Gururun sonu: Popoyu kırmak?!

Yemin ederim her işim böyle! Öyle şeyler oluyor ki şu basit hayatımda, her saniyem "aha bundan şunu öğrendim" demekle geçiyor. O nedenle adım "öğrenen" ya.. Yine dün neyi öğrendim: gururun sonu, popoyu kırmakmış.

Evin oğlanlarını başbaşa bırakıp, kızımla sabahtan vurduk dağlara. 1-3-5 derken baktım çok keyifle kayıyoruz, Maya'nın da gözü teleskiden sonra daha yükseğe çıkılan telesiyeje takıldı, yapmak istiyor yani denemek istiyor, "hadi, ne olur, lütfen" falan.. Baktım onun ayarında kayan çocuklar çıkıyor ve baya uzun bir mavi pistten (başlangıç seviyesi) bahsediliyor, "tamam hadi yapalım yaaa" diyiverdim. Bu arada pistin kapanmasına 1 saat kalmış, ama normalde yarım saatte ineriz yani..

Çıktık keyifle. Şöyle bi bakındık, önümüzde iki yol var, biri sola, biri sağa (evet tam klasik ikilem). "Sağa sapmak hayırlıdır" diye düşünüp "ya Allah" dedik....
Kırmızı pistmiş! :P Yani en azından biraz paralel kaymayı bilmesi lazım çocuğun. Hadi onu geçtim, sonradan anlaşıldı ki kırmızı pistin yaklaşık 500mt'lik bölümü siyah pist (uzmanlık), ama bu Uludağ'daki siyah pistlere de benzemiyor ha, bildiğin Alpler yani boru değil. Şu alttaki foto mesela, saplandığımız pistin resmi sitesinden bir fotosu ("ne işimiz var la burda 5 yaşındaki çocukla?" fotosu, işte o an bizzat yaşanmıştır):
Kes burda. Atla. Direkt: 2 saat sonra.. :D

Pistin büyük kısmını yürüyerek, bir kısmını popo üstünde kayarak, bir kısmını da "dur dur sıkı tutun, ayağını dağa paralel tut"larla kaymamaya çalışarak geçiiip (Allahım nasıl dikti ya, resmen %45 eğim vardı, düz bile yürünmüyor anasını satiim, bir düşsen altta vadide bulursun kafan bi yerde gözün bi yerde).. Temsili halimiz şu:
Tabii ki kaydırmadım çocuğu "siyah çizgili kırmızı pistte", o kadar şuursuz değilim, bir elimde kayaklar, bir elimde çocuk, üç metrede bir düşüyoruz. Etrafta in cin top oynuyor, hava kararıyor, hay sen "sağ taraf hayırlıdır"ın hayrını gör! Dedim tamam burda kaldık bu gece kurda kuşa yemiz. Sen çocuğun kafasına uy, çık yukarı, iş yani benimki de.. Derkeeen, sen bi kay, resmen saniyenin 100'de 1'inde çocuğu bol kara sabitleyim kaymasın, elimdeki kayakları bırakmayayım aşağı uçmasın ama gözüme de girmesini düşünerek çöt diye düş. Tam hani poponun en alt kemiği var ya, ufak..

Çöt dedi yani hissettim. Ay tabii yazki kaburga kırığı macerasından "öğrendiklerim" var artık öyle düşünce yatıp kalmıyorum. Hop diye güler yüzle ayağa fırlıyorum. Yoksa yavru "travmatize" oluyor. Nasıl bir acı anlatamam. Yine de gülmeyi başardım ya, vay anasını annelik ne acaip şeysin. 2-3dk içinde de topallaya topallaya yavruyu "sabitlediğim" yerden söktüm, yine ayaklandık, yine elimde kayaklar, yine yürüyüş ama ekstra her adım göz yaşartıcı bir acı..

"Sağ taraf hayırlıdır"dan tam 2 saat sonra, artık hava kararmaya başlamışken ve pistte kimse ama kimse kalmamışken (telefon da çekmiyor tabii ki, sağol karma, birazdan bahsedeceğim mesajı tam o anda aldım) sonunda mavi piste geri kavuştuk. Giydik kayakları. Hadi dedim Maya, hızla iniyoruz aşağıya, artık burdan sonrası çok kolay. Kolay dediğim Mavi yine Uludağ'ın kırmızısı bu arada (Osman Yüce - Cehennem - pisti mesela). Ama çocuk bi saldı kendini, korku falan kalmamış zavallıda, bitmiş! Yemin ederim kız kıza gittiğimiz her yerden ayrı bir macerayla dönüyoruz. Bu sefer kalacaktık ama Allah acıdı yine. 16.30'da kapanan piste 17.30'da döndüğümüzde 1 Allahın kulu kalmamıştı. Direkt arabaya atladım (direkt dediğim kapıyı açıp da koltuğa oturabilmek resmen 5dk sürdü acıdan), çocuğa McDonalds'ın drive-in'inden çocuk menüsünü alıp eline verdim ve 1,5 saat araba sürüp eve vardım. Nasıl başardım bilmiyorum.. Analık içgüdüsü diye bişey var: "çocuğu babasına teslim et sonra ne olursan ol"..

Gece geç vakit doktora gitmek istemedim, sabah kalktığımda ağrı artmıştı ama engin tıp bilgime göre (korkaklığıma göre), doktora gidilecek bir ağrı ve hareket kısıtlaması yok. Öne eğilemiyorum bir de üstüne oturamıyorum, bir de ani hareketler yapamıyorum (öhöm geriye ne kaldı?). Ama sonuçta şöyle düşündüm; kırıldıysa da zaten doktorun da yapacağı birşey yok, ağırdan alıp birkaç haftaya iyileşmeyi beklerim. E o zaman? Ay valla hiç Alman tıbbını çekesim yok, boşuna röntgen vs. sonuç aynı olacak: popoyu kırdıysan, dinlen, geçer..

Peki bu deneyimden ben ne öğrendim, onu bilmek ister misiniz?

Bazen birşeye çok özeniyorum, genelde bunlar maddi şeylere (arabadır, giysidir, başkasında görüp özenilebilen maddesel, maddi şeylere) dair özenme değil de başarıya, beceriye dayalı oluyor (bir yetenek edinmek, bir işin altından başarıyla kalkmak gibi) ve o özendiğim şeyi becerince (ya da sevdiğim, yakın bulduğum biri başarınca) çok hoş bir sevinç duyuyor ve gururlanıyorum. Ama bu gurur böyle kibirli, büyüklenmeli, çalım atmalı bir gurur olmasın diye de kendimi hep gözlemliyorum çünkü "ha ha ben sahip oldum, süperim" dünyadaki en berbat davranışlardan biri bence. Ama yine de sadece kendi içimde gurur duymayıp, bazen çevreme de yaymak geliyor içimden.

(Burada bir parantez açmak istiyorum. Aslında galiba instagram, sosyal medya da tamamen insanın bu gururu yayma ihtiyacı için bulunmuş zımbırtılar. "Paylaşmak" kelimesini kullanamadım, "yaymak" dedim çünkü paylaşmak bence daha ne bileyim bir şeyini başkasına vermek, senden birşeyi diğerine vermek anlamında geliyor hala bana.. Oysa sosyal medyada paylaşılan şeyin hiç bir verici değeri yok, daha çok ya da genellikle diyeyim, istisnalar mutaka vardır, "gösterme", "yayma" anlamında gibi geliyor bana).

Neyse, özetle, geçen gün özel FB hesabımdan kızımın ilk kayak yarışını ve aldığı madalyasını "paylaştım" çünkü.. gurur duydum. Çünkü ilk defa böyle resmi bir başarısı oldu ve ben heyecanlandım, nedense bunu "yayma" ihtiyacı duydum. Oysa eskiden olsa, ananesine dedesine anlatırsın, yakın arkadaşlarına anlatırsın ve en fazla çektiğin videoyu fotoğrafı kızına hazırladığın bir hatıra kutusu falan varsa ona koyarsın, değil mi.. Halbuki şimdi böyle bir başarısı olunca birden "paylaşmalıyım" dürtüsü geldi, çünkü sanki hiç bahsetmeden geçsem "umursamıyormuşum" gibi olacaktım.. Tabii şimdi üzerinde düşününce ne kadar saçma geliyor.. Sağlıksız geliyor. Yani ne bileyim, bazı anlar özelden topluma yayıldı bu sosyal medya sayesinde ve sanki senin değil kamunun başarısı oldu.. Aslında FB'ta çok uzun süre direndim sadece yüzyüze ilişkilerim olan insanları ekledim, sonra konuştuğum ama gerçekten tanımadıklarım girmeye başladı, çember genişledi. Onlara özel bir "herşeyi görmeme" sistemi ayarladım ama o da pek olmadı sonunda işin ucu kaçtı. Çok fazla şey paylaşmıyorum ama arada yaşadığım matrak işleri, öğrendiğim bazı ilginç şeyleri ve çok çok nadir olarak da çocuklarıma ya da özel hayatıma ait şeyleri "yayıyorum". Ve düşünmediğim sürece, çok saçma gelmiyor bu, "herkes yapıyor nasılsa.." Değil mi?
Neyse özetle Maya'nın videosunu da yaydım ve dün ne oldu: kızımla başbaşa kayağa gittik ve sonuç: popoyu kırdım döndüm.

Rastlantı diyebilirsiniz. Haklısınız da. Bu tip şeylere inanmamak lazım, internet nazarı falan.. Ama nazara inanıyorum ben.. Çünkü, şuna inanıyorum: hayat bir öğrenme yolu ve bu yolda neden gurur duyar ve "oldu bu iş" dersen, hayat da sana o noktadan vuruyor. Bence "şeylerin kanunu" bu. Neye gururlanırsan, ordan küt. Yani insandan falan değil, nazarın karmadan geldiğine inanıyorum. Gururun sonucunu öğrenmek adına, karmanın bir davranışı gibi geliyor bana. 21.yy'da okumuş yazmış bir kadının nazar inanışı da bu işte...

E peki n'apıcaz? Sevincimizi gururumuzu hiç mi paylaşmayacağız.. Bence aksine, paylaştıkça büyüyen mutluluklar, sevinçler var. Ama sanırım kiminle ve nasıl paylaştığımız önemli. Yani sevdiğimiz, yakınımız, bizimle sevineceğini bildiğimiz insanlarla paylaşmak ve bunu yaparken de gururla değil, sevinçle yapabilmek, işin sırrı bu. Paylaşmak ile yaymak arasındaki fark.. Nüans tam olarak bunda sanırım..

Siz ne düşünüyosunuz bu konuda? Nazar mı, gururlu benliğe verilmiş bir "dikkat et, büyüklenme, yoksa bir çırpıda elinden alıveririm, görürsün" mü?

Yine de Allah korudu diyorum, popoyu kırmakla kaldıysam bile çok şükür. Ben dersimi aldım inşallah. Bundan sonra, paylaşmak evet, yaymak hayır..
Gururun sonu: Popoyu kırmak?! Gururun sonu: Popoyu kırmak?! Reviewed by Ogrenen Anne on Şubat 10, 2019 Rating: 5

24 yorum:

  1. Allah'ım Cereeeeen! Şaka yazdın sandım ama cidden kırmışsın popoyu :( of çok geçmil olsun canım arkadaşım. Allah beterinden saklasın. Annelik iç güdüsü ile iyi ki Ceren düşmüş, ya Maya düşüp kırsaydı popoyu diye geçti içimden.

    YanıtlaSil
  2. Ya bence olay soyle; extra large ve kafa rahat insanlar boyle seylere takilmiyo ve ne isterlerse yapiyorlar, yani nazar deger belki takintisi olmadan.. benim gibi extra tight insanlar daaa herseyi ince ince hesaplasalar bile korktuklari her zaman baslarina geliyo. Neden? Cunku vibrasyon diye bisey var, cunku cekiyorum..
    Neymis efendims?? Takmayacakmisim.. basima kotu bisey gelirse de yoktan sebepler uydurmayacakmisim.. gercek sebep neymis, vaktim ve halim varsa onu anlayacakmisim, yoksa onumdeki maclara bakacakmisim (bu bir loris yorumudur.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adamların kültürlerinde nazar yok bacım, sen onu takma, benimki de aynı

      Sil
  3. Popon icin cok gecmis olsun bu arada kuzu. Poposunu kirmis biri olarak diyebilirim ki, bundan boyle 2 saatten uzun oturdun mu popon az biraz sizlayacak. Bence bir doktora gorun, belki sadece biraz yerinden oynamis olabilir. Az bir durtmeyle yerine oturtuyolla..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte benim korktuğum da o zaten :))) parmakla içten falan yazıyor google amca, yok almiim

      Sil
    2. Evet.. maalesef aynen oyle.. ancak omur boyu agri cekmemek icin yapilabilir. Ben yaptim mi? Hayir :) kiymetli popomu parmaklaramam kimseye, acimi icime gomerim :)

      Sil
    3. Valla Ayşegül ben de aynen içime gömmeye karar verdim :D Fakat 3. gün ağrı konusunda pek değişen bir şey yok, 1-2 haftaya azalmazsa o zaman nağıcam bilmiyorum :P

      Sil
  4. Geçmiş olsun çok üzüldüm :( şu başarma hissi de çok tanıdık :/

    YanıtlaSil
  5. Çok çok geçmiş olsun. Böyle bir olayı bu kadar eğlenceli anlatan başkası olamazdı sanırım :) Ben de ne zaman kendimle ilgili bir şeyle mutlu olsam gurur duysam anlatsam hemmmmen ordan tokat yerim. Hiç mi kendimle ilgili mutlu bir olay paylaşmayacağım yahu :( Bilinçaltımız kendini baltalıyor sanırım. Otur oturduun yerde diye kendimi kodlamışım sanırım :)

    YanıtlaSil
  6. Geçmiş olsun ya, üzdün.:( Maya'nın güzel kayabiliyor olması senin için çok iyi olmuş ama maşallah Maya'ya.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler valla indi bi şekilde o cehennemden, çok şükür :))

      Sil
  7. Cerencim çok geçmiş olsun. Bear Grills olsa yine korkar bence o anda. Şükür iyi atlatmışsınız. Önceki yazını sildin sanırım. Ben de yarısını okuyabilmiştim, yarısını sonraya saklamıştım :)) Sosyal medyaya aramla duvarlar öreli uzun zaman oldu. FB kapattım üç yıl olmuştur. bir instagram hesabı açtım, adım fake, sadece canan dağdeviren, banksy, öykü baştaş gibi bir kaç nefis insan neler yapıyor diye merak ettiğim için sadece onları takip ediyorum. çocukların videoları/resimleri, gittiğim-çoook beğendiğim bir konser veya yer annem, abim bir de kankam arasında yayılıyor. Blog dünyasında da bildiğin gibi no time for name : )) no need hatta. Gururlanmaya gelince, gururlanır tabi insan, içten içe nasıl kabarır o koltuklar, çoook da haklı bir gurur, sevinç bu. Ama nazar hep nazar : )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nazardan korkudan yapmıyorsundur ama yaa :))) Ya aslında başkasını merak etmemek yeteneği..

      Sil
  8. ay ceren nasıl gerildim siz öyle dağda bayırda kalmışsınız. ay ciddi söylüyorum elim ayağım titredi oturduğum yerde. çok geçmiş olsun. maya'yı da tebrik ederim, güzel kızım ya aferin ona. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D Valla bi an özellikle havanın kararmasıyla ve aşağı vadideki minicik arabaların tek tek yok olmaya başlamasıyla ben de korkmadım değil ama "hadi kızım, bak ne güzel iniyoruz, hadi biraz daha, hop" falan :D Ama bi daha o kafaya gelmem yani dersimi aldım (hala oturamıyorum ama inatla doktora da gitmedim hahahah korkudan ya ne inadı)

      Sil
  9. belki çok farklı bir bakış açısı olacak, belki de tam anlayamadım konuyu ama maya'nın başarısını paylaşman gayet doğal ve insani bir şey. insanın gururlanmaya da ihtiyacı var ve her gururlanma kibir anlamına gelmiyor. bunlar inanç ve yetiştiriliş meseleleri tabii, ben senin kadar ılımlı ve felsefi yaklaşmıyorum dine, ayrıca gururlanmayı ve övülmeyi seviyorum tamam belki herkesin yapabileceği şeyler ama benim için önemli adımlar, ben paylaşmaya değer buluyorum. nesil farkı belki de benim bu kadar bencil olmamın sebebi :D

    geçmiş olsun, umarım ciddi bir şey olmamıştır, küçük bir incinme geçirmişsindir. maya'ya tebrikler <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte yavrucum sen genç nesil olarak "paylaşmak" kelimesini artık çok farklı anlıyorsun ve bu normal yani çünkü bizim zamanımızda sosyal ağda paylaşmak diye bişey yoktu en fazla ananla arkadaşınla paylaşırdın böyle teeee biyerde tanışıp sonra nerde tanıştığını bile hatırlamadığın insanlar yoktu "sosyal çevre"nde.. :))) Tabii "sen" demiyorum yani sizin nesil diyorum farklı bir bakışınız var "to share" kelimesine.
      Bu bence yaşla ilişkili gerçekten, benim algımla sizin neslinizin algısı bir olamaz muhakkak (muhakkak diyor musunuz mesela cümle içinde Nikki :D Sanmam)
      Bencil bir nesil değilsiniz, yanlış ve hatalı da değil, bu tamamen farklı anlayış.. Sonuçta dünya evriliyor, biz yaşlanıyoruz ve değişen değerlere ayak uyduramazsak ve mesela "to share" kelimesini farklı anlamıyla kullanırsak dinazor olur kalırız yaniii.. Şimdi bana yeni müzikler de car car gelmeye baladı Nki, durumum vahim :D
      Valla kırık olsa da geçiyor yani tedavisi olsa da olmasa da beklemek :D Teşekkürler

      Sil

Anonim yani isimsiz ya da rumuzsuz yorumlara, hakaret, belirli bir gruba karşı ayrımcılık ya da ırkçılık içeren yorumlara, en önemlisi de yanlış bilgi ya da yönlendirici (melisiniz, malısınız'lı) yanlışlar içeren yorumlara BU BLOGDA YER YOKTUR. Bu davranışları yapan kişiler, genel huzurumuz için engellenecektir. Teşekkürler!

Blogger tarafından desteklenmektedir.