15 Eylül 2015 Salı

İyi ki feminist değilim!

Bu satırları büyük bir şaşkınlık içinde yazıyorum. Maya'dan önce (bilmem hatırlar mısınız, M.Ö. hayatımı) akademik kariyer yapıyordum, hatta slingdeki Maya'yla ilk 2 ay boyunca derslere girmeye, rapor ve sınavlarımı vermeye büyük bir çabayla devam ettim. Sonra bir gün, vallahi tahtada ders anlatan hocanın kucağında zırıl zırıl ağlayan Maya, elimde yarısı yerlere düşmüş not kağıtları, uykusuz altı mosmor gözlerim cayır cayır yanarken kafama dank etti ne kadar insanüstü ve anlamsız bir koşturma içinde olduğum ve o gün bıraktım akademiyi. Daha doğrusu ara verdim; önce 1 sene dediğim, 2 seneye uzayan, bu sıra tekrar dönüp dönmeme kararının arifesinde olduğum bir ara.. Şu güne dek bu kararımdan da asla pişman olmadım, asla "ayy onca emek çöpe mi gidecek" ya da "ya 2 sene sonra tüm bilim dünyası değişir ve ben geri dönemezsem, ev kadınına bağlarsam" gibi bir kaygım olmadı. Sonuçta akademi ya da başka alan; ben akademik birikimlerimle, sosyal zekamla, yaşam boyu eğitim inancımla ve sahip olduğum mesleki deneyimle nerde olsam iyi bir iş çıkartırım diyorum. 2+ sene annelikten sonra kariyere dönmek beni korkutmuyor.

Geçenlerde üyesi olduğum yabancıyla evli Türk kadınları grubundan biri "aman bir dostum akademik kadınların annelikten sonra yaşadıkları çocuk ve kariyer ikilemi üzerine bir çalışma hazırladı, aramızda akademik arkadaşlar var mı?" diye bir post atmış. İnsanın tezine denek bulmasının ne denli zor bir süreç olabileceğini bildiğim için hemen gönüllü oldum. Araştırmacı arkadaş e-mailime "kısaca durumunuzu özetler misiniz?" diye yazınca, ben de şunu yazıp yolladım:

"Ergenlikte bana “30’lu yaşlarını nasıl hayal ediyorsun?” diye sorsaydınız, “Bana örnek olan kendi annem gibi hem çalışıyorum, hem aileme bakıyor çocuklarımı büyütüyorum” derdim. Fakat gerçekte şu an çok farklı bir noktadayım. 34 yaşımda, “35’imden önce çocuk doğurMALIyım, yoksa çok geç kalırım” diyerek hamile kaldım ve hakikaten 35 olmadan anne oldum. Öncesinde 10 senedir uzman klinik psikologluk yapıyor, üniversite ve özelde çalışıyor, tam da “evet mesleğimde yavaş yavaş doruğu görmeye başladım” dediğim bir noktada bulunuyordum. 35 yaş gerçekten bir dönüm noktası oldu benim için. İlk başlarda bebeğimle doktora derslerine girdim, sınavlarımı verdim ve “tezi nasılsa evde bebekle de yazarım” diye düşündüğüm için, kendimi gönül rahatlığı içinde 1 yaşının sonuna dek annelik iznine ayırdım. Ayrılış o ayrılış; kızım şu an tam 2 yaşında ve ben hala annelik iznindeyim ve şu an “diploma bir kağıt parçası, olmasa da olur, önemli olan bu yolda öğrendiğim” diye kendimi avutuyor, “ben birikimlerim ve yaşam boyu öğrenme azmimle mesleğe her zaman geri dönebilirim ama kızımın annesine, kucaklanmaya, öpülmeye, oyuna ihtiyacı olan bu günlere geri dönemem” diyor ve bakıcısız, yardımcısız, tek başıma, 365 gün, 7/24 anneliğin öğrencisi ve çalışanı olmaktan hiç gocunmadığım gibi, kendimle gurur duyuyorum. Üstelik “35’inden önce anne olMALIsın” diyen o ses bazı geceler kulağıma “bir çocuğu büyütme uğruna onca emeği silip atmaMALIsın”, “bilişsel birikimini zamanın dişlerine atıp paramparça ettirmeMELİsin” diye fısıldasa bile, artık "başkalarının "ideal" diye tanımladığı hiç bir şeyi yapMALIyım diye bir zorunluluğum yok, hayat başarısının birden çok tarifi var ve herkes kendi yolunu kendi çizer, kendi mutluluğunu kendi yaratır" diyor, öbür yanıma dönüp rahatça uyuyorum."

Bu yazıma araştırmacıdan gelen cevap; hem bir anne hem de kendim de bir araştırmacı olarak beni çok şaşırttı. Meğerse araştırmacımız "feminist söyleve paralel bir success story (başarı hikayesi)"nin peşindeymiş ve benim "durumum" bu tanıma uymuyormuş. Onların tam olarak aradıkları profil örneği; çocuğunu doğurduktan ve süt izni bittikten sonra çocuğunu bakıcıya emanet edip hemen akademiye dönen, aslında üniversitenin esnek görünen çalışma saatlerinden yine de (haklı olarak) memnun olmayan, kendini akademik yaşam ile annelik arasında ikilemde hisseden ama bir başarı hikayesine uygun olarak yine de kariyerine devam edebilen (alt metinde mutsuz entellektüel) kadınlar. E haliyle ben bunlardan değilmişim.

Tamamen katılıyorum. Asla feminist olarak anılmak istemem doğrusu! Ayrıca kariyerimi kızıma tercih etmediğim, şu yaşına dek bakıcı tutmadığım ve üzgünüm ama hiç ikilemde olmayıp durumumdan mutlu olduğum ve sık sık şükrettiğim için de, vallahi hiç uymuyorum aradıkları "feminist başarı hikayesi"ne..

Vay be. Oysa ne güzel analizler yapabilirlerdi ben ve benim gibileri de bu hikayeye ilave ederek. Ama sosyal bilimcilerin istatistik biliminden korkması mıdır, aman fazla dağılmayalım "hiçbirşey hakkında herşeyi bilelim" takıntısı mıdır yoksa klasik feminist söylevde hakikaten benim gibi "mutlu ev kadınları" bir çeşit toplumsal yara olup, görmemezliğe gelinmesi gereken "error" sayısı mıdır, bilemedim ama üzüldüm yahu.. Araştırmacının kendi kariyerinin tek yönlülüğüne de, akademik bir kadının sadece akademide kalmayı tercihinin doğru olduğuna inanmasına da, "çalışan vs çalışmayan anneler savaşı"nda gelinen şu noktaya da üzüldüm.

İşin tuhafı, ne edersek biz kadınlar birbirimize ediyoruz. Erkekler dünyasında "akademi vs çocuk" falan gibi seçimler yok ama genellikle onlar kadınlar gibi çoklu düşünmedikleri için, aslında bu bir konu bile değil onlar için. Feminist söyleve takılırsak, bin yıllardır sömürülen ve aşağılanan kadın bir şekilde kendini anca eğitimle, kariyerle, meslekle "üstün" görebileceğine inandırıldığı için, aslında olmayan bir problemi hiç yoktan var ederek "evde kalan" kadını aşağılıyor - çünkü sosyal kast sisteminde kendinden daha aşağıda kalan bir tek o kadın var.. Hani kimin dişi kime yeterse durumu. Oysa hiç bir erkek "benim eşim ev hanımı" derken gerçekten utanmıyor (gömleğim ütülü, yemeğim önümde, düz mantıkla mutluyum), utanan yine kadınlar..

Tuhaf işte sevgili bloggercıklarım. Akademide benden daha üst noktalara gelmiş ama bu en temel gerçeği henüz anlayamamış, feminizmi "kadın erkek statü eşitliği" olarak indirgemiş, "mutluluk bilimi" de denen pozitif psikolojiyle yolu hiç çakışmamış, dolayısıyla yaşam standardının en önemli kriteri olan "mutluluk", "doyum" gibi değişkenleri araştırmasına hiç eklemeden "çocuk da yaparım kariyer de" sorunsalını anlamaya çalışan bir araştırmacı... Hey yavrum hey.. Belki de bilime hakikaten geri dönmeli, adam gibi bilim yapmalıyım, çok mu boş bıraktık ortamı bilemiyorum ki..

51 yorum:

  1. harcanıyorsun artık bilim dünyası çok boş kalmış gidip artık el atmalısın şu işlere :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :P Bak bak, yerdin mi sevdin mi hangisi emin olamadım..

      Sil
  2. "feminist söyleve paralel bir success story (başarı hikayesi)"nin peşindeymiş ve benim "durumum" bu tanıma uymuyormuş."
    Bence bunu soyleyen kisi bir akademisyen olmamali, olamaz. Bir akademisyen her ornege acik olmali. Tek gercekli tez arastirmasi olmaz, En azindan pozitif bilimlerde boyledir (o ekolden geldigimden belki de bana ters geldi bu yaklasimlari..).
    Ayrica, feminist olarak anilmaktan korkmayin bence, feminizmin icini bosaltanlar utansin :)
    Bir konuda da referans vermek istiyorum, siz degindiginiz icin, Evelyn Reed'in "Kadının Evrimi 1,2- Anaerkil Klandan Ataerkil Aileye" kitaplarini okuyun lutfen. Burada aslinda temel toplum yapisinin anaerkil dogup ataerkile nasil evrildigini cok guzel anlatiyor. Dolayisiyla, aslinda dogal olan anaerkil hayatti, biz homo sapienler, bu gercegi evirip cevirip bozmusuz yine her zamanki gibi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler öneriler için, hemen bakıyorum.

      Sil
  3. Aslında yapmaya kalktığımız her işin asıl getirisi mutluluk olmalı ama unvana takılınca akademik kariyerin bile içi boşaltılabiliyor. Kimsenin mezar taşına profesör yazılmadıgina göre, başkasına hava atmak ve birilerine tepeden bakmak yerine mutlu olacaksak yapmalıyız akademik kariyeri bence. O.akademisyeni de tez jürisi zorlamıştır belki araştırmasını sınırlandırması için:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Tez jürisi ahhh, hakikaten ne beladır o.

      Sil
  4. Hatırlarsan ben de ilk başlarda okula dair yaptığın planlarda aceleci olmamanı söylemiştim. Gerçekten akademik kariyer bekleyebilir ama bu özel anlar kaçırılmamalı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Sen benden 2 sene ilerdesin, bunu duymak güzel.

      Sil
  5. Cerencim, kızdırmışlar seni, kıyamam :)
    Bahsetmiştim ya, ben de doktorayı derslerimi tamamlamış, yeterliliği vermiş, tez önerimi kabul ettirmişken bıraktım. Aslında biraz ara vermek istedim. Sonra bir türlü dönemedim. Pişman mıyım, hayır. Tabi ki bitirmiş olmayı tercih ederdim ama içim daha fazla kaldırmamıştı. Bunun bir nedeni de akademisyenlerin çoğunun yukarıda anlattığın profilde olması, araştırmaların çoğunun bu şekilde yani sonucu nasıl görmek istiyorlarsa o şekilde yürütülmesidir. Akademik camianın içine girdikçe çok fazla hayal kırıklığı yaşadım. Ama tabi ki istisnalar vardı. Benim gibilere umut veren. Bence sen de o istisnalardan olursun eğer dönersen.
    Ama benim için asıl önemli olan şu sözlerin:" artık "başkalarının "ideal" diye tanımladığı hiç bir şeyi yapMALIyım diye bir zorunluluğum yok, hayat başarısının birden çok tarifi var ve herkes kendi yolunu kendi çizer, kendi mutluluğunu kendi yaratır" diyor, öbür yanıma dönüp rahatça uyuyorum.""
    Eğer içinde bu bilgeliğe ulaştıysan gerisi boş zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım confused mom, daha yolun başındayım ama çok teşekkürler, motivasyon oldu. Katılıyorum dediklerine..

      Sil
  6. Bence bu ne biliyor musun? Tabiri caizse "eziklik". Feministlikten çok eziklik, sonradan görmelik. Baştan konuşurken bile mesleğini soruyorlar ki ona göre adam yerine koyacak, kişiliğine karakterine göre değil! Mutluluk önemli değil. Mutluluk kariyer ve para ile eşdeğer. Erkek anneleri bile kız ararken çalışan gelin arıyorlar.:) Biraz trajik biraz komik işte! Kendine güvenen insan bunlara takılmaz neyi yapıp neyi yapamayacağını iyi bilir. Çok güzel ifade etmişsin. Ben iyi işler yapacağına eminim ama çalışmasan bile sen "mutlu" bir kadınsın. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çalışan gelin ararken kendileri çocuğa bakacak mı acaba :) Kendi bindiği dalı kesmek bu olsa gerek..

      Sil
  7. minareyi çalmış da kılıfını uydurmaya denek arıyormuş o şahsı muhterem.. hiç öyle iş mi olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay aynen işte, sonucunu planlayarak araştırma yapmak..

      Sil
  8. Ceren merhaba.
    Ben de yüksek lisansa devam ederken hamile idim. Hatta sekiz aylık hamileyken son sınavları verip, doğumdan sonra tezimi yazmıştım ve ben de o tarihten itibaren iş hayatına mola verdim. Oğluma yalnız, bakıcı veya yardımcı olmadan hatta anneanne ve babaanne de başka şehirlerde olduğu için gerekli durumlarda dahi bırakacak kimse olmadan 7/24 ben bakıyorum. Gerçek şu ki aldığım tepkileri üçe ayırabilirim. Birincisi çocuk için bu kadar fedakarlığın gereksiz olduğunu düşünenler. İlerde onun da bir hayatı olacak ve bu fedakarlığı hatırlamayacak diye düşünüyorlar. Bu korkunç bir düşünce. Ben oğluma ilerde hatırlasın ve minnet duysun diye bakmıyorum. İkincisi sen onun annesi olmadan önce de bir bireydin. O nedenle bir birey olarak ayakta dur ve çalış diyenler. Anne olunca birey olmaktan çıkılıyor sanki! Üçüncüsü ise çok doğru yapıyorsun en azından ilk iki yıl anne sevgisi ile büyüyor. Bravo diyenler. Tüm bu sözlerin sahipleri kadınlardı.

    YanıtlaSil
  9. akademisyen değilim..kariyer peşinde koşmuyorum..bebem 3.5 aylıkken yasal iznim bitti diye işe döndüm..kadın erkek fark etmeksizin herkesin çalışması gerektiğini savunuyorum..bebe de gül gibi büyüyor :) feminist falan da değilim.. arz ederim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir şekilde büyüdüğü konusunda haklısın ama anne ile bakıcı bir olmuyor canım, bunu da kabul etmek lazım..

      Sil
    2. anane babanne bakıyor ya o yüzden bu kadar rahatım :) bakıcı bakacak olsaydı bırakırdım işi..tanımadığıma nasıl emanet ederim ki..

      Sil
    3. Gerçekten çok zor bir karar ama baksana benim Alman KV ye bırakma gibi bi lüksüm de yok :) Bazı bakıcılar çok bilinçli, anne gibi sıcak ama hakları emekleri büyüktür, yemeyelim aman..

      Sil
    4. Kız pelin, doverim bak seni oraya gelirsem :) Ne demek o? Hem kadın-erkek herkesin çalışmasını savunuyorsun hem tanımadığıma nasıl emanet ederdim ki o zaman hemen bırakırdım diyorsun. Valla bayanlar, mecbur olunca öyle de bi bırakılıyor ki aklınız durur. Ağlaya ağlaya da olsa , o hiç tanımadığınız kadınlara bırakırsınız gözünüz gibi baktığınız bebenizi. Şunu yaptım bunu yaparım şunu yapardım demek yerine, biriniz işinize ara verebildiginiz için, digeriniz annelere birakabildiginiz için ne kadar şanslı olduğunuzu farkedin yeter. Yani eminim farkindasinizdir ama bazen böyle oluyor işte. Benim de başka şanslarım var muhakkak diğer insanlara göre. Ben de onların farkındayım. 2 ayrı arkadaşım, bakiciya birakamadiklari için 1 yaşındaki bebeklerini krese bıraktılar. Yani herkrsin hayatı, içinde bulunduğu şartları anlık durumları, kararları hatta ve hatta eşlerinin konu hakkındaki düşünceleri bile pek çok şeyi degistirebiliyor. Lütfen kat'i düşüncelere dalmayiniz. Birden farkettim de çok sert ve kızgın yazmışım gibi görünüyor ama valla öyle diil. Seviyorum ikinizi de :) Gevezeligim tuttu, bi de bu konu benim hassas noktam, konu açıldı mı laf etmeden duramıyorum. Opuldunuz ikiniz de :)

      Sil
    5. Ben halime hep şükrediyorum valla, sonuçta benim annem de beni ananeme ve sonra evde bakıcı teyzeye bırakmak zorundaydı kariyerine devam edebilmek için. O nedenle belki bu kadar hassasım konuya, kesindoğrular olmadığını yazılarımda hep söylerim zaten. Sadece ben kendi büyüme tecrübem ve almış olduğum eğitim. sonrasında anneliği kariyere tercih ettim, şansım da vardı bu tercihi ben yapabildim, büyük lüks ve her gün şükrediyorum.. Allah herkese bu seçimi yapabilme ya da yapamıyorsa da iyi bakıcılarla karşılaşma şansı versin.

      Sil
    6. Hah işte! Çok şükür ki benim şansım da o! Iki bakıcımız oldu ikisi de Ege'yi kendi çocukları gibi çok seviyorlar. Önceki bakıcısı hala gelip gidiyor "özledim oğlumu" diye :)

      Sil
  10. En iyisini yapmışsınız çocuğunuzun o günleri bir daha asla geri gelmeyecek ve siz onu doyasıya öpüp koklayamadıktan sonra yemişim kariyerini diye düşünenlerdenim ben..
    Sizin de söylediğiniz gibi zaten belli birikiminiz var onunla da işsiz kalacak değilsiniz. Çocukların 3 yaşına kadar anneye ihtiyacı var biliyorsunuz ki ericsonun güvene karşı güvensizlik teorisinden yola çıkacak olursak bilim adamları boşuna araştırmamış. Ekonomik olarak bütçeniz müsayitse ne zaman kendinizi hazır hissederseniz o zaman başlayın derim ben. Büyük oğlum da maddiyattan dolayı 5,5 aylıkken işe başladım. Keşke diyorum hep keşke o bebek kokusunu hep yanında olarak içime doyasıya çekseydim.
    Sevgiyle kalın herşey gönlünüzce olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim gerçekten motive ettiniz, sağolun.

      Sil
  11. Gordugum kadariyla hep calismayan anneler yorumlamis,bu da calisan annenin yorumu olsun :)
    Bu konuda mutlak bir dogru yok bence.Calisan kadin =kotu anne ,calismayan kadin= super anne diye denklemler yok.Herkes cocugu icin en iyi olani secmeye calisiyor, elbette icinde bulundugu sartlar cercevesinde.
    Anne oldukdan sonra en cok gordugum ve de uzuldugum kadinlarin anneliklerini kiyaslamalari,bir digerini elestirmeleri.
    Cocuguna bakmak icin isini birakan anneye gosterilen saygi calisan anneye gosterilmeli cunku onlarda ailesinin mutlulugu icin cabaliyor. Hepimiz anneyiz,kendimiz icin en dogru olani yapiyoruz ve de ortada tek bir dogru yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Adsız, bu yazdıklarınız çok farklı bir konu ve konunun çalışan vs çalışmayan anneye getirilmesini istemem. Ben de 2 yaşına dek yarı zamanlı çalıştım, bundan sonra daha yoğun çalışma hayatıma geri dönüyorum ve kadınların işte ya da evde ne olursa olsun çalışması üretmesi (ki bu illa ki beyaz ya da mavi yaka olmak zorunda değil sanat olabilir, düşünce olabilir, gönüllülük ya da sevgi üretimi olabilir, aynıdır bence) gerektiğine inanıyorum. Bu konularda daha önce yazmıştım. Ve yazımı şu şekilde bitirmiştim, ister çalışsın ister evde üretsin, önemli olan mutlu ve huzurlu olması bir kadının..
      Fakat burda yazdıklarım ayrı bir konu, "feminist" kalıbı altında akademide çalışmayı evde kalıp anneliğe tercih etmenin başarı hikayesi olarak lanse edilmesi. Yani feminizm kıstası içinde evde çocuk bakarak mutlu olabilen kadınların direkt başarısız gösterilmesi. Bu hem araştırma hem sosyal dünyada yanlış bir tanımlama..

      Sil
  12. EN iyisini yapmışsın diyorum çünkü kızım 4 aylıkken işe başladım . Mecburiyet faktörü ve ev kredimiz sebebiyle . Çalışmayı işimi yapmayı çok seviyorum ama Berrak doğduğunda gönlüm onu bırakıp işe başlamak istememiştim . Hepte bu keşke ile yaşayacağım keşke keşke en azından 1 yaşına kadar ona ben bakıp ilgilenebilseydim .Çalışan anne olduğum için hep bir yanım vicdan azabı dolu olsa dahii hep en iyisini yapmaya elimden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyorum . İnşallah başarıyorum .
    Sevgiler Öğrenen Öğreten Annem ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah bu bizim dışımızda gelişmesi gereken seçenekler.. İşte senin yazdığın tek bir cümlede ne güzel bir özet; önemli olan içinde bulunduğumuz durumda en iyisi olmaya çalışmak. Çok sevgiler!

      Sil
  13. Bana da herkesin ilk sorusu ucretsiz izin mi aldin? Bizim gelin 40 gunlukken basladi ise, cok seviyor calismayi, ama emziremedi, ama ... oldu (kalp kirmamak icin yazmiyorum kimse uzerine alinip uzulsun istemem) her sevdigin bir arada olmaz der annem, aynen de oyle. Bazen daha cok kiyafet vb alirdim kizima calissa miydim diyorum, esim super yanitliyor: cocuga iyi gelecek diye degil kendini tatmin icin istiyorsun diyor, aynen de oyle. İci gidip de gercekten maddi zorluklardan calismak zorunda kalan annelere de Allah yardim etsin, karsilarina iyi insanlar cikarsin bebeklerini emanet edecekleri. Ne kadar cok ne kadar iyi okuduysan uzerindeki baski o kadar buyuk. Ben sadece para kazanma makinesi degilim arkadas, belki de omrumde tek defa yasayabilecegim bir durum yasiyorum ve aksam eve gelip baskasinin agzindan duymak istemiyorum. Herkesin secimi de kendine, kimsenin kimseyi hor gorecegi bir durum degil, herkesin kendi yolu. Ayip etmisler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel söz, her sevdiğin bir arada olmaz.. Çok sevdim, kullanacağım!
      Sadece para kazanmak için değil aslında kişisel tatmin için de çalışılıyor, ben bu gruptayım sanırım, tabii para da sevdiğin işi iyi yapınca otomatik olarak geliyor, şahane bir durum :) Ama haklısın, insan önceliklerini belirlemeli ve seçim yapabilecek konumda olmak da büyük şans.

      Sil
  14. Oğlum bir yaşına gelene kadar onunla kalmak istediğim için ücretsiz izin aldım. Ben de 7/24 ona odaklanmış durumdayim ve bu mutluluk verici ama bir gün işe başlayacak olmak da o kadar kötü degil. Bu 7/24 sadece O'na odaklanma hali her zaman çok iyi olmuyor benim için sanki. Son 8 aydir olağanüstü bir dönem icindeymisim gibi hissediyorum bu annelik uğraşı içinde eski Ben'i kaybetmek de istemem sanırım oglum da eski Ben'le tanismali sever bence eski Ben'i. Yani kendi hedefleri hayalleri günlük kaygıları olan Ben'i 35 yilin ürünü olan Ben'i...Bu yüzden zamanı gelince uygun şartları olusturup ise baslamak isterim. Tabii bu bakisimda nispeten esnek çalışma saatlerim olmasi da etken. Yoksa insanın cocugunun büyüdüğünü göremediği çalışma saatleri kapitalizmim insana eziyetinden başka bir şey değil üstelik sadece annelere degil babalara da eziyet. Ve hiçbir akademik vs başarı bu gayri insani secime zorlanma halini daha estetik kilamaz.. Son olarak evde kalarak ya da calisarak mutlu oldugumuz ve mutlu ettigimiz hayatı yaşayabilmek sans kadar cesaret de ister. Ne mutlu bu şansa ve cesarete aynı anda sahip olabilenlere. Cocuklara gelince onu seven bir anneye sahip olan her çocuk hangi koşul altında olursa olsun epey şanslı bir çocuktur bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çalışan ya da üreten anne olmak çok önemli çocuk yetiştirirken. İnsan sadece anne olmamalı, bir çok alanda aktif olup "örnek" olmalı. Çok doğru düşünüyorsunuz.

      Sil
  15. Bir feminist olarak gönüllü ve mutlu ev hanımlığı yapan kadınların gözardı edilmesi beni mutsuz ediyor, eğer ailede eşitlik varsa kadın isterse evde kalsın isterse çalışsın, kaldı ki aile mutluysa kime ne! İnsan sosyal normlara sığdırılamayacak kadar karmaşık bir varlık, neden birbirimize yüzyıllardır "kadın x yapmalı erkek y yapmalı" diyip duruyoruz? Bence herkes mutlu olduğu hayatı yaşamalı ve insanlar sadece ünvan için akademisyen olmamalı :3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 50'lerden bu yana feminizm çok şeyi değiştirdi aile sisteminde..

      Sil
  16. İlk okuduğumda yorum gönderemedim bi türlü:( gerçı suan akademık karıyerınde ılerleyen bir bayan arkadasımla konustuk,o da benzer seylerı yasadıklarını özellikle sonucunu onceden düşündüğü dışında denek kabul etmeyecegını soyluyor:)denek degıl teze uygun nitelikte kişi arıyor zati.Amann zaten bu tarz konular sıkıyor artık beni,unvanı herseyi olan insanlara üzülüyorum.Çalışanın çalışmayını yada tersı durumda her ne olursa olsun kadının kadına yaptıgını doğru bulmuyorum.imkanlar el verıyorsa annenin ilk üç sene çocugunun öz bakımı ile ilgilenmesi çok çoook önemli.Sende bende çalışan annelerın çocuklarıyız düşün ki şimdiki ilişkini bu durumun nasıl etkilediğini,ananelerimize bakışımızı... Ayy iyi bir firmada üst düzey yönetici arkadasım bebegını bakıcı ve annesi bakıyor.haftasonlarıda kocasıyla vakıt gecırmek için annesıne bırakıyor,çocugunun kolu kırılıyor kreşten telefon açıyorlar gıtmıyor,niyemiii?çünkü kadınlar izin almaya cok yatkınmış,hangı erkek çıcugum ateslendi erken cıkayım derki,ben oyle bır kadın olsaydım bu mevkiye gelemezdım dıyor.çocuk babaya aşık anneyı haz etmıyor.bu gidişle babada çocuguyla katıldıgı gruplardan bırınde bulcak birini:)ama baksan cok mutlu ve ılgılı gbı fotolar paylaşıyor.hani bilmesek vayyy kadın hem karıyer yapmış hem çocuguyla ılgılenıyor hemde ailesıyle mutlu der iç geçirirsin:) benim içim rahat.aklım çocugum da kalmıyor.az çok işimi takipte edıyorum..Evet haklılar çocuk öyle böyle büyüyor,ilerde sana tesekkur etmıyecek dıyenlere ise etrafında gösterebılecegım okdr cok ornek var ki.ben tez hazırlıcam bu konuda yakında:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bayan kendini feminist ve anneyken başarılı iş kadını olunabiliyor diye lanse ettıgı için örnek verdım.annelikten kastı ise sanırım sadece doğurmak,onu bilemiyicem.Feminizm bile artık kişiden kişiye göre değişiyor baksana.Bununda içini boşalttılar

      Sil
  17. Cerencim bak şimdi aklıma geldi mutlaka sen de farketmişsindşr avrupa ve tr deki akademisyenler arasındaki farku. Yıllar önce ilk kez şahit olduğumda çok şaşırmıştım. Çünkü avrupalılar 5 olduğunda çalışmayı bırakıp evine koşar, hafta sonu mutlaka eğlenir. Oysa bizim ülkemizdeki akademisyenlerin her zaman çok işi vardır, ailesini ikinci plana atar ve gece gündüz çalışması gerekiyordur hep yoğundur vs. Öyle olmasa bile öyle ifade eder ve hayatı kendine zehir eder. Aslında en azından benim dalımda, avrupalılar daha iyi işler yapıyorlar çünkü onlar verimli çalışmayı daha iyi biliyorlar. Özel hayat ve iş hayatını da kesin bir çizgi ile ayırıyorlar. Eşim buradaki üniversitelerin annelik yüzünden verdiğim arayı hiç önemsemeyeceklerini bunu normal kabul edeceklerini söylüyor. Oysa tr de bu kadar uzun ara kabul edilemez birsey

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay ona hiç girme Gececim, nice dahi araştırmacıları sırf bölümdekilerin kaprisi yurtdışına kaçırıyor, bilim insanları ne de olsa her yerde bilime hizmet edebilirler ama olan ülkemize oluyor.. dediklerin çok doğru ve hatta annelik izni gerçekten ağır zaman kabul ediliyor saygı duyuluyor

      Sil
    2. Tam da bahsettiginiz seyi yasiyorum. Doktora tezimin sonlarına yaklaştığımda kızımı doğurdum. 2 dönem okulu dondurdum. İlki gayet normal karşılansa da 2.si hocalarım tarafından hiç hoş karşılanmadı. Oysa 2. dönemin başında bebeğim henüz 3 aylıktı. Başından beri 7/24 kendim baktım. Bırakabileceğim kimse yoktu annelerden ve bakıcı için de hala çok küçük olduğunu düşünüyorum. Bunlar bir yana ben de doktora tezine konsantre olacak modda(emzirme,hormonlar vs.) değildim. Hocalarımın negatif yargılarına rağmen 2. dönemde de okulu dondurdum.Şu an 10 aylık bebeğim ve artık okul dondurma hakkım yok. Şu an doktora çalışmasına daha konsantre olsam da hala 7/24 kendim baktığımdan gün içinde yeterli çalışma fırsatım olmuyor. Gelebilecek tüm baskılara rağmen doktorayi hepten bırakmayı çok düşündüm. Bu aşamaya gelene kadar çektiğim acılar engel oldu. Bir de ileride çocuğumun geleceği için doktoralı bir anne olmak doktorasız bir anne olmaktan daha iyi olabilir diye düşünüyorum. Evet önemli olan birikim, kişilik vs. Tamamen katılıyourm ama TR'de kimse bununla ilgilenmiyor. Etiket, eviniz, arabanız herşeyden çok daha önemli. Kıytırık bir yerden alınmış bir diploma siz daha kalifiye olsanız da kişileri önünüze geçirdiğinde idealist davranıp o beğenmediğiniz diplomayı almadığınıza pişman oluyorsunuz. Yüksek lisansta bunu da yaşadım. Bu ülkede idealistte luks yani.
      Kısacası doktora çalışmamı toparlamak için kendime bir dönem veriyorum. Bu arada bebeğime annem bakacak ve çalışmama odaklanacağım. Bebeğimi hala kimseye bırakmak istemesem de, jürinin negatif yargısını çoktan kazanmış olsam da, ara verdikten sonra doktora çalışmasına geri dönmek ne kadar zor olsa da bunu denemeden vazgeçmek istemiyorum. Tek tesellim, zamanla tüm acıların geçeceğine ve elimden geleni yaptıktan sonra kaderimdekini kabullenme inancım. Umarım herşey yolunda gider ve diplomamı alabilirim. TR değil başka ülke olsaydı belki daha kolaydı işim, bakalım burada neler olacak, yaşayıp göreceğiz.

      Sil
    3. İşte ben bunu anlamıyorum, o insanlar hepsi bekar çocuksuz falan mı yoksa aynı basamakları tırmanırken neler yaşadığını unutuyorlar mı.. Bu akademik çevredeki kendimden altta kalanı ezeyim, üstteki de zamanında beni çok ezdi anlayışını hiç anlayamıyorum ama çok fazla var bu tip insan.. Oysa bilim paylaşarak büyür takım işidir. Bir de demişsin ya çok çektim çok sabrettim, emeğime yazık, bilim denen şey zulüm olmuş, halbuki öğrenmenin ve öğretmenin bir keyfi olmalı. Bilim insanı kafası rahat olacak ki düşünsün, üretsin.. Ama bilim olmuş bir diploma alma aracı, bir mevkii.. Dediklerini çok iyi anlıyorum, Allah yardımcın olsun.

      Sil
  18. Ahh ahh çok düşünüyoru hep bunlar ondan :-)) Lakin şunu düşünüyorum ben eğer bir mesleğ,n varsa akademik , aşçı,garson, doktor, hemşire vs kaldığın yerden büyük olasılıkla devam edebilirsin. Fakat yönetici asistanı ya da memur gibi bir nitelikse bu beni korkutuyor. Evet ben de işten ayrıldım oğlum için değil oğlumu evde bırakmaya değecek bir iş bulamadığım için. Bakıcı fiyatları aldığım maaşa denk. Evet unıversıte mezunuyum 2 yabancı dil biliyorum fakat durum bu. Fakat bır yandan ilanlara bakıyorum 28 yaşını aşmamış vs gibi ilanlar. Ben 30 oldum cok gencim fakat yaşlanmış geride hissediyorum. Ayrıca bebişin 3 yaşını beklersem 32 olacağım. Feminist değilim fakat şöyle bir gerçek var. Herşey olabilir bu hayatta. Ben ya da eşim çocuğumuza her anlamda tek başımıza yetmeliyiz. Ben bebeği eşime teslim edip haydi bana müsade diye gönlüm huzurla çıkıyorum hatta tatile gidiyorum. Çünkü ölümlü dünyada yaşıyoruz ve bana birşey olursa oğlumun ordan oraya ziyan olmasını istemem. Ve biliyorum ki eşim yokluğumu aratmaz. Peki diyelim eşime birşey oldu tabi ki allah korusun ben maalesef ogluma değil gelecek eğitimini hatta bakıcısını bile karşılayamam. Ya da illa birşey olması gerekmez. İşten atıldı örneğin ve uzun süre bulamadı. Ne yaparız diye düşünüyorum. Annem ben 8 yasındayken işe dönmüş. Ve suan onun yasıtları emeklı. Onu takdır edemıyorum belkı bencıllık. Her seferında ahh anne sımdı emeklı olsaydın sana ne kadar ıhtıyacım var dıye gecırıyorum ıcımden. Ote yandan erkegın rahatlıgı da batmıyor degıl. Cok dusunuyoruz onlar huzurlu calısmalıyım nokta dıyorlar.Ahhh hep sorular hep sorular. Ayrıca ben suan eşime yük olmamak adına evi temizlemeye yardımcı bayan dahi almıyorum. Dolayısıyla her sabah kalk evi temizle vs yani sonuc olarak ne kadar kalıtelı zaman harcayabılıyorum kı. Sakın bırakın evı mok gotursun demeyın oglan yere dusen herseyı yıyor yalıyor yanı boyle bır durum mumkun degıl.Gunluk yemegını hazırlıyorum taze yesın dıye. Ne bılıyım ıste.Ne olacak sonumuz bılmıyorum. Cevreden hep takdir fakat içime sor ben nerdeyım ne olacagım yetıyor muyum vs gıbı sonsuz sorularrrr. Iyı kı varsın bu arada

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel ne samimi yazmışsın, işte tüm hepimizin aklındaki sorular bunlar asıl.. Valla ben de aynen senin gibi kendi ayaklarım üzerinde durayım istiyorum, ne kocam ne ailem yardım etmeden yeteyim ama yok olmuyor. Çocuk olmasa kazanacağım para ciddi yüksek mesleğimden dolayı ama çocuk olunca çalışma saatlerim esneklik vs düşününce elime beş kuruş anca geçer ne bakıcıya yeter ne okuluna. Senin gibi ben de şu an kocaya yük olmamak adına her kararımı 5 kez düşünerek alıyorum acaip bilinçli tüketici falan oldum, bazen kendime almıyorum hatta çocuğa daha iyisini alayım diye. Keşke şartlar başka olsa ama bu şartlarda olabileceğimin en iyisini olmak istedim o da evde kalıp çocuğuma annelik yapmak sonra o büyüyünce işime kariyerime dönmek inşallah.. Doğrusu bu benim durumumda, ama doğru budur diyemem, herkes nasıl mutluysa nasıl gerektiriyorsa şartları onun en iyisini yapmalı..

      Sil
  19. sevmiyorum bu, kapatalizmin getirdiği "çalışmak özgürleştirir" mottosunu. ne feminizmi Allahaşkına, kadının çalışması mı feminizm?? patronlara -ya da hocalara-kölelik yaparak mı özgürleşecekmiş kadın? çalışmayan kadını bireyden saymıyor mu feminizm? Anlamını yanlış anlıyoruz sanırım diğer bir sürü kavram gibi.. kimisi de erkek düşmanlığı olarak algılıyor ya, o da ayrı bir muhabbet konsu :)
    Feminizm, kadınların erkeklerle eşit şartlarda, insanca yaşaması için verilen bir mücadeledir. çok çalışan, çok okuyan, akademik kariyer yapan kadın bunları yaptığı için feminist olmaz. Kadın hakları için mücadele ediyorsa feminist olur..
    yoksa heoimizin bildiği gibi çalışarak işyerinde, iş sonrası evinde kölelik yapan, aldığı maaştan bile haberi olmayan, dayak yiyen-aşağılanan-hor görülen-tacize/tecavüze uğrayan-sessiz kalan milyonlarca "okumuş"/"kariyer yapmış"/"çalışan" kadın var..
    hayat beyaz ve siyah renklerden oluşmuyor. çalışıp çocuğunu kreşe/bakıcıya veren kadın "kötü", 2-3 senesini evde çocuğuna ayıran anne "iyi" olamayacağı gibi aksi de her zaman doğru olamaz. herkesin şartları ve bakış açıları farklı. kıyaslama yapmak çok yanlış..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk paragrafına aynen imzamı atarım, feministim diye kapitalizmin dişlisinde ezilmiş insanlar.. Konu şiddete gelince zaten eğitimle kazanılan parayla dayak yeme ihtimali düşmüyor, risk tüm kadınlar için aynı diyor araştırmalar :( Çok haklısın yazdıklarında..

      Sil
  20. http://cahidejibek.com/2011/11/28/kac-suslu-teyze-bir-anne-eder/ şu yazıyı bir okumanızı tavsiye ederim.tüm cocuklu annelere çalışmak zorunda olanlar müstesna çocuklarının bir daha geri gelmeyecek o masum zamanlarını kacirmasinlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyı okudum.çalışan kadınları yerden yere vuran bir yazı.Sanırım yazan hanım "süper anne"diploması almış çevresindeki anneleri değerlendirem sıfırcı hoca.

      Sil
    2. İki numaralı adsız, çok güldüm :))) Ay herkes kendi gibi olmayana vurun sopayı yahu, bi kabullenici birbirimize destek olucu olmayı öğrenemedik.. Hala senin sidiğin benimkinden daha geride yarışı

      Sil
    3. Şu cahideye uyuz oldum, neyin ezikliği hocam bu? bir sürü kadın keyfine çalışmıyor üstelik. çocuğunu tek başına büyüteni var, eşinin maaşı az olanı var.. sen kimsin de bi tarafından ahkam kesiyorsun??
      sanki fahişelik yapıyoruz!

      Sil
    4. A'cım sinirlenme, sakin ol. Bazı kadınlar kadın kimliğini de, insan kimliğini de sadece anne kimliği üzerinden anlamlandırabiliyor, o nedenle evde çocukla başbaşa kalma halini dışarda çalışma halinden üstün görerek benim gibi olmayan benden alttadır psikolojisine giriyor. Hani çalışan kadının ev kadınına yaptığı 'sen bi işe yaramıyorsun bişey üretmiyorsun' zulmü.. İkisi de aynı kadın, ikisi de mutsuz işte :( Yazık..

      Sil
    5. Yalnız şu ana kadar, çalışan anne,çalışmayan anne veya direkt kadın, üzerine o kadar çok nefret kusuldu ve kusulmuş ki, herkes hemen kendini korumaya alır. Ortaya ne zaman, herkes çalışıyor işte, herkesin karakteri, yaşam koşulları farklı vs. tarzında yorum yapınca, cevapsız öyle tek başına bir yorum olarak kaldı.

      O yüzden senin çok güzel çizdiğin ve anlattığın profile, pek alışkın değilim. Tavırsız ve net. ;)

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!