17 Eylül 2014 Çarşamba

Sevgiyle boğmadan sevebilmek

Bir önceki yazımda; çocuğa aşırı sevgi vermenin, onun psikososyal gelişimine olumsuz getirilerinden bahsetmiştim. Özetle; çocuğu sevgiyle boğmak, onun ebeveyni değil de arkadaşı gibi davranmak, onun özgür bir birey olduğunu kabul etmenin ötesinde onu bir çocuk gibi değil de yetişkin gibi düşünerek yaşından büyük bir olgunluk beklemek, özdenetim becerisini geliştireceğiz derken, ondan kendi mükemmelliyetçiliğimize eş değer bir gelişim beklemek, onu ilerde bizim bir adım ilerimizde olmaya koşullandırmak, kısacası kaygı duymasına neden olmak anlamına gelebiliyor. Peki; çocuğa sevgimizi dolu dolu verirken, onu kısıtlamamayı, korkutmamayı, kendi değerlerimizi empoze etmeden onun seçimlerinde özgür olabilmesini sağlamayı nasıl başarabiliriz?

Üç adımda:

1. Kendi yaşam sevgimizle, yaşam heyecanımızla ona örnek olarak.
Yani, en başta biz birey olarak yaşamı, yaşamımızı sevmeliyiz. Seçtiğimiz yolların arkasında durmalı, yürüdüğümüz yoldan memnun değilsek de yeni seçeneklere açık olmalı, yaşamın her saniyesini doya doya yaşamalı, keyif almalıyız. Bu o kadar zor değil. Hayat toz pembe değil ve herkesin kendi şartlarına göre yaşam zorlukları var. Fakat bulunduğumuz noktada sahip olduklarımızın değerini görmeli, bunlar için şükretmeyi bilmeliyiz. Yaşamı beş duyumuzla, duygularımızı bastırmadan, başkaları için değil, kendimiz için yaşamalıyız. Mesleğimizi, ev dışında çalışmıyorsak hobilerimizi ve ürettiklerimizi, yetiştirdiklerimizi sevgiyle, heyecanla yapmalıyız. Bulunduğumuz noktadan memnun değilsek, pasif yakınmalar yerine aktif değişimlere yönelmeliyiz. Bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en önemli değer yaşam sevgisi ve evrenin tüm canlılarına yönelik eşit bir etik anlayışıdır bence, gerisi bunların üzerine inşa olur.. Bizi etkin, üretken, sevgi odaklı ve etik değerlere sahip gören çocuk, yaşama dair olumlu bir bakış açıcına sahip olur, başarısızlıklardan korkmaz, değişime ve farklılıklara açık, esnek bir insan olur. Dolayısıyla hangi yolu seçerse seçsin, kendi adımlarını korkusuzca atar, takıldığı noktalarda yardımsız kararlar alır ve uygular.

2. Farklı yaşam yollarının, farklı seçimlerin de insanı mutluluğa ve doyuma götürebileceğini göstererek.
Kendi seçtiğimiz yolların daima doğru yollar olmadığını, yaşamda bir çok rengin bulunduğunu, farklı düşünceler, farklı inançlar olduğunu çocuğa göstermeliyiz. Bizim sosyo ekonomik düzeyimizden çok daha düşük şartlarda yaşayan, yine de mutlu olabilen insanları görmek, onun mutluluğu parayla ilişkilendirmesini, mesela yemek yediğimiz yerdeki bir garsona ya da evimizi temizleyen bir çalışana saygılı davranmamız, onun statü farklarının insani değerleri etkilemediğini anlamasına, sanatçı ile doktorun ya da garson ile işadamının hümanizm ortak paydasında eşit olduğunu öğrenmesine yarar. Bir şekilde ilerde mesleğe ve eğitime bağlı sosyal statü edinemezse bile, yaşamından doyum alabilmesi, kendi içinde mutlu olabilmesi için bu önemlidir. Tüm dünya hümanist olmasa, toplumsal kast kuralları çok güçlü olsa bile, insan nasıl gözle bakarsa karşısındakinin de kendisine o şekilde baktığını duyumsar, önemli olan kendine güvenmek, durumuyla başırık olabilmektir çünkü.

3. Sevgiyi aşırı vermek yerine, koşulsuz vermeyi öğrenerek.
Bir insana aşırı sevgi vermek korkutucudur; çünkü hem siz bu sevginin sınırlarını belirleyemez, bu kadar büyük bir sevgiyle ne yapacağınızı bilemez ve kuralsız ve sınırsız bir sevgiyle kaybolabilirsiniz, hem de bu kadar büyük bir sevgiyi alan kişi, bu sevginin karşılığını vermeye çalışırken çok büyük hatalar yapabilir ve kendi duygularını, kendi hedeflerini sırf sizin sevginizi eşitlemek adına hiçe saymaz zorunda kalabilir. Onu karnesi pekiyilerle dolu geldiğinde, spor müsabakasında başarı kazandığında, güzel bir pasta yaptığında, odasını topladığında ya da o gün huysuzluk yapmayıp ağlamadan yatağa gittiğinde sevmek kolaydır. Ama siz onu ağlarken, yerlerde tepinirken de öpün, karnesinde sıfırla geldiğinde ya da hiç hoşlanmadığınız o çocukla çıkmaya başladığında da sevin, ona neden korktuğunuzu, neden endişelendiğinizi söyleyin ama sizin seçeneklerinizi seçmek istemediğinde, tepetaklak burun üstü çakılacağını gördüğünüzde de yanında durun, canı acıdığında ona sarılan yine siz olun. Koşulsuz sevgi; onun kendi yanlış hedeflerini belirleme, kendi hata ve başarısızlıklarını deneyimleme anlamına gelse bile aşırı sevgiden her zaman daha iyidir çünkü çocuğa kendi yaşamını yaşama şansını verir. Dünya annesine duyduğu aşırı sevgi yüzünden onun yaşam hedeflerine ulaşmak için çabalayan ya da annesinden ayrılamadığı için bir aile bile kuramayan mutsuz "örnek evlatlar"la doludur. Bunlardan biri olmayın, sevdiğinizi özgür bırakın, bırakın koşsun, düşsün, yaralansın, kanatlarını açıp uçup gitsin. O döner dolaşır, size gelir, yine gider, döner dolaşır, hep gelir..

6 yorum:

  1. Cok guzel bir yazi coook tesekkurler.ben bu kosullu sevgi olayini annelerde goruyorum daha cok.gecenki sevgi ve dellenme durumunun dellenme kisminin annelerin cocuklari kucukken yaptiklari fedakarliklarin ileride karsiligini gormedikleri durumlarda meydana geldigini dusunuyorum.ve şimdi ve gelecekte çocuğumun kararlarina saygi duyabilen onu koşulsuz sevebilen bir ebeveyn olmayi diliyorum.bu tarz yazilar çok guzel insani durup kendini gelecegini ebeveynliğini sorgulamaya sevkediyor.tekrar tesekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim, yorumlar beni motive ediyor :)

      Sil
  2. Senden çok şey öğreniyorum.Kendi hayata bakış açımı dile getiriyor olman,bunların literatürde olması ve doğru olduğunu görmek yanlış düşünmediğimi ve yanlız olmadığımı gösteriyor bana. Iyi ki varsın öğrenen anne ve çoğu şeyi seninle birlikte öğrenmek keyif veriyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Nurhan, ben de öğrendiklerimi paylaşıyorum dediğin gibi, böyle bir yorum almak da üzerine ballı fıstıklı kaymaklı bir tatlı oluyor (acıktım ben galiba)

      Sil
  3. İlk maddeyi genel olarak hep uygulamak isteyip beremeyen ama o minik canavarımı kucağıma alınca sanki çok enerjikmiş, hayat doluymuş gibi yapan annelerdenim malesef :) miniğimin yanına hep çok mutlu olsam da o kadar yorgun ve halsizim ki nereye kadar sürdürebilirim bunu bilmiyorum
    ayda bir boynum tutuluyor iki büklüm kalıyorum. uykusuzluktan ölmek üzereyim. bütün ev işleri bana bakıyor. bir de ilgisizlikten yakınan bir koca var!
    nedir bu kadınların çektiği yahu
    erkeklerin hiç böyle kaygıları olmuyor. reankarnasyon diye bişey varsa lütfen bir sonraki versiyonumda erkek olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamak istiyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yapsam yaranamıyorum diyorsun yani :) O zaman sen de boşver aman kendine bak, sen kendine odaklanınca bak onlar da nasıl değişecekler, enerjisi de yükseliyor insanın, bu anlamda bencilliğe sonuna kadar evet! Bu arada kadın olmak güzel yahu, ben hiç istemem erkek olmayı, haldır huldur :D

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!