22 Haziran 2017 Perşembe

Macera dolu Türkiye

Maya’nın ilkokula başlamasına 2,5 sene kaldı (şok!) ve Almanya’da yaşayan yabancıların hiç memnun olmadığı bir uygulama var: doktor raporlu bir hastalığı olmadıkça çocuk 1 gün bile keyfi devamsızlık yapamıyor, yani çocuğunuzu 1 gün dahi resmi açıklama yapmadan okula göndermezseniz, direkt polis kapınıza dayanıyor. Bu bence çok yerinde ve gerekli bir uygulama fakat biz yabancılar özellikle “memlekete gitmek için” ucuz bilet bakarken ya da okul tatilleri dışında bir seyahat planlarken, bu uygulamadan oldukça kazık yiyoruz (Türk mantığı; tatilden 2 gün önce ucuz ucuz uçabilmek). Aslında sırf bu nedenle, Almanlar tatil planlarını neredeyse 1 sene önceden yapar, rezervasyonlarını garanti altına alır, uçak biletlerini de ucuz ucuz alırlar. Ben de üzüme baka baka karardığım için, kampanyalı havayollarından 1euro’ya (vergiler dahil 25 euro olmuştu) birkaç defa uçmuştum. Güzel bir his :)

Neyse uzun lafın kısası, okul başladığında sadece tatillerde gelip gidebileceğimiz için, ben bu 2,5 sene içinde bol bol seyahat etmek ve özellikle de Türkiye’ye gelip gitmek istiyorum ki Maya’nın Türkçe’si az biraz gelişsin (Maya “boşveeer”i öğrendi yani Türkçeyi ve Türk olmak sosyolojisini çözdü bu tatilde), ananesi ve dedesiyle bol zaman geçirsin, “torun olma”nın keyfini çıkartsın (Almanya’da torun olmak bizden 180 derece farklı çünkü).

Bu nedenle Haziran 1-19 arası Türkiye’deydik. Bu sefer Bursa değil, çocukluğumun her yaz 3 tam ayının geçtiği ve hayatımın en mutlu günlerini geçirdiğimi düşündüğüm ananemin 50 senelik yazlığına, İzmir’in ufak bir deniz kasabasına gittik. Benim umudum tabii çocukları annemlere kitleyip, yan gelip yatmak, bol bol kitap okumak, UV’den habersizmişim gibi güneşlenmek, denizle kucaklaşıp kulaç kulaç yüzmek, çılgınca yoga yapmak, bol ve temiz gıda (doğal gıda) yemek, horul horul uyumaktı. Bu umudumun “yan gelip yatma” kısmı dışındaki maddeleri, gelir gelmez hep birlikte hasta olmamız sayesinde gümledi.

Bu sefer sırayı bozduk, hep Maya’nın getirdiği anaokulu hastalıkları değil, bu sefer Lukas’tan başladık. Herkes 2’şer gün yattı, sıra Maya’ya gelince o yan çizdi ve tam 5 gün düşürülemeyen tuhaf bir ateş, boğaz ve karın ağrısı, boğazda kocaman kocaman üstü bembeyaz bademciklerle perişan vaziyette yattı ve iyileşebilmek için koca bir şişe antibiyotiği gümletmek zorunda kaldı. Bir de buna doktor anne babamın aşırı evhamları eklendi (kasabada tabii çocuk doktorunu bırak, uzman doktor bile yok. İş başa düşen babam Maya’nın karnında forrrşşş diye tuhaf bir ses duydu – hakkaten de vardı sanki içine “alien” kaçmış yavrunun – ve Maya bunu bozuk Türkçesi ve aşırı gelişmiş hayal gücüyle evirip çevirip bana “ben hamileyim, içimde bebek var ama canlı değil ölü, o hep orada kalıcak” şeklinde anlatınca, ben psikolog olarak tabii kafayı yedim – terzi ve sökükler, bizim ailede tavan yapmış vaziyette – ve babama “ne diye çocuğu korkutuyorsun” diye kızdım, ev resmen deliler evine döndü, babam diyor “bu ev aynen survivor gibi oldu, başımıza gelmedik kalmadı, gündüzleri tüm bunlarla mücadele ediyoruz, geceleri de iş yok güç yok, birbirimize takıyoruz”..  Haklı adam. Hastalıklar bir yana, bir de 6.4’lük depremi tam merkezinde yaşadık!


Ay o da ayrı komedi. Biz beşik gibi sallanıyoruz, ben o sırada yere oturmuş Lukas’a hayatının ilk yoğurdunu yediriyor ve bir yandan da “iyi etmedik, inek sütü vermek istemiyordum, zaten demiri bağlıyor sağlıklı değil” diye huysuz huysuz anneme çatıyor, annem de “keçi sütünden evde yoğurt yapalım, baban İzmir’den kefir “hayvanı” alsın getirsin, çocuğu olan her Türk ailesi gibi biz de buzdolabında kefir besleyelim” diye aşırı duyarlı çareler üretiyordu! Ben hiç istifimi bozmadan “deprem oluyor” diyerek çocuğa yoğurt yediriyorum yani, hem de kefirsiz.. Bu arada babam – endişelidir kendisi – oturduğu koltuktan kalkmış, iki kolunu açmış, aynen Masha’nın ayısı gibi dengesini tutturamayıp iki yana savrularak Maya’ya doğru yürümeye çalışıyor (hakikaten şiddetliymiş deprem, ben cool’luktan anlamamışım o an, sosyal medyadan duydum sonra), Maya “Masha ve ayı”daki gibi yürüyen ve bir yandan dehşetle “deprem oluyo dışarı kaçalııım” diyen babamdan korkmuş vaziyette, annem hastalıktan sesini tamaman yitirmiş bir Godfather misali “kaçııın” diye fısıldayarak bağırıyor (mümkünmüş bu) ve bir yandan da ağzını şapırdata şapırtada yoğurt yiyen Lukas’ı kucaklamaya çalışıyor. Neyse sonunda ben de kıçımı kaldırıp dışarı çıktım zaten 20 saniye süren deprem de bitmişti o an. Bu arada babam yaralanmış yahu, tırnağı kırılmış o panikle koşarken. Maya’yı sakinleştirmemiz ve “deprem” konseptini açıklamamız baya zaman aldı ama depremden ziyade Masha’nın ayısının vücut bulmuş halinden korktu sanırım.. Artçıları herkes hissetmiş biz hiç hissetmedik.. Almanya’dan eşim aradı “yurtdışı haberlerde bizim küçük Ege kasabasını görünce şok oldum” diyerek, biz o sıra yine denize karşı oturmuş simit kemiriyor ve çay içiyorduk. Ona görüntülü konuşma sırasında denize giren çocukları falan gösterdim, Ege’de20mt’lik tusunami bekleyen ve bizi “bari çayınızı hani kahvaltıya gittiğimiz dağ köyünde içseydiniz” diyerek uyaracak kadar cahil cühela bir Alman olarak bu halimizden iyice şok oldu tabii..

Depremi asla küçümsemiyorum 99 depremini Bursa’da yaşadım ben de. Fakat benim bu tip zor durumlar karşısında savunma mekanizmam “kaç ya da saldır” değil, “don kal ve hatta cool’a bağla” şeklinde oluyor. Sonrasında da komiklikler yapıyorum. Benim de tarzım bu, n’apayım.. Endişelendikçe ya da depresifleştikçe muzipleşen insan türü, aslında fena değiliz biz, bizden de lazım evrene, sevin bizi..


Neyse, survivor şeklinde bir tatil oldu gerçekten. Denize sadece 3 defa girebildim hava zaten ilk 10 gün yağmurlu, rüzgarlı ve soğuktu (nerde o eski Haziran’laaaar), çocuklarla uyuduğum için ikisi de gece boyu bana sarılma yarışıyla tepinip durduklarından, doğru dürüst uyuyamadım, Maya anane ve dedeyi bulunca 10’dan önce yatmadı ve Luki her sabah 6’da kurulu saat gibi uyandırdı (şimdi anladım sizi ve uykusuz bebelerin evlerine mutlaka kalın pencere güneşliği öneriyorum, belki de sorun tamamen bu; güneşten gelen enerji..) temiz yemek tabii ki “Türk bakkalı”nda kendimi kaybedip tüm “yeni çıkmış bisküvileri süte banma azmim”le yerlebir oldu, 2 defa yoga yapabildim (içimdeki o sukuneti sadece 2 defa bulabildim çünkü), 4 sayfa kitap okuyabildim (oğlan kindle’a merak saldı)..



Ha oğlan demişken, bir de oğlanı 60cm yüksekten yatakyan düşürmeyi başardım! Ya bu panda gibi döne döne istediği yere gidiyor (yemin ederim şu yandaki videodaki pandadan farkı yok), yatağın bir tarafı duvar diğer tarafına da kullanmadığımız bebek seyahat beşiğini dayadım. Git sen döne döne dayan beşiğe ve tüm gücünle aban ve beşiğin normalde kaymayan kilitli ayakları kaysın, sen de –Allahtan, melekler korudu resmen! – yavaş çekimle yataktan yere düş ve sırt üstü yatıp şaşkın şaşkın bak! Ay aklım gitti resmen.. Sakın siz yapmayın, iki koltuk falan çok bitiştiriyorduk biz, arasından çöt diye düşüyormuş bunlar (Maya hiç düşmemişti ya, ben ne bileyim, yeni yeni şeyler öğreniyorum bu çocukla ben..)

Macera dolu Türkiye'mizin son ayaginda havaalanina giderken bir de trafik kazasi gecirdik. Annem ve ben önde, Luki arkada bebek koltugundaydi ve adamin biri bize arkadan carpti. O koltuk olmasaydi ya da cocuk her agladiginda "ay yaziiiik aliver ya kucagina" diyenleri dinleyen biri olsaydim olacaklari düsünmek bile istemiyorum. Lutfen siz de "aglamasi yaralanmasindan ya da ölmesinden iyidir" diye düsünün, ucuz atlattik..

Ama tatil tatildir, yine de güzeldi.. 3 defa girebildigim deniz bu yandakiydi mesela.. Özellikle de biz Tr’ye geldikten sonra Münih iyice abartıp 8-10 dereceye düşünce, “oh be iyi ki burdayım, bulutlu serin falan ama en azından Haziran’da 8 derece değil” diye düşündüm ve halime şükrettim.

Kıssadan hisse; bir dahaki sefere Ege’ye gelmek için Haziran’ın ortası beklenecek. Sanırım iklim değişikliğinin sonuçlarından biri de mevsimlerin sanki 1 ay ileriye kayması.. Haziran eskinin Mayıs’ı gibi olmuş, sanki kış geç bitiyor ama yazın da kavruluyoruz ve Eylül resmen Ağustos ayarında geçiyor. Bana mı öyle geliyor? 

21 yorum:

  1. geçmişler olsun Cerencim.soğuklar bitmedi gecen okulda öyle çok üşüdüm ki eve gidip elektrikli sobamı yakıcam dedim kendikendime.iki ay kadar önce bizim kız da düşuü yataktan o gece bizim yanımızda yatacağı tuttu sıkıştırdıysak demek aynen panda misali yuvarlana yuvarlana yatağın ucuna gitmiş ve düşerken kafayı da önce dolaba sonra yere.yerde halı da olmayınca betonumsu laminattan güüüm diye bir sesle uyandık.aklım çıktı hemen hastane müşade derken çok şükür bişey olmadı.şimdi 15 cmlik korumalı kendi yatağının yanına yere iki üstüste yoga matı koyuyorum uyurken.oto koltuğu benim de analık tarzımda en en en katı olduğum konudur isterse br mt gitsin o koltuğu oturulacak,Derin bir yaşına kadar çılgınlar gibi ağladı ama 1 numero oto koltuğunda artık direk kendi koltuğuna yöneliyordu,ya ağlasa da değişmeyeceğini öğrenmişti ya da 1 numaranın bebek koltuğundan daha rahat olmasından bilmem ama o gün bugün ağlamıyor (en azından orda diğer ağlamalar sabit ayol kız karta kaçtı hala ağlıyor ota moka :D)
    Bişeyi merak ediyorum Maya Türkçeyi evet belki daha kısıtlı konuşuyor ama anlaması ne durumda yani tüm konuşulanları anlayabiliyor mu yoksa tercüme gerekiyor mu.Derinle günün belli saatlerinde ing konuşmaya başladım ama akıcı konuşma istemiyor,anne bunu yapma diyor :)üstelemiyorum ama şunu merak ediyorum;ben her gün yine aynı saatte ing konuşmaya başlayıp o reddettiği anda kesmelimiyim,yoksa bu işi bir süreliğine tamamen rafa mı kaldırmalıyım.karar veremiyorum çünkü basıl oldu bilmiyorum ama bir nesneyi türkçe sorduğumda türkçe ing sorduğumda ing cvb alabiliyorum evet nesneleri az buçuk öğrettimdi ama iki dili aynı anda cümle bazında soru olarak yöneltmemiştim hiç.bundan yola çıkarak ikinci dil edinimine hazır galiba diyorum ama akıcı konuşmayı niye reddediyor o kısmı anlamıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay cok gecmis olsun! buraya geldik yeni odasina tasidim ve dakika bir gol bir daha 5dk gecmeden koca yatakta akrobasi yapicam derken yine dustu ayyyy ihmalkar anne tam gaz..
      Maya anliyor ya baya, %70 zaten beden dilinden anliyorsun ya yabanci dilleri, o da sanirim bi %5 daha kelime bilgisinden falan iste 575 falan anliyor :) ufakliga direkt turkce konusuyorum onun da yardimi olur insallah keske turkce 3. dil olmasaydi ama iste imkanlar, benden baska kimse yok cevresinde turkce konusan.. tv falan da olmayinca anca tatillerde ne kadar olursa, aslinda yasiti bi cocuk olsa yaninda hemen ogrenir gibime geliyor.. valla ne bileyim tuba, senin meslegin oldugu icin ogret bence de ama ikinci dil olarak nasil ogretilir sen benden iyi bilirsin.. oyun seklinde dogal sekillerde daha cabuk ogreniliyor sanirim..

      Sil
    2. Ahahahah terziyim ve söküğümü dikemiyorum üstelik çocuklara yabancı dil öğretimi alanında o kadar çok ve değerli eğitim aldım ki.ama gel gör ki yıllardır lise grubuna ders anlatmaktayım :))

      Sil
    3. işte insanın kendi çocuğu olunca olmuyor o iş ;))

      Sil
    4. Nedeni de şu, o seni Türkçe konuşan annesi olarak görüyor ve birden İngilizce konuşmak ona tuhaf geliyor olabilir. sanırım belli bir zaman ve mekanda konuşursan mesela ne bileyim akşam yemeği hazırlarken 1 saat gibi, durumu kabul etmesi daha kolay olur. o zaman öğrenme de daha fazla olur. ama dediğim gibi ben eğitimci değilim o iş özel uzmanlık, ben anca bir dönem öğrenme psikolojisi dersi almıştım ondan aklımda böyle kalmış..
      Bir de tabii şu var, tek kişi çift dil teorisi sorunlu, o nedenle ben Türkçede feragat etmek durumunda kalmıştım masada çünkü tek başıma iki dili çevirmek zor olmuştu ama evde 3 kişi olsaydık 3 dil çok rahat oturumda, 4 kişi olsaydık 4 dil.. opol yani..

      Sil
  2. Geçmiş olsun hepsine ayri ayrı, ama okurken de kıkır kikir güldüm bir cok yerde.özellikle koca ayi dede niyeyse cok guldurdu beni, bir de annenin kısık mafya sesiyle kacin diye bagirmasi 😀 optum hepinizi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ailem diye demiyorum cok senlikli insanlar :)

      Sil
  3. Geçmiş olsun ya, herşey üstüste gelmiş :\ Aynen dediğin gibi mevsimler bir ay ileri kaydı Türkiye'de sanki, eskiden Mayıs'lar Haziran'lar böyle değildi, şimdi annemle görüşünce ne zaman havayı sorsam "bir sıcak bir soğuk" diyor, dolu yağmış hatta. Ayrıca ilkokulda raporsuz devamsızlık yapılamayan ülkede üniversitede üç defa öğrencilerin sunum yapacakları gün gelmemezlik yaptıklarını gördüm, bizim bölümde doktor raporu vb. olmadığı sürece direkt kalırsın, burada ise hocalar hiçbir şey olmamış gibi devam ettiler. ilkokuldaki disiplinin onda biri bile yok, üniversitede salıyorlar herhalde çünkü burada ne devam zorunluluğu var ne hocalar derste birşey anlatmaya çalışıyor, herşey sinir bozucu şekilde öğrenciye bağlı, okula gitmişsin gitmemişsin önemli değil, dersten alacağın not yazdığın term-paper'a bağlı sadece. aldığın diplomanın değeri yok gibi sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya sizin orda cok guzel bir festival varmis bu sira, gelirken ucagin dergisinden okudum! Wacken de yaklasiyor bi arastirsana! :) Alakasiz bi cevap oldu ama helecan yaptim

      Sil
    2. Wave Gothic Treffen'i diyorsan geçti gitti o, sondan ikinci gecesinde alanda olduğum için yakaladım ama, Amsterdam otobüsünü beklerken gecenin köründe full makyajlı gotiklerle beraber olmak nasıl güvende hissettirdi beni, bayıldım ya baya civcivliydi ortalık kdhdkdj Wacken işini bilemiyorum ya, para olarak herşeyin beni aşması bir kenara görmek istediğim grup sayısı az, ondan festival çok sevmiyorum ben :\ Ama 22 Temmuz'da Berlin CSD parade var, işte ona gitmeyeni öpsünler :D

      Sil
    3. Yok temmuzda birseyler var.. bi bak listelere.

      Sil
  4. Merhabaa! Yazı var mı diye bakıyordum, görünce mutlu oldum. Ben İzmirliyim, o son gönderdiğin fotoğraftaki sahil kasabasında bizim de yazlık evimiz var, ne kadar severim bir bilsen! Bayramın 2. günü gidiyoruz, denizi özledim, girip buruşana kadar yüzmek istiyorum.

    Fakat özellikle buralar için haziran artık ölü bir ay. Gerçekten mevsim değişiyor, hava soğuk, yağmur çok yağdı, zaten deniz ısınmadı -ki hiçbir zaman ılık olmaz girdiğinde bir ürpertir su- Bu nedenle tatil için temmuz ayını bekliyorum ben de. Geçen sene haziranın beşinde gitmiştik. Soğuktan balkonda bile oturamadık.

    Denk gelebilmeyi isterdim. Blog üzerinden sohbet ettiğin biri ile yüzyüze karşılaşmak keyifli olurdu. :)

    Deprem ve hastalıklar için geçmiş olsun. Sizin için şanssızlık olmuş. Depremler hala devam ediyor, en son iki gün önce yataktan kaldırmış bizimkileri. Ama Ege. Yapacak bir şey yok.

    YanıtlaSil
  5. merhaba
    cok gecmis olsun. bence kefir icin, gercekten cok faydali. ben de ailemde sayesinde ne hastalik geciriyoruz ne bir sey. bir sey merak ettim. ogrettiginiz ucuncu dil ingilizce mi? biz arastirip sordugumuzda; herkes kendi ana dilini konusmali ogretmeli demislerdi. siz nasil bir yol uyguluyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anneanne dede yanına gelince saldırıya geçen bir virüs buldular sanırım ve üstümüze saldılar Ceren. Ben şu an annemlerin yanına geldim bopaz ağrısı ve sinüzitten geberiyorum. Şubat tatilide böyle zehir olmuştu. En azından sürekli sallanmaktan kurtulduk ama deprem içimde kalmış sürekli sallanıyorum. Diğer ziyarette bol şans diliyorum ikimizede.

      Sil
    2. Dil egitimi konusunda yazilarima bakabilirsiniz, sag tarafta yazdigim konularin basliklari var.

      Sil
    3. canim ya gecmis olsun, maya yine hasta :( 20 gun oldu sadece bu sefer.. bu arada ya ben de sallaniyorum munihte! Deprem korkum da yok ama nedense bir sallanma hali kaldi bende de..

      Sil
  6. Mayacığım kıyamam üşüttü mü acaba? Burdan sonra soğuk gelmiştir hava değişimi etkilenmiştir. Deren de kulağım ağrıyor dedi ama arkası gelmedi her an bekliyorum.Sinem in yorumuna yanıt yazmışım kusura bakmayın artık :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 16 ðrece bugun.. baska bisey yazmak icimden gelmedi pof.

      Sil
  7. Okullar başlayınca tarihler de yaz ortasına kayacak ne yazık ki. Hiç de sevmem Temmuz - Ağustos sıcaklarını. Neyse buralar da Türkiye sıcaklarına döndü gerçi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hadi ya, siz sicak misiniz, burasi 16 derece ve yagmurlu su an.. bir hafta sicak oldu (maksimum 30) ama sonra yine bildigin alman havasi.. daraldim..

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!