17 Haziran 2014 Salı

Kızımdan öğrendiklerim (0-1 yaş)

"Öğrenen" anne olarak, kızımdan öğrendiklerim: 
(listeyi her ay güncelliyor ve tekrar düzenliyorum)

Kızım 1 yaşındayken: Tamam artık herşeyi ağzına götürmüyor derken, kaşla göz arasında kaçıp ayakkabılıktan özenle seçtiğin ayakkabı tekinin altını yalayabileceğini, yoğurt kabıyla başbaşa kalıp bu seviyeli birlikteliğinizin ilk saniyesinde kabı başından aşağı geçirerek kahkahalar atabileceğini, bana muzur muzur bakıp başını iki yana sallaya sallaya saksı çiçeklerimi tek tek yolacağını, banyo sonrası ikimiz de çıplakken ve ben seni kurulayıp temiz temiz öpeyim şu kızımı derken üzerime işeyeceğini, burnumu öper gibi yapıp ısırıp kahkahalar atacağını sonra da "hadi hadi yok bişeyin" der gibi yanağımı sıvazlayacağını; yani ufacık insan evladının kocaman bir insanı bile her saniye şaşırtabileceğini öğrendim.

Kızım 11 aylıkken: Doktorun "ihtiyacı yok, emzirmeyi bırakın artık" dese bile, hala gece 3-5 defa uyanıp meme istediğinde, gözümden uyku akarken koşarak, duvara ve mobilya köşelerine çarpa çarpa odana gelip "ne zaman bitecek bu çile" diye düşünürken, senin minicik ellerinle kolumu sevmeye başlaman, yanaklarımı okşaman, burnumu şap diye öpmen, tüm bunları yapıp rahatlayınca da totonu öbür yana devirip uyumaya devam etmen ve benim bu ayrıntılarda mutluluğu bulmam.. Zor günler ve gecelerde bile, seninle bir güzellik olduğunu öğrendim.

Kızım 10 aylıkken: Totodan ittire ittire peşimde odadan odaya gidiyorsun ya, kapıların arkasına saklanıp anne burdaaa! diyince kikir kikir çığlıklar atıyorsun ya, babana her sabah el sallıyorsun ya, çimenlere oturup top oynuyorsun ya, cırtlak sesini pek güzel sandığın için her ortamda bıdı bada babuu diye şarkılar söylüyorsun ya, ağzına yaklaşan kaşığı bir darbede duvara fırlatıp önüne koyulanı kendi kendine yemek istiyorsun ya, her şeyi gösterip "thissss?" diye adını soruyorsun ya; işte bu ayın bana öğrettiklerinden sadece bir kısmı bu. Sadece bir ayda bebekten çıkıp çocuk olmaya geçtiğini öğrendim, boşuna demiyorlarmış sana artık baby değil de toddler diye!

Kızım 9 aylıkken: Bir pazar sabahının 7.15'inde evden koşa koşa çıkıp, spora gidip, otobüsle eve geri dönerken kızımı pek çok özleyince, otobüsün en arka kapısından inersem eve 1 metre daha yakın ineceğimin ve onu 10 saniye önce kucaklayabileceğimin hesabını yapabileceğimi öğrendim.

Kızım 8 aylıkken: (Delirmeden ve delirtmeden de) bebekle 14 saat uçak yolculuğu yapılabildiğini, tropik adalara gidilebildiğini, sevgiliyle romantik bir tatil geçirilebildiğini, dinlenilip(!) yepyeni bir enerjiyle eve geri dönülebildiğini öğrendim.

Kızım 7 aylıkken: "Oturma" denen eylemin yatarken çevrilip oturur konuma geçmek değil, sadece sırtında destek olmadan kendi kendine oturabilmek anlamına geldiğini öğrenip, kızımın bir aydır "oturduğunu" bu şekilde başkasından duyup da fark edebileceğimi (ayol yani ne kadar salak olduğumu) öğrendim.

Kızım 6 aylıkken: 40'a çıkan ilk ateşli hastalığının ne kadar korkutucu olduğunu, canavar hareketli ve gür sesli bebeğimi, ateşli ve sessiz sessiz yatan bebeğime yeğleyeceğimi, hatta buna bir an önce dönebilmek için dua edebileceğimi öğrendim. Ha bir de, yanağıma kondurulan o bol salyalı öpücüklerin bağımlısı olabileceğimi öğrendim.

Kızım 5 aylıkken: Yeni doğan bebeklerin asıl ihtiyacının beyin geliştirici oyunlar, uyaranlar, aktiviteden aktiviteye koşmak değil; rutin, sessizlik, sakinlik olduğunu, buna kavuşan bebeğin kolik sandığımız çığlık çığlığa ağlamalarının kesilivereceğini öğrendim. Bir de bu sakinliğin sadece 1 hafta sürebileceğini, süt vampiri bellediğimiz 5 aylık bebeğin iki alt dişini birden çıkarmaya azmedebileceğini, dişi çıkan bebek yemeğe başlar düsturuyla apar topar ek gıdaya geçiverebildiğimi de öğrendim.

Kızım 4 aylıkken: Bazı bebeklerin ne emzik, ne biberon istemeyebileceğini, gerçeği varken sahtesini ne yapayım diyen bebetoların ağızlarına dürtüp durmanın anlamsız olduğunu "nihayet" öğrendim. Ayrıca şu kanguru ya da sling denen şeylerin sadece bebek için değil, benim belim, kolum, boynum için de hakikaten mucizevi olduğunu öğrendim.

Kızım 3 aylıkken: Hayatın kırılganlığını, biricik ananeciğimin tornunun kızını göremeden, bir trafik kazası nedeniyle vefat ediverebileceğini, böyle bir acı karşısında ailecek kanatlanmanın ne kadar önemli olduğunu, insanın en önemli gücünün "ailesi" olduğunu öğrendim.

Kızım 2 aylıkken: Yanında bulunarak bebeği yüzüstü yatırmanın mucizevi bir şey olduğunu, süt arttıran besin diye birşey olmadığını ama süt arttıran psikoloji (boşvermek, rahat ve huzurlu olmak) diye birşeyin kesinlikle geçerli olduğunu, buram buram dökülen saçlarımın tüm evde duvardan duvara halı kaplatmışız izlenimi vermeye başladığını (böğk!) ve ister en pahalı şampuanı kullanayım, ister bakım kürleriyle kafayı bozayım, hiçbirinin işe yaramayacağını, durumu kabullenmek ve keltoş yaşama merhaba demek gerektiğini öğrendim.

Kızım 40 günlükken: Lohusa psikolojisinin korkunç değil, aksine harika olduğunu; çevresel stres olmadığı sürece, hormonlar nedeniyle deli gibi enerjik, mutlu olunabildiğini öğrendim. 40'ı çıkan bebeğin "bir günde değişmesi" denen şeyin safsata olduğunu da öğrendim.

Kızım 15 günlükken: İlk 15 gün boyunca melek gibi uyuyan, bizimle bira bahçelerine gelen, dışarılarda gezen sessiz kızımda Kolik denen illetin kitap gibi 15. günde başladığını, bu kadar küçük bir canlıdan bu kadar gür sesin çıkmasının mümkün olabildiğini öğrendim.

Doğum sırasında: Normalde kağıt kesiğine bile dakikalarca acıyla tepinen biri olarak, epiduralsiz, ağrı kesicisiz, normal doğum yapabildiğimi; kırmızı ojelerimle ve gür çığlıklarımla doğumhanenin "çılgın akdenizlisi" ünvanını söke söke alabileceğimi, bu arada kızımın da tam bir "fırlama" olduğunu öğrendim.

Doğuma 1 hafta kala: Eskiden kan aldırmaktan deli gibi korkan benim, yeter ki bebek içeride biraz daha uzun kalabilsin diye her sabah koştura koştura kan vermeye gideceğimi, yaşadığım karaciğer problemi nedeniyle normalden 3 hafta önce doğumun gerçekleşeceğini duyduğumda ilk düşüncemin "ama daha tulumları, bezleri hazır değil?!?" gibi absürd bir düşünce olabileceğini, dolayısıyla 36. haftadan itibaren doğuma ve bebeğe hazır olunması gerektiğini öğrendim.

Hamileliğin son üç ayında: Her hamilenin illa ki kocaman bir karnı olacak diye bir kural olmadığını söylemekten dilimde tüy bitebileceğini, 7 aylık göbekle koşu bandında koşulabileceğini, son dakikaya dek fiziksel aktivitelerden uzaklaşmamanın insana moral ve güç verdiğini, dostlarla içilen çayın, eşle çıkılan tatillerin, kendini şımartarak geçirdiğin günlerin bana ve bebeğime sağlık ve mutluluk olarak döneceğini öğrendim.

Hamileliğin ikinci üç ayında: Dedikleri kadar muhteşem bir dönem olduğunu, insanın hamileyken kendini ne kadar güzel, neşeli, sağlıklı ve umut dolu hissettiğini öğrendim.

İkili testin sonunda: Engelli bir çocuğa sahip olma olasılığının, insanın yaşamında karşısına gelebilecek en korkunç şüphe olduğunu, "eğer test sonucu pozitif gelseydi neye karar verirdim" düşüncesinin uzun süre kabuslarıma girebildiğini, "sağlık"ın sahip olduğumuz tek ve biricik "en önemli" olduğunu, gerisinin de boş olduğunu öğrendim.

Hamileliğin ilk üç ayında: Tüm evrenin, kainatın buram buram koktuğunu, özellikle de Çin mutfağı gibi koktuğunu; her köşe başında, iki adımda bir kusan birini gördüğümüzde "pis sarhoş!" diye yargılamamamız gerektiğini öğrendim.

Hamile olduğumu öğrendiğimde: İçime kelebek kaçmış gibi heyecanlanmayı; test çubuğunu masaya koyup, gidip gelip tekrar kontrol ederek, "hala hamileyim!" diyip tekrar tekrar heyecanlanmanın mümkün olduğunu öğrendim

Çalışmalara başlayınca:  Bir işe aşırı bir hevesle ve takıntılı bir şevkle başlayıp, iki yenilgide nasıl hemen demoralize olduğumu ve "olmuyo işte, bırakalım gitsin" dediğim anda hamile kalmamın beni nasıl şaşırttığını görünce; "çocuk yapma" işinin takıntıyla değil, eğlenceyle yapılması gerektiğini, insanın kendini rahat bırakıp, olağan hayatın akışına kapıldığında bu işlerin daha kolay olduğunu öğrendim.

15 yorum:

  1. Ne güzel yazmışsın ben bunlara ek olarak bi osuruğun bilmem kaç doktordan daha kıymetli olduğunu, aslında o bezlerde her açtığımda kaka olması için ne dualar edebileceğimi öğrendim ( hunili anne 😄)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) çok haklısın çok! bazen eşimle birbirimizi telefonda 5dk'dır kaka muhabbeti yaparken falan yakalıyoruz, toplum içinde.. değerlerimiz nasıl değişiyor yahu, korkutucu! :P

      Sil
  2. Eczacı annem de hep öyle derdi, çıkıp doktora taşımak yerine çocukları; ,önce bi sırtını ovalayıp gazını çıkartın, bin doktora devadır bazen.. Kakaya da elmas derdi, kıyamam annem benim =) Bezinde elmas bulacağız, hadi! =)))

    Yaşadıkça her şey olumlu yönde değişebilir, kaldırabilme gücü artar diye düşünürüm hep ama bahsettiğin her maddede 'sağlık'tan bahsetmişssin aslında; üstelik bebeğinin sağlığı.. Dünyalara bedel ..Hep sağlık, hep güzellikler sizinle olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bak ben hiç farkında değildim, çok şaşırdım, hakikaten öyle yapmışım :/ Amin! Hepimizle olsun!

      Sil
  3. Bayıldım, diğerleri gibi bu da muhteşem bir yazı olmuş...

    YanıtlaSil
  4. Bir süredir uğrayamıyordum bloğuna öğrenen annecim, özlemle biriktirmişim okumam gerekenleri :)) çocuk büyütürken sürekli şaşkın halde gezmenin normal olduğunu öğrendim ve ilahi aşkın, meğer içinde beslediğim parçam olduğunu öğrendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama Öznurcum bak boş durmamışsın, ne güzel şeyler öğrenmişsin sen de :) Daha sık uğra, beklerim.. Sevgiler

      Sil
  5. İnsanın en önemli gücünün ailesi olduğu, kişinin hayatta kalma dürtüsü yoksa ölüyor, değil mi? ailesi varsa yaşıyor.

    YanıtlaSil
  6. aman Tanrım (kırmızı ojeler hariç) yaşadıklarıma ve öğrendiklerime pek bir benziyor!
    :)

    YanıtlaSil
  7. çok güzel bir yazı olmuş.. ben de 2,5 aylık kızımdan biiii dolu şey öğrendim..sabırlı olmayı mesela..
    ve kolik bizde de var :) sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla doktora yaparken bu kadar öğretici geçen bir senem olmadı :P

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!