6 Ekim 2015 Salı

Annelerde tükenmişlik sendromu

Geçen yazımda "artık bittim tükendim, tek başıma artık başa çıkamıyorum" demiştim. Bir önceki yazıma yapılan yorumlar için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim, bu kadar insanın bir araya gelip benim derdimle ilgilenmesi, çözebilmem için benimle kafa patlatması ya da sadece destek olması benim için gerçekten çok önemli.. İyi ki varsınız!

Ben içinde bulunduğum durumu depresyon sanarken, çok şükür ki, bu tanıma uymadığım ortaya çıktı. Ama depresif ruh hali ve buna eşlik eden bir tükenmişlik sendromundan (halk dilinde zorlanmış anne sendromu da deniyor) muzdaribim.

Tükenmişlik sendromu, aslında her parmağında ayrı bir iş ve uğraş olan günümüz kadınının en sık karşılaştığı sorunlardan biri. Genel belirtileri; yorgunluk, depresif ruh hali, sürekli endişe içinde olmak, eskiden yapmaktan hoşlanılan aktivitelerden (hobiler, dostlarla görüşmek vs. gibi) artık hoşlanmamak, baş ağrıları, eklem ağrıları, mide ve hazım problemleri, uyku sorunları, çarpıntılar, unutkanlık ve dikkatini bir işe verememe ve hatta sık sık grip olmak. Bende yorgunluk ve depresif ruh halinin yanında bir de burun kanamaları ve kulakta uğultulu resmen koltuktan kaldırmayacak derecede baş dönmeleri de vardı. Üstelik bir çok işi sıralamış, hiçbirine başlayacak zamanı bulamamış ve bu "tembellik" için de endişelenmeye başlamıştım. 1-2 haftadır kapama düğmesinden kapatmadığım bilgisayarımın ekranında her daim en az 10 pencere açıktı ve bunlar arasında eskiden olan sosyal medya ya da gazeteler değil, "2 yaş uyku ve beslenme sorunları", "kreşe adaptasyon problemleri", "kronik kaka ve çiş tutma ve çözümü", "tutturma ve ağlama krizleri" gibi nice konuda bilgi içeren makale ve görüş sayfaları vardı. Aynı anda en az 5 çocuk problemiyle savaşıyordum, çok endişeliydim ve bunlara ek olarak yazdığım blog yazılarından alınan ailemi oyalamak, "artık Maya kreşe başladı heralde eskiden olduğu gibi her gün harika bir yemek yaparsın di mi hayatım" gibi tuhaf istekleri olan kocaya anlamsızca bakakalmak, kreşe başladı diye hemen alıştı ve ben de full time işe odaklanacağım sanan işyerimle aldığım 1 aylık izin nedeniyle papaz olmak, arkadaşlarımın tel nosunu bırak adını dahi hatırlayamamak falan da vardı. Son yazımdaki gibi "artık ben bitmiş tükenmiş"tim..

Psikolog olduğum için; tükenmişlik sendromu, depresif ruh hali ve endişelerimin farkındaydım ve yavaş ebeveynlik, süper anne olmaya çalışmamak, ana ve duruma odaklı yaşamak, kendimi rahatlatacak ve motive ettirecek yoga, meditasyon ve planlı yaşam gibi önlemleri de alıyor fakat yine de gidişatın önüne geçemiyordum. Üstelik dinleneceğim sanarak gittiğim Türkiye seyahatinden tamamen sinirlerim laçka olmuş halde döndüm ve kendisine hiç bir surette hayır denmeyen çocuğum da kural ve sınırlara uymada ciddi adaptasyon güçlükleri çekmeye ve sosyal, fiziksel ve psikolojik anlamda çok ciddi sıkıntılar yaşamaya başladı. O noktada durumun benim kontrolümden çıktığını ve bir uzman yardımına başvurmamın gerektiğini fark ettim. Belki de son aylarda kendim ve çocuğum için aldığım en doğru karardı!

Klinik psikologların meslek kuralı gereği mutlaka kendi süpervizörü olur yani her terapistin bir terapisti vardır. Uzun yıllar boyunca danışanlarla çalışırken benim de bir terapistim vardı ve gerek mesleki sorularımı, gerek danışanların bende bıraktığı etkileri danışırdım. Burada çalıştığım kadronun yapısı uygun olmadığı ve danışan değil grupla çalıştığım için, ne yazık ki uzun süredir süpervizyon almıyorum fakat ne çok ihtiyacım varmış. Sen kapıdan gir, başla ağlamaya! Nasıl dolmuşum, nasıl biriktirmişim. Kendimi süper anne olmaya çalışmıyorum diye kandırırken, aslında kendimi ne çok zorlamışım! Ne hunharca kullanmışım kendimi!

Psikolog bana "seni yargılamayacağımı biliyorsun, lütfen şu an gerçekten söylemek istediğin o cümleyi söyle bana" dedi. "Yorgunum" dedim, "bu değil" dedi, "bunaldım" dedim "bu da değil" dedi, "tek başıma olmaktan bıktım", "öz ailem bile devamlı beni eleştiriyor", "devamlı insanları mutlu etmek zorunda hissediyorum", "kendi kızımın devamlı mutsuzluğu (ağlaması) beni çok üzüyor", "devamlı bir yetersizlik hissi içindeyim" dedim, "hayır bunların hiç biri değil" dedi. Birden ağzımdan şu döküldü: "annelikten bıktım! herşeye mızmız herşeye ağlıyor, herşey sorun, herşey uğraş, herşey onu sinirlendiriyor, bir türlü mutlu değil, çok doyumsuz, verdikçe daha fazlasını istiyor, sonu asla yok" dedim. "Tamam, şimdi söyle o cümleyi" dedi. "ÇOCUĞUMDAN NEFRET EDİYORUM, keşke hiç olmasaydı!" dedim! Vallahi dedim. Birden sanki üzerimden bir taş yok yok bir kaya kalktı! Bana öyle bakıyor, ne bir nçık nçık nçık, ne bir ayıplama, ne bir acıma ve tiksinme.. Öyle bakışıyoruz psikologla.. Ben sanki ondan daha çok şok oldum ağzımdan çıkan sözlere.. Nasıl derim ben bunu, ya Allah korusun birşey olursa yavruma, nasıl böyle büyük konuşabilirim, elalem bir evlat için yıllarca beklerken, çocuklar hasta olurken, ölürken, kaybolurken.. Gül gibi evladımı ben nasıl...?

Ama hiçbirini demedi bana. Ben ışık hızıyla geçirdim bu düşünceleri hemen pişman oldum ağzımdan çıkanlardan. Ama öyle de bir rahatlama hissi gelmişti ki üstüme. Bir yandan da şaşırıyorum gerçekten "Maya'dan nefret ediyorum" cümlesinin beni bu kadar rahatlatmış olabileceğine.. 

Sonra dedim "nefret etmiyorum aslında çok seviyorum.. ama o kadar zorlanıyorum ki.. diğer çocuklarla kıyaslamak istemiyorum ama gülen oynayan o çocukları gördükçe - biliyorum onlar da ağlar mızmızlık yapar, yapmaz mı.. - ama benimki boru gibi sesiyle kendini duvarlara çarparak, yerlere atarak ağlıyor. Neden bu kadar öfkeli? Neyi yanlış yapıyorum? Neden mutsuz? Neden her yeni günde yeni bir problemle savaşmak zorundayım ben? Neden herşey kolay olmuyor?

"Dur orda" dedi. Hayatta bir çok şey benim için çok kolaydı.. Ailem mesela, eğitimli, hali vakti yerinde, birbirini seven ve sayan, çevreye kibar düşünceli insanlar. Bir dediğim iki olmadı ama mantık sınırları dahilinde şımartıldım, öyle dengesiz ve sevgisizce değil. Sonra eşim, gerçekten Beyaz Atlı Prens diyorum ya, abartısı yoktur. Benim psikoloğum, gurbetteki anam babam, en yakın dostum, kolum kanadım. Yaşadığım kent pleasantville gibi bir yer, yemyeşil, sessiz sakin, yine bu kentin de sosyo ekonomik düzeyi en yüksek bölgesinde yaşıyorum. Çok şükür yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda, evimiz sıcak. En önemlisi sağlığımız yerinde, biraz çürük yumurtayız ama çok şükür ciddi bir hastalıkla sınanmadık hiç. Mesleğimi seviyorum, aklım yerinde, şükredebiliyorum en önemlisi.. Yani evet, çocuk yetiştirme kısmına dek el bebek gül bebek, hayat bana çok torpil yaptı.. Benim de sınavım bu annelik belki de. Hayatta beni hiçbir şey bu kadar zorlamadı çünkü.. Diğer çocuklar gibi "kolaycacık" oluverseydi, belki de şu hayattan hiç bir şey öğrenemeden geçip gidecektim. Evet belki de bu nedenle kolay değil Maya'yı büyütmek. KOLAY OLMAYAN MAYA DEĞİL, MAYA'YI BÜYÜTMEK..

Ama o boru gibi sesiye haykırırken tüm bunları düşünebilme yetim yok oluyor. Benim kendi kişisel güvensizliklerim, onun ağlaması üzerinden kendimi yetersiz hissetmem (ve hissettirilmem), mantıklı ve sakin düşünmemi ve davranmamı engelliyor. Kızımdan nefret ettiğimi bile dile getiremezken, ona fiziksel ya da psikolojik zarar vermek aklımdan geçemezken aslında hep kendi içime atıyorum. İçime attıkça öfkem yükseliyor, attıkça yükseliyor ve taşıyor kasıp kavuruyor. Önce beni, sonra beni "okuyan" kızımı, çevremi, sanki tüm dünyamı..

"Eğitimli, çalışkan, titiz, mükemmeli hedefleyen" annelerin belası; tükenmişlik sendromu. Çünkü asla yeterli göremiyoruz kendimizi, mutlaka suçlayacak birşey buluyoruz. Kendimize çok büyük sorumluluklar yüklemişiz; çocuk da yaparım, kariyerime de devam ederim, evime de bakarım, arkadaşlarıma hobilerime de zaman ayırırım. Ve ayırıyorum da ben! SORUMLULUK GÖREVİM OLMUŞ! Nasıl oluyor bilmiyorum, sanırım zaman planlama konusunda dahi falanım ama bir şekilde yürüyor işlerim. Fakat gel gör ki, kriz anlarında en dipteyim ve son zamanlarda bu anlar çok sık tekrarlanmaya başladı. Üstelik aman şeker yemesin aman tv ekranını bilmesin derken derken, çocuğu bu ikisinden daha beter olan "tükenmiş anne" ile başbaşa bıraktığım için çocuk da gevşeyememeye, rahatlayamamaya, sürekli beni yanında istemeye (ama sadece yanında değil, %100 bilfiil aklen ve bedenen yanında istemeye), ne verirsem daha da fazlasını istemeye, mızır mızır mızırdanmaya, herhangi bir hayır cevabını duyduğunda haykırarak ağlamaya, kendi işini kendi görmek yerine başkasına yaptırmaya ve en kötüsü de doyumsuz, memnuniyetsiz ve haline "şükretmeyi" bilmeyen bir insan yavrusuna dönüşmeye başladı. Meğerse "tükenmiş anne sendromu"nun çocuğa yansımaları birebir bunlarmış, bir de sıkı durun: sık sık hasta olma hali! Şaka gibi! Psikolog olarak kendi söküğümü dikmeyi bırakın, fark edememişim bile!

Peki ne yapıyoruz şimdi psikolog hanım..? 

Hayatı yavaşlatıyoruz, bu biiiir. Yavaştık zaten ama yetmiyormuş, iyice yavaşlayacakmışız. Yani bırakıyoruz çocuk 2 saat bahçede çöp toplamak istiyorsa ve evde tamtakır kuru bakır yemek bile yoksa bile bırakıyoruz çocuk çöp toplasın (çünkü ben 1 saatten sonra yine de çocuğa hadi artık yeter diyordum eskiden, market alışverişi günlük ya bizde, yapmazsam açız eyvah diyordum. Şimdi pizza ısmarlıyorum mis gibi katkı maddeli falan hepimiz afiyetle yiyoruz). 

Çocuğu hayatın merkezinden çıkarıyoruz, bu ikiiii. Zaten merkezde değildi diyeceğim ama artık kendim bile gülüyorum, resmen çocuk dışında iki laf edemez, çocuğu kucağımdan indirip tuvalete dahi oturamaz haldeyim bu sıra. Yapışık ikizler diye dalga geçti Beyaz Atlı Prens (kızdım tabii, sonra da doğru diye ağladım, sağım solum belli olmuyor). Daha çok kural ve sınır koyuyoruz, hayır diyoruz ama daha çok seviyoruz, öpüyoruz boğuşuyoruz. Çünkü çocuğu HAYIRlar ve kurallar değil, bunun yanında tükenmiş, mesafeli ebeveynlik ve sevgisizlik bozuyor. Yoksa çocuk sınırları kuralları istiyor, kendini bu şekilde "korunmuş" ve "güvende" hissediyor, diyor ki "haaa demek ki annem bana hayır dedi, beni bu davranışın sonuçlarından korudu, demek ki başıboş değilim, beni seven koruyan kollayan bir EBEVEYNim var". Hayır demek önemli dostlar... İtiraf edeyim ben fazla hayır diyemiyordum hatta böbürlenerek de yazıyordum size hayır demeden büyüttüğümü. Yanlışmış, bundan sonra yapmayacağım bunu.

Son olarak da; O ÇOCUK, O KREŞE Gİ-DE-CEK. Nokta. Artık zamanı; o da hazır, ben de tükenmişim, yarım gün kreşe gitmenin çocuğa ve bana zararı değil yararı var. Şimdi kreşten alıp dizimin dibine oturtursam, hem ben deliririm hem de aynı süreci seneye, olmadı seneye ama illa ki yaşarız. O zaman bu konu tartışma dışıdır, 2 saat ağlasa ölmez zaten evde kalsa da aralıklı olarak o miktar ağlıyor :P Mevzu sonlanmış bahisler kapanmıştır. Nokta :) 

Hamiş: Bir ay sonra hem psikologa tekrar gidecek durum değerlendirmesi yapacak hem de güncelleyeceğim bu yazıyı, unutursam hatırlatın. Bakalım neler değişmiş göreceğiz..

43 yorum:

  1. hatırlıyor musun şu ahyır dememe ile ilgili yazından sonra sana mail atmıştım. sanırım bizim psikiyatristin dediği de benzer bir şeydi tabii işime gelmediği için ben hayır demem yeaa demiştim. (hala pek diyemiyorm o ayrı!) babası hep daha kuralcı oldu, şimdi ben de kurallar koymaya çalışıyorum, pek başarılı değilim açıkcası beni takmadığını düşünüyorum ama krizlerde biraz azalma var. ya bu çocuk işi akıl ile yapılacak iş değil yemin ederim ya.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pelin bir de ben birşey fark ettim, kriz anında tutturuyor ya bişeye, 1 kez söylüyorum sonra bildiğin 3 maymuna bağlıyorum o kendi kendine savaşıyor ağlıyor yerlerde sürünüyor, resmen DAŞ kalpli anayı oynuyorum ve mucize gibi daha kısa sürede geçiyor kriz :D Sana da tavsiye ederim. Hatta şimdi karanlık tarafa iyice geçtim ben, direkt arkamı dönüp kıs kıs gülüyorum o yerlerde kendini paralarken (aştım kendimi)

      Sil
    2. Kesin işe yarayan yöntem. Ben de kullanıyorum. Arya.nın siddetli sinir krizi bitince aglayarak gelip kucağıma oturuyor ve yavaş yavaş normale dönüyor. Tabi istisnalar da oluyor, o zaman da ben başlıyorum bağıra çağıra ağlamaya :(

      Sil
    3. ben de ağlayabilirsin arincim diyorum :) bazen ay ben de ağlıcam ama şimdi diyip onu taklit ediyorum, hemen ağlamasını bozmadan aynaya koşuyor, mimiklerini merak ediyor sanırım :) fark ettim ki ne kadar duygularıyla yüzleştirirsen o kadar kolay geçiyor krizleri. en azından arin'de böyle..

      Sil
    4. Aynayı ben de denedim ama kendi halinden korktu, bildiğin şeytan çıkıyor çocuğun içinden, utanmasam foto çekip madara edicem de.. neyse..

      Sil
  2. Anneliğin her evresi zor her evresi sendrom dolu :) biri 2 yaş sendromunda diğeri 10 yas erken ergenlik sendromunda bende yavaştan 32 yaş sendromuna girmiş bulunuyorum :) evden kafamı cıkarmasam catlarım heralde gecenin 2 sinde bile olsa kendime 10dk zaman ayırıyorum pek iyi geliyor :) eskisi gibi kolay değil cocuk buyutmek ya da bizler fazla takıntılıyız çözemedim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gülşah ne kadar erken anne olmuşsun! :) Ben kendim çocuktum 21-22 yaşımda, ne büyük sorumluluk altına girmişsin, ben olsam kesin altında kalırdım.. Helal olsun demek istedim!

      Sil
  3. Beyaz atlı prens de fırsat mı bekliyormuş acaba:) normal zamanlarda hayatı kolaylaştıran kocanın böyle olağanüstü durumlarda tuz-biber olması da bi acayip..benim eşim de hamile olduğum doktor tarafından onaylandığından beri lohusa modunda:) bana bir sürü sipariş veriyor.
    Tükenmişlikten ziyade adanmışlık mı demeli bilemiyorum duruma ama gerçekten çok verici olmak insanı tüketen karşıdakinde de yük yapan birşey. Özel hayatımda yaşadım bunu, söz konusu kişi öyle bir vericiydi ki bana karşı, bir yerden sonra elini omzuma attığında sanki tonlarca yük binmiş gibi hissediyordum omzuma. Bir de her kim olursa olsun karşıdaki insanın egosunu limitsiz beslemek de o memnuniyetsiz yapıya katkıda bulunuyor sanki. Bulursun sen bir yolunu Ceren. İşe başlamak, okula dönmek, arada sırada dışardan sağlıksız beslenmek:) eminim iyi gelecektir;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aman zaten hamile kalan kadınlar değil erkekler, ben ona inanıyorum. Göbek de yapıyorlar biliyor musun, geçen öyle bir yazı okumuştum :D Tamamen psikolojik hamilelik diye..
      Kesinlikle haklısın, verdikçe görevin oluyor..

      Sil
    2. Göbek yaparlar walla ben çok azimli gördüm kendilerini:)

      Sil
    3. ay ben lohusayken koca ve anneler öyle bir hal almışlardı ki en sonunda herkesin lohusalığı bitsin ben öyle lohusa olcam diye bas bas bağırmıştım! resmen kırkları çıksın diye beklemiştim ayol! :)

      Sil
    4. Bu daha da fenası sanırım, cümbür cemaat herkes girmiş, asıl hamiline fırsat bırakmamışlar çocuğun:)

      Sil
  4. Her asamasinda kendimi gordugum, kendime koydugum teshis ve tedavi yontemlerini okudugum bir yazi olmus. Icten paylasiminiz icin tesekkurler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım işinize yaramıştır, yalnız değilsiniz..

      Sil
  5. Şu yazdıklarınız var ya tıpkı beni ve kızımı anlatıyor. Herkesin bebesi sakinken bizimki neden bu kadar öfkeli neden bu kadar inat? Bu soruyu ben de defalarca sordum kendime, ister istemez kıyas yaptım, elalemin bebeleri analarının tek lafıyla tutturmalarından vazgeçerken bizimki neden dibine kadar ikna edilmesi gerek. En sonunda karakterine, mizacına bağladım kendimce, sağ olsun sağlıklı olsun da varsın ağzımıza tükürse de olur dedim :) Tükenmiş tükenmiş dolandım hem iş hem ev hem bebe arasında. Şimdi 4,5 yaşında, herşey güllük gülistanlık demek isterdim ama değil :) Hala inat hala inat ama en azından böğürerek ağlamaları ciddi oranda azaldı. Tünelin sonunda ışık var ama o tünelden geçiş sıkıntılı. Kolaylıklar dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size de diyorlar mı, aynen senin çocukluğun sen de böyleydin diye.. Ben de diyorum "ha tamam bu da benim suçum yani, bunu da bana attınız, tebrikler.." :D
      Tünelin ucundaki ışığa inanmıyorum valla git git karanlıklar içinde.. En iyisi karanlığı normal kabul edip, kabullenip, ne bileyim uzun farları falan yakmak :P

      Sil
  6. Annelik zaten başlı başına bir sendrom , zaman zaman hepimizde mevcut bence bu sendromdan . :)
    Hayır konusuna gelince 'HAYIR' dediğim an asla evet olarak değiştirmiyorum . Yerler yatıp ağlasa da tepinse de hiç dönüp bakmıyorum . Ağlama sesi var ama gözünde yaşı olmayan cakal durumda hele hiç oralı olmuyorum . Odana git orda ağla diyorum gidip orada numaradan ağlayıp sonra annecim diye gelip kedi gibi yamacıma sokuluyor . :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii ki, tutarlı olmak ebeveynliğin ilk kuralı :)
      Odaya git dediğinde gidiyorsa sen o çocuğu öp başına koy :D

      Sil
  7. Ceren kac kez okudum yazini.Derin dogdugundan beri her saniyem ikilemle geciyor.her anin yetersizlik duygusuyla dolu.ise gidiyorum suclu hissediyorum sonra da o aglamalardan,saniyede yüz kere "anne" kelimesinin soylenmesinden bi an olsun uzaklasmanin verdigi hazzi yasiyorum sonrada bu hisdimden utanc duyuyorum.cocugumun kendikendini beslemesini destekliyorum diye gurur duyuyorum kendimle ama ayni anda sanki onu aç birakiyomusum hissine kapilip anneligimden şupheye duşuyorum.o agladikca ben sakin kaliyorumya bundan bile suçluluk duyuyorum.ben de hayir diyemeyenlerdenim ve bunun icin herkes tarafindan elestiriliyorum cogu zaman haklilar biliyorum ama aglamasina katlanamiyorum,o aglamasin da ben her istedigini yaparim modundayim.hele bu ara ne yemek ne uyku duzeni hicbisey kalmadi.bi yerde kontrolu kaybettim gece yarisi oluyor ve uyumuyor.kendikendine de uyumuyor yatagina biraksam aglicak (ki ne aglama şu Kars diyarini bile ayaga kaldirir).hicbisey tatmin etmiyor kucak istiyor bur dk sonra iniyor,oyun oynuyoruz sıkılıyor,kitap kokuyoruz sıkılıyor,zaten gece yarisi uyuyor ama sabaha kadar 3474477 kez uyaniyor.sevgimi yeterince hissettiremiyormuyum artik dye dusunuyorum.tam bir kisir dongu o geriliyor sonra ben.ben gerilince o budaha geriliyor.offf.sunlari yazarken ben onun şarki soyleyecegi tuttu icerde ve ben vicdan azabindan geberiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç de utanç duymamalısın Tuba, tüm bir okul sistemi çocuklarından bunalan ebeveynler nedeniyle kurulmuş bence :D Sonuçta hapishaneye yollamıyorsun çocuğu, orada oyun oynuyor, yemek yiyor, kitap okuyor, iş gibi düşünme kreşi.. Zaten sen tedirgin yollarsan o da hissediyor daha tepkili oluyor kreşe.
      Ağlamaya katlanamamak benim de en büyük problemim. Bunu nasıl aşacağız bilemiyorum, çok okuyorum araştırıyorum ama böğürmeye başladı mı hepsi uçuyor. Normal ağlasa tamam da, resmen sokaklar inliyor. Dün dışarda yürürken bir evin içinden çocuk sesi duydum, eskiden olsa "aman işte eğitimsiz ana baba çocuğu heralde hırpaladı yazık yavru nasıl ağlıyor" falan diyordum ama şimdi "ay yazık o içerdeki anne kim bilir ne haldedir, keşke görüp bi gözüne bakıp gülümsesem yanında hissetse" diyorum. Çok fena di mi... :)
      Ben de kontrolü kaybettim Tuba ve aynen ben de senin gibi "acaba sevgimi hissettiremiyorum mu" diyorum, bak sorun sanki bu, yani bizde bir güvensizlik oluşmuş, çocuk hissediyor. Önce bunu aşmamız lazım, bizden daha iyi anne bulamazlar nokta falan demeli ve inanmalıyız buna.

      Sil
  8. Geçmiş olsun Ceren.
    Sorunun farkına varıp adım atmak bile çok güZel. Çünkü genelde kendimize karşı dürüst olamıyoruz. Eminim ki bu durumdan da sağ salim bir şekilde çıkacaksın.
    Darısı başıma.

    YanıtlaSil
  9. Ben de Arya'yi çok seviyorum ama derdini anlatamayınca ciyak ciyak aglamasina ve milyon kez durmaksızın "anne" demesine katlanamiyorum. Kaçmak istiyorum. Tüm bunlari her anne yaşıyor da zorluk dereceleri farklı. Sorun bizde değil, mevcut durumun kendisi sorunlu yani :) hiç yetersizlik hissetmiyorum çünkü yapılacak birsey yok maalesef. Çok takılmadan, kendimizi paralamadan en kisa sürede geçmesini umarak yaşayacağız bu süreci.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bazen geçmiyor ama :( hayır bi "sittir et yaaa" diyebilsem tamam da...

      Sil
    2. al başını kaç biraz. gece olur gündüz olur. yakala beyaz atlı prensini tutuştur çocuğu kucağına sen anında arazi ol! biraz dinle kafanı. biraz derken epeyce demek istiyorum tabi ki :)

      Sil
    3. Bu sıra çok yapıştı bana, ortadan kaybolmayı ben de istiyorum ama uygun bir zaman değil, çok fazla değişiklik oluyor hayatında, biraz alışsın ilk fırsatta araziyim :)

      Sil
  10. Ben okurken yoruldum. Sen hepsini yaşamışsın C. :(
    Her şey çok daha iyi olacak buna inan ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Battıkça batıyorum sanki be Ahu..

      Sil
  11. Ben de kacmak istiyorum cogu zaman. Coklu besin alerjisi zaten iyice mahvetti beni, annem bile diyet yuzunden cok sinirlisin diyor. 10. Ayın içinde hala emmekten bir ogun bile azaltamadik, hic yemiyor. Cok mizmiz aglak oldugundan, cok zorladigindan kimse bensiz bakmak istemiyor kafami uzaklastiramiyorum. Evde dua okuttuk 6 aylik falandi herkesin bebegini sessiz sakin gorunce o gun 10 defa falan aglama krizine girmis ve cocugu resmen anneme terketmis, dondurulmus sut icirin uyutun demistim yuzunu goresim yoktu. Karsilastirma isini baya biraktim artik ama, pozitif yonlerine odaklanmaya calisiyorum. Bazen sevmiyor muyum yeterince diye kendime kiziyorum cunku sinirlenince rol yapip sevemiyorum aramizda bir uzaklık oluyor ben tarafından sonra tabi bir sirinlik yapiyor eriyorum. Allahım ben bu annelik bilgileri download edilmeden mi dogdum ya? Yine annemlere geldim ve o kadar yoruluyorum ki buna ragmen, annemin bile pestili çıkıyor. Geldigim icin yine muhtac kaldim eve gidince yalniz zorlanicam diye üzülüyorum. Evde olsam bugunlerde mesela cogu zamani gibi sabahtan aksama yalniz recel ekmek falan yiycem muhtemelen. Eskiden işten gelir bir saatte cesit cesit yemek yapardim, simdi yok, zaten menu kisitli. Suclulugum mutsuzlugum tasiyor ailemle ayni sehirde yasayip yardim aldigim halde. Senin icin isler daha da zor, ve bazen dusunuyorum Maya ne sansli ben hicbir zaman o kadar sabirli olamiycam diye. Allah'a bana sabir ver diye dua ediyorum artik baska yol bulamadim, bi de sağlık olsun napalim. Benim buradan baska icimi dokebildigim kimse bile yok, sagol Ceren.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zeynep inanmıyorum, bu yorum çok özür dilerim spam olarak kaydedilmiş, şu an dostyalara bakarken gördüm ve çok üzüldüm, neden böyle oldu anlamadım. Çok geç bir cevap olacak ama, umarım herşey daha çok düzene girmiştir.. Ben sabırlı olmayı öğrendim, öğrenilmeyecek bir şey değil ama zorlanırken yorgunken uykusuzken çok zor tabii ki. Umarım kolaylaşır herşey çok yakında!

      Sil
  12. O kadar haklısınız ki. Kaygılanmakta da, sonra çok zor yetiştirildiği için Maya'dan nefret etmekte de, sonra herşeyi oluruna bırakmaya çalışmakta da. Çocuk için en önemli olan annesinin sağlığı, anne ne kadar saklamaya çalışsa da çocuk anneyi hissedebiliyor çünkü. Uçaklarda "oksijen maskesini önce kendinize sonra bebeğinize takın" derler ya bu durum da biraz böyle gibi gözüküyor. En kısa sürede iyileşmeniz dileğiyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Nikki'cim.. Evet yoruldum çok ama bir şekilde toparlanmam lazım en kısa sürede, her iş bana bakıyor ne yazık ki..

      Sil
  13. Bütün yazılarını hemen yayınlanır yayınlanmaz okuyorum ama yorum bırakamıyorum. Cep telefonundan okuyorum ve o salak telefondan yorum yazamıyorum, tuşları çok gıcık.

    Bu yazıyı ilk okuduğumda hamile olduğumu öğrendiğim o anki kadar dehşetli bir aydınlanma yaşamıştım. Hemen etrafıma haber saldım. Duyun duyun böyle böyleymiş diye..

    Çünkü..

    Son 6 aydır sık sık yoğun baş dönmesi ve ağrısından acillik oluyorum. Gerçek bir neden bulunamıyor. Ama benim baş dönmelerim zangır zungur.. baş ağrılarım sanki az sonra beyin kanamasından ölüverecekmişim gibi..

    Nedense yorgun olduğumda, bebe zorlu olduğunda, günün 35 saati çalıştığımda yaşanıyordu..

    Meğerse.. sebep buymuş.

    Ceren, sıcağı sıcağına yorum yazsam daha iyiydi ama son birkaç yazına istinaden genel bir yorum:

    Bu şekilde anne blogger'lar içinde yayınladığın bu müthiş dürüst, samimi, şeffaf, yapıcı, fikir veren, egosuz, olduğu gibi, eğlenceli yazıların için teşekkür ederim sana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah çok geçmiş olsun, baş dönmesi çok fena.. Geçen hafta ben de yaşadım başımı yataktan kaldıramıyorum resmen! Dr.Google'da şöyle bir egzersize denk geldim ve işime yaradı. Zararsız olduğunu düşündüğüm için paylaşmak isterim:
      Dik bir şekilde koltukta oturuyor ve dümdüz karşıya bakıyorsun. Koltuğun her iki yanında da yeterli (50-60cmlik) boşluk olmalı. Oturma pozisyonunda kafanı hiç eğleden yüzünü sola çeviriyorsun, ne kadar sol omuz tarafına çevirirsen o kadar iyi. O iekilde 2sn kaldıktan sonra, belden hiç bükülmeden küt diye sağ tanına devriliyorsun (başın hala sola bakıyor ve oturur gibi dik pozisyonda ama yan yatar haldesin) o şekilde 2sn kalıp yine başının ve belinin pozisyonunu hiç değiştirmeden bu sefer sola devriliyorsun (burda başın da sola baktığı için yüzün tabii koltuğa yapışıyor biraz) ve 2 dakika bu şekilde kalıyorsun. Sonra tekrar oturur dik duruma geliyor ve bitiriyorsun. Aynı egzersiiz öbür tarafa bakarak yapMIyorsun sadece sola bakarak yapılacak ve günde 3-4 defa tekrarlanacak. Sanırım kulak içindeki salyangoza benzer organın içindeki partikülleri düzene dokmak için yapılıyormuş. Bende işe yaradı umarım sende de yarar :)

      Sil
  14. Bu yazının bir paragrafını, tükenmişlik sendromu tarifi, alıyorum; alternatif anne'de kullanıyorum senden alıntı olduğunu bahsederek. Bence her anne bir ara tükenmişlik sendromuna giriyor, farkında olmadan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaynak verecek kadar hassas olduktan sonra canımsın benim, tepe tepe kullan.. Ben de bu sıra "çocuklu kadının çantasının içi"ne sızıyorum, seni link vereceğim, iade-i ziyaret olacak hem de ;)

      Sil
    2. :) Ay ne güzel... Teşekkürler...

      Yazı yayına alınınca linki paylaşırım. Sevgiler!

      Sil
    3. Alternatif anne'nin sürekli okuruyum, senden önce yazını görebilirim ;)

      Sil
  15. Var ya öyle bir anda karşıma çıktınız ki.. Hele ki psikolog olup da bunları yaşayabiliyor olmanız ne yalan söyleyeyim içime su değil şelale serpti. Anne olduğumdan beri yaşadığım zorlukları sadece ben yaşıyorum diye utanıyor ve dile getirmekten çekiniyordum. Çünkü annelik hep "kutsal" bir olgu olarak öğretildi bize. Hatta bunları yaşayanlar bile dile getirmedi. Bazı zamanlar "noluyor lan ben de anneyim ben niye baş edemiyorum, bişey mi eksik" diye çok sorguladım kendimi. Psikolog ile de görüştüm. Aynen sizin söylediklerinizi söyledi. Yavaşla, süper kahramanlık oynamaktan vazgeç, bırak ev dağınık kalsın, dört başı mağrur sofra da kurmayıver, kendine zaman ayır, gibi.. Benim dezavantajım (aslında iyi tarafından bakınca avantajım) çocuğuma annem ve kayınvalidem dönüşümlü bakıyorlar. Çoğunlukla bizim evde bakıyorlar. Bizde kalıyorlar. Bazen de kendi evlerinde bakmayı tercih ediyorlar, o zaman da ben orda kalıyorum. Düzensiz bir hayatın düzenine alışmaya çalışırken omzuna dokunan bir el, yeri geliyor sihirli bir değnek etkisi yaratıyor. Şu an hissettiklerim sizin bana sihirli bir elle dokunmuş olmanız. Bi de biz kadınlar mı diyeyim yoksa insanın doğasında mı var bilmiyorum doktor ya da psikolog ya da işin uzmanı her kimse ondan duyunca pek bir rahatlıyoruz. Hatta yanlış anlamayın ama başka annelerin de bunları yaşıyor olmasından mutluluk duyuyoruz. Çünkü tek başınalık hissi insana kendisini kötü hissettirip yetememe duygusunu besliyor. Bundan sonra rehberim sizsiniz. Sizi tanımış olmak beni öylesine mutlu etti ki, yazdıklarınızı keyifle ve yalnız olmadığımı bilerek okuyacağım. Belki yorumlarla sizin içinize az da olsa bizler su serperiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kızımı doğurduğum anda ben "aha şimdi ağlamam lazım ama hiç ağlayasım yok" demiştim, daha ilk andan düşünün üzerimizdeki baskıyı..
      Çok teşekkür ederim yalnız olmadığınızı fark etmiş olmanız beni çok sevindirdi :)
      Bu yazıdan sonra gelen yazıları da tavsiye ederim, şu an çok daha farklı bir ruh hali içindeyim, belki sizi de mutlu eder o yazılar :) Sevgiler!

      Sil
    2. Bu arada bloğunuz şahane, o ne hamaratlık yahu! Yumurtayı bile doğru dürüst pişiremeyen ben için ayrı bir dünya, gez gez bitiremem.. :D

      Sil
  16. Merhaba,

    Neden sürekli yetememe duygum var, neden sürekli depresifim, neden babası oğullarımıza sadece bakarken !!, kitap da oku, oyun oyna diye o anda bile komuta etmekten kendimi alıkoyamıyorum derken, eşim artık misafir ağırlayalım dediğinde neden, nasıl diye surat asarken yazınızı buldum bir şekilde. Tükenmiş anne sendromu. Kitap var mı tavsiye edebileceğiniz? Ben elimin altında bir kitap bulundurup ara ara birkaç sayfa okuyunca yani ara ara kendimi gazlayınca iyi hissediyorum. Var mı tavsiye edebileceğiniz kitap?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rahatlamanızı sağlayacak herhangi bir kitap olabilir bence, bu konuda kitap okumaktansa kendinize özel zaman ayırın derim ;)

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!