16 Eylül 2014 Salı

Çocuğu sevgiy(L)e boğmak

Son yazımda sormuştum; benim hala çocuk olmadığımı, büyüdüğümü kabul etmek ailem için neden hala bu kadar zor? diye.. Bana göre bunun nedenini yazmak, aslında orta üst seviye, eğitimli "Beyaz Türk" ailelerinin çoğunda olduğu gibi, ben büyürken benim ailemde de olan ciddi bir sorundan bahsetmek, kanayan bir yaramıza daha parmak basmak istiyorum sevgili okurcuklarım: çocuğu sevgiye ya da daha doğrusu sevgiyle boğmak..

Bu durum çocuğu şımartmak'tan biraz farklı bir durum ve ülkemizde ve dünyada bir çok çocuk değil yeterince sevgi alabilmek, yeterli gıda, bakım ve sağlık hizmeti alamazken, öz ebeveynleri tarafından cinsel, fiziksel, psikolojik şiddete maruz kalırken, ya da en basiti ihmal edilirken, sen kalkmış "amanın aşırı sevgi aldım, güdük kaldım" muhabbeti yapıyorsun, ayıp be öğrenen anne, diyeceksiniz. Haklısınız ama insan mutlu olmak için hep kendinden kötü durumları düşünürse, evet mutlu olur ama kendini de daha iyiye doğru nasıl geliştirir? İyi ebeveynliğin üst sınırı yok, biliyorsunuz.. Hepimiz her gün öğreniyoruz, kendimizi geliştiriyoruz.

Benim çevremde bir çocuğa aşırı sevgi vermek, bir nevi ebeveynlik görevi olarak düşünülür. Aşırı sevgi vermek ona her istediğini almak, onu şımartmak değildir tabii ki çünkü artık sağır sultan ebeveynler bile bilir bunun zararlarını. Ama çocuğu teee çocukluğundan itibaren bir birey olarak kabul etmek, ona değer verip yetişkinlerin dünyasına almak, ebeveynliği arkadaşlığa yaklaştırmaya çalışmak, açık ve saydam olmak ve evet, elinizden ne geliyorsa onun sınırlarını devamlı zorlayarak, evladınızın hayata en iyi noktadan başlamasına, avantajlı konuma geçmesine fırsat vermek. Yani bildiğin yemedim, yedirdim durumunun eğitimli ve bilinçli aile versiyonu. Kilit cümle: seni çok seviyoruz, sen bizim gözbebeğimizsin, sen bizim en değerli varlığımızsın. Nesi yanlış derseniz, üç şey birden yanlış. Sen bizim en değerli varlığımızsın. Çocuğun anladığı: bizim hayatımızın odağı sensin, senden başka bir hobimiz, yaşam amacımız, kişisel hedefimiz yok hayatta. 

1. Bunu duyan çocuk, vicdan azabı duyar. Onun refahı için ebeveynlerinin yaşamının sınırlandığını, onların kendisi için ne çok fedakarlık yaptığını, o olmasa belki de hayatlarının çok daha güzel olacağını, belki daha çok gezip tozacaklarını, yiyip içeceklerini, daha az çalışacaklarını ve daha çok hayatın keyfini çıkaracaklarını düşünür. 

2. Bunu duyan çocuk kaygı duyar çünkü ebeveynlerinin mutluluğu onun mükemmel çocuk olmasına bağlıdır. Ebeveynlerinin fedakarlıkları onun daha iyi, daha mükemmel imkanlar içinde büyümesi, ilerde olabileceğinin en iyisi olması içindir. Olabileceğinin en iyisi olmaya çalışan çocuk, diğerleriyle değil (daha beteri) kendiyle devamlı yarış içindedir ve bunun sonucunda da genellikle kaygılı, kendine güvenemeyen, başarılı fakat iç dünyasında dinginliği sağlayamamış, hayatta üst noktalarda fakat hala ne istediğinden tam emin olamayan, aklı ortalama bir entelden biraz daha karışık ve en acısı genellikle yaşadığı topluma ve onun orman kanunlarına yabancı hisseden bir yetişkin olur.

3. Bunu duyan çocuk kendini sınırlandırılmış, özgür iradesi elinden alınmış hisseder. Bu çocuğun hata yapma özgürlüğü yoktur, yapılan hatalar bile illa ki ders alınacak, ilerde aynı durumun yaşanması engellenecek, yani çocuğun "mükemmel"e ulaşması sırasında bir adım olmalıdır. Çocuk ailenin bu aşırı verici halinin karşılığını verebilmek adına (çünkü her ilişki bir alışveriş dengesidir) hayat boyu uğraşır ama uğraştığı alanların alt limitleri hep önceden belirlenmiştir. Boynuz kulağı bir milim dahi olsa illa ki geçmelidir, ama o boynuzun boyu aşırı yüksekten başlar. Mesela, ailesi doçent bir çocuğun doktora yapıp kalması başarısızlık olarak görülebilir, üç çocuklu bir ev kadını olmayı "seçme" gibi bir lüksü ise asla olamaz.

Peki ne yapmalı da çocuğa sevgiyi dolu dolu verirken, onu kısıtlamamalı, sınırlamamalı, korkutmamalı? Arkası yarın :)

4 yorum:

  1. Yazıyı anneme göndersem mi diye bi düşündüm. Bir solukta okudum. Bilmek, özgürleştiriyor ama çözmüyor. Devamnı merakla beklemekteyim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ;) Bebekdaşım sana yazdım, annesi sen anla!

      Sil
  2. biz yapıyoruz da bizim bebekler de bu kaygıları taşıyacaklar mı? onlar da annem benim için ne fedakarlıklar yapıyor diyecekler mi? bunun farkına bile varacaklarını sanmıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz dedik mi? ;) Hayır. O zaman...? Boşver o da kendi çocuğunda cebelleşsin, biz kendimizinkini büyütelim yeter :D

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!