Çocuğumuza "kişisel güvenlik eğitimi" vermek

Bir önceki yazımda çocuklarımıza bir kötülük geleceğinden korkmanın ve onları aşırı koruyucu ve olumsuza odaklı bir anlayışla yetiştirmenin de çocuğa çok zarar veren bir tutum olduğundan, olumsuz ruh hali ve karamsarlık odaklı bir yaşam görüşünün, devamlı felaket senaryolarını düşünmenin ve dünyaya ve insanlara karşı güvensizlik temel alınarak yetiştirilmenin onun psikolojik gelişimine ve ilerki hayatına ne kadar büyük zararlar vereceğinden de bahsetmiştim. 

Bizim onu korumamız 100 senaryoda geçerli olsa bile, 101. senaryo bizi hiç hazırlıksız yakalayabilir. O nedenle önemli olan, çocuğumuzu "korumak" yerine, onu aktif olarak hayata karşı güçlendirmek ve "düşünebilen, problem çözme yeteneği gelişmiş, kendi kendini koruyan" bir birey olarak hazırlamaktır. 

Çoğumuzun zaten içgüdüsel olarak uyguladığı temel bir kaç noktaya dikkat edilirse, çocuğa yaşına uygun düşünce ve problem çözme yeteneği kazandırılırsa ve bunları yaparken alt metinde her zaman "dünyanın ve insanların çok güzel, yaşanılası olduğu, her olayın mutlaka en az bir çözüm ve çıkış yolu bulunduğu, hayatta koşullar ne olursa olsun umut ve mutluluğu korumanın en önemli kurtatıcımız olduğunu" iyice belletebilirsek, çocuğumuza vereceğimiz en önemli ebeveynlik görevimizi başarmışız demektir. Burada birkaç örneğini vereceğim "Kişisel güvenlik eğitimi" de bunu hedefler.

İlk 3 yaşta çocuğun ebeveyn ya da güvenli temel bakıcısı olmadan kati surette tek başına bırakılmaması ve güvenliği konusunda öz-sorumluluk beklenmemesi taraftarıyım çünkü bu yaş hala "bebeklik" dönemidir ve çocuk ne kadar olgun davranırsa davransın, bilişsel anlamda kendini korumaya hazır değildir. Ama bu aşamada bile özgüvenini destekleyici tutumlar yani "yapma, koşma, otur diyorum" gibi emir odaklı konuşmalar yerine, tehlikeli bir durumda "hayır, dur!" gibi kısa ve açık bir komut vermek ve aynen bir yetişkinle konuşur tonda ona açıklamalarda bulunarak, neden-sonuç ilişkileri üzerine vurgulamalar yaparak, dünyanın geçerli fizik kanunlarını öğretmek ve vücudunun ona ait olduğunu, vücudunu koruma görevinin de onun sorumluluğu olduğunu temel bir kaç eğitimle vermek yeterlidir. Zaten "bedenimin patronu benim" bu yaşın temel gelişim hedefi olduğundan, çocuğun suyuna giderek, bu eğitim otomatik kazandırılır. Mesela dişlerini fırçalaması, odasındaki dağınık oyuncakları toplaması, yolda karşıdan karşıya geçerken elinizden tutması, koşarken düştüğünde ne yapılacağını öğrenmesi (yıkama, temizleme, soğuk kompres ve yarabandı) bile bu "beden güvenliği eğitimi"nin içindedir çünkü temel hedef çocuğa "bedenimi ancak ben koruyabilirim, bedenime bakmak benim görevim" fikrinin verilmesidir. Buna ek olarak bebekliğinden itibaren çocuğa "seni öpebilir miyim?" diye sormak ve yanıt hayır olduğunda "ama bi tane şurdan öpeyim" diye diretmemek ve "hayır, demek hayır demektir" fikrini aşılamak ve "uzuvlarını penis, vajina gibi doğru isimlerle öğretmek" ve son olarak da 0-3 yaş çocuğunu kesinlikle güvendiğiniz temel bakıcı dışında kimseye bırakmamak ve hiç bir surette göz önünden ayırmamak ve yalnız bırakmamak (parkta oynarken telefonunuza dalmamak da bunlardan biri tabii) çok önemlidir. Bu yaş çocuğunun "kendim yapıcam!" takıntısını geliştirmek, ona temel neden-sonuç ilişkilerini oyunlarla öğretmek, ilişkilerinde bağlanma ve sevgi alışverişini desteklemek ve ona dünyayla ilgili olumlu ve güvenli bir his aşılamak yeterlidir.

3-6 yaş yani anaokulu çocuğu ise artık temel görevlerini (kendi yemek, giyinmek, odasını toplamak, bedensel bütünlüğüne dikkat etmek ve ailesi ile yakın çevresindeki insanlarla ilişkileri) öğrenmiştir. Bu yaş çocuğunun bilişsel yapısı, neden-sonuç ilişkilerini ve problem çözmeyi anlamaya yatkındır. Bu yaştaki çocukları tamamen yalnız bırakmak yanlış olsa da, gözünüz üzerinde olacak şekilde sizden biraz uzakta oynamasına, güvendiğiniz bir komşu ya da arkadaşlarına oyuna gitmesine, spor ya da müzik aktivitelerine gidiyorsa, bunlara tek başına katılmasına izin vermek onun özgüveninin ve tek başına başarma yetisinin gelişmesi için çok yerinde olacaktır. Bu yaş grubu çocuklar bazen bir şeyi yapmayı çok istedikleri halde kendilerine güvenemezler ve çekingen davranırlar, bu dönem anne babalarının çocukları "girişken olma", " kendi başına başarabilme" ve "kendine meydan okuma" konusunda yüreklendirmeleri ve "yardımsız yaparsın, hadi yap bakalım, gördün mü bak nasıl da kendi kendine başardın" gibi yüreklendirmeleri sık kullanmaları çok önemlidir. Bu yaş grubu çocuklara "yapma, düşersin, uslu otur, konuşma, gülme, o öyle yapılmaz, sen yapamazsın küçüksün" gibi ketlemeler vurmak, ilerde çocukların sosyal ilişkilerinde, atılganlık düzeylerinde ve kaygı düzeylerinde çok büyük sorunlara tohum ekmektir. Gürültücülük, meydan okumalar, inatlaşmalar bu dönem çocuğunun sağlıklı gelişim davranışlarıdır ve çocuk bize "ben büyüyorum, bebek değilim, beni destekle, bana başarmayı öğret" demek istemektedir. 

Tabii ki bedensel anlamda gelişmiş çocuğun bilişsel anlamda daha çok geride olduğunu unutmamak gerekir. Henüz mantık, neden-sonuç ilişkisi ve çok yönlü düşünebilme yeteneği gelişmediği için, çocuklar kötü niyetli insan ve davranışlara en çok bu yaşlarda açık haldedir. Bu yaş çocuğuna mutlaka "beden algısı ve beden güvenliği eğitimi" verilmelidir. Bu sadece cinsel yaralanma anlamında değil, fiziksel yaralanmalar anlamında da önemlidir. Yine bu yaş çocuğuna "kalabalık bir ortamda yalnız kaldığında güvenli kişiyi bulma" eğitimi de verilmelidir. Bu eğitimi oyun gibi "mesela ben markette kaybolmuşum, ne yapabilirim" diye pekiştirebilirsiniz. Tabii çocuğunuza tam isimlerinizi ve telefon numaranızı da öğretmeniz önemlidir. 

Anaokulu dönemi çocuklara "güvenlik eğitimi" verirken kesinlikle "olumsuz örnek ve tanımlar" kullanılmamalıdır çünkü bu yaş dönemi çocukları korku ve kaygıya en açık gruptur. Kaçırılma, zarar veren insanlar gibi kavramlar yerine kendimi nasıl koruyabilirim, kalabalık bir yerde güvenli insanı nasıl bulabilirim, güvenlik planı nasıl hazırlanır gibi olumluya yönelik konuşmalar çok daha güvenli sonuçlar verir. 


İlkokul dönemi çocukları ise, artık daha kolay neden-sonuç ilişkisi kurabilen, kendi bedenine ve davranışlarına hakim, yargı ve mantık yeteneği ile etik bilgisi daha gelişmiş olduğu için, onlara yaklaşım çok daha farklıdır. Bu dönem çocuklarına "düşünce egzersizleri ile problem çözdürmek, yalnız başına değil grupça yapılan etkinliklere katarak "grup içinde tek başına başarma yetisini geliştirmek ve ebeveyn ile her koşulda açık ve doğru iletişimi sağlamak ile "ben güçlüyüm ve kendime güveniyorum" diyebilen çocuklar yetiştirmek anne babaların temel görevidir. Artık çocuk 1-3km arası ve güvenli trafiği sağlanmış bir yolda okula kendi gidebilmeye, okul sonrası aktivitelerde tek başına zaman geçirebilmeye, arkadaş grubu ile birlikte aktiviteler içine girmeye başlar ve ailesinin güvenli kanatları altından yavaş yavaş çıkmak ister (bu yaş grubu çocuklar aileden "utanırmış" gibi görünürler çünkü arkadaş ve okul kültürü aileden öne geçmeye başlamıştır). Bu dönemde mutlaka temelleri atılması ve ergenlik sonuna dek sürdürülmesi gereken en önemli ebeveynlik görevi "çocuk ile ebeveyn arasındaki açık iletişim"dir. Anne babalar çocuklarını birebir göz önünde tutmasalar da, kiminle, nerede, ne zaman, ne yaptığını bilmek sorumluluğundadırlar. Bu nedenle çocuklarınızın arkadaşlarını tanımanız çok önemlidir. Yatıya kalmalar, gitmeler, okul gezileri sizi korkutabilir ama kişisel ilişkiler kurabilir ve beraber zaman geçirilen çocuk ve ailesini tanımaya özen gösterirseniz, endişelerinizin azaldığını göreceksiniz. 

Soyut düşüncenin başlama yaşı Piaget'ye göre 12 yani ergenlik dönemidir. Bundan önce çocuğunuz ne kadar olgun olursa olsun, "senaryolar üzeinden güvenlik" öğretebilmeniz çok mümkün olamaz. Küçük çocukların "tanımadığın kişiyle konuşma, gitme"den anladıkları sıklıkla "adını sordum, söyledi, tanıştık, o zaman onunla konuşabilirim, gidebilirim çünkü güvenebilirim"dir. Ya da okul dönemi çocuklarının "annen hasta, baban yanında, haydi ben seni alıp ona götüreceğim, gel"e koşulsuz güvenmeleri de bundandır. Sorgulama ve soyut karar yeteneği ancak ergenlikle başladığı için, senaryolar üzerinden güvenlik eğitimi vermenizi önermiyorum. Fakat oyun ve hikayelerle bu durumları ve olası sonuçlarını anlatmanız yine de faydalı olacaktır. Tabii yine burada çocukta kaygı yaratmamaya çalışarak, olumlu yöne bağlanarak anlatılan hikayelerin (adam öyle demiş, çocuk da inanıp gitmiş, kaçırmış çocuğu yerine, cesur ve güçlü çocuk "hayır sen beni kandırmaya çalışıyorsun, seninle gelmem dedi" gibi) gücü her zaman daha fazladır.

Ergenlik döneminde ise, çocukla artık daha açık ve bilgilendirici, hikayeleştirilmeden dolaysız konuşmalar yapılabilir çünkü soyut düşünce ve mantık yeteneği gelişmeye başlamıştır. Bu döneme dek ektikleriniz aslında bu dönemde filiz vermeye başlar ve ergeninizin arkadaş çevresi seçimi, okul dışı aktivitelerinde bunu kontrol edebilirsiniz. Tabii ki risk alma ihtiyacı ve "karşıt gelme" bu dönemde tavan yaptığı, kişilik gelişimi ve benlik kavramı roket hızıyla ilerlediği için, ergeniniz mutlaka size karşı gelmek için bile olsa yanlış yollara girecek, kuralları, sınırları deneyecektir. Bu dönemde yapmanız gereken en önemli ebeveynlik görevi "ne olursa olsun sen benim çocuğumsun, seni her koşulda seviyorum, her koşulda bana gelebilirsin, her zaman arkandayım" güvenini ve yakınlığını vermektir. Bu dönemde gözetim ve aile ilişkilerinde yakınlığa zorlama çok ters tepeceği için, üstün dedektiflik yeteneklerinizi kullanarak "çaktırmadan kollama"ya çalışmak ve açıklık beklediğiniz ergene dürüst ve açık davranmak, korkularınız varsa bunları onunla konuşmak her zaman olumlu sonuç verir. Bu dönemde ek olarak "pozitif beden imajı, sağlıklı cinsel yaşam eğitimi" ile "siber alem güvenliği" konularında mutlaka ergenle çalışmak gerekir. 

Ergenlik ve sonrasında, hatta bugün bile eşimle aramızda kullandığımız ufak bir güvenlik yöntemi ile yazımı neşeli bir şekilde bitirmek istiyorum. Aranızda acil bir durumda kullanacağınız "güvenlik kelimesi" edinmek (mesela "bisiklet kaskım evde mi?" dediğimde "zor durumdayım, yardım et" dediğimi anlar) gerçekten önemli. Sadeve sosyal durumlarda "imdat çok sıkıldım bişey yap ve kurtar beni bu insandan" değil, gerçekten zor durumda kaldığımızda ya da ortamda yanlış bir şey olduğunu anlatmak istediğimizde bence çok yararlı olabilecek bir ufak ipucu.

Bir de son olarak, önceki yazıda da yazdığım gibi, bence çocuğumuzu korumak kadar önemli bir sorumluluğumuz da ona dünyanın güvenilir, insanların iyi niyetli ve olumlu oldukları bir tablo çizmek olduğuna inanıyorum. Güvenlik eğitimi gibi zor bir konu bile, olumlu açıdan yaklaşılarak ele alınabilir, bu kitapta bu konuya dair çok güzel fikirler var. İlginizi çekmesi umudumla.. Ek güvenlik kaynakları için de buraya, buraya, buraya, buraya, buraya ve buraya tıklayabilir, google translate'e tam sayfa linkini yazarak tüm sayfaları Türkçe'ye de çevirtebilirsiniz.
Çocuğumuza "kişisel güvenlik eğitimi" vermek Çocuğumuza "kişisel güvenlik eğitimi" vermek Reviewed by Ogrenen Anne on 14:46 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!

Blogger tarafından desteklenmektedir.