12 Mayıs 2014 Pazartesi

Nein, nein, nein!

Bu ara Maya'nın enerjisi çenesine vurdu. İlaç içirmeye çalışırken kafasını iki yana sallaya sallaya üç kere "nein nein nein!" demesi, bembeyaz koltuklarımızın sağına soluna saçılan şeker pembe antibiyotik lekesini bile göz ardı ederek gülmemize neden oluyor. Beyaz Atlı Prens'e papa yerine ısrarla "da-da", bana da mami yerine "memmm", dedesinin fotoğrafını görünce "dedeğğğ" ve gördüğü her şeyi işaret parmağıyla gösterip "thissss?" diye ismini sormasına ek olarak, bilinçli söylediği 5. kelimenin "hayır!" ve hatta gürül gürül, Almanca bir "HAYIR!" olması ne kadar inat ve kendi burnunun dikine giden bir insan olacağının göstergesi sanırım (yandık). Şaka bir yana, dil gelişimi serisinin ikinci yazısını yazmanın tam sırası sanırım.

Haftasonu bebeklik ve çocukluk döneminde çift (ya da daha fazla) dilin edinilmesi ve nörobilişsel dil gelişimi üzerine çok güzel bir seminere katıldım. Bu konuda uzun zamandır okuyorum, araştırıyorum. Biliyorsunuz bizim ailede üç ana dil konuşuluyor ve Maya'nın dil gelişimini ve bizim bunu desteklemek için neler yaptığımızı blogda ara sıra paylaşmaya niyetliyim. Bu konudaki ilk yazımı şuraya tıklayarak okuyabilirsiniz, özetle biz bir çok uzman tarafından önerilen "tek ebeveyn, tek dil, asla karıştırma" (one parent, one language, do not mix) kuralını uyguluyoruz.

Bu kuralın üç altın noktası var:
1). Evde kaç kişi çocukla ilgileniyorsa o kadar dil konuşulmalı (anne ve baba varsa 2 dil, anne baba bakıcı varsa 3 dil olabilir) ve ancak çocuk bu dilleri tamamen kaptıktan ve rahatça konuşmaya başladıktan sonra (2-3 yaş sonrasında) 3., 4., 5. diller eklenebilir.
2). Her ebeveyn mutlaka tek bir dili konuşmalı, bu dil anadil ya da kendini anadili kadar rahat ifade ettiği dil olmalı (Eğer iki dilliyseniz birini seçmelisiniz ve bu dil sizin kendinizi rahat ifade ettiğiniz, kelime hazinenizin ve gramer bilginizin olabildiğince kusursuz olduğu bir dil olmalı).
3). Ebeveynin kullandığı dil hiç bir surette, zaman ya da mekanda başka bir dille değiştirilmemeli (bir ebeveyn kafasına göre bir ingilizce, bir türkçe, bir almanca konuşmamalı)

Eşim ve ben 10 senedir birlikteyiz ve aramızda kullandığımız dilimiz ağırlıklı olarak İngilizce ve daha seyrek olarak Almanca. Eşim Maya ile doğduğundan beri Almanca, bense İngilizce konuşuyoruz. Bunun nedenlerini ilk yazımda uzun uzun anlatmıştım, "ay Türkçe neden yok?!" diye üzerime gelmeden önce buradan okuyun isterseniz, tekrar olmasın. Özetle, uzmanların önerisiyle iki dilden birini seçmem gerekiyordu ve ben İngilizce'yi seçtim. Çünkü eşim Türkçe bilmiyor, yılda 1-2 hafta tatil dışında Türkiye'ye dönme planımız yok, benim günlük yaşamımda blog yazma, gazete okuma, annemlerle telefonda konuşma dışında Türkçe kullanımım çok sınırlı, Türk arkadaşım 2-3 tane, onları da ayda yılda bir anca kahve içimlik görüyorum, İngilizce anadilim gibi oldu, rüyalarımı dahi genellikle İngilizce görüyorum ve en önemlisi de, ben böyle tercih ettim, bu benim kişisel kararım, tabii ki üç dili aynı anda öğretmeye karar veren ve bunun altından başarıyla kalkan aileler de var ama ben şu aşamada onu da bizi de zorlamak istemiyorum. Kızıma gurur duyduğum Türk kültürümüzü öğretiyorum ve Türkçe'yi de uzmanların önerdiği gibi 2-3 yaşından sonra, kurslarla, kitaplarla, diğer medya ile öğreteceğim. Merak etmeyin yani asayiş berkemal. Kendisi dile merak salarsa ve yeteneği de varsa, ailemizde konuşulan Fransızca ve İtalyanca'yı da öğrenebilir; her bir dil, bir kültür, bir zenginlik bence..

Velhasıl şu an yukarıdaki kurala göre İngilizce ve Almanca öğretiyoruz. Malum, normal gelişen bebekler 6-8 aydan itibaren "dede dada baba" gibi çift heceleri devamlı tekrarlamaya başlıyorlar ve 8. aydan itibaren bu heceler sizin söylediklerinizi ve kendi buldukları kelimeleri içeren daha anlamlı ve sürekli kelimelere dönüşüyor. 1,5 yaşında ise bebekler bir iki düzine kelimeyi söylemeye ve 2 yaştan itibaren cümle kurmaya başlıyorlar. 3 yaşında ise artık pragmatik ve sosyal konuşma becerisi gelişiyor.

Eskiden çift dilli çocuklarda bu gelişimin daha geç olduğu, dil edinimi sırasında bir çok fiziksel zorluk, psikolojik sorun yaşandığı ve buna benzer daha bir çok sorun ile karşılaşıldığı düşünülüyordu. Artık bunun doğru olmadığı biliniyor. Çift (ya da daha çok) dilli çocuklar da tek dilli akranları ile aynı aşamalardan geçiyor, yaklaşık aynı sürelerde aynı gelişim dönemlerini yaşıyorlar. Çoklu dil gelişiminin desteklenmesi için ailenin yapacağı tek şey, yukarıdaki üç altın kurala sıkı sıkıya uymak. Diğer yapılacaklar ise tabii ki ilk doğduğu günden itibaren çocukla göz teması kurarak bol bol ve tane tane, asla bebek dili kullanmadan konuşmak, şarkılar, masallar uydurmak. Bu bebek dili meselesi gerçekten önemli. Bebek dili (ham ham, düt düt, bıcı bıcı vs.) kullanılmayan çocuklarda hem dil gelişimi hem de son araştırmalara göre zeka ve bilişsel beceriler, akranlarına göre çok daha ileride oluyormuş. Bu haftasonu katıldığım seminerde de özetle bunlardan bahsedildi.

İçgüdüsel olarak yaptığım doğrular şunlar:
- Maya ile asla bebek dili kullanmadan konuşuyorum. Ne anlatıyorum derseniz, herşeyi.. Aklıma gelen düşünceleri, pencereden baktığımda gördüklerimi, dışarıda yürürken olan biteni, evde bir faliyet içindeysek en ince ayrıntısına kadar onu betimlemeyi (şu an beraber banyo yapıyoruz, bak su ne kadar rahatlatıcı, köpükler ne kadar şaşırtıcı, bak Maya, burda bir ördek var! gibi)
- Öğrenmesini istediğim bir kelime ya da cümleyi hemen arkasından ikinciye tekrarlıyorum (şimdi uyku zamanı, evet uyku zamanı! gibi)
- Bir kelimeyi belirli bir anlamda kullandığını fark ettiğimde onu önce onun kelimesini kullanarak motive ediyor ve dikkatini çekiyorum, daha sonra doğru kelimeyi kullanarak düzeltiyorum (dada koltukta evet, çok doğru, papa koltukta oturuyor! gibi).

Tabii ki işin daha çok başındayız ve Maya ile biz de çift dilliliği öğreniyoruz. Bu haftasonu katıldığım seminerde de doğru yolda olduğumuzu öğrendim, rahatladım, bana büyük motivasyon oldu. Umarım siz çift dilli ailelere de benim bu yazım motivasyon olur.

Bu konuda daha fazla okumak isterseniz; Bu kitabı çok severek okudum. Ayrıca 3 dilli aileler için de bu kitabı tavsiye ederim.

2 yorum:

  1. Bu yazımdan sonra özelden çok sayıda yorum aldım, keşke buraya yazsaymışsınız kızlar yahu, o kadar benzer konularda yakınmış endişelenmişsiniz ki.. Ben elimden geldiğince tek tek cevap vermeye çalıştım ama izninizle isim vermeden buraya yorum eklemek istiyorum çünkü diğer okuyuculara da faydası olacak bu yazışmaların.
    Bir anne demiş ki "dil gelişimi aynı, çok dilde gecikme olmaz diyorsunuz ama bizim kız 3 yaşında hala 10 cümle etmiyor". Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım. Benim çevremde çift dilli çok aile var ve bu çocukların çoğu 3 yaşına dek konuşmadı. Ben de bilim kadını olduğum için, bir şeye "kesin olur" demektense "olmaz" demenin daha kolay ve risksiz olduğunu, araştırma sonuçlarının manipülasyona ne denli açık olduğunu (benim istatistik hocam bizzat kendisi "istatistik, yalan söyleme bilimidir" derdi) biliyorum. Dolayısıyla haklısınız. Bilim ne derse desin, çocuklar tek dillilere göre "aynı" değil. İki ya da daha fazla dilin edinimi gözlemlediğim kadarıyla biraz gecikiyor. Ama endişelenecek bir durum değil bu. Çocuklar "hmm annem dadada diye konuşuyor, babam vavava diye, ben de bıbıbıb diyeyim ozaman diye düşünüyor ve kendi kafalarına göre, işaret diliyle, beden diliyle bir şekilde anlatmak istediklerini anlatıyorlar. Sizi anladığını görüyorsanız, beden dilini kullanmaya başladıysa, endişeye gerek yok, elbet gelecek konuşma.. Biraz sabır.
    Öte yandan, bazı çocuklar karakterleri gereği bazı yetişkinler gibi daha sessiz, içedönüktürler. Bu mizaç, bunu değiştiremeyiz. Sessizlikle bilişsel gelişim ve zekanın hiç ilişkisi yoktur. İçimizi rahat tutalım.
    Diğer çocuklarla çocukları karşılaştırmayalım, her çocuğun büyüdüğü ortam, kendi genetik paketi farklıdır. İki kardeş bile birbirinden ne kadar farklıdır, bilirsiniz. Dilin kazanılması da hem çocuğa, hem aileye, hem de sosyal çevreye bağlı değişiklikler gösterir. Bunu unutmayalım.
    Bazı dil terapistlerinin katı kuralları oluyor, şu yaşta şu kadar kelime konuşmalı, bu yaşta şunu söyleyebilmeli diye. Bunlar safsata. Her çocuk kendi gelişim eğrisinde ilerliyor ve çocuğunuz anlıyorsa, sizinle çok basit de olsa, sözcüksüz de olsa bir şekilde iletişim kuruyorsa, yeterlidir. Gerisi zamanın elinde.. Ben dil terapisti değilim ama bunalan anneleri, endişeleri anlıyorum. Bu endişelerden kurtulmanın tek yolu, çocuğunuzu izlemek, ona güvenmek, gerisini de biraz rahat bırakmak.. Zor ama kimse annelik kolay birşey demiyor zaten.. Hepimizin zorlandığı alanlar var, kimi dil gelişimi, kimi fiziksel gelişim, kimi sosyal gelişim, uyku düzeni, beslenme... Sonsuz uzatılabilir bu liste. herkesin zorlandığı alanlar var, hepimiz yaşıyoruz. Hiçbirimiz süper anne değiliz, hiçbirimizin çocukları her alanda süper değil ve olmamalıyız, olmamalılar. Kusurlarla, zorluklarla, çocuk yetiştirmek bir öğrenme süreci. Umarım hepimiz "meli" "malı" yerine anı yaşamaya ve çocuklarımızın "yapabildiklerini" "başardıklarını" görmeye odaklanabiliriz. Diyerek gazı veriyor ve kaçıyorum, sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. bizim oğlanın da almancası var demekki. dişlerini sıkarak yere pat pat vurarak "nayynnn nayyyynnnnn" diye bağırıyor. ben de ne diyo diyordum :)

    YanıtlaSil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!