22 Temmuz 2015 Çarşamba

Çocuklardan ve umuttan..

En çok da şu yandaki fotoğraf içimi acıttı. Umudun, gerçekleşecek hayallerin, naifliğin ve kırılganlığın fotoğrafı çünkü..

2000 senesinin yılbaşı gecesi, benim hayatımın en güzel yılbaşı gecesiydi. Üniversite yıllarımda gönüllü olarak çalıştığım bir uluslararası çevre sivil toplum kuruluşunda, bir kampanya düzenlemiş ve 1999'daki büyük depremden çok yara almış olan Değirmendere'li çocuklar için kendimiz ve destekçilerimizden hediye gelen oyuncakları iki ay boyunca temizlemiş, onarmış, sınıflamış, paketlemiş ve çocuklar için hazır hale getirmiştik. 31 Aralık öğleden sonrası 15 kişi ve koca koca çuvallara dolan hediyelerimiz bir minibüse doluşmuş, sırtımıza sadece birer el çantası ve uyku tulumu almış, şarkılar türkülerle güle eğlene akşam saatlerinde Değirmendere'ye varmıştık. Bir arkadaşın yerlere uyku tulumlarımızı atıp uyuyabilmemiz için ayarladığı köy evinde, hemen ilk iş ısınabilmek için ocak yakılmış ve sonra herkes köy evinin karlarla kaplı ıssız ve sakin ön bahçesinde yakılan ikinci mangalın çevresinde toplanmış, gruplara ayrılmıştı. İlk grup kendimize ufak tefek yemelik bir şeyler hazırlayacak (mangalda pişirilen vejeteryan ürünler, ekmek ve peynirdi o yılbaşı menüsü), ikinci grup hediyeleri dağıtacak, sonra her iki grup birleşip yenilecek içilecek, plastik poşetlerle kar kaplı tepeciklerden aşağı kayılacak, herkes birlikte bulaşıkları yıkayacak ve o sıcacık eve bir dakika olsun girilmeden sabah edilecekti.


Yemekle pek alakam olmadığı için hediye dağıtan ekipteydim. Kilometrelerce yol yürüdük o gece, elimizde fenerlerle, sırtımızda çuvallarla. 3-4 kişilik gruplar halinde civar köyleri dolaştık, kapıları çaldık, "bu evde çocuk var mıııı? çık dışarıyaaa" diye bağırdık. Biz onlara hediyeler dağıttık, onlar bize ev leblebisi, sıcak shlep ya da çay verdiler, evde yeni pişmiş odun ekmeği verdiler, yoğurt verdiler. Kiminin evinde yarım saat oturduk, kiminin evinde 5dk oturduk ama hepsiyle sohbet ettik, çocuklara oyuncakları verdik.


Yüzlerindeki gülümsemeyi unutamıyorum. Bir de kendi yüzümdekini.


Gece yarısına kadar gezdik, saat 00.00'da en sevdiğim arkadaşıma sarıldım, sonra diğer arkadaşlarıma sarıldım, biri yanında harika bir kırmızı şarap getirmişti, bardak falan olmadan direkt şişeden paylaştık, sonra kaybolduk, karların arasında yuvarlandık, bir ara kartopu oynadık, bir ara diğer gruplardan birini bulduk, yukarıda inanamayacağınız kadar güzel, açık, yıldızlı bir gökyüzü vardı. Dolunay da vardı diye hatırlıyorum ama eminim bu hafızamın sevimli bir oyunu bana.. O kadar da olmaz heralde (ama çok net pırıl pırıl parlayan karlar içinde, ay ışığında şarkılar söyleye söyleye yürüdüğümüzü hatırlıyorum).


Köy evine gittiğimizde ortada yemek falan kalmamıştı. Tabii, bulaşık da :) Ama kimse sorun etmedi çünkü zaten köy ekmeğiyle, yoğurtla, leblebi ve bozayla tepeleme doymuştuk. Açıkcası hiç ikram olmasaydı da ruhumuz doyardı o gece eminim..


Sonra o efsanevi plastik poşeti kızak edip saatlerce kaymak dönemi başladı. Sabah 5 gibi gülmekten, defalarca kaymaktan derisi soyulmuş ve eminim mosmor olmuş totomdan yorgun, bizim köy evinde beni bekleyen uyku tulumumun içinde uyumuş kalmıştım. Ertesi sabah kahvaltı bile yapmadan çıktık, ben Ankara'da toplanan aileme, kimi memleketine, kimi boş öğrenci evine döndü ama o yılı ne zaman hatırlasak gülümseriz; saflığımıza, güzelliğimize, çocukluğumuza.....


O çocuklardan ne istediler bilmiyorum, anlamıyorum ama o çocuklarda aslında bizi vurdular, bu anlattıklarımı vurdular, umudu vurdular (yine, kahrolsunlar ki yine yeniden..)Allah ailelerine, sevdiklerine sabır versin. Bizlerin de unutursak kalbimiz taş olsun..

İşte Kobane'de bunlar olacaktı. Kar yerine kum, boza yerine mırra. Başka da fark olmayacaktı eminim. Yani "ne işleri varmış orda, otursalarmış oturdukları yerde" dedikleri çocukların işleri güçleri kavgaları buydu işte, bu kadarcıktı..

11 yorum:

  1. İş hayatında çalışıp çabalamak yerine başkalarının işlerini yererek yükselmeye çalışan insanlar gibi, bunlar da iyiliğin yayılmasını istemeyenler tarafından oldu zannımca. Ne gerek var dimi o zaman onların kötülükleri masum kalır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dün biri facebook'ta "cennete gideceğine inanan insanların cehenneme çevirdikleri bir dünyadayız" yazmış.. doğru.

      Sil
  2. İyilik ne zaman suç oldu, herkesin yaptığı herkese ne ara bu denli batmaya başladı anlamıyorum. Lanet olsun kötülere...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında bu yazdığın bana şunu düşündürdü, belki iletişim çağının getirdiği bir sorun bu, herkes herkesin ne yaptığını bilmek ya da herkese göstermek istiyor.. Eskiden iyilik de kötülük de kendi içimizde dar çevremizde kalırdı, şimdi daha çok duyuluyor sanırım.. Bu da farklı bir boyutu işin

      Sil
  3. 1999'u 2000'e bağlayan gece ben de aynı yerdeydim. Benim aklımda "Bize neden oyuncak getiriyorsunuz? Herkes getiriyor." diyen çocuk kaldı aklımda en çok. Cevabı olmayan bir soru olarak kaldı aklımda, bir çocuğun oyuncaktan neden sıkıldığı!

    İsteseler de istemeseler de, oyuncaksiz kalmasın çocuklar yine de. İyilik yapanları öldüren vahşilerle karşılaşmasinlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) aaaaaa, nasıl yani, beraber miydik?!
      bana hiç gelmedi o soru, gelseydi de cevaplayamazdım sanırım.. O yıl birden bire, zamansız çok büyüdüler o çocuklar.. Oyuncağa sevinemeyecek, başka bir ihtiyacı gideremedikleri halde kendilerinden oyun beklendiğini anlamayacak hale geldiler.. Olsun, o çocuklar şimdi genç oldu 17'li 20'li yaşlardalar düşünsene :)

      Sil
    2. Evet berabermişiz ama biz o gece dönmüştük. Temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayan çocukların oyuncağa sevinmesini beklememek gerekirdi belki ama yine de sarsılmıştım:(

      Sil
  4. :((( bu ülkede canlar bile artık dinine,mezhebine,ırkına göre ayrılır oldu.sağolsun "biri" çok iyi başardı herkesi etiketlemeyi,akıllarımızda önyargılar oluşturmayı.o gençler bu ülkenin yüzde 6ına göre suçlu ztn,ne işleri vardı orda,kürt kürdü öldürdü siz ne dert ediyorsunuz dediler bizlere:(biri annemin tanıdığı birinin kızıydı,cenazesinde yoldan geçen iki kişi laf attı kavga çıktı:(canın yarısı gitmiş anayı birde boyle yaralamaya calıstılar:( "o çocuklar sılahla oynarmış gidenlerde teroristmiş cenazesı kılınmasaymış bu ulkeyı bolemıceklermıs...." Yoldan gecen cenazeye dil uzatıyorlar,can gitmiş umurlarında değil:( böyle zamanlarda çekip gitmeli şu cehenneme donen,demokrası yoksunu ulkeden dıyorum..ama neden bırakayım ki onlara meydanı deyıp vazgecıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :((( diyecek hiç bir lafım yok, Allah o anneye babaya yakınlarına sabır versin...

      Sil
  5. elinde oyuncak olan gençlerin ölümüne sadece kürt olduğu için oh diyen insanların olmasından kendi insanlığım adına çok utanıyorum.

    YanıtlaSil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!