24 Ekim 2015 Cumartesi

Benedict Cumberbatch'i öz kızıma tercih etme hikayem

Geçen ay henüz bizim kız 2 yaş krizinin tepelerinde gezinmeye azmetmemiş, çişini 20 saate kadar tutarak bu alanda Ortadoğu ve Balkanlar'ın rekorunu kırmamış ve ben de keçileri dağlık arazide kaybedip dellenmemiş ikeeeen, gitmiş Londra'yı zangır zangır sallayan popüler sanat olayına, Benedict Cumberbatch'in Hamlet'ine bilet almıştım. Bir ay içinde öyle çok badire atlattım, öyle ağzım yandı, öyle sürüm sürüm süründüm ki; aldığım bilet de, kızım bir atkı misali boynuma dolanmamış halde evden burnumu çıkarabilme olasılığı da aklımdan çıkmış. Velhasıl Beyaz Atlı Prens dürttü, "yarın tiyatro var, annemi de ayarladım, gidiyoruz" dedi.

Beni aldı bir panik krizi.. Nasıl olur, yavru bedenime bir koala gibi yapışmış, tuvalete bile tek başıma gidemez, her sabah duşumu bile onun nazarında alır haldeyim. Babanneyi gördüğünde bırakılacağını anladığı için çığlıklar atarak (babanneye "hayııır, o gelmesiiin gitsiiin" diyerek hem de, ay ne ayıııp) kaçıyor! Tam bir "Alman anası" olan babanne bile aralıksız 45dk ağlayarak tepinen çocuğa odasına kapatmak dahil (ki bunu duyunca ben delirdim haliyle, tamam kadıncağız bakmış kendi de sinirleniyor, en iyisi çocuktan uzaklaşmak demiş ve uzmanlarca doğru bir yöntem seçmiş ama bir ana olarak biricik yeeevrumun emanet edildiği kişi tarafından odasına kapatıldığını duymak tüylerimi diken diken etti işte) hiç bir numara sökmediğini görüp, şok olup "kusura bakmayın, ben böyle çocuk görmedim, babası hiç böyle değildi, ben bakamayacağım" demiş havlu atmış.. Bu ahval ve şeraitte ne Benedict'i ne Hamlet'i görecek göz mü kalmış..

Fakat, gittim. O çocuğu ciyak ciyak ağlarken bırakıp o kapıdan çıkmak inanın giyotine gitmekten zor oldu ama gittim. Elime bir buket çiçek ve tiyatro biletini tutuşturup beni sürükleye sürükleye kapıdan çıkaran Beyaz Atlı Prensimi de koluma taktım, gittim.

Çünkü gitmem gerekiyordu. İnsan olduğumu, yetişkin insanlarla entellektüel mecralarda zaman geçirmem gerektiğini anlamam gerekiyordu. Ve çok da beğendim. Yapımı ve sahne düzenini inanılmaz beğendim, orjinal dizeleri modern bir yorumla sunmalarına bayıldım, oyunculuğu da eh işte fena bulmadım. En güzeli de gerçekten sevgilimle tiyatroya gidebilmiş olmayı, karanlıkta el ele 4 saat oturmayı ve ara sıra onun kulağına ağdalı ağır Shakespeare İngilizcesi'nin mealini, ne olup bittiğini fısıldayarak kendimi bir çeşit entellektüelmişim gibi hissetmeyi ve onun da her sefer bana "şimdi mi diycek "to be or not to be", dedi mi, Allah diyo galiba, vallahi dedi, demedi mi, ne dedi?" falan diyip göz kırpıp gülmesini beğendim. Ayh. Oh be.

Yaşasın yetişkinlerin hayatı..!

Bu arada, Benedict dedi ki "baba olduğum için bu role uygun olmadığımı, Hamlet'in trajedisini gerçekten anlayamayacağımı düşündüm".. Çok düşündürücü gerçekten, çünkü insan ana baba olduktan sonra gerçekten bazı varoluşsal kaygıların bir nokta ötesine geçiyor ve hayatın anlamı konusunda bir gıdım yol alamasa bile yine de arayış noktasında bir hafiflik hissediyor. Hamlet'in trajedileri (ki eserin gerçek adı da budur aslında) aslında evde bir çocuk olunca insana ayrı bir boyut gibi geliyor, hani teğet geçtiğin, artık vakit bulup da üzerinde çok fazla düşün(e)mediğin bir boyut. Bu anlamda çocuk sahibi olduktan sonra hayat basitleşiyor, belki anlam kazanıyor, belki de anlamını yitiriyor.. Öte yandan, yine Benedict'in dediği gibi, aslında "herkesin içinde bir Hamlet var", herkes aslında her an kendi içinde hayatın anlamını arıyor, sevdiği birini kaybetmenin bıraktığı boşluğu bilen herkes aslında biraz Hamlet.. Bu nedenle evdeki "ağır kayıp yaşamakta olan" küçük Hamlet'i daha fazla delirtmeden döndük ve kucakladık kendisini. Babanne delirmemiş bu sefer, hazırlıklı gelmiş, o da 1 saat bangır bangır ağlamış sonra susmuş, başlamış oynamaya. Çocuk işte, dünyası "adaptasyon".. Keşke bizler de onun kadar esnek olabilsek değişimlere, kayıplara, acılara karşı..

Dipnot. Nasılsın diyenlere teşekkürler, durumda pek değişiklik yok hala tıbbi tetkikler ve görüşmeler sürüyor, sizleri haberdar edeceğim yakında.. Sağ olun, var olun..!

Dipnot2. Geçenlerde Washington Post'ta çıkan şu yazıda da diyor ki, eşimi evden sürükleyerek çıkarıyorum çünkü evden çık dediğimde acaip bir vicdan azabı duyuyor ve çıkmak istemiyor, çünkü annelerin üzerinde inanılmaz bir toplumsal baskı var. İlginç bir yazı, tavsiye ederim.

20 yorum:

  1. Şu entelektüel hayata sen Almanya'da Alman anasına bıraktın ben Türkiye'de bırakacak bir yer bulamadım bizim oğlanı:( çok iyi olmuş insanın bunlara o kadar çok ihtiyacı var ki ben de tamamen soyutlandım hayattan çocukla birlikte. Çocuk ne zor şeymiş arkadaş!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşin tuhafı ben 1,5 hatta 2 yaşına kadar çok aktiftim, ne olduysa bu yaz oldu yahu.. Büyüdükçe daha bağımlı oldu, ters çocuk..

      Sil
  2. Bu da başlangıç sonuçta..hiiiiç bırakamayıp yıldönümü ve doğumgunu yemeklerıne hatta tatıldeyken tavernaya fln yapışak çocikiyle gidenler var burda:) bırakamayan taraf bnm eşim buarada

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay yıldönümü ve doğumgünü çocukla çekilmiyor (kusura bakmasınlar) :))

      Sil
  3. 👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻 alkışlar Ceren için!
    Çok sevindim güzel bir gece geçirmenize. Devamı gelsin, maya'nın ağlamaları azalarak bitsin diye temenni ederim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harikaydı :) Şimdi hedefim MUSE konseri :D

      Sil
  4. Soru işareti gibi çıkan ikon alkış işareti bu arada hehe

    YanıtlaSil
  5. Oh oh bu gidişle başbaşa 3 gün tatili bile görürsünüz siz :)) ver elini Paris falan ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bırakabileceğim biri olsa, belki olabilirdi ama ı-ıh şimdilik 3 başa tatiller :D

      Sil
  6. Kopf hoch Ceren, alles wird gut!

    Liebe Grüße
    Sara

    YanıtlaSil
  7. hah işte böyle :) içini vicdan azabının -halen- kemirdiğine eminim ama biraz koyver gitsin yahu :)
    gerçekten üzerimizde felaket bir baskı var, en büyk baskı da kendimiz!
    geçen hasfta bizim sıpa 41 derece ateşliydi biraz düşer gibi olunca ben de raporlu olduğum halde kreşe gönderdim :O
    çünkü kimse kınamasın, kimse kusura bakmasın ama dayanamadım hem bedenen hem de psikolojik olarak..
    kulaklarını tıka, vicdanını sustur, kendine zaman ayır azıcık ;) hepiniz için en iyisi bu..
    mayanın iyileşmesini umutla bekliyorum, kendine iyi bak Ceren..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :(( ama kreşteki diğer çocuklar?
      burada kreşlerde 38derece ateş olur olmaz hemen eve gönderiyorlar ya da baştan almıyorlar içeri.. ben doğru buluyorum bu uygulamayı..

      Sil
    2. zaten hastalıklar hiç anlayamadığımız kuluçka evresinde yayıldığı için bir anlamı olmadığı söyledi götürdüğümüz doktorlar..
      burda hiçbir şey demiyor kreştekiler. evde asla içiremediğimiz ilaçlarını kendisi gidip içiyor, yemeğini daha güzel yiyormuş. evdeyken ikimiz de paramparça oluyoruz. o da hasta bile olsa gitmek istiyor kreşe

      Sil
    3. Ay geçmiş olsun diyememişim, kafam çok dağınık çok pardon, geçmiş olsun..!

      Sil
  8. ceren ya yapışık ikiz sendromu arin'i değil beni vurdu. hiçbir yere bırakasım yok, arin de gelsin, arin ile gidelim arin arin ariiin! yemnederim iki yaşıma ben geri döndüm! :s ama senin adına çok pek çook sevindim! :)

    muse konseri için bırakabilirim belki ama karnımdayken çok dinledi muse bak muscle museum ile falan sakinleştiği var, arin de gelsin arin ile gidelim o zaman :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aaaaaaaaa gel beraber gidelim, babalara yıkalım! :D ya da kulaklık var bende istersen arini alırız ama mayayı ı-ıh :D

      Sil
  9. Klasik siz iyi olacaksınız ki oda iyi olsun :) Pek iyi etmişsiniz pek güzel olmuş.Bu arada hakkat Beyaz Alı Prens :) Zarifçe düşünülmüş bir buket çiçek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özel günler yerine böyle sıradan günlerde çiçek almak her kadını mutlu ediyor değil mi :D

      Sil
  10. Eşinizin yanınızda olduğunuzu belli etmesi de kayınvalidesinin Maya'ya anlayışla yaklaşması da (ki tersini yapması kendi hatası olurdu, Maya sonuçta sadece 2 yaşında, daha çocuk bile sayılmıyor) çok güzel hareketler :3 Bir de İngilizceyle bayağı yakından alakalı biri olarak İngilizce'nin atası ana dili olan eşinizin Shakespeare İngilizcesi anlamaması ama anadili Türkçe olan sizin anlamanız çok hoşuma gitti :D Her şey giderek daha iyi oluyor sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Çok ağdalı yahu ama çok tane tane konuşuyorlardı neyse ki, bir de akıl edip tüm eseri geçen ay bir daha okumuştum, iyi ki öyle yapmışım, kolay oldu..

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!