23 Mayıs 2016 Pazartesi

Çocuk büyütürken yaptığım hatalar, sonuçları ve çözümleri

Blog kapanmadan önce şöööyle ballı bir itiraf yazısı yazmak, tüm kirli çamaşırları dökmek saçmak ve mümkünse yıkamak, kurutmak, temiz yeni raflara kaldırmak istedim. 34 yaşımda anne olduğumda, o ana dek 3 yaş öncesi çocuk deneyimim HİÇ olmamıştı, ailemde, çevremde yoktu, kucağıma aldığım ve ilk gıkında hemen annesine iade ettiğim bebek sayısı resmi rakamla 2 idi :) Ve de yapayalnızdım bu 3 sene boyunca, aileden uzakta, eşimin ailesinin dibinde olduğum halde ilgisinden upuzakta. Zorum zorum çocuklu arkadaş edinme çabasında, parkta bahçede oyun grubunda kim ne yapıyor gözlem derdinde. En çok da hayatta değil kitap sayfaları arasında.. Bu 3 sene bana çok şey öğretti ama bu yazdıklarım değil, birebir kızımla yaşadıklarım, bunaldığım "yeter artık dayanamıyorum" diye ağladığım anlar.. Bazen sanki yukardan biryerlerden ya da tam içimden geldi o cevap, bazen kızımdan geldi, çoğu zamansa deneme yanılmayla geldi. Her annenin en temel gündem konularını (uyku, yemek, tuvalet ve oyun) tek tek ele alıp, kısaca yaptığım yanlışları, doğruları ve öğrendiklerimi, yaşam boyu da öğrenmeye devam edeceğimi öğrendiklerimi yazayım istedim. Buyrun;

Biz annelerin 1 (alt madde a.) numaralı derdimiz: UYKU: 
Hamileyken hedefim neydi: "doğar doğmaz yatağında uyuyacak, asla yatağıma almam yoksa eşimle ilişkim mi kalır, aaaa hayatta yapmam!"
Gerçekte olan: ilk 6 ay bizim yatağımızda, sonra 10. aya dek yatağa bitişik beşiğinde bizimle uyuyan, 4 saatte bir uyanıp yana dönüp memeyi bulup emen, bu sayede uyku sorunu hiç yaşamayan ve daha önemlisi bana yaşatmayan bir çocuk. Sonra diş çıkarma, hastalık, gelişimsel 1 yaş uyku regresyonu dönemlerinde bir ara 15dk'da bir uyanan, ailecek perişan olduğumuz dönemler. 10. aydan sonra kendi odasına ve yatağına geçiş, bocalamalar, DEV YATAK projesi ve hayatımın kurtuluşu. 2 yaş civarından itibaren, doğal olarak gecede 1-2 defa su istemek, "sarıl anne!" demek için yanına çağırmaları saymazsak kendi odasında kendi yatağında uyuyan çocuk.
Doğru yaptıklarım: İlk 6 ay çocukla uyumak bence en doğru yaklaşımdı. Sonraki dönemde uykusunun bozulduğu dönemler çok telaş etmedim, dişi çıkıyor hasta olabilir, dönemsel ve geçecek dedim. Hakikaten süründürdü ama geçti :) Odasına geçtikten sonra uyku rutinini hiç sektirmedim, diş fırçalandı, şarkı söylendi, hikaye anlatıldı, "şimdi uyku zamanı" dendi ve susuldu. Yatağa oyuncaktır kitaptır lambadır koymadım çünkü bunlar hep uykuyu dağıtıcı şeyler bence. Kitabı oyunu uykuyla birleştirmek istemedim ve bence doğru ettim.
Yanlış yaptıklarım: Emzirerek uyutmak, memeyi bırakana dek başımın derdi oldu. Uykuya dalana dek yanına yatağa yatmak oturmaktan daha kolay geliyor ama çocuğu yalnız uyumaya başlamak için alıştırma evresini uzatıyor.
"Şimdiki aklımla" bundan sonrası için hedefim: Doğum gününe "Kocaman Yatak" istedi, alıyoruz, rutinini aynı devam ettirip, mümkün olduğunca uyku öncesi el tutma, sarılma dönemini kısa tutmayı başarabilmek, geceleri deliksiz uyuması en büyük umudum ama acelesi yok, herşey yavaş yavaş, adım adım oluyor, artık biliyorum ;)
Okuma tavsiyesi: Bebeklik döneminde uyku konusunda çok yazmıştım, Dev Yatak yazısında linkler vardır buraya tık tık. Siz odada olmadığınız zaman uyuyamayan çocuk hakkında buraya tıklayınız.

Biz annelerin 1 (alt madde b.) numaralı derdimiz: YEMEK:
Hamileyken hedefim neydi: "İnşallah ilk 6 ay anne sütü verebilirim, sonrası Allah kerim ne versem yer heralde yaaa"
Gerçekte olan: Çok şükür tam 20 ay anne sütü emdi, 6. aydan itibaren ek gıda, katı gıda, ver eline denesin (baby-led) yöntemi çok başarılıydı ve 15. aya dek hakikaten ne versem yedi, şekeri tuzu bilmedi. Sonra bir hasta oldu, bir hafta ağzına lokma sokmadı, biz panikledik, ısrar ettik, o gün bugündür "yemeyen, aşırı yemek seçen çocuk".
Yanlış yaptıklarım: paniklemek ve yemek yememesini kafama takmak, bu endişelerimi hissetmesine ve bence buna bağlı olarak bu inadını sürdürmesine neden oldu ve baktı ki annesi fazla yumuşak, kıyamayıp "çikolatadır, kektir, ne yese kardır, kopacak zayıflıktan" moduna girdi, hooop, kullandı bunu ve etkisi bugüne dek geldi. İkinci yanlışım, biz eşimle çorba sevmiyoruz, bir iki denedi ama yemedi diye hiç pişirmedim, oysa kabızlığa ne iyi gelirdi..
Doğru yaptıklarım: Tv açmadım, oyun oynamadım, bizle sofraya oturdu, önüne yemeği kondu ve kendi döke saça yedi, bu açıdan annesi yediren çocuktan baya önde. Fransız sistemi 4 öğün yiyor bu da iyi. Ha bir de evde ve dışarda sorunsuz, sıkılmadan, gezmeden, sessizce, masa adabına ve sohbete uyumlu "yabancıların çocukları" gibi yiyor :)
Şimdiki aklımla bundan sonrası için hedeflerim: Artık paniklememeyi ve yemeyen çocuk olduğunu kafaya takmamayı başardım aslında. Ne yazık ki anaokulunda yemek olmayacak, ben evden vereceğim, o nedenle biraz "seçici çocuklar için beslenme" konusuna eğilmeyi, kendimi geliştirmeyi umuyorum. Bu konuda şu sayfada ve şu sayfada ve şu sayfada ve şu sayfada ve şu sayfada ve şu sayfada ve şu sayfada ve şu sayfada güzel fikirler buldum. Ayrıca artık kızımdan tek beklentim; gelişimi normal ilerlesin ve sağlıklı olsun da varsın zayıf olsun, valla artık benim için önemli değil, artık biliyorum :)
Okuma tavsiyesi: Beslenme konusundaki tüm yazılarım için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca yemek seçen çocuğun sağlıklı olduğunu gösteren emareler için burada güzel bir yazı daha var.

Madde 2: TUVALET EĞİTİMİ:
Başlamadan önceki hedeflerim: Hiç yoktu aşırı korktuğum ve ötelediğim bir konuydu.
Gerçekte olan: 1,5 yaşta geçirdiği ateşli hastalık ve antibiyotik kullanımı sonucu penisilin alerjisi ve kronik kabızlık, 2 yaş döneminde 20 saate varan çiş tutmalar, ailecek perişan halimiz, doktor doktor dolaşmalar, denemediğimizin kalmaması, Macrogol isimli vücutta tutulmayan bir mineral bileşimine başlamamız ve kabızlığın hala bugün bile anca bu şekilde idare edilmesi (beslenmesi değişmedikçe de bu ilacı bırakma lüksümüz yok tabii). Bir iki defa lazımlık denemesi, başarısız. Sonra 2,5 yaşta bir mucize olup kendi kendine tuvalet eğitimi vermesi (birden ben bez kullanmıycam diyip çekip atması) ve direkt tuvalet adaptörüne oturması. Önce çişi, sonra yavaş yavaş kakayı tuvalete yapmaya başlaması ve bingo, kendi kendine verdiği, benim hiç bir etkim olmayan tuvalet eğitiminin sonu :)
Yanlış yaptıklarım: 1 yaştan sonra ateş düşürücü fitil kullanmak, popoyu zedelemesine, psikolojik kabızlığa, çiş tutmaya ve bu işin 1,5 senelik derde dönüşmesine tek olmasa da en büyük neden bence, şimdiki aklımla 1 yaştan sonra asla kullanmam ve tavsiye etmem. Beslenmesinin bozukluğu diğer bir yanlışım. En büyük yanlışım yine paniklemek, ona hissettirmiyorum sanarken onun benim endişemden endişelenmesi.
Doğru yaptıklarım: Tuvalet eğitimi vermemek! Valla bu işe hiç karışmamak ve ona bırakmak ve 20 saat tuttuğu çişe bile "amaaaan yeter artık ne olacaksa olsun" demeyi öğrenebilmek en büyük doğrum oldu :) Ha bir de çişe kakaya hiç pis demedik, her yaptığında olumlu tepki alkış gerekirse rüşvet verdik (minik bir parça çikolatanın tuvalete oturmadaki etkisini unutamam).
Şimdiki aklımla tavsiyelerim: 2-3'ten önce çok erken ve zararlı diyorum, yine en doğrusu rahat olmak, bunu görev değil zamanla, acele ettirmeden, yavaş yavaş kazanılacak bir davranış olarak görmek ve bol psikolojik azcık da çikolatajik rüşvet :D
Okuma tavsiyesi: Tüm yazılarım için buraya tıklayabilirsiniz. Tuvalet eğitimi vermeye neden karşıyım, burada güzel bir yazı daha var.

Madde 3: OYUN (boş zaman aktiviteleri, teknoloji kullanımı):
Hamileyken hedefim neydi: "Çocuğun işi oyun! Çocuk oynayacak, çok ama çok oynayacak" benim mottomdu, bunun için herşeyi sağlamaya hazırdım.
Gerçekte olanlar: Gerçekten de deli gibi oyun oynuyoruz, mümkünse günde en az 1 saati, kara kışa rağmen bazen 2-3 saati, yazın nerdeyse tamamını dışarda, doğada, parkta falan geçiriyoruz. Maya 3 aylıkken oyun grubuna başladı, 27 aylıkken kreşe başlayana dek bir çok oyun grubuna, bebek jimnastiğine, yüzmeye gitti ama en önemlisi anneyle babayla birebir oyundu.
Doğru yaptıklarım: Oyun için herşeyi bırakıp ona katıldım, ya da az uzağından destekledim. Oyuncağı bol tuttum, doğal malzeme aldım, değiştirdim, kütüphaneden, bit pazarından aldım, ekonomik yük etmedim, moda oyuncak değil işlevsel oyuncak aldım ve yaptım. Ekranı ve teknolojiyi 2 yaşına dek sıfır, 2'den sonra ise sadece hastalık ve uçak yolculuklarında verdim, kendim de tv ve telefon kullanmamaya özen gösterdim.
Yanlış yaptıklarım: Onunla her istediğinde oyun oynadığım için, aktif zaman geçirdiğim için, kendi kendine oyun oynama yeteneği güdük kaldı biraz ama 2,5 yaştan sonra doğal olarak oyun kurmaya ve dikkatini daha çok vermeye, beni fazla istememeye çok yavaştan başladı.
Şimdiki aklımla tavsiyelerim: Aslında çok fazla karışmamak, bebek bile olsa kendi haline bırakmak lazım ki kendi kendini oyalamayı öğrensin. Bir de ben biraz fazla oyuna düştüm, aslında ilk aylarda bebeğin çok uyarana, hele bebek gruplarına falan hiç ihtiyacı yok, daha çok sessiz sakinlik güven duygusu falan daha önemliymiş. 6ay-1,5 yaş çocuğun ebeveynle oynaması, 2 yaş civarı ise arkadaşlarla oyun çok sağlıklı, 2 yaştan itibaren mutlaka çocuğun sosyalleşmesi lazım, oyun grubu, kreş bu yaştan sonra daha bir anlam kazanıyor. Bu dönemlere dikkat etmek lazım.
Okuma tavsiyesi: Ekran konusu için buraya ve buraya lütfen. Oyun ve aktivite yazılarımı ise buradan bulabilirsiniz.

Valla çocuğun ilk 3 yılında uyku, beslenme, oyun ve dışkılama eğitimi dışında başka bir ihtiyacı var mı diye düşündüm, aklıma gelmedi. Eğer sizin gelirse yazın, ekleyeyim :)

24 yorum:

  1. uyku ve yalnız oynamama sıkıntısı resmen 3 senemi perişan etti hala bir arpa boyu yol alamadık :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya Gülşah bir de senin 2 numara bu, ilkinde yaşamadıklarını yaşıyorsun di mi? Çok şaşırtıcı hakikaten demek ki bu çocuğun karakteri, annelik tutumuyla ilişkili değil. BU bana çok ilginç geliyor işte :)

      Sil
  2. Valla her şeyi yazmışsın. Benim aklıma bir şey geldi ve bir psikolog olarak ne diyeceğini merak ediyorum. "Emzik." 2 aylıkken verdik. O kadar düşkün değildi. Şimdilerde nerdeyse birkaç aydır ağzından düşürmüyor. Uyurken hep ağzında. Uykusunda düşürünce uyanıp ağlıyor ve emziği verene kadar ağlıyor. Gün içerisinde hep ağzında. Oyun oynarken ve dışarı çıkarken çıkarıyor ama bir süre sonra yine istiyor. Özellikle kızdığında ya da istediği bir şey olmadığında meme meme diye söyleniyor. Ve emziği ağzına sokana kadar mızlanıyor. Yakında kreşe başlayacak. Emzik bırakma yöntemleri ile ilgili bir sürü yazı okudum. Sevdiği bir şeyden travmatik bir şekilde ayrılsın istemiyorum. Sence napmalıyız Ceren?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya emzik tamamen çocuğa bağlı bir şey, mesela ben denedim almadı hiç ama doğduğu gibi alan ve 3-4 yaşına dek ağzından düşürmeyen, çok sorunlu bırakan çocuklar da var. Benimki mesela 20 ay beni emzik niyetine kullandı uyku öncesi :D Emzik bıraktırma konusunda ne desem teorik olur o nedenle, bişey demesem daha iyi bence. Birden bıraktırsan bi türlü, yavaş yavaş alıştırsan başka türlü, bence çok kafana takma kreşe başlasın orda da bırakabilir, dediğim gibi burda 3-4 yaşında hala emzikle dolaşan çocuklar var yani..

      Sil
  3. Ahh o kendını oyalama konusu..sınıfta kaldım,eksılerdeyım:(yas oldu 2,5 hala tok yok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepsini bir araya getirelim beraber oynasınlar biz de çene çalalım diyeceğim ama her hafta deniyoruz, çene çalabilmeyi bırak sonunda herkes odanın bi köşesinde kendi çocuğuyla oynuyor hale geliyor :D Yaşa özgü diye bundan diyorum, ay şu 40ları çıkar gibi beklediğimiz 3-4 yaşları çıksın bak nasıl değişecek, oyundan alamayacaksın dikkatini çekemeyeceksin valla bak :D

      Sil
  4. Çok güzel bir yazı olmuş. Banada ilham oldu,bende yazayım. Çok komik oluyor bol keseden kararlar alıp uygulamada ters köşe olmak:)

    YanıtlaSil
  5. Anne adayi olarak yazinizi zevkle okudum, notlarimi aldim :) Bir konuda uzman ve anne gorusunuzu merak ediyorum. Ben de sizin gibi yurtdisinda yasiyorum, esimin ve benim ailelerimiz de farkli ulkelerde. Su durumda iletisimi, hasretligi bir nebze de olsa azaltmak icin Skype uzerinden zaman zaman goruntulu gorusme ile gidermeye calisiyoruz. Bebegimiz dunyaya geldiginde bu gorusmelerin sayisi ya da suresi "bebegi gormek" istedikleri icin artabilir diye dusunuyorum. Bu noktada uzaktaki sevdiklerimizi kirmamak icin bu gorusmelerin suresini kisa tutmak mi dogru yoksa buna hic bulasmamak mi bilemiyorum. Sonucta akilli telefon ya da tableti hayatina bir sekilde sokmus oluyoruz. Bu konuda sizin dusunceleriniz merak ettim :) Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) O kadar da değil yahu, skypetan bile olsa torunlarını görememek düşünsene delirtir anane babanneleri, valla tası tarağı toplar anında yanınıza yerleşirler, benden uyarması :D Bu arada hayırlı olsun, sağlıkla kucağınıza alın inşallah!

      Sil
  6. Cerencim, çok hoş bir yazı olmuş. İçine sinen Doğrularınla işe yarar çözümlerinle kendi hakkını vermen, başarını taktir etmen; yanlışlarını bahane üretmeden objektif biçimde görmen ve aynı hatalara düşmeyecek olman, ikinci bebeğinde çok daha rahat ve huzurlu olmanı sağlayacaktır. Ben de 2. De aynı yöntemi uyguladım! Doğru bildiklerimden şaşmadım, gereksiz paniklemelerim ve anlık çözümlerimin uzun vadede zararı olduğunu bildiğim konularda hatalarımdan ders aldım. Sonuç: çok daha özgüvenli, becerikli, uyumlu, kendi kendine uyuyan-yiyen-oynayan bir bebek, çok daha rahat ve endişesiz bir anne.
    Tabi ki çocuğun cinsiyeti, mizacı, motor gelişimsel becerileri vs de etkili; ancak altın kural o hep söylenen "anne Mutlu ve rahat olursa Bebek de olur" mottosu.
    Bu biraz 1. Çocukta ütopya kaçıyor. Çünkü ne kadar kendimizi gaza getirip "tamam yeaa bundan sonra rahat olucam" desek de olmuyor. O motivasyon birkaç gün gidiyor, sonra yine endişeler evhamlar başlıyor, kaset başa sarıyor.
    Çocuğum yemiyor diye hüngür hüngür kaç kere ağladığımı bilirim. Yemek zamanları yaklaştığında tansiyonum düşüp "şimdi yine önüne koyacağım ve yemeyecek, ağlıyacak, kıyamet kopacak" diye elim titreyerek yemek hazırladığımı bilirim. Yani bir annenin çocuğu yemiyor diye kahrolmaması mümkün değil :-))) sadece yemediği halde sağlıklı Mutlu sorunsuz büyümüş bir çocuk deneyimlemişse mümkün :) ancak o zaman ikna olur, içi rahat olur ve "tamam yavrum yeme, ne istersen onu ye, acıkınca yersin" vs diyebilir :) bu her konuda böyle.
    Bu tezime göre 1. Çocuğun deneme tahtası, ikinci çocuğun da mükemmel yetişmiş olması lazım:) Ama öyle de olmuyor, bu kez de başka hatalar yapıyoruz (özellikle kardeş ilişkileri düzenleme ve kardeşler arası çatışma çözümlerinde) annelik kaç çocuğun olursa olsun, hepsinde bambaşka bir deneyim, bambaşka bir yol sanırım.
    Ama işte bu dediğim annenin sakin, rahat, huzurlu olması durumunda önceki deneyimlerimiz ve referanslarımız çok işe yarıyor ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya gerçekten dediğin gibi birinciler tam deneme tahtası :D Yalnız tuhaf olan, tüm araştırmalar da şunu gösteriyor; ilk çocuk ailedeki en "zeki" çocuk oluyormuş! Şimdi buna ne dersin di mi ama?! Sen zorlandıkça onun yaşam mücadelesinde uyum kapasitesi mi artıyor ne oluyor..

      Sil
  7. Ceren bir sey soracagim seni yeni kesfettim ya deli gibi okuyorum ama bir yandan da blog kapanacak dedigin icin neyi okuyacagimi sasirmis durumdayim. Blog kapaninca eski potslara da ulasamayacak miyiz? hani ben bebek gelince resmen buraya siginirmisim gibi hissettim de. Ah ben seni nasil onceden kesfetmemisim ona yaniyorum :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bloğu ben kendim yazmaya ve 1 ay kadar sonra da yorumlara kapatacağım, blog kalacak merak etmeyin :)

      Sil
  8. Önceki yorumlarda da dendiği gibi her çocuk farklı ve onlara dair şunu yaparım bunu yapmam dediklerimiz bile tutmayabiliyor kendini sakın şartlama cerencim. Bir de bambaşka bir diğer unsur daha var ki bu senden ve babasından bile daha baskın olacak, abla. Sen yukarıda maddelediğin her konuda nasıl bir yöntem izlemeye çalışırsan çalış, o ablasının yaptığını yapacak ve bir çok şeyi erken yapacak. Bu yüzden asıl yön vereceğin kişi ikinci çocuk değil abla oluyor. Sınırları, evetleri hayırları iyi çizmek, nasıl örnek olacağını öğretmek, ablayla birebir ilişkinizin formuna dikkat etmek ... gibi onlarca mevzu var. Yani iki çocuklu hayatta yine aslında birinciyi büyütüyorsun, ikinci de onu takip ediyor. Belki bu yüzden ilk çocuklar daha akıllıdır ne dersin;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dün blogcu annede bir yazı vardı, önce bebeği sonra eşinizi (ilişkinizi) sonra diğer çocuğunuzu düşüneceksiniz diyormuş pedagoglar, ay hiç katılmadığım gibi bir de manasız buldum çünkü aynen dediğin gibi, evde halihazırda bir çocuk varken zaten ailenin dinamikleri oldukça oynak ve belirsiz, nasıl onu 3. sıraya atabilirsin ki?! tamam bebeğin fiziksel başta çok ihtiyacı var ama kardeş da en az onun kadar sana ihtiyaç duyuyor, nasıl sıralama yapabilir insan???
      Ya gece beni doğumda ne yapıcam yapayalnızım kıza kim bakacak endişesi sardı çok fena, eşimi de ikna edemiyorum ille gelicem görücem havasında (sanki bi yardımı oluyor anca iki el tut göz belert birde herşey bitince sevinçten ağlayarak göbek kordonu kes tüm yaptıkları :P) Ayh, dur daraldım, deneyime ihtiyacım var :) yazıcam sana email ben, ilk fırsatta....

      Sil
    2. Canım yine mailden yazıcam ama buradan da yazayım istedim başkaları da okur belki. Blogcuannenin yazısını oludum, benzerini ben doğurmadan önce de yazmıştı, aklımdaydı ve mantıklı buluyorum. Çünkü abla, anne bebek ilişkisini rol model alarak kardeşine nasıl davranacağını belirleyecek. Sen bebeği ihmal edersen o da edecek, özenli davranırsan özen gösterecek. Ben ilk sıraya hep bebeği koydum babayı üçe attım ahaha. Ama çok şükür bin şükür hersey yolunda gitti. Abla ilk aylarda beklemeyi öğrenmek zorunda kalıyor, hatta tahammil edemiyor ancak bu gerekli. Fakat diğer yandan sonra yapmak üzere ona verdiğim her sözü tuttum. Mümkün olduğunca çabuk işimi bitirip ona koştum falan. Bence bu çocuğun kendini önemli hissetmesini de sağlıyor. Diğer yandan bu genelde ilk aylarda böyle. İlerleyen aylarda bebek biraz daha bekletilebilir oluyor. Burda bazı arkadaşlarım bebek her ağladığı anda koşmadı, onları yargılamıyorum ama bem yapamadım doğrusu. Neredeyse hiç ağlatmadım. Orta yola yine siz karar vereceksiniz. Mayanın bebeğin durumuna göre farklı zamanlarda önceliğin kimde olacağını yine sen seçeceksin. Benim yorumda bahsettiğim biraz daha farklı bir durum idi. Mesela yemek konusundan bahsedecek olursam, abla ne yerse yemek istiyor ikşncisi. A ona uygunmuş değilmiş dert değil. Bu durumda kızıma yalvar yakar şimdi yeme annecim özeniyor, o da istiyor gibi mücadeleler veriyorum. Tabi kabul ediyor mu hayır. İşte böyle hep büyüğü yönlendirmek zorumda kalıyor insan.

      Doğum zamanı ise eğer Maya ile ilgilebecek biri olursa iyi olur. Annen gelebilecek mi. Onun günlük oyun gezme vs rutinlerinin aksamaması lazım benim düşünceme göre.

      Sil
    3. Bak şimdi yeni bir yazı yazdım bebeğe hazırlanma konusunda :) Aynı şekilde düşünüyoruz işte, 1-2 duruma bağlı karışık, 3 numara ise baba :D
      Ne yiyor Diloş oğlana uygun olmayan yahu, büyüdü artık herşeyi yer be Gece, zaten sağlıksız vermiyorsundur Diloşa da, bırak bence yesin çocuk (imza. yemeyen çocuğun anası)

      Sil
    4. Oho bir yaşından önce çikolata şekerle tanıştı iki numara

      Sil
    5. Valla benimki 1,5'a kadar şekerle tanışmadı (doğum günü pastasından aldığı 2 ısırığı saymazsan) da ne oldu, şimdi bildiğin kurabiye çikolata canavarı. Üstelik dişçi koltuğuna 2 başarısız deneme sonucunda dişler ne alemde korku içindeyiz, haftaya 3. deneme var ama bu sefer biraz zorlayacağım, yaş oldu 3 artık dişçiyle haşır neşir olması lazım ya, dur bakalım ya bismillah :D

      Sil
  9. ben fitil 2 yaş sonrası kullanılmamalı diye biliyordum. 1 yaş mıymış.. benim oğlan da müzmin kabız.. tabi bizimki de tamamen beslenme kaynaklı..dişçi için çok zorlama bu arada; bu yaşta korkunca bir hada hiiç oturtamazsın. iknaya ve kandırmaya çalış ..ve çocuk seven fazlasıyla sabırlı güleç bir doktor bul. pededontis-çocuk diş hekimi bulursan daha da iyi ama şart değil :) (dişçi tavsiyesi nacizane :) ) güzel yazı ;P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben olsam 1 yaştan sonra kullanmam, her uzmana göre değişir, bazen 5-6 yaşındaki çocuğa fitil kullanan doktorlar oluyor.

      Sil
  10. korku konusunda ne diyorsun Ceren? tamam çocukların korkularını hafife almamalıyız evet o kısmı anladım ve genellikle şöyle cevap veriyorum 'evet haklısın bu ses gerçektende korkutucu' ama gerisi yok sonrasında ne dicez yahu.sanki evet haklısın diyince de herşeyden korkacak gibi geliyor bana.ya da ben yine yanlış bi mantık kurdum :) ya umarım cvp verebilirsin.günlerdir bilgisayarsızım telefondan yorum giremiyorum google id mi tanımıyo nankör :) ,bilgisayarıma kavuşunca seriye bağladım ilk iş yorumlarımı yazıyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu korkulacak birşey evet haklısın değil, korktuğunu anlıyorum ve sana destek olmak için yanındayım.. Sonra boş boş oturmuyoruz, korkulan nesneden korkmayacağı aktif katılımlı bir yöntem buluyoruz, evde canava avına çıkmak falan gibi :) Yani önce destek ve "anlıyorum" sonra "hadi beraber çözelim".

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!