Aşırı ciddi ebeveynlik ve başarısızlık korkusu

Biz 21.yy annelerinin en temel sorunu ne biliyor musunuz; işi aşırı derecede ciddiye alıyoruz, halbuki yaşadığımız sorunlara biraz hafiflik, çocuklarımızla ilişkimize daha az ciddiyet, daha çok oyun ve şakalaşma katabilsek, günlük yaşama bir tutam mizah katabilsek; herşey çözülecek yemin ederim. Kesin sandığımız, kanun bildiğimiz yöntemler ve uygulamalar arasında kasılmış kalmışız vallahi.. Herşeyi, herkesi, her yorumu aşırı derecede ciddiye alıyoruz.. 

Sanırım bunun altında, başarısızlık korkusu yatıyor ama onun da altında yatan çok kişisel. Yani "başarısızlık" duygusunu belki çok benzer yaşıyoruz ama tanımımız ne? Başarısızlık kelimesi bize ne ifade ediyor ya da bu kelimeden neden bu derecede korkuyoruz?

Ben tabii bu yazıda kendim üzerinden gideceğim, belki siz de konu üzerinde düşünürsünüz. 

"Başarılı" kelimesi benim için şu anlamlara geliyor:
- Hayatını anlamlı ve üretken yaşayan, boş ve amaçsız geçirmeyen
- Aynı anda bir çok işi layıkıyla yapabilen
- Sadece iş değil, aile yaşamı ve sosyal yaşamı da dengede olan
- Fiziksel görünümü ve sağlığı yerinde olan
- Psikolojik anlamda kendini tanımaya ve geliştirmeye çalışan

Gördüğünüz gibi, oldukça mükemmelliyetçi bir tablo. Hepsinin bir arada gerçekleşmesi neredeyse olanaksız, sonu gelmeyen devamlı bir koşu. Bu benim kişisel sorunum, farkındayım. Fakat aynı zamanda da bu sorunumdan zevk alıyorum. Amok koşucuları gibi, hayatın 4 kolunu devamlı dengede tutmaya çalışmak, devamlı üretkenlik ve bunun "anlamlı" şekilde sürdürülmesi, benim için aslında keyifli bir uğraş. Ya da başka türlüsünü bilmiyorum, elimdekinden de zevk almayı öğrenmişim.

"Başarı" kelimesi ne yazık ki ailemde çok üstüne basılan bir kavramdı ve ailemin tamamı çok "başarılı" insanlardan oluşuyordu. Dolayısıyla benim başarısızlık korkumun altında "kabul görme ve sevilme ihtiyacı" yattığını görmek için psikolog olmaya gerek yok. Ama bir şekilde, biraz kişisel tercih, biraz zeka, biraz da zorlama ile "başarılı" sayılabildiğim bir konuma geldiğimi de görüyorum ve bu beni sevindiriyor. Fakat bir de "başarının sürdürülmesi" beklentisi var, çevreden de kendi içinden de. Dolayısıyla, yaşam boyu Amok Koşusu'na devam.. 


"Başarı" alanları çocuktan sonra değişti tabii. Bu sefer "çocuk yetiştirmede başarı" kavramı çıktı karşıma. Hamileyken çok aşırı okudum, keşke çocuk doğduktan sonra "okumayı" bırakıp "yaşamayı" becerebilseydim.. Çünkü çocuk yetiştirmede "okuduğunuz ideal"e ulaşmaya çalışmak, en büyük hata. İster kitaplar olsun, ister diğer annelerin yazdıkları olsun, kendinizi onların kriterlerine göre "değerlendirmeye" başladığınız anda yarardan çok zarar veriyor. 

Ben bunu ikinci çocuğumda idrak edebildim. İkinci çocuğuma hamileliğimden itibaren hiç bir şey okumadım! Takip ettiğim blogların tamamı "annelik" üzerine yazanlar, çocuklarını yazanları okumuyorum. Ha kendi çocuğum ilkinin aksine daha "başarılı" mı oldu, hayır, aslında ilkinden çok daha geriden geliyor gelişimi. Ama ilkinden çok daha rahat, özgüvenli ve eğlenceli bir çocuk oldu! Çünkü benim anneliğim öyle. İşi mizaha vuran, çok ciddiye almayan bir annelik tarzım var artık. 

Ha ilkine karşı %100 böyle değil hala.. Ama üzerinde çalışıyorum. Biraz da karşılıklı alışveriş tabii bu işler, o karşında aşırı ciddiyken işi mizaha vurabilmek zor olabiliyor. Ama motivasyonum şu noktadan besleniyor: Ben çocuklarımın "hayat başarısı" tanımının kendiminkinden daha manevi odaklı olmasını umut ediyorum. Yani "mutluluk" ya da "kişisel tatmin" gibi kavramları içersin. Ya da "çevreyle uyum". 

Gelelim işin "aşırı ciddi ebeveynlik" kısmına. Şunu gözlemledim, mizah benim bu hayattaki en büyük silahım. Korktuğum, endişelendiğim, olumsuz duygular hissettiğim anlarda eğer mizahı devreye sokabiliyorsam, birden süper kahramanlar gibi güçleniyorum. İşte "aşırı ciddi ebeveynlik"e de vurabileceğim en büyük darbe, mizah. Yani önce kendinle, içinde bulunduğun durumla dalga geçebilmek, sonra da bunu çevirip, yansıtıp, ilişkilerine hatta tutum ve değerlerine uygulayabilmek. Mesela çocuk hasta. Komik bir durum yok yani. Hatta ayıp, gülünür mü hasta çocuğa? Çocuğa değil ama duruma gülünür, gülünmeli. Mesela Maya çok sayıklar hastalanınca, onu telsizden dinleyip gördüğü rüyalar üzerinden senaryolar yazıp gülmek ne iyi gelir bize.. Ayıp mı? Çocukla değil, durumla dalga geçiyoruz, neresi ayıp? Ateşi var sayıklıyor diye paniklemek kime fayda sağlayacak? İlacını vermişsin, gerekeni yapmışsın, oturup biraz gülmenin ne zararı var?


Hayatı çok ciddiye alıyoruz. Herşey çok önemli. Çocuğumuz en önemli varlık. Biz en önemli insanlarız. Ben ben ben... Benim benim benim... Halbuki, sen sadece bir kumsun koca okyanusta. Herkes senin gibi sorunlar yaşıyor, herkes zorlanıyor, herkes arada başarılar kazanıyor, arada kaybediyor, herkesin hayatında kendine göre zorlukları var, şansları var. Ve hepimiz de öleceğiz yahu.. Sonuçta, birbirimizden çok az bir nüans farkıyla yaşıyoruz. Geride bir şeyler bıraktığımızı sanıyoruz. Ama 3-5 kuşak sonra adımız bile kalmıyor. Burada bir kadın yaşardı, nasıl da başarılıydı, dünyayı değiştirecek buluşlara imza atmıştı, şahane bir önderdi, hele bir çocuklar yetiştirdi aman yarabbi, nasıl uyurlardı, nasıl yerlerdi, nasıl hızlı okumayı söktüler, anlatamam! Mı diyecekler sanıyorsunuz? Adınız geçince bir gülümseme bırakabilmek.. Önü, sonu bu.

O nedenle; hayatın güzelliklerini bulmaya, mizah yardımıyla hayata gülebilmeye çalışmak, şu sınırlı zamanı en iyi şekilde geçirmek asıl başarı olmasın? 
Aşırı ciddi ebeveynlik ve başarısızlık korkusu Aşırı ciddi ebeveynlik ve başarısızlık korkusu Reviewed by Ogrenen Anne on 07:32 Rating: 5

10 yorum:

  1. yıllar önce.. biz daha üniversitedeyken seninle bir filme gitmiştik. 'you've got mail' :) onu hatırladım birden.. ordaki kitapçı kızın annesini herkes hatırlıyordu.. 'Cecilia, what a.. charming lady she was'.. işte bu kadar bile hatırlanmak bana yeter de artar bile. what a successful bookshop owner yada what a successful mother değil.. hatasıyla sevabıyla charming olmak.. hatırlandığında, yüzde gülümseme bırakmak ve anıların verdiği 10 saniyelik ephoria.. (film inglizce olunca, bende metaforları ingilizce veriverdim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. keske daha cok kaynassaymisiz ama ikimizin de akli baska yerlerdeydi ;)

      Sil
  2. Yaaa cok guldum..kimse kimseyi boyle annece anmiyor hakikaten ama buyukanne olunca isler baska;) biz sizi hic aglatmadik diyenler ;) benim cocuklar yer icer uyurdu diyenler ;) yadasin torun sahibi olmak! İste o gun hepimiz mukemmele ulasicaz;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ozellikle babanneler yapiyormus, gelinler de senin yetistirdigin oglunu anca bu kadar senede optimum duzeye getirebildim diye dusunuyormus, mus yani..

      Sil
  3. Aahhh ahhh... Aynen öyle yapiyoruz. Anne olmak sanki bir is, bir gorev gibi algiliyoruz. Isini mukemmel yapmaya kafayi takmış bir karakterde bu algi feci sonuclar doğuruyor tabii!
    Annelik etmemin bir is olmadigini, zorluklari ile birlikte keyif alinan yeni bir hayat olduğunu daha yeni sindirmeye basladim. Cocuk 2 yasini gecti tabii bu arada.
    Neyse bu da bir seydir degil mi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. durumu oldugu gibi kabul edip, olan sekli en mutlu izler birakacak sekilde gecirebilme yetenegi :)

      Sil
  4. Ceren bende de bir nevi mükemmellik takıntısı var ama kökeni biraz daha farklı galiba. Ben insanların baskısıyla değil kendi kendime böyle yapmaya çalışıyorum. Fakat bunun nedeni asla başkalarıyla yarış değil. Nasıl desem çocuğuma yapabileceğim şeyler var, enerjim yerinde, sağlığım aklım yerinde, yapabilme potansiyelim var iken onu yapmazsam vicdanım rahat etmiyor. Bu sadece ebeveynlikte değil her işte böyle. İnsanların hakkını yemeyeyim, bana emanet edilen bu nimetleri hor kullanmayayım hakkını vereyim, zamanı boşa geçirmeyeyim gibi düşüncelerden ötürü. Elbette kendime de zaman ayırıyorum ama tembellikten kaçındığım da doğru. Zaten nasıl oluyor anlamıyorum sma herşeye zaman yetiyor isteyince.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Planlama ve zaman kullanımı, bir de büyük ihtimal çocuklayken elindeki telefona bakmamak.. Şu an tütkiyedeyim ve bu sonuncusu beni çok rahatsı ediyor gece :(

      Sil
  5. Ne guzel bir blog ne guzel yazilar belki de 3 yildir ilk kez yalniz hissetmiyorum harikasiniz

    YanıtlaSil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!

Blogger tarafından desteklenmektedir.