25 Haziran 2018 Pazartesi

Sevgili günlük: Yapabilirdim ama yapmadım..


Çok zor bir gün geçirdim. Ama dağılmadım.

Dur anlatayım. Çünkü biliyorum, sen de zor bir gün geçiriyorsun, ya da geçen hafta geçirdin, ya da haftaya geçireceksin. Seni tanımasam, binlerce kilometre uzağımda olsan ve hiç tanımayacak olsam da, tek başına olmadığını söylemek istiyorum.

Bu sabah saat 5.10'da ben uykumun en derin en tatlı yerindeydim. Birden Maya en yüksek perdeden bağırarak uyandı. Burnu kanıyormuş yine. Burnu çok sık kanıyor, bazen her ikisi birden ve çok yoğun kanıyor. Onun burnu kanarken ben sıklıkla lösemili çocukları düşünüyorum, yine o düşünceler üşüştü aklıma. Korkuyorum. Hiç bir şeyden korkmadığını sıkça dile getiren ben, hastalıklardan ve zor zamanlarda tek başıma mücadele vermekten çok korkuyorum. Korktukça da korkunun ikiz kardeşi, sinirlilik gelip üstüme çöküyor. İnsan neye sinirleniyorsa, aslında onun altında korku yatar, en sinirli insanlar aslında en endişeli insanlar biliyorum.. Sinirleniyorum, önce burnu kanadığı için basbas bağıran çocuğa "bağırınca duruyor mu? sus ve bekle işte!" diyecek oluyorum (ama demiyorum çünkü biliyorum korkusundan bağırıyor) sonra kendime "yine burun kanamasını lösemiye bağladın, 40 yaşına geldin, kurtul artık bu ölüm korkundan, olacakla öleceğe çare yok, kabullen" diyecek oluyorum (ama demiyorum çünkü hangimiz korkmuyoruz ki ölümden). 15dk sürüyor kanamayı durdurmak, yan odada yatan Lukas uyanıyor, onu geri uyutmaya giderken Maya'yı babasına devrediyorum ve içimden "hep Lukas'a gidiyorsun, hep Maya'yı yarı yolda bırakıyorsun, resmen çocuk kayırıyorsun" demek geçiyor (ama demiyorum, çünkü algıda seçicilik yaptığımın, Maya'ya da koştuğumun ama şu an sabahın 5'inde önceliğimi Lukas'ın geri uyutulmasına vermemin normal olduğunu biliyorum çünkü uyumazsa hepimiz ayaktayız işte ve buna gücüm yok, ayrıca baba denen bişey var, bu iş için var..)

Oysa ki Lukas uyumuyor. Maya da uyumuyor. Hiçbirimiz uyumuyoruz. Kalkıp hızla duşumu alayım diye düşünüyorum (ama yapmıyorum, sabah duş almak benim için ruhumu arındırmak demek, yavaş yavaş alıyorum). Eşim 6.30'da işe gidiyor. Bugün tüm gün toplantıda ve gece de geç gelecek. Onları 8 gibi uyutuncaya dek tam 14 saat çocuklarla baş başayım, bir başımayım. O an "Maya'nın ateşi yok, aslında okula gönderebilirim" demek geçiyor içimden ve hemen ikiz kardeşi geliyor: "bencilsin işte, tek çocuk rahat diye neredeyse hasta çocuğu okula göndermeyi düşünecek kadar bencilsin" diyecek oluyorum (ama demiyorum, çünkü sonuçta kıyamayacağımı, diğer çocukları da düşüneceğimi ve gönderemeyeceğimi biliyorum).

8.30'da doktoru arıyorum, 9.45'e randevu veriyor. Bir saatim var. Bir sürü işim var. Kanlanan çarşafları da atıp bir posta çamaşır yıkıyorum, Lukas kahvaltısını yapıyor, Maya yapmıyor. Geçen gün tam 30dk kendini yerlere vurarak ağladığı ve sonunda odasına kapatılmadan susmadığı gibi "Malt Birası içeceğim" diye tutturuyor yine. Bu çocuk neden böyle diye düşünüyorum ve "acaba çok mu sevgisizim, çok mu kuralcıyım"a kadar uzanacak gibi oluyor düşüncelerim (ama yapmıyorum, gittiğim tüm psikologların, ağlayan çocuk merkezindeki doktorların dediğini düşünüyorum: karakteri bu, sorun bende değil" diyorum). Çamaşırları asıyorum.

Tanıdık kramplar başlıyor, regl oluyorum. Hani doğumdan sonra bitiyordu o ağrılar diyecek oluyorum (ama demiyorum, bitmiyor işte, nasıl "aman doğum ağrısı kötü değil, reglin biraz fazlası, kolay" dediler ve yediysem, bunu da yemişim işte.. Geçiyorum). Bu sırada Lukas Maya'ya saldırıp durduğu için - tabii ki aklımdan "bu çocuk neden böyle? acaba yeterince ilgi göremediği için mi hırçın?" düşüncesi geçecek gibi oluyor (ama yapmıyorum, çünkü bu da onun karakteri, bu da onun yavaş yavaş yontmam gereken özelliği) onu da kendimle çamaşır odasına kitliyorum ve Maya'nın yine burnu kanamaya başlıyor. Yanında duran mendili almak aklına gelmediği için tüm koltuk kan oluyor. İçimden ona "kızım bağıracağına mendili alıp burnuna tutsana" diye bağırmak geçiyor (ama yapmıyorum, ona kızamıyorum, bağırmalara bağırarak karşılık vermek istemiyorum). Eş zamanlı olarak içimden çocuğun burnu kanıyor diye üzülmeyip kanlanan beyaz koltuğu düşündüğüm için utanıyorum ve yine "benim gibi takıntılı biri neden çocuk yapar ki"ye varan düşünceler geçecek gibi oluyor aklımdan (ama yapmıyorum çünkü o beyaz koltuklar, benim için "çocuktan sonra da yaşam standartlarını düşürmeden yaşayabilmenin" bir simgesi ve benim için önemliler, bu psikopatlık değil, yaşadığın ortamı güzel kılma arzusu sadece, temel insan hakkı..)

Doktora gidiyoruz. Streptokok negatif çıkıyor ama boğaz beyaz. İlaç vermiyor. Acaba yine mi atlanıyor? diye düşünecek gibi oluyorum (ama düşünmüyorum, sadece duruma şükret, doktora inan diyor, geçiyorum). Eve dönüyoruz, hızla etrafı topluyor, öğlene yemek hazırlıyorum, iki üç kaşık yiyorlar, ben de büyük bir çikolata ile diyet (nedense?!) kola içiyorum kafein gözümü açsın diye. "E hani sağlıklı beslenme.." diyecek oluyorum (ama demiyorum, bugün o çikolataya da o kafeine de ihtiyacım var, biliyorum).

Lukas'ı yatırıyorum. Maya'yla başbaşa kalıyoruz. Ve o an aslında bu zamanı ne güzel değerlendirebileceğimizi düşünüyorum, kitap okuyabiliriz, yatakta sarılabiliriz, boyama yapabiliriz ama hiçbirini yapmak gelmiyor içimden.. Ve yapmıyorum! Maya'nın eline ipad'i veriyorum, yanına da ben oturup bilgisayarı açıp amaçsızca nette dolanıyorum. Konuşmuyoruz bile.. Bir an onu öyle ekrana kitlenmiş görünce "çok kötü bir anne olduğumu" düşünecek gibi oluyorum (ama yapmıyorum. Ben de insanım ve o 1 saatlik beyin boşaltmasına benim de ihtiyacım var, bugün o ekrana 1 saat baktı diye ne aptallaşacak, ne de onunla oynamadım diye bağlanma problemi yaşayacak). Bugün içimden gelmiyor, oynamak istemiyorum ve oynamıyorum ve bu beni kötü anne yapmıyor!

Lukas uyanıyor. Meyvelerini veriyorum. Çamaşırları topluyorum. Onlar iç odada birbirlerine girip duruyor, Maya devamlı "ayyy acıyor anneee" diye bağırıyor. Birkaç defa yanlarına gidip onları ayırıyorum. Güzellikle "bak oğlum yapma cici yap, ısırma, vurma" diyorum sonunda sinirlerim bozuluyor ve ikisini de alıp bas bas bağırmak geçiyor içimden (ama yapmıyorum, çünkü ne işe yarayacak bağırmam, onlara daha da sinirli olmayı öğretmekten başka?) onlara kızmıyorum ama "kızım niye böyle duruyorsun, madem vuruyor, sen ondan güçlüsün, ellerini tut ve yüksek sesle hayır de, böyle oturma önünde, kendini koru" diye ayar çekiyorum, öbürünü de tuttuğum gibi "hayır, buna izin veremem, cezalısın" diyerek odasına götürüyorum. Kapısını kapatır kapatmaz kıkır kıkır gülerek açıyor geri. İçimden gülmek ve sarılmak geliyor (ama yapmıyorum çünkü istikrar denen bişey var yahu). Ama fazla da uzatmıyorum, bebek beyni balık beyni sonuçta, unuttu bile. Ben de unutuyorum.

Saat 15'te komşu kızı M. bize geliyor "Mayaaaaa oynayalım mıııı?" diyor, "hayır Maya hasta bugün olmaz" demek geçiyor içimden (ama yapmıyorum çünkü kendimde hala oyuncu annelik gücü bulamıyorum, bugün böyleyim, sıkıcıyım, ama ben sıkıcıyım diye o da sıkılmak zorunda değil diyorum, içeriye alıyorum). Ev savaş yerine dönüyor (sorun etmiyorum). Lukas'la oynamak istemiyorlar (sorun etmiyorum). Lukas sinirinden eline geçirdiği boya kalemleriyle duvarı boyuyor (sorun etmiyorum). Lukasla oynuyorum. M. gidince Maya toplamak istemiyor (sorun etmiyorum). Evi topluyorum. Maya odasında "sakin zaman" geçirmek istiyor, Lukas'ı istemiyor, Lukas kapıyı yumruklayarak ağlıyor (sorun etmiyorum). Onu da alıp mutfağa kapanıyorum, akşam için yemek hazırlıyorum, bu arada o sular ve kavanoz kapaklarıyla oynuyor, etraf ve kendi donuna dek ıslanıyor (sorun etmiyorum).

Saat 18'de "Yemek hazır" diyorum, Maya oralı olmuyor, "aç değilim" diyor. İçimden "yemezsen büyüyemezsin böyle ufacık kalırsın" demek, tehditler savurmak, zorla yedirmek geçse de yapmıyorum "peki kızım ama yemezsen yatağa aç gideceksin" diyorum, blöfümü de yemeği de yemiyor.. Ve en zor zamanlar başlıyor, yatak öncesi o 2 saat.. Babasız. Evde oturup ikisinin her dakika birbirine girmesini izleyebilirim (ama yapmıyorum), Maya'yı yine ekrana bağlayıp Lukas'la oynayabilirim (ama yapmıyorum), ikisini birden alıp dışarı parka çıkabilirim (ama yapmıyorum hava serin, Maya halsiz). Kendime acıyabilir, yorgunum diye mızmızlanabilir, sonunda her üçümüzün de ağladığı senaryolar içine girebilir ya da artık sadece psikolojik değil kramplar yüzünden fiziksel anlamda da çökmenin eşiğine gelmişken kendimi zorlayarak iki çocuğumu da alıp oyun oynayabilirim..

Oynuyorum. Zorluyorum. İlk başta zorlanıyorum ama sonra, hayvanat bahçesi yapıyoruz, bloklar ve hayvanlarla. Maya hayvanları konuşturmaya başlıyor, Lukas devamlı oyunumuzu bozuyor. Maya ona bağırıyor. Lukas kafasına tahta blokları fırlatıyor. Maya ağlıyor. Lukas gülüyor. Delirebilirim (ama yapmıyorum, onun yerine hayvanları konuşturmaya, tek boynuzu Lukas tarafından kemirilerek yokedilmiş ineğimizin kendini tekboynuzlu at sanmasıyla ilgili saçmasapan bir hikaye kurmaya başlıyorum, Maya gülüyor, Lukas gülüyor, ben gülüyorum).

Çiş, "hadi kızım kaka, biraz daha ıkın, çıktı çıkacak hadi" cebelleşmesini kaybediyorum (sorun etmiyorum, ilacı veriyorum), diş, yatak hazırlığı ve Maya'yı öpüp hikayesini anlatıp "bugün baban yok, o nedenle bana yardımcı olmanı istiyorum, bu gece kendin uyuyacaksın, ben yan odadayım, Lukas'ı uyutacağım, eğer anne dersen duyar ve gelirim yanına" diyorum. Kendime yine Lukas'ı tercih ettin diyecek oluyorum (ama demiyorum, tercih değil, zorunluluk diyorum). Maya biraz üzülüyor, dudağı bükülüyor, ikisini yatağıma alabilirim beraber uyuyabiliriz diye düşünecek oluyorum (ama kendimi durduruyorum çünkü biliyorum onlar uyuduktan sonra yatakta sızana dek o 1 saate ihtiyacım var, tek başıma, kimsenin ayağı eli gözü üstüme değmeden, tek başıma olmaya, kitabımdan iki sayfa, dergimden 2 sayfa okumaya, biraz netflix'e bakmaya, kafamı boşaltmaya ihtiyacım var, bu benim hakkım).

Lukas'ın uyuması 1 saate yakın sürüyor. Maya beni beklerken kendi kendine uyumuş oluyor. Onun bu garibanlığına, yalnızlığına, annesizliğine üzülecek oluyorum (ama yapmıyorum çünkü artık 5 yaşında ve onu öptüm, hikayesini anlattım, bu şekilde tek başına uyuması normal olan zaten). Yine de öpüyorum bir defa daha, kapısını kapıyor ve çıkıyorum. Zordu ama dağılmadım diyorum.

Şimdi bu anlattıklarıma illa ki "aman bu mu zor, bizde daha ne dertler var" diyenler olacaktır. Haklısınız, bunlar da dert mi, insanlar ne hastalıklarla, ne güçlüklerle uğraşıyor, her gün tek başına olan anneler var, üstüne bir de çalışmak zorundalar diyecek oluyorum. Ama yapmıyorum. Benim "zorlandım" dediğim günde bile şükredecek bin ayrıntı vardı elbette ama bugün bunları görmekte zorlandım. Ve kendimi zorlamadım. Bazen "bugün çuvalladım ama yarın bambaşka bir gün, yarın çok daha iyi olacağım, elimden gelenin en iyisini yapacağım" diyorum ama bazen de demiyorum işte.. Bugün demedim. Bazen denmiyor, yapılmıyor, olmuyor. Hepimize olmuyor mu? Prenses Kate'e bile oluyordur bence.. Kaldı ki prenses değilim, insanım..

Zorlanmak, çuvallamak da hayatın bir parçası. Bazen hiç bir anlamı olmayabiliyor, bazen hiç bir şey öğrenmen gerekmiyor, bazen sadece yaşa ve geç diyorsun.. Hepimize oluyor.. İnsanız. Yaşa ve geç..

(Bugün en azından bir başarım da oldu; yukarıdaki fotodaki felaketi geri döndürmeyi başardım..)

22 yorum:

  1. az once burnu kanayan ortamcam,bu aralar artti evet, ofke nobeti geciren buyugum,ortancama dunyayi dar eden kucugum,6/12;saat calisan,haftada iki gun toplantisi olup gece yarisi gelen esim,sosyallesebildigim tek yerim sanal alemim ve bana dunyami darlayan mukemmliyetci,elestirel ic sesimle sana eslik ediyorum tatlim.. bu arada haziran benim dogdugum ay.. iyi ki dogmusum tatlim;D:D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. prensesler de insan tatlim:D:D ogrenmemiz gereken bir sey var aslinda galiba.. ama herkes kendi bulsun:D:D her ne kaddar bebegi kirpiga cevirmissen de takdir ettim tatlim:D ben olsam bu haleti ruhiyeyle kafasini koparip atardim;D;D saka saka.. yapar miyim hiccc;D:D;D cok ayip:P

      Sil
    2. Olayi burclara dayandirma gozunu seveyim :))) Iyi ki dogmussun, sen de 5 defa kutlasana biz gormemisler gibi :P
      Bebegin sacini kremli sampuantarayip kurutunca fena olmadi ama kel biraz, kessem mi sacini cocukken cok isterdim kestirmezlerdi, icimde kaldi :P
      Burun kanamalari beni zorluyor, bu sira her sabah.. Bazen cift tarafli :( Tansiyon olabilir mi acaba cocuklarda da oluyor malum, google'a ya da bir blogger'a danisayim :P

      Sil
  2. ust uste yorumlarin icin sorry...atlaya atlaya okuyorum da:D;D

    YanıtlaSil
  3. Tek çocuk ve kendini ailesine adamış kocayla bile kendimi sık sık sinirli, engellenmiş ve yalnız kalmaya çalışır buluyorum. Bugün ben ona ne kadar sabır gösterir ve taleplerine doğru karşılık verirsem, büyüyüp "o" benimle vakit geçirmeyi sıkıcı bulduğunda, bana daha çok tahammül edeceği umuduyla sabrediyorum çoğu zaman.

    Bence sen iki çocukla harikalar yaratıyorsun. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam o noktada da ic ses "yaslilara tahammul etmek, bebeklere tahammul etmekten daha cok zorlar insanlari" demesin??? Sssst, sustur onu.

      Sil
  4. Ceren, çok hassas bir günümdeyim. Okurken, duygulandım çok. Bir yandan da çok hoşlandım aslında. Bence yine de dopdolu, ince işlenmiş bir gün olmuş. Fakat reglden dolayı olduğunu düşündüğüm bir yılgınlık varmış üzerinde. Aslında böyle günlerde biraz bi ton koyuğu algı olması çok normal. Biyoloji. Neden duygulandım peki? Bazen kendimi nasıl üzdüğümü hatırladım. Senin iç seslerin bana da sık sık konuk oluyor. Bazen onlara kulak verip, gereksiz yere kendimi hırpaladığım anlara üzüldüm.

    Bir de bu ara Doğu'ya karşı sinirliyim sanırım. Okulun son 5 günü, gitmek istemiyor. Okul bitmeden bitirilmesi gereken işlerim var. Sabahları okula gitmeme krizi yaşadıkça o, ben de tahammül düşüyor. Ben acele ettikçe, o iyice mızmız alfabesine geçiyor. Bu haftayı alnımın akıyla atlatayım da, sonra tatil boyunca yavaşlıycam oğlumla. Çocuğu itiştire çekiştire, kendi planıma uydurmaktan kan ağladım ya. Mutsuzuz.

    Bu arada son bişe.
    Beyaz koltuk konusunda takıntılı olduğunu sanmıyorum. Gerçekten takıntılılık seviyesi bambaşka bi'şey, onu da söylemek istedim. O model anneleri iyi tanırım :D Ve günün sonunda, bence sen tek başına möhteşem performans sergilemişsin..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sabahtan beri ben de cok moralsizim, cok olumsuzum ve cocuklara da yansiyor. Ufak yatakta tam 1 saat 10dk dondu durdu agladi kalkti falan, modumu yukseltmem lazim, cocuklar icin :( Beceremiyorum bugun..
      Herkes birilerini cekistirip bazi planlara uydurmaya calisiyor Gunes, hayat bu oldu.. Karsilikli yilginlik.. diyebilirdim aMa dememeliyim..
      Beyaz koltuklar gri oldu zaten :)))) artik bahsederken gri diyeyim kendilerine ayip oluyor..

      Sil
  5. Okurken aglayasim geldi. Bazen anne ilunca mi iyice manyaklastim hep mi boyleydim bu kadar ses ne ariyor kafamda diyorum kendime... Ayni kendi ic sesler koroma benzemis! Her günün ayni olmayacagini ve bunun cook cook günlü bir yolculuk olduğunu düşünüp onune bakarak cok iyi etmissin.
    Bazen yasayip gecivermek bazen tadini cikarmak gerekli gercekten de...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Iyilerin tadini cikartmak, kotuleri fazla dusunmeden gecivermek mi diyorsun? Ne guzel demissin..

      Sil
    2. Aynen öyle diyorum Ceren, yoksa kötüler aklimizda daha cok yer kaplıyor. Niye izin verelim ki buna...

      Sil
  6. Oh yeah sister!!! :)

    İkinci olarak benim de çocukken çok burnum kanardı. Benim ve kuzenimin. Yazın bu günlerinde anneannemin bahçesinin beton zemininde kan damlası izlerimizi yarıştırır, bu benim mi diye uzun uzun bakar düşündürdüm. Bir gün sonra hala orda lekeyi görünce salak bir mutluluk duyardım (sanırım mekana iz bırakmanın hazzı.) Burnum kanayınca resmen rahatlar, sakinleşirdim. Annem de zamanla alışmıştı herhalde. Akşam ananem ya da ben söyleyince çok mu diye sormuştur belki, yine mi demiştir. Hiç bilmiyorum. Ben mutluydum walla :)
    Şimdi geçmişe dönünce sıcaklık ve alerji kaynaklı olduğunu düşünüyorum bu burun hassasiyetinin.
    Beni eski yazlara götürdün... Bu yazıyı yazınca boşa gitmemiş oldu o gün sanki. Bize dokundun ve olumlu bir çok sonucun sebebi bir güne dönüştürdün...

    ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de kanardi burnum ama ilkokul doneminde.. Senin gibi unutamadigim bir kanli yogurt hikayesi var mesela ama ben senin aksine asiri korkardim, hala da hastalik ve agri korkusu asiri var bende, o gunlerden kaynakli olabilir.. Mayaya normallestirmeye calisiyorum, buyuyorsun burnun da buyuyor ondan, buyuyunce gececek falan diyorum sakin sakin ama bazen cok asiri kaniyor ve korktugumu gizleyemiyorum :( malesef rahatlamiyor kanama sonrasi daha boyle kuzu bakislari oluyor dalgin dalgin.. bu yaz tirkiyeye gelince gosterecegim alman tibbi pek umursamiyor ama dur bakalim insallah altindan bisi cikmaz...

      Sil
    2. İnşallah iyi bir çocuk doktoruna denk gelirsiniz. :)
      Burada da "aşırı rahatlar", "sinirliler", "aşırı panikler" gibi alt gruplar halinde hizmet veriyorlar...
      Tabii sen gözlemlemeye devam et, en iyi anneler bilir. Nokta.

      Sil
  7. Bu yorumu sabah yazacaktım, ama dinç kafayla yazmak istedim.
    Çok zor bir gün geçirmişsin ve çok iyi kotarmışsın bence Cerenikom. Bunu söylemek istedim sadece. Birkaç ay önce, birkaç saatliğine iki yeğenim birden evime ziyarete gelmişlerdi. Bende bir sevinç bir coşku. Fakat birkaç saatin sonunda, perişanlık. Çünkü en zor şey ilgiyi eşit dağıtmak ve o ilgi illa ki en küçüğe gidiyor. Bütün çabalarıma ve özenime rağmen. Ve geriye kalan büyüğe karşı kocaman bir suçluluk duygusu. Ve tek yapacağım iş onlarla oynayıp güzel vakit geçirmekti. Bunun içinde, ne onların bakımı (yemeği banyosu uykusu giyimi cartı curtu), ne birinin rahatsızlığı vardı, ve ikisi de laftan gayet anlayacak yaşlardaydı. Üstelik regl filan de değildim. Gittiklerinde "ne zormuş iki çocuk" dedim.
    Söylemek istediğim bir şeyler daha var, Lukas en nihayetinde oğlan çocuğu ve bir miktar daha didişik olması ondan olabilir, kız çocuğu gibi köşesinde oturmasını bekleyemeyiz ve ayrıca kardeş dediğin saatte 30 kere kavga etme şeysidir. Tabii anne olunca doğru yerde müdahale etmek en zor işlerden biri.
    Bugün en az bir başarım oldu diyorsun ya, bence bin tane başarın olmuş, bütün parantez içlerine yazdıkların başarı, bağırmadığın her an, mesele etmediğin her şey, kendine hoşgörülü davranman da dahil. Sevgiler sabırlar ve güç diliyorum sana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. su an kendini koltuktan yere atmaca oynuyor esim de yavas cekimle videoya cekiyor asiri komik, sonu kaka olacak ama dur bakalim :)))
      sagol canim, bu yazdigim zor bir gundu ama bugun cok moralsiz uyandim ve aslinda guzel bir gun olacakken mahvettim, aklimi toplayamiyorum olan bitenden.. aklimizi nasil koruyacagiz bilmiyorum, bende asiri bir "survivors guilt" basladi cok fenayim :(

      Sil
  8. İki gün öncesine kadar bende de bir sinir yorgunluk halleri tahammülsüzlük yoğun şekilde vardı. Ben de senin gibi sakin kalmaya çalışıyorum genelde ancak arada bağırıyorum artık. Çünkü beni kızdırdıklarını farkına varmıyorlar, hiç bir şeye kızmayan pamuk anne olmak istemiyorum (aslında hep öyle davrandığım için oldum ve sözümü neredeyse hiç dinlemiyorlar artık bu yüzden). Böyle moralimin çok bozuk olduğu bir gün wonder filmini seyrettim ilk dakikasından itibaren ağladım,aslında muhtemelen herkes ağlamıyor da bana çok dokundu. Çünkü hani sen de yazıda içses olarak yazmışsın ya aynı o mantıkla, farklı karakterlerin iç sesi ile birkaç farklı açıdan anlatılıyor film. Nasıl dokunaklıydı. Filmden sonra rahatladım sana da tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizim kitap klubunde okunuyordu gecen ay ama ben "ayyy cok hatunsal cok ic giciklayici" diye damgalayip kitabi bile okumamistim ama sen yazinca sanirim sans vermem gerekiyor, her yerde karsima cikip duruyor, bir anlami olmali..
      Bagirmayan anne olmak konusunu bir daha ele alicam, bagirmamak ve cok asiri yumusak olup cocuklarin tepene cikmasi hali aslinda farkli benim icin.. Bunu acmak lazim :)

      Sil
  9. Cok cok cok yoruldum, okurken dahi. Ve Ceren, ofkeyle bas etmek ne zormus. Ama bagirmadim ve onun yerine... diye devam eden cumleleri alip kalbime yerlestirdim. Cooook zorlaniyorum bazen ben de, sabrimi elimde tutmakta cok zorlaniyorum. Harikasin. 👏

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de cocuga ofkelendiginde gercekte neye ofkeleniyorsun onu dusunmek iyi geliyor (mesela benimki genelde tek basima mucadele vermek zorunda kalmak ve altinda yatan korku, ben de olmasan ne olacak, cozumu tabii ki daha az kontrolculuk..)

      Sil
  10. çok çok zor bir günmüş gerçekten Ceren. "bu da dert mi canım" diyecek kişilere kendi dertleri için sabır ve şifa dilerim ama herkesin derdi kendine büyük geliyor işte! o an ne yaşıyorsak bizim derdimiz o işte! yapacak bir şey yok. evet, Allah beterinden korusun ama çocuklu hayatın her dakikası her günü bir mücadele. kimi zaman kolay zaferler kazanıyoruz, kimi zaman büyük hezimetler. sinirlerimizi kontrol edip terör estirmeden günü bitirince kâr sayıyorum ben. yani tabi ki içini dökeceksin! bağırmayan anne olamayacağımı geçen yazımda yazmıştım, sen bir daha dene ben uzaktan izlemekle yetineceğim sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. günün sonunda herkes hayattaysa yeter gibi bir annelik anlayışı vardı bak aklıma o geldi :))) sıfır umut bu olsa gerek

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!