19 Mayıs 2017 Cuma

Ekransız 3 yıl

Baştan uyarayım; bu biiiir "aman da ben ne mükemmel anneyim" yazısı değildir, hatta biraz "ben ettim, siz etmeyin! manyak mısınız kardeşim, ekransız çocuk mu büyütülür!" yazısı bile sayılabilir..

Bizim kız cam fanusta büyüdü. 34 yaşında anne olursan böyle oluyor; halk dilinde "buldumcuk" derler. Biz hazırlıksız yakalanmadık, fazla hazırlıklı yakalandık kendisine. Yani biraz "okumanın, öğrenmenin" ayarını fazla kaçırdık. Bakınız ikinci çocukta tamamen salmış haldeyim ve ikisi daha şimdiden birbirinin zıttı oldu - ama bu ayrı konu. Konu; ilk çocukta mükemmellik arayışı :D

Mükemmellik arayışlarımdan biri de "ekransızlık" idi. Şimdi kıs kıs gülüyorum ama o zamanlar bu çok elzem bir konuydu - o zamanlar dediğim daha 8 ay öncesine denk geliyor. Maya daha karnımdayken hedeflerimi büyük tutmuştum: ilk günden kendi yatağında kendi kendine uyuyacak, ne versem (şekersiz, tuzsuz, meyve sebze oluyor bu "ne") yiyecek, "şımarık Türk çocukları" gibi her şeye ağlamak yok (hele bundan kolayı olamaz, nasılsa psikoloğum ya, şıp diye anlar çözerim derdini, olay zaten tamamen "davranış", genetik de neymiş, sınırlar kurallar da tamsa ohooo neden ağlasın ki çocuk, mis gibi, fizik profösörü gibi büyür gider işte) ve tabii ki sıfır ekran (3 yaşına dek cep telefonu, tablet, bilgisayar ve tv assssla olmayacak çünkü yan dal uzmanlığım nörobilim bunu gerektiriyor).

Heh. Gülmeyin. Gülmeyin bak kızıyorum.

Tüm bu kurallardan elimde kala kala "ekransızlık" kaldı, ben de ona abandım işte. Bir nevi züğürt avuntusu. Maya tam 3 sene, (aşırı hasta olduğu zamanlar ve 13-14 saatlik uçak yolculukları sırasında toplamda 1 saati saymazsak) ekran yüzü görmedi. Bu kolay oldu çünkü zaten bizde TV çocuklar uyuyana dek açılmaz, hatta diziler vs artık hep netflix sağolsun tabletten izleniyor. E cep telefonumla olan ilişkimi de benim yakınlarım bilir (telefon devamlı sessizde ve "cep" yerine genelde benden minimum 30mt uzakta bir yerde, muhtemelen pili de bitik). E yani çok ekstra bir uğraş vermedim ekransızlık için. Maya da görmediği şeyi talep etmedi. Bazen gittiğimiz bir restaurant ya da otelde "şuursuz kendini bilmez ana babaların" yemek sırasında çocuğa tablet verdiklerini görüp "nedeeen?" diye sorsa da hiç "ben de isterim" demedi. Böyle böyle 3 yaşı geçti. Hadi madalya takın!

Fakat bu enayilik madalyası olsun bi zahmet.

Tamam çocuğu tv karşısına oturtun keyfinize bakın ya da verin eline tableti telefonu saatler hızla geçsin demiyorum. Fakat; ben ettim siz etmeyin, çocuğu 3 sene ekransız büyüttükten sonra nasıl bir yeşil canavar yarattığımı da bilin istiyorum.

Çocuk şu an tv izlemek istemiyor! Fakat bazı anlar var ki... Tv izlemesi gerekiyor. Şöyle ki; okuldan geldiği zaman genellikle çok yorgun oluyor, düşünsene gün boyu oyun oynamışsın, kafan güzel yani. Buradakilerin tabiriyle "ruhige zeit" yani "sessiz sakin zaman" yapman lazım ki, biraz kafa dinlensin. O kadar memur neden devamlı "solitaire" oynuyor sanıyorsunuz, aşırı çalışan(!) kafayı boşaltmak için! Çay içmek gibi bişey modern hayatta bu solitaire.. Neyse. Yani çocuğun arada boş zamanlara ihtiyacı var ve bu zamanları oyun ve kitap okuyarak entellektüel entellektüel doldursun derseniz benim gibiiiii, o zaman şu oluyor: "annneaaaağ benimle oynaaaaağ, anneaaağ, bana kitap okuuuuğ". Detaya girmeyeyim, anladınız o anları (hatta kendinizi oynarken, çocuğu koltukta size sıkılmış sıkılmış bakarken ya da kendinizi kitap okurken ve çocuğu gözlerini tavana dikmiş burnunun derinliklerinde hazine ararken yakaladığınız o ulvi anlar)...

Sonra bir de şu var; tamam Elsa ile tanışmamız görece geç oldu - bin şükür - ama Maya hala tv izlemek istemiyor (sıkıcı ya da korkutucu ya da aşırı hareketli ve gürültülü buluyormuş tv'yi, öyle diyor) ve bu durum yaşıtları arasında "aaa Caillou'yu bilmiyo musuuun?!" ya da "aaa prenses Mialı donun niye yok?!" ya da "senin en sevdiğin pony hangisi? neee pony ne demek onu bilmiyo musuuun?" gibi sosyal gaplara neden oluyor, beni de "Olaf'ı bile bilmeyen tuhaf anne" pozisyonuna düşürebiliyor. Neyse şurda bi liste var da, son 6 ayda kültürsüzlüğümüzü yendik ana-kız. En sevdikleri hala Peppa Pig, Susam Sokağı, Pipi Uzun Çorap (ama 60'lardaki orjinal gerçek çocuklarla çekilmiş seri!), Masha ve Ayı ve Die Sendung mit der Maus .

Bu yaşlarda "ortak beğeniler" bir gruba katılım için çok önemli. Neden tüm kızlar pembe, tüm oğlanlar "sevimli kanatlar" seviyor sanıyorsunuz? Tamamen "topluluk içinde hayatta kalabilme, kabul görme, beğenilme" eğilimi. Evet 3 yaşında başlıyor ve hayat boyu yakamızı bırakmıyor bu illet. Ama genetiğimiz buna kodlanmış, teee mağara adamları döneminde bile "beraber yaşama"ya, sürüden kopmamaya, kurt tarafından kapılmamaya çalışmışız. O pembe giyilecek arkadaşım! O TV izlenecek, o tablette oyun oynanacak (bu konuda da çok geriyim, Maya hala Lego ve susam sokağı oyunlarını oynuyor ve tablet hala günlük hayatın değil, uçaklı seyahatlerin lüksü).

Şimdi gelelim asıl gizli tehlikeye; cep telefonuna. Bu konuda düşüncem hala çok katı, değişmedi. Çocuğumun etrafında cep telefonu olmamasını sadece nörolojik sorunlar nedeniyle değil, psikososyolojik sorunlar nedeniyle istemiyorum. Bebekler için de böyle. Düşünsenize; bebeğinizi emzirirken cep telefonunuzu kurcalamak istiyorsunuz, haklısınız çünkü emzirmek aslında rutin ve sıkıcı bir iş gibi duruyor ama gözünüzü cep telefonundan ayırıp bebeğin yüzüne bakarsanız, onun koca gözlerini size diktiğini, karşılığında ise sizin tepkisiz, soğuk, ekrana kitlenmiş gözlerinizi gördüğünü fark edersiniz. Korkunç bir an o! Tepkisel bağlanma bozukluğunun ilk adımı: göz teması kurmayı öğrenememek.

Ya da çocuğunuzla oyun oynarken, onun yanında oturup, arada "hı-hı, evet bak böyle yap" falan diye "oynarmış gibi görünüp" aslında telefonunuzdan facebook ya da internette gezinmek, üstelik sosyal medyada diğerlerinin çocuklarının videolarını resimlerini beğenmek! Nasıl bir acaipliktir yahu bu?! Önünde oturan gül gibi çocuğunu like etsene bacım.. Hayır bir de "oyy çok özledik" diyorlar, e yanındayken oynayacağına, tv izlettiriyorsun, telefon kurcalatıyorsun, ne iş? Hiç inandırıcı değil bu "özleme"ler..

Yapmıyor muyuz? Ben yapmıyorum (valla, sevemedim şu telefon kurcalama işini) ama eşim, anne babam, herkes telefon bağımlısı olmuş. Telefonları bedenlerinden 1mt uzaklaşsa panik ataklar geçiriyorlar. Vallahi kocam sabah hava durumunu camdan dışarıya bakmadan önce telefonuna bakaak öğrenenlerden! Annem gecenin 3'ünde facebooka girip bişey beğeniyor, babam yazılı basının elektroniğe verdiği savaşta en sivri hançerlerden birini batıran tutkulu bir köşe yazısı ve bilimsel makale okuyucusu! Oooof of. E böyle ortamda büyüyen çocuğun elinden ne gibi bir bahane vererek, nasıl alacaksın tableti, telefonu? Bir de işin bu tarafı var..

Velhasıl; dozunu ayarladıktan sonra, ebeveyn yerine, oyun yerine koymadan kullanabildikten sonra, kontrolü elden kaçırmadıktan sonra az az maruz kalmalarına karşı değilim. Yoksa işte 3 yaşına kadar ekransız büyüttüm, başım göğe eğdi, artık kendi de ekransızlık peşinde.. E bazen ihtiyacım oluyor ekranın oyalamasına, babysitter'lik yapmasına. O zaman "hayır, istemiyorum" demesi pek iyi olmuyor.. "Evladım bak söz Luki'yi uyutur uyutmaz gelicem, 30dk tv izle, sonra beraber oynayalım, söz" falan gibi cümleler sarfetmek de.. Ben ettim, siz etmeyin. Biz de tv ile büyüdük sonuçta, manyak mı olduk, dozu tutturduktan, ne izlediğini bildikten sonra...?

Bu konuda 0-3 yaş hiç, 3-14 yaş 1 saatten fazla izlememeli fikrini savunan güzel bir blog yazısına şuradan ulaşabilirsiniz. Bunun tam tersi istedikleri kadar izlesinler fikrini savunan yazıya ise şuradan ulaşabilirsiniz.

26 yorum:

  1. Ben de sınırlı izlettirdim bizimkine ama sınırsız tv izleme izni olanlara bakınca, nerde avantajı oldu doğunun bilemiyorum. çünkü başkalarıyla beraberken tv açıksa büyülenmiş şekilde bakakalan bizimki oluyor. sınırsız izni olanlar dönüp bi kez bile bakmıyorlar. artık tv onlar için özel ve ağız sulandıran bir şey olmaktan çıkmış.

    benim değişiyor, bazen 1 saatten fazla izin veriyorum. tv değil de bizim seçtiğimiz çizgi filmler. hepsi bir seferde değil,farklı anlarda olabiliyor. bazen sadece 20 dk izletiyorum o gün.

    mayanın ekransız büyümesinin kesin daha başka güzellikleri çıkacaktır, zamanla. hep beraber göreceğiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hem de bir medya & iletişimci olarak? :) teknoloji devrinde çocukları teknolojiden nasıl uzak tutabiliriz ki.. bence kısıtlamak ama yasaklara duyulan özlem noktasına getirtmemek işin raconu.. zor tabii o denge.

      Sil
  2. Ne çok özlemişim bir konuyu enine boyuna ele alıp aydınlatıcını 😃

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) ben de seni özlemiştim, tekrar hoşgeldin. burdaki konular seni açar mı bilemedim, diğer blog gibi farklı renkler pek yok ama..

      Sil
  3. Valla Ela'nin televizyon izlemesi için önce benim izliyor olmam gerekirdi sanırım ama ben çok nadir izliyorum ve dediğin gibi pc den takip ediyorum. Ela daha yeni yeni Heidi, harika kanatlar ve bikaç çizgi filmi daha izlemeye başladı. Ama ilgisi çok kisa sürüyor ve tv izlerken önünde mutlaka boya kalemleri ve etkinlik kitabı oluyor. Bu nedenle kesintisiz bir tv izleme yine olmuyor. Cep telefonu konusunda biraz daha esnegim. Ama sadece çocuk modu nda ve kendi videoları ile egitici bikaç oyuna izin veriyorum. Şu an memnunum ama ilerde ne olur bilmem.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) ben de bilmiyorum, belki ilerde cep telefonu dinazor teknoloji olur, tümden kurtuluruz. bu sıra okuduğum bir romanda mesela direkt beynin içinde çip şeklinde :)))

      Sil
  4. Seninki sevmiyorsa ekran , bil bakalım benim ki ne yapıyor :) evet bildiniz .Bayılıyor .İlk başta çok idealist başladığım konulardan biri de buydu aynen senin gibi.Ama şimdi pek aldırmıyorum .Çok da kurtarıcı özellikle bebek varken.Bir de bizim vize sorunumuz olmuştu .Türkiyede babadan ayrı kalmıştı 7 ay hem de iki yaş civarı .Almancayı sadece babadan duyduğu için çok korkmuştum tamamen unutacak diye.O zamanlar şunu bunu isterim gibi kaprisleri yoktu sadece almanca çizgifilm izlettim.Babası geldi bir kaç günde açıldı almancası.Ama şu var tv aslında beyni dinlendiren bir araç değil izleme şekline ve izlediğin şeye ve yaşa çok bağlı bu durum ama.Senin kız gibi bütün uyarıcılara açık olan bir insan için eziyet olabilir .Özellikle çok küçükken.Çok şanslı ki sen de bir çok Türk annesi gibi bebekten oturtmamışsın tv karşısına .Şimdi o hazır oldukça yavaş yavaş sever çok sevmesine de gerek yok zaten . Güzel bir özellik ekran sevmemek .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) nasıl bu kadar zıt olabilirler???
      ya bu arada tv'nin dil gelişimine katkısı yok deniyor ama en azından unutmamış oldu derken haklısın

      Sil
    2. Ben de öyle okudum ama genelde karşıma çıkan deneylerde tv ile gerçek bir insanla olan iletişimi kıyaslıyorlar.Tabi ki insanla olan iletişime göre çok daha zayıf bir etki var .Ancak bizim durumda hiç Almanca duymaması yerine tv.Bir de şöyle örnekler var örneğin çevrede kimse o dili konuşamıyor ama çocuk Japonca çizgifilm izleye izleye öğrenmiş.Ateistler buna ne diyecek :).Bence tv gereğinden çok fazla izletildiği için iyi bir şey söylemeye korkuyorlar .Hak da veriyorum 6 aylık bebeği ekranın karşısına dikmiş insanları görünce içim acıyor doğrusu.Bu insanları daha fazla cesaretlendirmeye gerek yok.

      Sil
    3. Ya işte o nokta biraz karışık Özlemcim, şimdi sorarsan bizim türk çocukları da youtube izleye izleye İngilizce "öğrenmiş"ler de.. O biraz ezberden kelime kullanmak, papağan gibi olmuyor mu? Yani dili konuşabilmek bence grameri doğru kullanarak, mantıklı cümleler kurarak iletişim amaçlı kullanmak demek. O noktada bu "tv izleyerek dil öğrenen akıllı yavrum" olayına kıs kıs gülmek durumunda kalıyorum. Yani benim çocuk da Fransızca konuşuyor o zaman, şarkı falan söylüyor çünkü :D

      Sil
  5. Mira da sevmiyordu,izlemiyordu!telefonu bilmiyordu.ben işe bil başladım herşey tepetaklak oldu!ben aslında herşeye ağlayan,sürekli itiraz eden,mızmız,huysuz,kavgacı bir çocuk oldu mira.ve yardım almak istiyorum ����Bir de sürpriz bi hamilelik hasıl oldu başıma!bugün parkta karnımı ve mirayı gören herkes Allah yardımcın olsun dedi��‍♀️Salıncağı sahipleniyor,kaydırdığı sahipleniyor,komşu çocuğu da aldım sürekli ona istediğini yaptırmaya çalışıyor.ayakkabımı ben giymek istiyorum diyor ağlıyor,giyemiyor ağlıyor,ben elliyorum ağlıyor,giyinmemek için ağlıyor ağlıyor.huysuz,uyumsuz ,uykusuz bir çocuk ama yemeyi seviyor şükür diyordum .ye-mi-yor- karşısında son bir ayda en az 3kere ağladım .uyumuyor.aranada 45dk gezidiriyorum zorla uyuyor.sabah 7.30 akşam zorla 9.30 !!!bana yetmiyor o uyku 39aylı birine nasıl yetiyor.kelin ilacı olsa diyorsunuz ama ben psikoloğa gitmek istiyorum.nasıl davranacağımı bilmiyorum����������������Gitmeliyim değil mi? Yoksa çok mu Umut bağlıyorum psikoloğa ��������������������

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dönemdir belki umarım sen doğuruncaya kadar geçer.. psikolog ya da kendini rahatlatabilecek ne varsa sonuna dek yap derim :)

      Sil
  6. O emzirme anları çok özel, gerçekten hiç bir şeyle meşgul olmayıp çocuğa odaklanmak gerek, dediğin gibi en temel duygu alışverişlerinin yaşandığı anlar. Maymunlar gibi saçını kurcalıyorum, ayağını kokluyorum, hiç bişey bulamazsam saçlarını seviyorum, sürekli hem göz teması, hem sözlü hem dokunmalı iletişim halindeyiz. Duygusal gelişimi için çok önemli.

    YanıtlaSil
  7. Bizim evde de tv dekor amaçlı duruyor gibi. Maçlar için açılıyor. Beraber maç izliyoruz. Çizgi film, reklam vs bilmedi hiç. Başkasının evine gidince açık olan tvdeki diziye bile hayretler içerisinde bakıyordu. Ben de tvyi kapattırıyordum. Sonra sonra laptoptan öğretici şeyler izletmeye başladım. İlgi alanı olan iş makinelerinin belgesellerini izliyordu. O yaşta bir çocuk için çok ağır olsa da eğilimi hep bu yönde oldu. Çocuk Pepe ve türevlerinden nefret ediyordu. Neden bilmem açınca kafasını yastığa gömüp. "Anne kapatır mısın?" diyordu. Elmo ile tanıştırdım. Onu sevdi bir tek. Ana sınıfına başlayınca senin de belirttiğin gibi gündemdeki kahramanların cicileri konuşulduğunda ne yapacak benim oğlan bilmiyorum. Çok fazla kitapla haşır neşir. Kitapsız dışarıya çıkmıyor. Parkta asla oynamıyor. Nerede yol yapım çalışmaları var gidip onu izliyoruz. Belediyenin araç garajlarına gidiyoruz. Orada belgesellerde anlatıldığı gibi konuşmaya başlıyor. Tek tek araçlardan bahsediyor. İşçilerle beraber durup şaşkın şaşkın dinliyoruz biz de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin evde zaten hayat dışarda yaşanıyor, harikasınız!

      Sil
  8. Ben bu tip zararlı olduğu düşünülen/kanıtlanan durumlara uygulanacak yasaklarda; çocuğun genel tablosunun değerlendirilmesi, artıları-eksileri bakılıp ona göre "çocuğa özgü" karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

    Mesela 3 yaş üstü için ortalama 1 saat denmiş; ama kimi çocukta yarım saat bile olumsuz etkiler gösterebilirken, kimi çocuk 2-3 saat izlese de olumsuz bir etki görülmeyebilir... Sıfır ekran garantidir, 1 saat çoktur, 2 saat oh my god'dır, 3 saat net kezoluktur, şu şöyledir bu böyledir sınırlamaları çocuktan çok anaya zarar bence!

    Kendim durumu gözleyip, artı-eksi değerlendirmemi şöyle yapıyorum misal:

    -Çocuk çok mu izlemek istiyor? Sürekli melül melül yalvarıp, izlerken çok mu keyif alıyor?
    -gün içinde yeterince açık havada takıldı mı? Sporunu yaptı mı? Hareketini etti mi?
    -gün içinde yeterince kendi kendine oyuncaklarıyla oynadı mı? Role play yaptı mı?
    -ince/kaba motor geliştirecek aktiviteler yaptı mı?
    -yeterince konuştuk, diyalog kurduk, kitap okuduk mu? Cevap "evet"se = ver gitsin istediği kadar :)) -zaten dikkat edersen tüm bunlar yapılmışsa geriye kalan zaman 5 saat olamaz :P toplamda 1-2 saat işte. Ha bunların bir kısmı henüz yapılmamışsa da Zaman belirliyorum mesela: önce dışarıda oynayın 1 saat, sonra kitabımızı okuyalım, sonra yemek vs vs iPad Zaman'ı bunlardan sonra diyorum. Bu bir pazarlık değil, rutinin parçası zaten bana göre.

    Ekran kullanımının olumsuz özellikleri ortaya çıktıkça, yani eksiye düşüldükçe dönem dönem limitleyerek ve ya hiç vermeyerek tekrar düzenliyorum:
    -huysuzlaştıysa
    -diyalog kurmaya hevessizleştiyse
    -dışarıda/oyunda/motor aktivitelerde isteksizleşti ve ipade daha düşkün hale geldiyse
    -izlerken keyif almıyor, ekrana boş boş kitleniyorsa
    -çok tutturuyor laftan anlamıyorsa vs vs= bir süre iPad verme! Verirsen de son derece limitli. Mesela o gün sadece kısa bir 1 bölüm kendi seçtiği şeyi izleyecek bölüm bitince anında kaldırılacak, no pazarlık!

    Ki 2 yaş civarı hiç vermeyin deniyor. Aynı yöntemle o zaman da verdim ben... Huysuzlaştığı, diğer aktivitelere isteksizleşip tutturduğu dönemler vermeyip, o dönemi atlatacak sağlıklı aktivitelere kendimi adayıp; ortalık süt liman giderken rutinde tekrar vererek takıldım.

    Kısaca demem o ki; bence bu işin bir standartı yok. Ne kadar vereceğimiz, hiç vermemenin evla olduğu, limitli vermenin eksiden çok artısı olduğu durumlar "çocuğuna göre" değişir! Hiç maruz kalmayan çocukların bilişsel gelişimi, motor becerileri, dil yetenekleri alır yürür! Maruz kalan çocuklar cortlar diye genel geçer bir şey yok (çünkü tam tersi durumları da çoook gördü bu gözler! Salondaki ekranları 7-24 son ses açık olan köydeki kuzen çocuğu benim oğlandan daha cevval valla her konuda :))))
    Çocuğun ekrana tepkileri, genel davranışları, gelişimsel becerileri değerlendirilip ona göre karar vermek/ düzenleme yapmak en temizi dedim ben.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. O yukardaki "huysuzluk" halleri Maya'da Peppa Pig izlerken çok oluyor hatta mutlu mutlu izliyor 3 bölümden sonra fazla geldiğini biliyorum ama 4.ü izlemek istiyor "hayır" dediğim zaman kendini yerden yere atıp ağlıyordu. Ben de "peki Maya madem böyle yapıyorsun bundan sonra Peppa Pig yok, bitti" dedim ve 2 ay hiç izletmedim. Şimdi kuzu kuzu 3 bölüm maksimum izleyip kapatıyoruz :D Vahşi otorite!

      Sil
  9. ben de şu makaleyi eklemek istedim.
    https://blogs.scientificamerican.com/psi-vid/an-autistic-boys-answer-youtube-science/
    ya bence bu tarz konulardaki yaygaraların temel nedeni ebeveynlerin hayat tarzı, ideolojileri vs. çerçevesinde belirlenen beklentileri. yine de çok boyutlu meseleler. kısaca;
    siyaset biliminde "social tuning" diye bir kavram var. insan kendi düşüncelerini, eğilimlerini toplumun tesiriyle formatlar ki barışçıl bir toplum için de kaçınılmazdır.
    oysaki son kertede genler, şans ve social tuning bizim toplumsal statümüzü belirliyor.
    geçen bir arkadaşım evrime göre fast food yeyip sağlıklı kalanlar galip gelecek dedi. tv o kadar zararlıysa izleyip zeki olan çocuklar galip gelecek bence deyip kaçayım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tabii ki.. ama evrim her zaman ileriye gelişime doğru olmaz, "galip gelen" sonuçta ortama uyum sağlayan bireydir. tv olayında da evrimde boş bakışlı gözlüklü insanlar olabiliriz ya da telefona bakarak yürürken araba altında kalmayanlarımız mesela ilerde eğri boyunlu bir ırk yaratabilir :D

      Sil
    2. ya aslında evrimin ileri- geri bir yönü, mükemmelleşme falan yok. organlar kullanımı genetiği değiştirmiyor. meb'ten kaynaklı sanırım, genelde bu konuyu tr'de lamarck'la karıştırıyorlar:) bu işin latifesi tabii demek istediğim şu: elbette zeka gelişen ve gerileyen bir şey. ama nasıl, hangi aygıtlarla, ne derece? mesele x'in geliştirdiğine, geliştirmediğine, etkisi olmadığına dair araştırmaların hepsi günümüzde mevcut. uzman hangisi denk geldiyse veriyi alıp koyuyor ve bu şekilde toplumsal çıkıntısı varsa genelde min. ölçekli rakamları eklediklerini biliyorum. ancak söz konusu insansa hele insan yavrusuysa bir sürü faktör mevcut. genetik, tekrar, eğitim, eğitim methodu vs. hepsinin ne derece bir çocuk üzerinde etkisi olduğu belli değil, belirlenebilir de değil. örneğin; güzel resim yapan bir çocuk sadece pratik edinmiştir, belki el kasları nedeniyle yazma da zorlanmaz ama ötesine geçemeyebilir. üstelik 14- 15 yani ergenliğe kadar belli dönemler çocuklarda duraklama ya da ciddi ilerlemeler görülüyor. yani görünen o ki çoğunlukla aradaki fark zamanla kapanıyor ya da çocuğun hamuru neyse o ortaya çıkıyor. yani genler bir şekilde ağır basıyor. özellikle tek yumurta ikizlerine dair bir makale vardı.
      yani demek istediğim teknoloji bir şekilde hayatımız da var, olacak da. o eşiği dönüşü olmayacak şekilde aştık. şu an genel eğilim aman dikkat! olsa da eminim zamanla bu zayıflayacak. biraz da ultra yakın geçmiş nostaljisi zamanındayız ondan galiba:) oysaki bence insan bir şekilde yolunu buluyor:)

      Sil
    3. Bak bu konu çok ilginç. Asıl konudan uzaklaştık ama, genetiğin eğitim bilimlerindeki önemi benim de çok ilgimi çekiyor çünkü Alman sistemi bu konuda çok katı. Çocukların geleceği daha 4-5. sınıfta belli oluyor burdaki sistemle çünkü 4-5 sene içinde genel olarak neyi ne kadar öğrenebildiği belli, bu değişmez diye bir fikir var. Yani çocuk 11-12 yaşında artık ilerdeki zeka ve beceri durumunu ortaya koymuş oluyor ve aldığı notlar, katılımı vs değerlendirilerek orta okulda bilimsel ya da mesleki liseye yollanıyor. Mesleki liseye gidenlerin ilerde atlama yapıp da üniversiteye devam etmeleri neredeyse imkansız. Bu durum çok eleştiriliyor özellikle göçmen ailelerin dil sorunu olan çocukları sistemde ne yazık ki kaynıyor falan diye. Ama gel gör ki, benim genel gözlemim de bu yönde; dil ya da geçiş dönemi psikososyal sorunları vs olmayan bir çocuğun gerçekten genel başarısı 11-12 yaş civarı belli oluyor.
      Yalnız bizim Türklerdeki "sonradan açıldı" durumunu açıklayamıyor tabii bu ya da ne bileyim Einstein derslerinde pek iyi değilmiş diye bir söylenti vardı (yalanlandığına dai bir yazı da okudum aslında).. ilginç bir konu bu "nature vs nurture" tabii.

      Sil
  10. Ay bizde de ayni dert var "git kizim azcik cizgi film izle ben isimi bitirip gelicem yanina diyorum istemiyor ya deli mi ne illa benimle oynayacak mutfaktan gotumun dibinden ayrilmayacak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahaha mutfak zaten oyunun merkezi! bunlar Jamie Oliver olacak zannımca. yeseler bari yapılanları..

      Sil
  11. bizi biliyosun tv yi kaldırmıştık evden geçen yıl biz D ile sarıkamıştayken eşim kurmuş tekrar.
    Derin değil de ben tam bir bağımlıydım ama izlemek değil benimkisi sadece o hep orda açık olsun ses olsun.ekransız iki yıl bana çok iyi geldi şimdi var ama ben açmıyorum bazen eşim seyrederken sesi o kadar rahatsız ediyor ki eşim içeri falan gittiğinde kapatıyorum ya da ben içerlerde kendime başka işler icat ediyorum.
    Derin e gelirsek hala tv seyretmiyor,ama ben okuldan öyle yorgun dönüyorum ki ve tam da saat 5 civarı civatalarım gevşemiş vaziyette,ee çocuğum da beni özlüyor ben de onu (ah o anda oyun oynamak tam bir işkence).bu yüzden şöyle bir rutin oluştu kendiliğinden bizde: 5 :15 civarı hava yağmurluysa eve gel (yağmıyorsa iyi bak dışarda fıttırı fıttırı gez :D ) bi masha ve ayı bölümü aç bi kaç atıştırmalık yan yana sokul öpüş koklaş izle.ikimize de iyi geliyor o yarım saat,ben bir de öküz öldüren cinsinden kahve içiyorum şarj oluyorum falan.onun dışında kreşte zaten izlemiyorlar diye düşünüp içimi rahatlatıyordum taki kızımın Elsa fanatiği olduğunu keşfedene kadar o da geçtiğimiz hafta oldu,bi mağzaya gittik elsalı bi kolleksiyon anaaaam kız Elsaaaa diye reyona koştu,elbise etek tşirt don ne bulduysa kucakladı,ben şoklarda.hayır hiç bir şekilde elsaya maruz kalmamıştı ben hatta senin burda elsalı yazıları okudukça kendim merak ettiydim de bi bakayım şu elsaya dediydim unutmuştum.meğerse kreşte seyrettiriyorlarmış (el atıcam bu olaya )
    Bunların dışında hasta olduğunda sınırsız disney junior kanalını izleme hakkına sahip o hep orda açık hatta bir aydır açık çünkü D bir buçuk ayda üçüncü kez bronşit olarak tarihe geçecek ve bitsin ilk bahar defolsun polenler kahrolsun evden herşeyi atıp yine de kurtulamadığımız akarlar diyip seni ve Mayacığımı ve tabi Lukasın yumurta yanaklarını öpüyorum ❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kreşte tv izletmek korkunç bence ama Türkiye'de normal hatta bazı velilerce istenilir bir uygulama.. Ya bu arada Elsa çok da uzun bir film nerdeyse 2 saate yakın, içine endişe tohumları ekmeyeyim ama azıcık izlettirdiklerini umalım bari.. Bu arada Maya Elsa'yı arkadaşlarından öğrenmişti daha izlemeden fanatiği olmuştu, bir gün eşimle hadi dedik bari izlesin, ilk defa izleyeceğimiz için hepbirlikte oturduk ekranın karşısına, bir de ben Almancasından izliyorum, ALmancasında da İsviçre aksanıyla falan konuşan karakterler var düşün komediyi. "Ne dedi?" falan :D Elsa bende hala tam oturmadı, bi İngilizce ya da Türkçesini izlemem lazım ama 30dk'dan sonra dayanamadığımız için kesintili kesintili karman çorman izliyor daha da allak bullak oluyoruz sanırım..
      Çok geçmiş olsun, ben de haftasonu 1 günlük acaip bişey geçirdim, pts sabah mesai başlayınca iyileştim yahu. Du bakalım sıra kimde.. Ooo piti piti Lukas mı Maya mı :D

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!