24 Mayıs 2014 Cumartesi

Yaramaz çocuklar için çocuk hapishanesi neden gereklidir

Öğrenen Anne'nin şok edici yazı dizilerinden biri daha: çocuk hapishanelerine EVET! Ama neden evet, bi' sorun bi' okuyun, yargısız infaza HAYIR!

Dün bizim eve iki yeni eşya geldi. Her ikisi de Maya'dan önce birkaç çocuk büyütmüş, deneyimli eşyalar. Evet, bit pazarından nur yağdı eve yine (ikinci el eşyalara EVET). Bu eşyalardan biri atlı tahterevalli, diğeri de çocuk hapishanesi. Evde "vahşi batıda yaşam" etkinliği düzenlemişiz gibi hissettim bu kombinasyonla bak.. Maya sonunda hapse düştü ve atı Düldül de barın dışarısında, bir ıslık çalmasıyla onu hop diye hapishaneden kurtarmayı bekliyor (RedKit'e selam olsun!)

Gördüm, vallahi gördüm, ilk başta yüzünüz güldü, sonra asıldı bak! Atlı tahterevalliye evet de hapishaneye niye hayır? Bir zamanların en önemli çocuk oyun ve oyun alanlarıymış bu ikili.. Her ikisinin de çocuk gelişiminde yararlı olduğunu düşünüyorum, evet. Tahterevallinin eskiliği, Maya'dan önce kaç çocuğu güldürmüş olması ve tahta oluşu hoşuma gitti. Bizim nesil böyle boyasız, dilsiz, tahta eşyalara bayılıyor (yaşasın hipster annelik) fark ettiniz mi, bizim annelerimiz ise hep renkli plastik, sesli ışıklı elektronik oyuncak peşinde. İlginç. Çocuk yetiştirmede kuşak ve yaklaşım (ve evet moda) farkları işte.. Tahterevallinin arkasına da IKEA'dan aldığımız şişme mama masası arkalığını koyduk (mama masasına arkalıkla sığamayan Maya, tahterevallinin geniş arkasından kayıveriyor), cuk oturdu (IKEA evimizin herşeyi!). Hem rahat, hem eğlenceli, yaşasın Düldül!

Maya Düldül'le coşarken, biz de salonun çocuktan uzak kalmış son kalesine 1,5mt x 1,5mt'lik hapishaneyi kurduk. Bazı anneler bu çocuk hapishanelerine karşılar, çocuğu kısıtlıyormuş, çocuğun özerkliğinin gelişimine engelmiş diye. Hayır efendim, hiç de değil. Çocuğu orada saatlerce tutup siz de koltukta tırnak cilalayacaksanız, doğru. Ama tüm gün evde tek ebeveyn / tek bakıcı ve emekleme abanma dönemindeki çılgın velet olarak takılıyorsanız ve yavrunuz parmaklarını prize sokmadan, evdeki çiçeklerin yapraklarını mideye indirmeden, fişleri dişlemeden iki dakika onu yalnız bırakıp tuvalete gitmek, duş almak, mutfakta iki domates kesmek gibi günlük işleri yapabilmek istiyorsanız, bence şu dönemde çok ama çok gerekli.

Afacanlar mobil hayata geçeli beri, hayatımızda "yaramazlık" denen bir konsept oluştu tabii. Anne olmadan önce, çocuklarla çalışan bir klinik psikologken, en sık duyduğum cümlelerin başında "Bizim çocuk çok yaramaz, dur durak bilmiyor" geliyordu. İtiraf edeyim, bir terapist olarak ben her zaman "bir köşede sus pus oturan uslu çocuk"tan daha fazla çekinirim. Meslek yaşamımda her zaman bu "uslu çocuklar"ın bir buz dağı gibi, suyun altında, görünmeyen derinliklerde bir çok sorunu saklamaya çalıştıklarına şahit oldum. Çocuğun doğasında uslu uslu oturmak yoktur. Fiziksel ihtiyaçları giderilen, sağlıklı bir çocuğun ödevi "yaramazlık yapmak"tır. Bizim yaramazlık dediğimiz bir çok davranışın altında merak, yeni şeyler öğrenme arzusu, öğrendiği yeni şeyleri deneyerek pekiştirme ya da elimine etme dürtüsü yatar. Yaramazlık aslında çocuğun çevreye uyum ve kendi sınırlarını deneme, sosyal rol ve davranışları öğrenme ve buna bağlı olarak bilişsel, sosyal ve fiziksel zekasını geliştirme yöntemidir.

Tabii ki biz ebeveynler olarak her zaman, çocuğu "göz göre göre" paldır kültür gelecek tehlikelerden koruyamak isteriz. Fakat kontrollü yaramazlığa müsamaha gösteren ebeveynler, bunun meyvelerini de daha bağımsız, özgüvenli, sınırlarını bilen, nerede nasıl davranılması gerektiğini bir yetişkinin uyarısı olmaksızın kestirebilen bir çocuk yetiştirerek alırlar.

Peki nedir bu kontrollü yaramazlık?

Çocuğu ihmal etmeden yani ona o an ve ortamda gerçekleştirdiği davranıştan gelebilecek fiziksel ve psiko-sosyal zararları ve ondan çevreye gelebilecek zararları göz önünde bulundurarak, çocuğu olabildiğince kendi ile başbaşa bırakmak, müdahale etmemek, davranışlarında "neden-sonuç" ilişkisini kurabilmesini sağlamak; yani kontrollü yaramazlıklara izin vermek her anne babanın temel görevlerinden biridir. Çocuklar düşe kalka büyür, çocuklar bazen 1000 nasihat yerine 1 müsibetten ders alır. Çocuklarımızı pamuklar içinde, cam fanuslar içinde koruyarak, sakınarak yetiştirirsek, elbette sakınılan göze çöp batar. Çünkü çocuk sınırları ve tehlikeleri öğrenmesi gereken çocuklu döneminde öğrenemez. Bu sınırlar ve tehlikeler çocuk büyüdükçe büyür, ne kadar geç karşılaşılırsa o kadar zor öğrenilir.

Maya'nın kontrollü yaramazlıkları pek bol. Mesela salonun bir ucuna Maya'yı, diğer ucundaki orta masasının üzerine bir oyuncağını bırakıyorum. Maya o masaya gidiyor, masanın köşesine tutunarak yükseliyor, üstündeki oyuncağa abanıyor, hop popo üstüne düşüyor. Ya da çekmecelerin içine merak saldı bu dönem. Engellemiyorum, gidiyor, çekmeceleri açıyor, içindeki kabloları çekiştiriyor, bazen oyuncaklarını ve eline verdiğim ve yemek istemediği meyveleri (!) o çekmeceye kendi koyup kapatıyor, sonra açıp alıyor. İhmalkar anne miyim şimdi ben? Hayır. Çünkü abandığı o masanın üzerinde, o çekmecelerin içinde Maya'ya fiziksel ya da psiko-sosyal zararlar verecek nesneler yok ve ben salonun bir köşesinden ona müdahale etmeden, onu izliyor, kablo vs. gibi "oyuncak olmayan" oyuncaklarla oynarken asla yalnız bırakmıyorum. Bazı anneler bu tip eşyaları toptan kaldırıyor ama ben bunun doğru olduğunu düşünmüyorum çünkü her yasakta olduğu gibi, bunda da çocuk yasak nesneye gereğinden fazla merak duyacak ve illa ki bir fırsatını bulup o nesneyi deneyecek. Gelişimin kurallarından biridir bu. Bir insanı ne kadar baskı altında tutarsanız, o insan o kadar "olurunu bulma uzmanı" olur ve hepimizin bildiği gibi, herşeyin "oluru" bir şekilde bulunur.

Basit güvenlik önlemlerini alıp, çevreden ona ve ondan da çevreye bir zarar gelmeyeceğine kanaat getirdikten sonra çocuğu kendi kendine bırakmak, beş duyusunu doya doya kullanmasını sağlamak, kendiyle zaman geçirmenin güzelliğini öğretmek inanın çok muhteşem meyveler verecek size. Bu sayede "anne ben sıkıldııııım"ları azalacak, bu sayede "terlik geliyo bak terlik"ler ortadan kalkacak, bu sayede "yabancıların çocukları uslu uslu oturup yemeklerini yiyo, neden bizimkilere bir köfte yedirmek için kırk takla atıyoruz"lar bitecek. Çocuk yaşama dair merakını giderebildiği, doyurabildiği için o sağa sola saldıran "yaramaz" hali geçecek. İşin tüm sırrı; kontrollü yaramazlık. Deneyin görün derim. "Bizim oğlana valla bunu deniyoruz, iyice azıtıyor" diyenler için de "o zaman siz kendi temizlik, düzen, adab-ı muaşeret kanunlarınızı gözden geçirin ve az biraz daha esnetin" diyorum ;) Daha ne diyeyim?!

Velhasıl bizim bücür tüm oyuncaklarıyla içine konulunca pek bir neşelendi, bardan tutup tutup dikiliyor, elindeki oyuncakları bara vuruyor seslerini dinliyor, "içerdeki" halinden memnun. Yaşasın çocuk hapishanesi!

7 yorum:

  1. :) Süpermiş. Bir gün çocuğum olursa kesinlikle kullanırım :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kedikolara sökmez mi? Aşarlar üstünden falan.. Ya geçen gün düşünüyordum, neredeyse 1 yaşına girecek ama hayvancıkların 1 senede yapabildiklerini düşününce yüz karası vallahi insan yavrusu :D

      Sil
  2. Yaklaşımın çok güzel. Güzel bir yazı olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler :) Var mı sizin evde de hapishane çalışmaları?

      Sil
  3. Vallaha ne diyeyim bu bedavaya sunduğunuz psikolog hizmetinizden yararlanmak büyük nimet, farkınızda biri olarak şanslıyım velhasıl. Yüzde bir milyon hak veriyorum anlattıklarınıza ve yaşadıklarınıza. Vee öğrendiklerim içinse teşekkür ediyorum.
    Saygılar ve sevgiler efenim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Rica ederim yahu, ben teşekkür ederim motivasyon için!

      Sil
  4. Yahu ben donup donup geriyi okuyorum tabi, o kadar alismisim ki totomun yer gormemesine bebenin pesinde dilim disarida kosturmaya, son gunlerde kendi oturup oynayacak falan olsa üzülüyorum, bir etkinlik mi yapmalı oyun mu oynamali diyorum. Yoksa uyanik oldugi her an kaliteli zaman gecirmeliyiz ondan baska seyle ilgilenmemeliyim kafamdan cikmali ve hafif hafif is guc yapmali miyim? Vicdan azabi duyuyorum onu ihmal etmia gibi hissediyorum ya, oyle bir kolesi yapti ki beni, salsa da gitmiyorum artik :)

    YanıtlaSil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!