5 Şubat 2017 Pazar

Sufizm ile doğuma hazırlanmak

Son bir senedir Sufizm ile ilgileniyorum. Daha öncesinde kulaktan dolma bilgilerim ve ilgim vardı ama bu konuda kendimi eğitmeye sadece son 1 senedir gerçekten merak saldım. Daha yolun çok ama çok başındayım hatta cesaret edip bir adım dahi atamadım diyebilirim, sufizm öğretisi bir okyanus gibi ve insan daha suya giremeden bile, suyun çekimiyle, enerjisiyle, kendini kaybedebiliyor. Kendimi şu an, sandaletlerimi elime almış, çıplak ayaklarımla okyanusun kıyısında yürür ama dalgaların köpüklerini ayak parmaklarımda hissetmeye henüz cesaret edemezmiş gibi hissediyorum..

Öncelikle öğrendiğim, sufizm'in iki kolu var; biri düşünme, diğeri uygulama kolları. Uygulama kısmı daha İslam Dini öğretisine yakınken, düşünce kısmını ben psikoloji bilimi ve felsefeye paralel görüyorum ve bu anlamda mesleğimden dolayı da beni içine çekiyor. Sufilik zaten bazılarına göre "psikoloji biliminin taçlanışı" olarak ifade ediliyor ve "insan nefsinin anlaşılmaz psikolojisini bilmekten geçiyor". Mesela id, ego ve superego gibi psikolojide çok dile düşmüş kavramlar, sufizm öğretisinde anlam buluyor, yerine oturuyor.

Gelelim hamilelik ile sufizmin ilişkisine. İkinci hamileliğimde de ilk hamileliğime çok benzer bir hamilelik geçirdim, aldığım kilo, bebeğin içinden geçtiği safhalar, yaşanan bazı ufak problemler tamamen aynı seyretti. Fakat bazı farklar da oldu ve bu farklar daha içseldi. Bu hamilelikte ruh yapım daha en başından itibaren ilkinden çok farklı oldu. Bu anlamda "her hamilelik farklıdır" diyenleri anlayabildim. İlkinden farklı olarak, bu sefer daha "durgun"dum. Endişelerim elbet ki vardı ama bu sefer daha "yoluna bırakmış" haldeydim. Mesela cinsiyetini gerçekten merak etmedim ve gerçekten doğana dek öğrenmedim çünkü kız ya da erkek olması gerçekten önemli değildi. Ben hayat boyu bir kız çocuğum olmasını çok istedim ve Allah da lütfetti ve verdi, bundan sonra ikinci bir kızım olursa da çok sevinirdim, erkek evladım olursa da çok sevinirdim. Yani tam bir kabulleniş içindeydim, o nedenle merak da etmedim. 

Bir diğer konu; bebeğin 37. haftaya dek hala doğum pozisyonu diye de anılan kafa üstü pozisyona dönmemiş oluşuydu. Aslında son ana dek bu dönüşü yapmayan, son dakikada dönenler de var tabii ama gerek ailemde ters doğanların sayısı gerekse buradaki bilimsel çevrenin 37'nin sonuna dek dönmezse, işinin ehli ebelerin dıştan masajla falan döndürme teknikleri uygulamasını gerektiriyor olması ve bunun da son derece acılı bir uygulama olması nedeniyle, yanaşasım yoktu. Ben yaptırmak istemesem ve bebek de ters dönmezse, doğum yolu sezeryana gidiyordu, o da beni korkutuyordu.. Normal doğum zordu evet ama sezeryanın kolay olmadığını, özellikle doğum sonrasının zor geçtiğini düşünüyordum. Ama sonuçta, yine sufizm öğretisi temellerine göre "her şey olacağına varır, sen Allah'a güven, o senin ve bebeğin için en hayırlısını bilir" diye telkin ediyordum kendimi.. Su akar, yolunu bulur ve biz bazı şeyleri kontrol edemeyiz. Bizden öte, aslında tüm kainatı dengede tutan daha büyük bir plan vardır ve biz bunu kavrayamayız. Doğal doğum diye tutturup bedenine ve bebeğe zarar veren çok insan var, doğal dahi olsa, doğru olarak kabul ettiğimiz şey bile olsa, bazen bizim için hayırlı olmayabiliyor, o nedenle, suyu akışına bırakmak, suyu, onu akıtana bırakmak çok önemli.. Yine kabulleniş ve son anda bebek döndü (hatta iyi ki son anda döndü çünkü kordon boynuna 2 defa dolanmıştı doğduğunda..)

Tüm bunlar bir yana, tabii son dönemece gelince bir de doğum korkusu başladı, ilk çocuğumu epiduralsiz, ağrı kesicisiz, adeta ortaçağ teknikleriyle doğurduğum halde, itiraf edeyim, normal doğumdan yine, yeniden, hatta daha çok korkuyordum. En sık beni dibe çeken düşünce "nasıl başarıcam, yapamıycam, çok az kaldı, işte hep olduğu gibi yine bir solukta geçti zaman, doğum kapıda" fikrini ya da paniğini de yine aynı felsefeye göre "evet bilinmezlik, acı ve korku dolu bir süreç kapıda ama bugüne dek hızla geçen zaman doğumda da hızla geçecek, bu da herşey gibi geride kalacak" diyerek yenmeye çalışıyordum. Önce Allah'a sonra bedenime, kendime güvenmeye çalışmak benim en büyük öğrenimim ve sınavımdı bu dönemde.. Sufizm öğretisinin ve evrenin Allah tarafından denge içinde, bizim kontrolümüzün çok dışında yönetildiği inancının bu aşamada gerçekten çok yardımı oldu. Gerçekten, suyum geldiğinde sakindim (hatta Maya'nın tırnaklarını kesip uyutacak, sonra evden çıkacak derecede sakindim), doğum ağrısı geldiğinde sakindim, ne olduysa son 30dk'da oldu, artık acı kapıdaydı ve ben acıyı tam anlamıyla yaşamak zorundaydım. Panikledim, epidural için yalvardım (tabii ki çok geçti ççünkü ilk ağrıdan doğuma sadece 30dk sürmüştü) ama çaresizliğimin tam orta yerinde de doğanın eline bıraktım kendimi.. Ve ışık gibi doğdu, adının anlamı "ışıklar içine doğan" oğlan..

Tekrar sufizmin bana ve anneliğime kattıklarına döneceğim ama şimdilik sufizmde dervişlerin eğitiminde çok sık dile getirilen bir cümle ile bitirmek istiyorum: "yoldayım ama henüz sadece yolun başındayım.."

4 yorum:

  1. Yazini okurken bile huzurla doldum. Hosgelmis isiklae icinden dogan oglan. Yolun acik olsun Ceren Allah gonlune gore versin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gel tanış Zeynep! Ben de Vera'yı öpeyim azcık..

      Sil
  2. Aaa nasıl şaşırdım ve sevindim Blogcu annedeki yorumunuz görünce tıkladim ve ceren geri dönmüş ������ çok sevindim inşallah tekrar gitmezsiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Yok yok burdayım, özledim ben de.. Bu sıra yine ihtiyacım var öğrenen anne'ye..

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!