danışın lütfen). Misal, dün akşam tofulu, Hindistan menşeyli masala soslu (acı değil ama bol baharatlı) ıspanak yemeği yedik. Bu akşam totomu kaldırıp da girişebilirsem pırasalı, havuçlu ve bulgurlu somon yiyeceğiz. 10 aylık kızımızla, evet.
 
Tabii ki her çocuk gibi diş çıkarma döneminde, uykusunu tam almadığında ya da "solundan kalktığı" günlerde yine kaşıklar, tabaklar yere fırlatılıyor, domates sosları duvarlara fışkırtılıyor, o ağız yemin billah açılıp da 1 yudum yenmiyor ama; sonuçta ben rahatım, kafam rahat, "yemezse, bir sonraki öğünde, onda da olmazsa elbet bir zaman acıkır yer.." diyor, yemek işini fazla kafama takmıyorum. Sonuçta yemek yemek, çocuğun sağlığını devam ettirmek için yapılan bir araç değil mi? Çocuk sağlıklı, enerjik ve mutlu büyüyorsa ne kadar yediği önemli değil diyor doktorlar ve %100 işe yarayan tek bir altın öneri ekliyorlar:

Çocuğun neyi ne zaman yiyeceğine siz, ne kadar yiyeceğine ise kendisi karar versin.
Bu kadar.

Hamiş: En üstteki fotoğraf Willy Ronis'e aittir; aman emeğe saygısızlık, sanal hırsızlık olmasın.

8 yorum:

  1. Güzel ve faydalı bir yazı daha Ceren'den :) Haftasonu eşimin memleketindeydik. Yemek ve hayat üzerine çok ilginç deneyimler yaşayabileceğin bir yer. Hep demişimdir, bizler için şu kural geçerli; yaşamak için yemek yenir, orası içinse, yemek yemek için yaşanır. Dediğin gibi, sabah uyandıktan gece yatana kadar sürekli bir yemek yeme fiili :) Çene hiç boş kalmıyor. Hele bebeklere yeme yedirme faslını bir görsen polis çağırırsın :) İki kişi, biri çocuğu kucağına oturtur, ellerini kollarını zapteder, diğeri karşısında şebeklik yaparak çocuğu avutmaya çalışır. Kaşık zorla ağza sokulur, sokulur, çıkarılır. Kusturuna kadar tabaktaki lapa yedirilir :D En güzelini sen yapıyorsun, afferim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aklıma yağlansın da daha lezzetli olsun diye zorla beslenen kazlar, ördekler falan geldi ya :( Yazık bebelere..
      Dün Maya akşam yemeği olarak "sadece" 7 tane çilek yedi diye ben yine kuruntu yapmaya başlayacakken, bi dakika, onun kilosuyla benim kilomu karşılaştırırsam, onun 7 çileği benim için 42 çilek yemekle aynı, owww dedim :D Bakış açısını değiştirmek diye buna mı deniyordu?

      Sil
    2. Aaa bak bu da farkliymis, Türkiye'de 1 yaşından önce çilek vermiyorlar. Daha doğrusu kırmızı meyve vermiyorlar, alerjenmis. Vallahi ordakiler de insan evladı burdakiler de, ordakiler de doktor burdakiler de, neden oluyor bu fark anlamıyorum.

      Sil
    3. Evet biliyorum :) Burda ise 7. ay mamalarının içinde bile var çilek, kiwi, ahududu, böğürtlen :)
      Valla ben de anlamıyorum, azla başla ve 3 gün kuralını uygula diyerek kendimi rahatlattım 7. ayda verdim ben..

      Sil
  2. Sizle aynı fikirde ( hemen hemen her konuda) ancak Türkiye'deyiz. Çok zor işim çook

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kolay gelsin, dolmadan da ver çocuğa bak elini uzatıyor bak ilgisiz anne, bari sigara böreğini kemirseydi ;) Bu arada dolma ve sigara böreği çekti canım yahu, bizim memleketin de güzel yanları çok ve bol kepçe.. Hakkını yemeyelim (ya da yiyelim gitsin aman)

      Sil
  3. Yine guzel bir yazi tesekkurler.Oglum 5ayini henuz bitirdi ve ek gidaya yeni basladik.az az cilek yiyor.kirmizi meyveler cok faydali,kizilcik bile verdim bugun.ozellikle ananasin suyunu emmeye bayiliyor.bende istanbuldayim ama doktor farki demekki..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim. Allah bağışlasın oğlunuzu da. Evet kırmızı meyveler alerjik diye verilmiyor ama tutuyorlar şeker deposu ve hatta ısıtıldığında kanserojen olan pekmezi dayıyorlar bebeciklere.. Doktor tercihi gerçekten önemli.

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!