4 Şubat 2016 Perşembe

Münih'te çocukla gidilecek yerler

Her sene Şubat ayında yaptığımız uzun tatil bu sene eşimin iş yoğunluğu ve diğer bazı sebepler nedeniyle biraz ertelendi. Madem ben yerimden kımıldayamıyorum, o zaman yakınlarımı ve sevdiklerimi çağırıyorum ama gelen giden de yok, bari dedim ufak bir özendirme yazısı yazayım da belki bloggercıklarım gelir, bizi şenlendirir.

Münih, aslında yazın gelmenizi önereceğim bir kent çünkü hem iklim koşulları hem de festivaller, çevre gezileri, dış mekanda doğada uzun zaman geçirebilme fırsatı daha çok yazın yakalanıyor Batı Avrupa'nın genelinde. Ama doğrusu ben şehrimi çok sevdiğim için, dört mevsim gezilebilecek bir kent, baharları ayrı güzel, kışı ayrı güzel, buyrun gelin diyorum! Münih'te gezilecek çok yer var ama çocukla gelecekler için kısa kısa "şehir sakininden öneriler" vermek istiyorum.

İlk mekanımız Deutsches Museum Kinderreich. Gerçekten büyükleri bile günlerce oyalayabilecek potansiyele sahip bu müzemiz çocuklar için de çok güzel bir bölüme sahip, en miniklerin bile ilgisini çekecek trenler, özellikle 2-10 yaş grubu çocukları cezbediyor. Kendinize evler inşa edebileceğiniz kocaman lego bölümü, daha büyükler için deney odaları, teknoloji bölümü ile neredeyse bir tam gününüzü geçirebilirsiniz. Ayrıca Pazar günleri Münih'teki müzelerin neredeyse tamamının sadece 1 Euro olduğunu da belirteyim. Yine müze kategorisinde bir de çok bilinmeyen Balon Müzesi var, gerçekten çok etkileyici.

İkinci mekanımız, benim son 2 aydır keşfettiğim ve neredeyse haftada bir gittiğim Kinderkunsthaus. Bu sanat atölyesi özellikle görsel sanatlara meraklı çocuklar için çok güzel programlar sunuyor. Çocuklar anne babalarıyla ya da yalnız katılabiliyorlar, boyama, baskı, bilgisayarlı çizgi film atölyesi, bilgisayarlı çizim atölyesi, heykel bölümü ve video sanatları bölümleri ile yine en az 3-5 saat geçirebileceğiniz ve aile boyu eğlenebileceğiniz, yaratıcılığınızı besleyebileceğiniz bir sanat evi - ayrıca özellikle yağlı ve suluboyalarla çalışırken evinizi de batırmamış oluyorsunuz ;)

Üçüncü mekanımız Poing Vahşi Yaşam Parkı, sadece Münih ve çevresinde yaşayan ren geyikleri, ceylanlar, keçiler, yaban domuzları, kurtlar ve çeşitli kanatlıları görmekle kalmayıp, vahşi olmayanları elinizle besleme ve sevme imkanı da bulacağınız, hayvanların kocaman park alanı içinde özgürce dolaştıkları çok hoş bir ormanlık alan. Ayrıca en küçüklerden büyüklere, her yaştaki çocuğu ve hatta anne babasını mutlu edebilecek bir oyun alanı var ki, dillere destan. Yazın giderseniz mayo da götürün ve sulak, çamurluk alanlarda keyif yapın derim. Yine özellikle yazın kurulan bira bahçesi ile benim en favori ve neredeyse her hafta çocuk parkına gittiğim mekanlarımdan biri olan, dört mevsim geyik ve ceylanları besleyebileceğiniz Hirschgarten de güzel bir alternatif. Tabii ki Münih Hayvanat Bahçesi benim gibi "hayvan hapishanesi"ne karşı olan ebeveynler için bile bol geniş ve doğal alanı ile güzel bir başka alternatif.

Sadece yaz döneminde açık olan Beeren Cafe'lerde su oyunları, saman üzerinde zıplamalar, keçi ve atları beslemeler ve dalından çeşit çeşit meyve koparıp yemeler dışında bir de tüm gün ayaklarınızı uzatıp keyif yapma imkanınız var çünkü çocukları oyalayacak bir sürü oyun ve kum alanı, bobbycar varken yanınıa bile gelmiyorlar. Tabii ki yine sadece yaz döneminde çevre göl ve Isar'da yüzmeyi de mutlaka öneririm ama dikkatli olunması, girdaplara ve buz gibi suya özellikle dikkat edilmesi kaydıyla.

Dördüncü mekan(lar)ımız özellikle kış döneminde çocuklarına oyun alanı arayan aileler için, Winterspielplatz ve 4 mevsim açık olan Coco Loco Kinderpark, Peppino Kinderland, Jux und Tollerei de güzel seçenekler.

Çocukla çok keyifli ve bir o kadar da dinlendirici spa keyfi için Westbad'ı öneririm çünkü hem açık ve kapalı alanda sıcacık suyu, kocaman kaydırağı var, hem de çok küçükler için çok sevimli bir bebek havuzu. Ayrıca haftanın belli bir gününde bebek saunası da bebekli anneler için çok eğlenceli.

Son mekanımız özellikle çocukla Pazar kahvaltısı / brunch arayanlara özel; Leonardo Royal Hotel hem çocuk bakım hizmeti sunuyor hem de gerçekten lezzetli ve bol çeşitli brunch imkanı var. Rezervasyon gerekiyor ama gittiğinize değiyor.

Münih'e gelmeyi planlayan çocuklu aileler için, yaz kış gidebileceğiniz tüm bu mekanları özellikle, fiyatların yüksek olmayışı, kalabalık olmayışları, hijyenik, sakin ve sadece çocuklar için değil tüm aile için eğlenceli alanlar olmaları nedeniyle can-ı gönülden öneririm. Ayrıca; gelince haber verin de biz de size katılalım :) İyi seyahatler!

2 Şubat 2016 Salı

Babalar kız çocuklarıyla banyo yapabilir mi?

Geçenlerde Danimarkalı komedyen Torben Chris kızıyla banyo yaptığı bir fotoğrafını sosyal medya hesabında paylaştı ve bu konuda baya bir tartışma yaşandı. Yanda da gördüğünüz bu fotoğraf aynen bizim evde de var, hatta kızın saçı, küvete sığışma şekilleri, tıpatıp aynı! - Neyse ki eşimin boynunda altın bir halat yok :P Yani üzerinde fırtınalar kopan bu olay birebir bizim evde de yaşanıyor, 1 yaşından beri Maya'yı ben yıkamadım, babasıyla beraber yıkanıyor. Üstelik bununla da kalmıyoruz, özel yerleri görünmese de sonuçta çıplak oldukları bir anda, çocuğun rızası sorulmadan fotoğraflarını çekiyor, aile albümüne koyuyoruz. Tek fark; ben bunu sosyal medyada paylaşmıyorum (yandakini de paylaşırken aslında düşündüm bi an ama fotokaynak Independent Gazetesi olunca, paylaştım ben de).

Bu konuda ne düşünüyorsunuz bilmiyorum. Maya doğduğundan beri eşimi ve dedelerini, ayrıca arkadaşlarımın erkek çocuklarını çıplak görüyor. Onlar da Maya'yı çıplak görüyor, baba ve dedeleri gerektiğinde bezini değiştiriyorlar. Göller, deniz gibi yüzme alanlarında, yüzme havuzlarının duş bölümlerinde Almanlar çok rahat insanlar oldukları için bazen tanımadığın insanlarla kadın erkek çıplak vaziyette bulunabiliyorsun. Fakat tabii ki tanımadığı ya da ailenin daha geniş kısmı olan erkeklerin çıplakken ona yaklaşmalarına, bez değiştirmesine ya da fotoğraf çekmelerine falan izin vermiyorum. Banyo yaptıran tek erkek de babası.

Benim ailemde böyle bir çıplaklık yoktu. Ben babamı en çıplak denizde ya da havuzda, mayolu gördüm. O da sanırım ben 5-6 yaşıma geldikten sonra beni çıplak görmedi. Hatta erkek kuzenimi minik bebekken bez değiştirirken, banyo yaptırılırken görmüşümdür ama 1-2 yaşından sonra bizi ayrı yıkar giydirirlerdi, hiç görmedim. Vallahi ben biraz püriten de büyütüldüm, erkek cinsel organını da yetişkin olana dek görmedim (görünce de öyle bakıp neymiş bu diye incelemek istemedim, merak etmek bile ayıp diye öğretildi). Şimdi de çıplak kadın ve erkeklere gözümü dikip bakmaktan hoşlanmam, hemen arkamı dönerim, arkamı dönecek durumum yoksa gözümü önüme eğerim hemen. Saunada, duşta falan da elimi kolumu nereye koyacağımı, neremi nasıl gizleyeceğimi bilemem, çıplaklığımdan ve çıplaklıktan çok rahatsız olurum.

Öteyandan, eşimin ailesi son derece rahattır. Cinsellik ile çıplaklığı ayırıyorlar, çıplak görünce rahatsız ya da mutlu olmuyorlar, doğrusu çıplaklığa önem de vermiyorlar. Tabii bana çok ters :) Ama gel gör ki, onların bu önem vermeyen, doğal hallerinde tuhaf olan asıl benmişim gibi de hissediyorum..

Mesela ben büyürken çok rahatsız olduğum bir "aa memişler gözüküyor" yorumu ve el şakası yaparmış gibi uzanma huyu vardı ailede. Daha küçücüğüm, bir yandan zorum zorum kendim giyinmeye çalışıyorum, bir yandan aaa memişler orda aa memişler burda. Devamlı bir taarruz ve savunma hali. Nedir bu memiş takıntısı anlayamadım ve anlamadığım şeyden çok utandım (amaç da buydu sanırım). Yine ergenlikte de bu nedenle hiç sevmezdim spor salonlarının soyunma odalarını, kampları falan. Şimdi de aynı şekilde spor salonundan çıkınca birsürü çırılçıplak ve sere serpe Alman kadının ortasında kafam önümde, totomu bir duvara verip elimle mümkün mertebe üst tarafları da kapatarak komik komik giyiniyorum. Aslında göğüslerim güzeldir, onca hamileliğe 19 ay emzirmeye rağmen ne sarkıktır ne büyük ne küçüktür.. Ama ben yine de çok utanıyorum kendilerinden, böyle elalem gibi göğsümü gere gere, alttan destekli sütyenlerle, nerdeyse göbeğe kadar açık gerdanlarla dolaşamadım hiç.. V yaka anca, onda da sanki hiç yokmuşlar gibi, asla ayrığı, tümseği falan gözükmeyecek (ne demode evet)

Maya bedeniyle barışık olsun isterim. Bir erkek ona iltifat ettiğinde benim gibi "ay yok ya kocaman totom var, yok memelerim bence çirkin, gözümün üstündeki kaş değil yahu" falan demesin, iltifatı normal kabul etsin istiyorum (eşim bana çok kızar, bir türlü iltifat edemiyorum sana, hemen tersliyorsun beni der). Ayrıca çıplak görünce gözünü dikip bakmasın, insanları rahatsız etmesin de istiyorum (Münih'e yazın gelen Arap turistlerin ilk işi Isar bölgesine gidip orda çırılçıplak güneşlenen kadın ve erkekleri izlemek oluyor mesela!). O nedenle, ben kızı salıyorum çıplak çıplak. O kendi "ille de örtüneceğim" demedikçe de salacağım ergenliğe dek.. Banyosunu da kendi yapmaya başlarsa, babası da tutulup tutulup şaaaarrrr diye küvete salınan çişlerle sıvanmaktan kurtulacak :D Zavallı sevgilim benim, "çiş cilde iyi geliyor" falan diye avutuyorum (yalan ayol, inanıyor kalbi temizim, yazık).

Ama gel gör ki, pedofili de aldı başını yürüdü. Çocuğunun elbiseli fotoğrafını dahi paylaşsan bazen nerelere gidiyor.. Bazen itiraf edeyim, böyle eli yüzü düzgün olmayan, mesela eşofmanla dışarı çıkmış saç sakal karışmış bir adamı tek başına küçük bir çocukla görünce, açıkcası rahatsız oluyorum ve biraz izliyorum durumu.. Şimdiye kadarkilerin tamamı çocuğun babası çıktı. Yani yuh bana..! Ama ben tek değilmişim, bir çok baba kendi çocuğuyla zaman geçirirken dışardan "olası pedofili" gibi gözüküyormuş! Bu haberi okuyunca, acıdım ya adamlara...! Bez değiştirmeseler "bana hiç yardım etmiyorsun"la suçlanıyorlar, değiştirseler "aman çocuğu istismar mı ettin" diye suçlanıyorlar. Ne yapsınlar bu babalar yahu!? Nasıl sevsinler, öpsünler çocuklarını?!

Eşime sordum, bana "aaa kesinlikle başkasının çocuğuyla konuşmam, soru sorsa dahi cevaplamam, bana ne ki başkasının çocuğundan" dedi.. Aferin. Günümüzde süpermarkette kendini noel baba sanan çocuğu bozuntuya vermeden oyunu sürdüren şu yaşlı dedeye bile "ay çok şanslıymış, iki ki biri pedofili diye şikayet etmemiş!" deniyorsa.. Aslında gerçekten de noelbaba kılığına girmiş çocukları kucaklayan pedofililer de var bu arada, yalnız bırakmamak lazım.

Ya eskiden biz sokakta oynarken, birinin annesi böyle gelir bize kurabiye vs verirdi, bakkal amca veresiye süt gazoz verirdi, yoldan geçenlerle sohbet ederdik, köpeklerini sever, adres soranla gider, gösterirdik.. Şimdi düşünülemez oldu bunlar. Zaman mı değişti, biz mi paranoyaklaştık, kreşteki erkek öğretmenlere, hatta öz babalara kadar dayandıysa bu iş.. Belki de "sakınılan göze çöp batar" lafı doğrudur?!

28 Ocak 2016 Perşembe

Anaokulu seçerken nelere dikkat edilmeli

Bir önceki yazımı yolladıktan sonra tam adını koyamadığım birşey beni tedirgin etti. Ta ki bu yandaki fotoğrafı görene dek.. O zaman emin oldum; ben ne kadar yüzeysel, ne kadar anlamsız, ne kadar vurdumduymaz bir yazı kaleme almıştım! Ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde çocuklar hakları olan eğitimi dahi alamazken ya da alabilmek için ayaklarında lastik pabuçlarla karkış içinde kilometrelerce yol yürürken, ben ne kadar bencilce ve yüzeysel sorunları kafama takmıştım! Bu yazıyı Öğrenen Anne'ye yakıştıramadım..

Fakat silmek de istemedim çünkü günümüzde orta ve üst sosyal düzeydeki bir çok anne benim düştüğüm bu yanılgıya düşüyor. Kendi çocuğumuzu dünyanın merkezi olarak görüyor tabii ki onun için en iyiyi istiyoruz ama bazı "asıl, gerçek dertler"i unutuyoruz.

Ben kararımı verdim. Çocuğumu özel okula değil devlet okuluna yollayacağım.. Yanına yemeğini ben vereceğim, belki dokunmayacak bile, uygun alan ve yer olmadığı için belki ihtiyacı olan uykuyu uyumayacak, hatta sık sık hastalanacak belki ama şu yandaki resme her baktığımda onu özel okula vermediğim için huzur duyacağım!

Anaokulu seçerken, çocuğumuz için böyle bir seçme şansımız olduğuna şükretmeliyiz. Diğer çocuklara eşit şartlar sağlanabilmesi için, bencilce, aslında "olmasa da olabilecek" lüksleri ayıklamalıyız. Bir çocuğun anaokulunda onu koruyacak, kollayacak, sevgi verecek bakıcı ve eğitmenlere, rengarenk ve son model oyuncaklardan daha fazla ihtiyacı vardır. Onun içinde kaydıraklar salıncaklar olan bir bahçeden çok, kapısını kendi açıp sokağa fırlamayacağı ya da yabancı birinin kolayca içeri giremeyeceği bir ortama ihtiyacı vardır. Onun belirli bir isimdeki eğitim anlayışına değil, bireyselliğini destekleyen, onu kısıtlamak yerine yüreklendiren bir eğitime / öğretime ihtiyacı vardır. Gerisi inanın ki teferruat..

Bu vesileyle son olarak bir de şu güzel projeye yer vermek istedim: 4528'e YUVA yazıp gönderirseniz Cezaevlerinde böyle anaokulları açılması ve yenilenmesi için 10 TL destek olabilirsiniz. 2 tane daha anaokulu için yardımınıza ihtiyaçları var. Bu çocukları görmemezlikten gelmeyelim, çocukluklarını yaşamaları için bir şans verelim ve onları okul öncesi eğitim ile topluma kazandıralım. Onlar cezaevinde büyüyorlar ama onlara kazandırılan bu anaokulu hayatlarında çok büyük bir fark yaratacak. Lütfen www.icerdecocukvar.com adresini ziyaret edin ve bu güzel projeye bir destek verin!

26 Ocak 2016 Salı

Anaokulu seçimi

Yine gecenin 2'sinde uykularım kaçtı ve kendimi blogda buldum. Bu seferki konumuz anaokulu seçimi sevgili dostlar. Almanya'da ççocuklar 3 yaşından itibaren anaokuluna başlıyorlar, kreş zorunlu değil ama anaokulu zorunlu ve ücretli. İlkokuldan itibaren doktora da dahil devletin verdiği eğitim ücretsiz ya da çok cüzi bir vergisi var. Tabii ki çiftdille eğitim veren ya da özel statüdeki okullar ücretli. Bizim şansımıza Bavyera eyaleti'nin eğitim sistemi Almanya'nın geri kalanıyla karşılaştırıldığında oldukça kaliteli ve iyi yapılandırılmış bir sistem.

Bugünlerde Maya'nın eylül ayında başlayacağı anaokulunu seçme döneminden geçiyoruz. Daha doğrusu onlar bizi seçiyorlar çünkü sistem tamamen online ve siz evinize yakın anaokulları arasından hoşunuza giden 7 farklı seçim yapıyor ve cevapları bekliyorsunuz. Bazen 7 farklı "hayır" cevabı geliyor, fakat Bavyera'da kanunlar gereği her çocuğun anaokuluna gitme hakkı olduğu için, o zaman sizin evinize oldukça uzakta bir anaokuluna kayıt edilebiliyorsunuz. İlkokula da aynı mantıkla seçiliyorsunuz, evinize en yakın ilkokuluna kayıt oluyor, 6 yaşındaki çocuğunuz tek başına yürüyerek ya da bisikletle okuluna gdip geliyor. İlkokul sonrası seviye belirleme testleri oluyor, aldığı puana göre liseye ve üniversiteye devam hakkı oluyor ya da bu hakkı lise başında kaybedip meslek eğitimine yönlendiriliyor. Sistem bu şekilde. Bu sistemin ilk ayağına başlamamıza ramak kaldı.

Şansımıza; eşimin 3-6 yaş arasında gittiği anaokulu, bu şekilde "gönül bağı" olan velilere sistem dışı kontenjandan yer ayırıyor ve bizi görüşmeye çağırdılar. Süslenip püslenip gittik, düzgün bir konuşma ve sıcak bir izlenim bırakmış olacağız ki, seçildik. Tabii ki eşim kızı onun adımlarını izleyecek diye mutluluktan havalara uçtu, kendisi bu anaokulunda çok mutlu zamanlar geçirdiğini söylüyor. Gel gör ki; ben hala %100 mutlu ve emin değilim.

Maya'nın şu an gittiği kreş, şu son 1 haftada gezdiklerimle karşılaştırıldığında 5 yıldızlı otel gibi bir yer daha önce anlatmıştım. Tabii ki bu kreşte yer yoktu yoksa ne yapar eder anaokulu kısmına devam ettirirdim. Özellikle çiftdil eğitim veren uluslararası okulları seçmediğimiz taktirde bu eylülde Maya'ya resmen attan inip eşeğe binme deneyimi yaşatacağız. O okullar da dudak uçuklatan ücretleriyle şimdiden dolmuş zaten! Tipik Alman insanı daha çocuk doğar doğmaz kreşini anaokulunu garantiye almış, kaydını olmuş. Aynen tatilköylerinde sabahın köründe havlusunu havuzun en nezih noktasına koydukları gibi, adamlar bu işi, sistematik yaşamı biliyor valla. Neyse zaten bizde o kadar para da yok, elalem çocuğunu Porsche Cayenne'iyle bırakıyor o tip kreşlere, bizimki "anne neden senin bir carrera'n bile yok?" der, demez mi :P Neyse cıvımayalım. Özetle devlet kreşi gerçeğiyle yüzleştim, eylülde de Maya'yı yüzleştireceğim. Benim kadar hayal kırıklığı yaşamamasını umuyorum..

Almanya'da devlet anaokulu hiç de tahmin ettiğiniz gibi bir yer değil sevgili bloggercıklarım. Eşimin çocukluğunda oynadığını hatırladığı "tef" mesela hala o rafta duruyor, eşyalar "yaşanmışlık" (eskipüskü demenin sanatsal yolu) kokuyor. Toz falan yok ama herşey biraz "fazla oynanmış" hatta yaş haddinden emekliye ayrılması gereken oyuncaklar. Evet tabiiki montessori sistemi tahta herşey asla plastik yok ama zaten o dönemde plastik de icad edilmemişti. Garip bir şekilde havuzu ve saunası var yalnız, tipik Münihli zengin mahalle gösterişi, çocuk saunası pek moda burda, tam 3 yaşın yıprattığı cildimizden toksinleri atıyoruz.. Hey yavrum hey.. Ha evet tabii ki yüzmeyi ve kayağı kreşin hizmetleri dahilinde öğrenecekmiş.. Burda 3-4 yaşında yüzemeyeni ve kayak yapamayanı dövüyorlar da..

Bahçesine de hiç lafım yok, şahane.. Ama benim evin salonu kadar alanda 20 çocuk zaptetmek zor olduğu için midir bilmem "sağlıklı yaşam" adı altında çocukları her sabah, aşırı yağmur ya da kar ya da cehennem sıcağı olmadığı sürece tam 1,5 saat dışarda tutuyorlar. Evet, benim çürük yumurta, nanemolla kızım için şahane! Ya tamam ben de isterim çocuğum açıkhavada oynasın, ben de çıkarıyorum günde en az 1 saat ama ne bileyim, okul sonrası ben yine çıkarırdım onu.. Bana sanki biraz "alan sorunu nedeniyle salalım bahçeye rahat edelim" gibi geldi. Neyse; bunu bir şekilde şu yandaki gibi "çare yün içlik" ile aşabilirim. Fakat o kadar açık havada oynamanın üstüne bir de uyku yok! Vallahi yok. 3 yaşında bir çocuk uyku uyumasa da oluyormuş, akşam erken uyurmuş. Evet çocuk yarı Alman ama yaşam tarzı Türk modeli gece 9'dan önce hacıyatmaz kesiliyor.. Neyse alışır dediler, alışmazsa da zaten 3'te eve gelecek, asıl yorgun olduğu saatler anası baksın.. Üstelik 1,5 saat dışarda kalmış, yeter, evde baksın.. Anasının işi ne..

Hadi onu da geçtim; bir de yemek yok! Vallahi yok! Sefertası vardır bildiniz mi? Vallahi sefertasıyla çocuğun yanına bir kahvaltılık bir öğle yemeklik verecekmişim. Her sabah gün ağarmadan kalkar hazırlarım taze taze eyvallah, bir öğünde yediğini akşam yemez akşama ayrı hazırlarım eyvallah da.. Hani benim iştahsız, neredeyse nette ve brütte 2 şey yiyen onu da yarım yiyen kızım anaokuluna gidince "diğer çocukları görüp" ne var ne yok yemeye başlayacaktı?! Hayaller hayaller.. Hayır yemek alışkanlığı ciddi iş, bu yaşlarda kazanılıyor, e bu çocuk nasıl bir alışkanlık kazanacak?! İlkokulda burda zaten yemek yok, öğlen 1-2 gibi dönüyorlar eve (anneler nasıl çalışıyor bu sistemde derseniz, hiç sormayın onu zaten). Almanların yemek anlayışı çok berbat zaten, sıcak yemek pek yemezler, evde pişiren pek yoktur ama bu da daha küçücük yaşta dikte ediliyor işte.. Hoş hepsi bizim Türk tipiyle kıyaslayınca daha dinç ve sağlıklı duruyor ama yine de sıcak yemek bir başka be canlar.. Yazık be bebelere..

Onu da geçersek, az çok bir tuvalet eğitimi almış olması gerekiyor Eylül'e dek, ki bizim kızın bu konuda ciddi sorunları var biliyorsunuz. 20 çocuğa 1 adet tuvalet var, gelsin bulaşıcı hastalıklar gitsin çiş tutmalar.. Problem olmuyor dediler ama ben Maya'yı o daracık odada çiş yaparken göremedim.. Bilmiyorum çok mu karamsarım..

Of yani. Buna rağmen kayıt olduk! Vallahi olduk. Neden olduk, çünlü eve kısmen yakın (arabayla 5dk) ve yerimiz garanti. Kayıt olduk kaporayı verdik, en kötü 1-2 aylık ücreti yakarız dedik. Şimdi ben özellerde yer kalmış mı ya da bize yakın diğer devlet kreşleri ne alemde onu anlamaya çalışacağım. İçim hiç rahat değil ama hiç yoktan bir anaokulu elde olsun.. Eylül ayında ben çok yoğun olacağım için, açıkta kalması ya da uzak bir anaokuluna verilmesi benim için korkunç olur, iki korkunçluk arasında seçim yapınca bu şartlardaki anaokuluna "he!" dedik.. Kusura bakma kızım.. Aslında benim hayallerimdeki anaokulu şu yandaki gibi geniş geniş ferah alanlarda, tertemiz, aydınlık, rengarenk, organik yemekli, yumoş yataklı, her çocuğun özel olduğu bir okuldu; bu üstteki fotoğraflar gibi karman çormanlık değil.. (Hoş şimdi baktım da; züürt tesellisi mi yapıyorum bilmem ama sanki çocuklar için üstteki karman çormanlık bizim bu yandaki sade ve temizlikten daha çekici gibi de duruyor! Hani biz büyük olduğumuz için ferah olsun istiyoruz ama onların dünyaları da boyları gibi küçük aslında ve ihtiyaçları geniş alanlar, temizlik, pırılpırıllık değil de sanki "yaşanmışlık").

Bir de aslında ne yalan söyleyeyim, tek tesellim şu; ziyaretim sırasında dikkat ettim, çocuklar mutlu gözüküyor ve öğretmenler çok deneyimli ve yumuşak insanlar - ki bana herkes en önemlisi bu, diğer şartlara fazla takılma diyor.. Hem ilkokulda devlet okuluna gidecek, bu kadar özel ve steril büyürse bu sefer ilkokulda sorun olacak, değil mi..?

Fakat geçiş süreçlerinde çok sorun yaşadığımız için ve Eylül ayı Maya için gerçekten birkaç alanda birden çok zor geçişlere sahne olacağı için endişeliyim, saati de 4 ettim uyku muyku yok yine bana..

25 Ocak 2016 Pazartesi

Kızımdan öğrendiklerim (2+ yaş)

İki sene önce minicik bir yavru verdiler koynuma, "haydi hayatı öğret bu yavruya" dediler. Meğerse ben öğrenecekmişim hayatı ondan, ilk sene öğrendiklerimi bakın buradan okuyun. İkinci sene öğrendiklerimi ise buradan. Şimdi geldik yaşamın 3. senesine, buyrun 2 yaşındaki kızımın bana öğrettiklerini ben de size öğreteyim (Listeyi devamlı güncelliyor ve tekrar düzenliyorum):

Ocak: Geçen 6 ayda öğrendim ki; 2 yaş çocuğuyla tartışmaya girmeyin, kazanamazsınız. Mesela ben dün gece tepedeki ayın vanilyalı dondurma topu olduğunu kabul ettim. Yarın dünyanın düz olduğunu dahi kabul edebilirim, belli olmaz..

Aralık: Daha konuşamazken, hatta düşündüğünü bile sanmadığım dönemde seni uyutmak için söylediğim "küçük kardeş can" isimli şarkıyı, neredeyse 10 aylık bir süreden sonra ilk kez bu gece tekrar hatırlayıp söylerken, senin de hatırlayıp kelimesi kelimesine doğru şekilde söylediğini şok içinde fark edince öğrendim ki, beynin hakikaten bir bilgisayar ve herşeyi ama herşeyi kaydediyor.. Demek ki doğduğun andan itibaren her anına, ağzımdan kaçan her heceye, her davranışıma dikkat etmem lazım be çocuk, bugün de şoklar içinde bunu öğrendim!

Kasım: Bi "M"okun bu kadar "kıymelimsss" yapılıp aylarca günlerce tutulabileceğini, bunun çiş tutmaya da neden olacağını, 20 saat hatta uykuda bile o koca göbekteki çişin tutulabileceğini ve bu sorunu çözmek için ailecek doktorlara, psikologlara taşınacağımızı, koca 1 sene boyunca da çözemeyebileceğimizi (ortalama 1 sene alıyormuş) ve sonunda pes edip "bu da bir dönem, bu da geçecek"e bağlayacağımızı öğrendim.


Ekim: Neden tüm anne bloglarının çocuklar 2 yaş civarındayken birden kapandığını keşfettim: tükenmiş anne sendromu.. Nefes alamıyorum! Boğuluyorum be blog! Hayatta hiç bir şeyin bir insanı büyütmek kadar fiziksel ve psikolojik anlamda zorlamadığını öğrendim.

Ekim: Aslında zor olanın çocuk değil, çocuğu büyütmek olduğunu; anne baba olarak kendi çocukluğundan gelen uyku, yeme, tuvalet ya da sınır koyma gibi hassas noktalarımızın olduğunu ve çocuk denen "insan yönetim uzmanı"nın da bu hassas noktaları çarçabuk yakalayıp direkt bunlara vurmaya çalıştığını; senin ana baba olarak en büyük silahının "vurdumduymazlık" ya da "hiiiç aldırmazmış gibi görünmek" olduğunu öğrendim. Örnek: sen kendine güvenli bir şekilde "istediği kadar ağlasın" dediğin an tepinmekten vazgeçen çocuk..

Ekim: Hani anne ve ananelerimizin sadece tek kaş kaldırma, dudak büzme, göz devirmeden oluşan ve bizi kalabalık ortamda tek bir kelime etmeden "hizaya sokan" koca bir iletişim becerileri vardı ya, o becerinin çocuğum konuşmaya başladığı anda bana ve eşime geçeceğini ve "o çikolata tabağını yok et" ya da "koltuğun köşesinden sarkıyor düşecek dikkat et" gibi koca cümleleri bile tek bi göz kısma, kulak titretme ifadesiyle konuşmadan birbirimize anlatabildiğimizi öğrendim, hem de Alman kocayla yahu..

Eylül: Kreşe başlayan minikten çok annesi heyecanlanıp eli ayağına dolaşabilir, heyecandan mide krampları yaşayabilir, kapıdan uğurlarken miniğin yerine o gözyaşı dökebilir diyorlardı, doğruymuş. Okulun ilk gününde hissettiğim heyecanı, kızımın okulunun ilk gününde aynen hissediyorum! Başarılı ve mutlu, uzuun eğitim yılları başladı bile (ne çabuk!); darısı diplomalarını, mezuniyetlerini, başarılarını görmek olsun! (Ha bir de bu vesileyle tüm eğitim sisteminin aslında tükenmiş anababaları çocuktan kurtarmak için icad edildiğini de öğrendim :P)

Ağustos: "Daha 2 yaşında, anlamaz" dememek gerektiğini, dinlemez gibi gözüküp can kulağıyla dinlediğini, anladığını, etkilendiğini ve olumsuz ufacık bir şeyi minicik beyninden silmek, unutturmak için haftalarca insan üstü bir gayretle uğraşmam gerektiğini öğrendim. Anlaşıldı; bundan sonra ağzımdan çıkan en ufak bir heceye dahi dikkat etmem gerekiyor! Anne olmak, özdenetim sanatında uzmanlaşmak demekmiş..

Temmuz: Hiç nedensiz yere otobüste iki yaş krizi yaşayan kızımı sadece öpüp okşadım, sakin kalabildim diye beni izleyen bir Alman kadının beni tebrik etmesi ve otobüstekilerin de ona katılıp beni alkışlamaları üzerine iki şey öğrendim; bir, çocuk sevmez dediğimiz Almanlar meğerse anne severmiş, iki, bu işler sadece filmlerde olmuyormuş ve hiç tanımadığı birinden bir güzellik görünce insan nasıl mutlu oluyormuş! Yaşşşa be teyze!

Haziran: Öğrendim ki, anne olmak, yine kendin gibi bir anne-dost ile sabah 08.15'te buluşabilen ve bunu da gayet normal karşılayan kişi olmak demekmiş. E o saatte nere açıktır? Gittiğimiz yer doğal olarak Kılavuz Karga Kahvaltı Evi (attım ayol, öyle isim mi olur, direkt batarsınız valla!)

23 Ocak 2016 Cumartesi

Bebeğinize hatıra kutusu yapımı

Gülşah'ın çocuklarına tuttuğu günlük fikri o kadar hoşuma gitti ki; kızım 2,5 yaşına geldiği için biraz geç kalmış dahi olsam, "zararın neresinden dönsem kardır" diye düşünüp hemen ben de benzer bir şey yapmak istedim. Aslında Maya doğmadan önce ben de her anne gibi hayaller kurmuş, gelişimini not almış, hatta abartıp doğum sırasında bile bir günlük tutmuştum. Sonra bebeklikten yavaş yavaş çocukluğa geçişinde bazı rakamları, bazı köşe yaşlarını tabii not aldım ama tuttuğum defter resmen Apatman Görevlisi Ali Efendi'nin imla kurallarına uyulmayan, ne olduğu anlaşılmayan çeşitli kısaltmalarla süslü okunamaz halde bir karalama defterine döndü! Üstüne de Maya'nın bana ait tüm defterlere "yazı yazma" sevdası başlayalı beri ipin ucu iyice kaçtı.

Tabii Gülşah kadar cicili bicili olabilme olasılığım yok ama Ali Efendi defterini de hak etmiyor yahu benim kelebekten bozma cadı kızım! Yani bir silkelenmek, defteri temize çekmek ve bebekliğinden bu yana kıyamayıp sakladığım bazı eşyalarını koyacağım sevimli bir kutucuk yapmak şart oldu..

Kutuyu biraz büyük istedim çünkü yıllar içinde biriktireceğim ona ait sanat çalışmaları, hatıralar, elbiseler, eşyalar sığsın istedim. Etsy'de harika işler var, özellikle sascalia'nın çizimleri çok sevimli. Bu üstteki ve yandaki kutular ona ait mesela. Ama kutular çok küçük olduğu için, özel sipariş verilmesi gerekiyor.

Fiyatı çok tuzlu bulursanız ve kendiniz elişlerine meraklıysanız IKEA'nın Fjalla serisinden beyaz bir kutu alıp siz renklendirebilirsiniz. Bu kutular da baya büyük, 40 x 56 x 28 ebatlarında oluyor. Ben çok fazla elişleriyle ilgili olmadığım için (düpedüz yeteneksizim diyemedim) ve yukarıdaki kutular çok hoşuma gittiği için özel sipariş verdim, henüz elime ulaşmadı ama herkes çok memnun kalıyormuş.

Kutunun içine Maya'nın birkaç elbisesini, doğum günlerinde ve noellerde aldığı kartları, bazı ufak hatıra eşyalarını ve sanatsal dışavurumlarını (bildiğin çöp aslında şimdilik, belki ilerde elerim biraz) koyacağım. Bir de defterini şu yandaki yine Etsy'den bulduğum ve yine birkaç büyük boyunu sipariş ettiğim ve itiraf edeyim, bana gördüğüm ilk anda aşk dolu bir "ahhhhh" dedirten bu sevimli deftere temize çekiyorum, bundan sonra da önemli günleri ve köşetaşlarını ufak notlarla yazacağım. Ne de olsa söz uçar yazı kalır.. Ben bunları hazırlayana dek de sipariş kutum gelir heralde.. Çok heyecanlı bir ek uğraş, bir hobi oldu bu bana, zamanınız ve enerjiniz varsa, ilerde hoş bir "18 yaş" ya da "evlilik" ya da "kendi çocuğu olduğunda" hediyesi olabilir ;)

22 Ocak 2016 Cuma

"Tuvalet eğitimi"ni başarmasına ramak kalmıştı..

Bizim kızın kıymetlisi 1 ve 2 numara ile başımız fena halde dertte biliyorsunuz. Ortadoğu ve Balkanların çiş tutma rekorunu kırabilmek için, uykuda dahil salmayıp 20 saate kadar tuttuğunu falan da biliyorsunuz. Doktorlara, psikologlara taşındığımızı, o ağlar ben ağlar hallere düştüğümüzü, tükenip bittiğimizi de biliyorsunuz. Yaşamının ilk 8 ayında uyanık olduğu ve meme emmediği her ama her an bağıra bağıra ağlayan bir çocuk olması ilk sınavımdı. Bu çiş ve kaka tutma meselesi de belki ondan da ağır ikinci sınavım oldu.. Hepsini biliyorsunuz, burada yazmıştım.

O noktada bize lavman ve hatta narkozla uyutup kolonospoi de içeren tam teşekküllü bir kontrol önermişlerdi ama ne yalan söyleyeyim elim gitmiyordu, daha beter travma yaşayacak diye endişeleniyordum. İçimdeki sesi dinledim, "varsınlar ihmalkar desinler, biraz hiç oralı olmadan, evdeki psikolojiyi düzeltip durumun değişip değişmeyeceğini bekleyeceğim" dedim.. Oturdum bir çizelge hazırladım, çocuk ne zaman 1 numarayı 2 numarayı yapsa not ettim, o gün psikolojisi nasıldı ufak bir not düştüm ve ne kadar su içti onu da yazdım ve bekledim.. İyi ki beklemişim.

2 hafta önce Maya'yı kreşten almaya gittiğimde öğretmeni "Maya bugün tuvalete çişini yaptı" dedi! Almancama güvenemedim ve bir daha tekrarlattım.. Tuvalete çişini yaptı! Nasıl yani?! "Kendisi çişim var dedi, tuvalete gitti, pantolonunu indirdi, bezini çıkardı, tuvalete oturdu ve yaptı" dedi.. Nasıl yani?!

Mutluluktan kendimden geçmişim.. Kızılderililerin zafer dansı türü bişey yaptım, Maya'yı öptüm öptüm öptüm. Abarttım. Hızımı alamadım gittim oyuncakçıdan istediği kocaman bir hediyeyi aldım. Evde o akşam abartılı kutlamalar oldu.. Ertesi gün, yine yaptı, ertesi gün yine. Ertesi gün Cumartesi'di ve bu sefer evdeki tuvalete yaptı, ertesi gün yine.. Ve tam 15 gün önce 1 numarayı, sonra birkaç defa da 2 numarayı, kendi pantolonunu çıkartıp, tuvalete oturup (kreşte tuvaletler küçük, bizim evdeyse o oturdu, ben koltukaltlarından tuttum çünkü ne lazımlığa ne de tuvalete konan aparata oturmayı kesinlikle istemedi) sonra kendini temizleyip, pantolonunu çekip, sifonu çekip oyununa devam etti! Tam 15 gün.. Resmen kendi kendine tuvalet eğitimi verdi, ben havalardayım, "nasıl kendi zamanını bekledi ve birden kendi kendine başardı", "nasıl çocuk odaklı ebeveynlik başardım", "nasıl hiç eğitim vermeden tuvalet adabı kazandı" falan diyorum, kasım kasım kasılıyorum. Maya "ben artık bez takmıycam" diyor, ne olur ne olmaz 2 numarayı kaçırır da korkar ya da iğrenir aman geriye dönüş olmasın falan diye yine de bezliyorum.. 20 saat çiş tutan çocuk, kendi isteğiyle 4 saatte bir tuvalete oturuyor! Demek ki içimdeki ses haklıymış; demek ki yapamıyor değil, kendi tutuyor ve istemediği için bırakmıyormuş. İstediğinde de işte bal gibi, yerini ve adabını tam bilerek bırakabiliyormuş! Öyle bir derin nefes aldım ki..... OH! Tam "artık 15 gün oldu, bu iş tamamdır" dedim, sevenlerine müjdeledim, hatta hadi bloğa yazayım derkeeeeen..

Tuvalet canavarını mı gördü ne oldu bilmiyorum, Maya hiç nedensiz birden "hayır tuvalete yapmıycam" krizi geçirdi ve ne tuvalete yaptı, ne de beze yaptı, 3 gündür yine 20 saat hatta dün 23 saat tuttu! Yine kabızlık, yine ilaçlar, yine yalvarmalar, ağlamalar, yine ıpıslak yataklar, kıyafetler, saatler boyu karın ağrısıyla kıvranmalar ama asla asla asla bırakmamalar.. OFFF!

Döndük en başa.. Neydi o tatlı seda, bilmiyorum.. Bir daha gelir mi onu da bilmiyorum.. Ne düşünmeliyim, ne yapmalıyım onu hiç bilmiyorum.. Bari yazayım da bu da böyle bir anımız olsun..

Resmen kendi kendine tuvalet eğitimi vermişti bu deli kız yaaa, ramak kalmıştı....!