17 Mart 2017 Cuma

Cadı kızım, melek oğlum


Bir önceki yazımı tekrar okuyunca, sanki "cadı kızım, melek oğlum" ayrımı yapmışım gibi hissettim. Aslında kızımla oğlumun karakterleri gerçekten çok zıt ve insan ister istemez karşılaştırma yapıyor ama bu demek değil ki, birini diğerinden önde tutuyorum ya da daha çok seviyorum. İki çocuk tabii ki aynı sevilmiyor, her çocuğu farklı seviyorsunuz ama bu fark miktarda değil, manada gizli..

Açıklayayım.

Evet ikinci çocukta biraz daha "bildik sularda yüzmenin güveni" var ama ben hala anneliğin deneyim kadar karşındaki çocuğun karakteriyle de şekillendiğini düşünüyorum. Kızımın karakteri doğumdan baskın, mücadeleci, azla yetinmeyen özellikte. Bazi cocuklar boyle, daha fazla ağlıyorlar, daha talepkarlar, daha zorluyorlar, buna bir neden aramak bosa kurek cekmek demek. Bunu kabullenip, bu cocuk boyle diyip, kendi psikolojinizi bozmamaya odaklanacaksiniz. Yoksa neden nasil aramaya kalkarsaniz kayboluyorsunuz. Bu cocuklar boyle..

Sizin yaptiklariniz yanlis ya da dogru, karakterden geleni cok fazla etkilemiyor. Ha cocuk celallendiginde size dusen sakinliginizi koruyabilmek, onun seviyesine inmemek. Yavas yavas bu konuda uzmanlastıkça, siz sakin ve tutarlı kaldıkça, çocuk da sakinleşiyor mu yoksa yaşı büyüdüğü ve iletişim becerisi arttığı için daha mı kolay atlatılıyor kriz anları, onu bile bilmiyorum. Kızım bana tüm oğrendiklerimi unutturup, kendi kitabını baştan yazdırdı.. O nedenle evet bağlanma odaklı, yavaş, çocuk odaklı ebeveynlik falan eyvallah ama kendimizi de cok hırpalamayalım, bazı şeyler karakter, doğumla geliyor hayat boyu değiştiremiyorsun.. 7sinde neyse 70inde o diye boşuna dememişler.. Fakat bir konudan eminim, bu çocukları bir şekilde aklınıza mukayyet olup da büyütmeyi başarırsanız şahane insanlar oluyorlar. Çok bol sabır, ciddi uğras, ilgi ve zaman verebilirseniz, bence 3 yaştan itibaren diğer "normal" çocuklardan çok daha eğlenceli, farklı, yaratıcı, komik oluyorlar. Simdi mesela bakıyorum, çevremdeki uslu bebekler hep birer sevimli ufak insanlar oldular ama "canavar" bebekler hep renkli, arkadaşları tarafından aranan, girdikleri ortamda hemen kendini belli edip iz bırakan (tabii her zaman güzel izler demiyorum), yani akılda kalan, sıradışı insanlar oldular. Daha 3 yaşında, ortalamadan çok daha rengarenkler. Bir de yetişkin olduklarını düşünün! Bizim böyle sürüden farklı giden insanlara ihtiyacımız var!

Ben Maya'nın huysuzluğundan nefret ediyorum. AMA onun renkliliğiyle de gurur duyuyorum. Beni perişan ediyor AMA onun diğer çocuklardan farklı ve tamamen kendine özgü olmasını çok seviyorum. Bir nevi stockholm sendromu yaşıyorum anlayacağınız :)

Gelelim Lukas'a. O da aslında her bebek kadar ağlıyor, huysuzluk yapıyor ama normal sınırlarda ve genelde nedenlerini anlayabiliyorsunuz. Ama bu "normal" hali bile kızımla o kadar kontrast ki, otomatik olarak "melek oğlum" diye düşünmemize neden oluyor. Tabii bu düşüncenin kardeşi de "cadı kızım".. Üstelik sadece ben değil, etrafımızdaki herkes ister istemez bu göz alıcı farklılığa mutlaka bir yorumda bulunuyor ama annelik işte, insan iki çocuğunu yine de ayıramıyor ve bazen bu ayrımı düşünmek bile beni üzüyor, vicdan azabı duymama ya da yorum yapanlara sinirlenmeme neden oluyor.. Oğlan daha çok küçük tabii ki daha az karmaşık bir organizma ve sesi daha az çıkıyor, kız büyük tabii ki istekleri farklı, tepkileri farklı.. Biz onlara isim takarsak, önce biz, sonra onlar inanacaklar bu isimlere ve karakterleri de ona göre yontulacak, şekil alacak. Kızıma cadı dediğim her sefer, onun cadılığı tescillenecek, üzerine yapışacak! Mesela benim annem çocukken aşırı yaramazmış ve herkes ona yaramaz dedikçe, zararcı dedikçe, "daha da yapasım gelirdi, kendimi tutamazdım" diyor. Yani üzerine atfedilen rollere uymak zorunda hissediyorsun, işte insanları etiketlemenin ve önyargıların en korkunç tarafı bu; onları şekillendirmesi.

Bir de şu var, çocukluğu çok kolay ve sakin olanın büyüdüğünde hali çok çetin olur derler. Bebekken melekti, ergenlikte tam bir şeytan oldu diye biz psikologlara başvuran çok anne-çocuk vardır.. İnsan elinde olmadan düşünüyor; acaba çocuk aynı çocuk da, sen mi bu özel döneme hazırlıksız yakalandın diye..

O nedenle, evet oğlanla kız çok farklılar bizim evde ama bu karakter mi, cinsiyet farkından doğan bir durum mu, yoksa biz ebeveynlikte biraz piştik, oğlanı baştan beri (gereğinden) fazla ilgi göster(e)meden büyütüyoruz, oğlan da bu nedenle ne görse onu kabul eder hale mi geldi, işte o konuda hala kesin bir fikrim yok. Ama birşeyden çok eminim; kızımı, yaratıcılığını, farklılığını, içindeki potansiyeli gördüğüm için, ilk çocuğum olup bana anneliği öğrettiği için, 3 yaşından beri özellikle sohbetine doyum olmadığı, bizi çok şaşırtıp çok güldürdüğü için çok seviyorum. Oğlumu ise, ablası gibi olmadığı için :) biraz sakinlik ve huzur getirip, bozulan dengeyi tekrar sağladığı için, özellikle şu dönemde yumuk ellerini emip durmak dışında hayattan pek bir beklentisi olmadığı için, benden de herkesinki kadar normal bir çocuk da çıkabiliyormuş diye düşünüp rahatlamamı sağladığı için çok seviyorum. Yani ikisini eşit değil, çok farklı ama çok seviyorum.

Yalnız; eminim bu yazdıklarımı zaman bana yalatacak çünkü oğlan biraz büyüsün, gözü biraz açılsın bizim ailede hafif çılgın olmadan barınabilmenin mümkünatı pek yok, o da anlayacak. Bakınız Şekil 1-A :)))) Çevirisi: Lukas'ın sevgili ebeveynleri, yarın okul kapalıdır. Oğlunuzun okula gelmesi gerekmemektedir. Sevgilerimle, Lukas'ın öğretmeni.


15 yorum:

  1. Hahaha, vallahi Metehan oğlum melekti, ergenken de melekti ; Bilgehan'a bakarken bu benim anamı ağlatıyor ama ileride ayakları üstünde durur derdim ergenliğinde benim ve dünyanın anasını ağlatmakta:D

    Kız erkek farkı değil, kişilik farkı ve gerçekten de biz çok az etkileyebiliyoruz. Düşündüğümden daha çok etkiliyorumdur diye umut ediyorum meselâ ben :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarim ben de bir sekilde yontuyorum, sekillendiriyorum bu cilgin hamuru diye dusunuyorum ama son pismis hali ne olur, eklektik bir heykel mi cikacak yoksa antik yunan tanrilari gibi mukemmel bir hatun mu olacak, zaman gosterecek :)))))

      Sil
  2. Merhaba, bu güzel blogu takibe aldım, ben de sayfama bekliyorum

    http://gezgiccift.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hosgeldiniz, gezi yazilari yaziyorsunuz anladigim kadariyla :) Bir sonraki yazim Mauritus seyahati olacak, tam sizlik o zaman..

      Sil
  3. Annem aile içinde benim de dedikodumu yapmış eskiden. Şeytan o şeytan demiş. Bizim evde ana kız ergenlik sorunlarımızı, o kızgın olduğu bir an geniş aileye böyle aktarmış.

    Sonra ne oldu? Hiç hesap edemediği şeyler!
    Bir kere o sıfat dilden dile aktarıldı. Benim daha önceden yaptığım birkaç yaramazlıkla da birleştirilip, adım olmasın mı 'şeytan Güneş'.

    Bazen kuzenlerle tartışmalarımızda filan 'anne bile senin için şeytan dedi' denmişti. Rezalete bak. Yaptığım şey de çok hafif şeyler. Örneğin o konsere gitmek için tutturmak ya da okulu asmak filan.

    Annene katılıyorum kısaca. Bir aile çocuğuna asla sıfat atamamalı. Senin yaptığın gibi olumsuz özelliklerini söylerken, bayıldığı huylarını da hep gündeme getirmeli.
    Şuan anlatırken yine üzüldüm ya :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana yakıştırılan sıfat belki olumsuz gibi görünmüyordu ama aslında olumsuz etkilerini çok hissettim. Her zaman sen güçlüsün yaparsın dediler. Sadece aile değil diğer insanlar da... Onlar dediği için mi güçlü olmaya çalıştım gerçekten güçlü müydüm hiç bilemeyeceğim ama kimi zaman bana çok ağır geldi. Hayır güçlü değilim herşeyi başaramam hepsini üstüme yıkmayın diye isyan ettim içten içe.

      Ben karakterlerin değişebileceğine inanıyorum ceren, tabi ilk çocuklukta zor ama bazı yetişkinlerin napıyım karakterim böyle diyerek aptalca özelliklerini değiştirmeye çalışmamalarına sinir oluyorum. Bi denesem yapıcam belki ha? Diğeryandan yaradılışımız gereği bu dünyaya bir nevi yontulmak için geldiğimize de inanıyorum. Hayatımızdaki tüm sınavlar bizi sanki olgunlaştırmak için varlar.

      Maya da kardeşinin varlığıyla biraz daha yumuşayacak bence, ikisi birbirine çok şey öğretecek. Kardeşliğin en güzel yanı bu.

      Sil
    2. Ikinize de cok tesekkur ederim, bu ozeliniz oldugu halde yazdiginiz icin cunku gercekten cok guclu ve cok katildigim ornekler.. Gunescim keske annen bu durumun yarattigi sikintilari fark ettiginde isi "canim olur mu ben Seytan Gunes demedim ki, Gunes seytan cekici, hani Aysecik filmindeki gibi dedim" diyip kiviriverseymis.. Iste insan bazen bos bulunuyor, birden konusuyorsun sonra agzindan cikanlari toplamak bir hayat boyu zaman aliyor hatta hic geri alinmiyor bazi sozler..
      Gece seni de cok iyi anliyorum, bazen motivasyon vermek icin boyle sozler soyleniyor cocuga ama cocuk adi ustunde cocuk, omzuna bir suru yuk yuklenmis hissediyor. Benim de anne babam cok basarili insanlar ve hep boynuz kulagi gecer lafini duydugum icin ben de hep bari en az bir doktora sahibi olmaliyim diye yillarca kendimi yedim durdum, ta ki kendi aklimla dusunup ya aslinda benim hayattan beklentim kariyer basarisi degil ki diyebilene dek.. O yillar boyunca nasil stres yaratmisim kendi uzerimde, simdi anliyorum.. gercekten ikini de cok haklisiniz, olumsuz ya da olumlu hic bir sifat yuklememek, aslinda onun hayati konusunda yonlendirme yapmamak lazim.. Halil Cibran'in o guzel siirindeki gibi..
      Son olarak da, evet bloga bazen cok sik yasadiklarimi yaziyorum ve bunlar genellikle tabii olumsuz olaylar oluyor, algida secicilik deniyor buna psikolojide. Gun icinde Maya bana bir cok defa kahkaha attirdigi, cok mutlu ettigi halde onlari normalmis gibi kabul edip, kizip uzulduklerimi yaziyorum ve sonucta kendim de bu cocuk neden boyle olumsuz diye dusunuyorum. Bakis acimizi biraz dengelemek cok onemli yoksa once biz inaniyoruz, sonra cocuga yapistiriyoruz bu etiketi ve o da inaniyor, o noktadan geri donus cok zor iste..
      Karakter konusunda ise, tabii ki karakterin yontulacagina inanmasam klinik psikolog olabilir miyim Gece :))) Ama benim karakter dedigim sey ile senin bahsettigin degistirilen davranis ve aliskanliklar biraz farkli, sonucta karakter de bunlardan olusuyor evet ve bu kisi, tabii ki degistirilebilir ama mizac dedigimiz kisim insanin ozu, daha cocuk dogdugunda bir mizacla geliyor, hani hint felsefesinde aura, enerji dedikleri kisim. Iste o "core" yani "oz" degismez, onu diyorum..

      Sil
    3. ben seni okurken, maya'nın olumsuz özelliklerinden çok eğlenceli detaylar yazdığını görüyorum? bunları bariz sunmasa da yazı, satır arasında o anlaşılıyor. kaldı ki hepimizin anlatımı bu şekilde. güzel şeyler arka fonda hep var, üzerine kafa yorulan elbette tökezlenilen kısımlar.
      bence senin o anlamda, bloğa yansıyan bir denge sorunun yok (naçizane)eğlenceli, tatlış bir ana kız ilişkisi okuyorum ben.

      benim annem ise maalesef o vakitler mutsuz biriydi. dengeli olması zordu. annem benimle olmaktan zevk alıyor diye birfikrim bile yoktu ki onu öpmek için bile izin alırdım.

      bu arada ani gelişen haberi okudum az önce. üzgünüm. ve bir ebeveyn olarak ölüm kavramını nasıl açıklayacağımı hiç bilmiyorum. mutlaka doğru yaklaşımı sen bulursun.

      çok sevgiler.

      Sil
    4. ah canim benim ya.. ben de mayayi operken izin aliyorum ama farkli nedenlerle malum :)

      Sil
  4. Ceren sen o miniğin öyle sessiz masum durduğuna bakma yaşına geldiğinde öyle bir cin olur ki o şaşarsın :) bizim pitirik abiye kök söktüruyor valla. Dalmış tv izlerken gidip yapışıyor saçlarına bi çekiyor :) bi de oyuncak kavgalarının her daim kazananı no.2
    Hep aglayan abi oluyor :)
    E tabi gözünün önünde örnek var. Ya ben kız çocukları cadı olsun istiyorum. Dünyada öyle bi cinsiyet ayrımcılığı var ki büyüdüklerinde erkekleri size getirebilsin:)) cadı kız candır!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1 sene biriktirip biriktirip tüm öclerini alıyorlar desene :))

      Sil
  5. Maya hem ilk olduğu hem de özel bir çocuk (kolik olduğu zamanlarda yazmıştın duygusal bir durumu var diye, ondan söylüyorum lütfen yanlış anlama) olduğu için bu kadar zorladı seni sanırım, Lukas ise daha çok küçük ama kardeşlerin doğasında zıtlık vardır, burç olarak da birbirlerine tam zıtlar kfhfjf

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Maya'da developmental disorders of sensory regulation (gelişimsel duyusal dengeleme bozukluğu) var denmişti, hala da bu hastalığın bir çok bulgusuna uyuyor ama neyse ki hepimizin yoğun çalşmasıyla artık teşhis geçerli değil. Ama bu ayağıma kum girdi, gözüme çapak kaçtı ondan kendimi yere ata ata ağlıyorum durumu gerçekten zorluyor :))) Burçlar konusunu hiç düşünmemiştim amahakikaten kardeşler ya görüntüde ya huyda ya da ikisinden de zıttırlar hep haklısın :) Geldin mi Almanyaya, alıştın mı?

      Sil
    2. 1 nisandan önce ülkeye giremeyeceğim hapsoldum bursa'da :D şu ana kadar cefa çektim gidince erasmus'un sefasını sürerim inşallah :D diva maya ve minnak lukas'a öpücükler :*

      Sil
    3. 1 nisan şakası gibi durum!

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!