26 Ekim 2012 Cuma

İlk doktor kontrolü

Yaşadığım bu avrupai memlekette, doktor kovalamak ve bulduğunuzdan bir randevu kopartabilmek; çelik gibi sinirler ve sabır isteyen bir iş. 6. haftamızda bunu başardık neyse, bu sabah Dr.Kuş'u görebildik. Dr. Kuş, benim yaklaşık bir senedir gittiğim kadın doğum uzmanım. 50 yaşlarında, kıvırcık kıvırcık saçlı, maviş gözlü, her daim neşeli esprili bir adam bu Dr. Kuş. Hani insanın "tamam bu adam benim bebeğimi doğurtabilir" diyebileceği türden, insanın içine güven ve sevinç hisleri salan bir adamcağız. Her daim sakin ve rahat oluşu da, benim gibi kıpır kıpır ve heyecan küpü biri için çok büyük şans tabii.

Dr. Kuş test yapıp da pembe çizgiyi gördüğümü duyunca "oooo tebrikler o zaman" dedi, ben hemen "ee öö ben henüz inanamıyorum bi baksak hakikaten orda mı, ordaysa nerde, yoksa nereye gitti?" diye başladım.. Dr. Kuş "e test pozitif çıktıysa hamilesindir" diyor, ben "yok biz bi bakalım yine de" derdindeyim. Hesapladık, "tamam 6. haftaya girmişiz, o zaman birşeyler görebiliriz" dedi Dr. Kuş, geçtik ultrasonun önüne. Beyaz atlı prens bugün işi kırdı, benimle geldi kontrole, bekleme salonunda oturuyor, ben onu çağırıcam diye anlaştık.. Ama ben ultrasonda o siyah keseyi, içindeki beyaz yumultuyu, pıtpıtpıtpıtpıtpıtpıt diye ışık hızıyla atan kalbini görünce dünyayı falan unuttum! Evet resmen orda öyle kıpır kıpır bişey var. İçimde ikinci bir kalp atıyor artık! İnanılmaz.. Mucize resmen!

Dr. Kuş'a bir miktar kan bıraktım - adettenmiş bu ilk randevuda. Karşılığında bolca öğüt ve nasihat ile 15 gün sonraya yeni bir randevu aldım. kafamda on bin milyon tane endişeli soru vardı, hepsini de unuttum tabii. Bir tek 3 hafta sonra yapmayı planladığımız Malezya tatilimizi sorabildim. Dr. Kuş ilk 10 hafta uçağa binilmesine (x ışınlarına maruz kalınması nedeniyle) sıcak bakmadığını söyledi ve "ben hamile olsam 12-14 saatlik yola gitmezdim" dedi (bu adamcağızın da kendini hamile yerine koyma haline bayılıyorum, ne zaman birşey sorsam hep birinci tekil şahıs olarak durumu değerlendirip nasihat veriyor). Eh o sırada ben 9. haftamda olacağım için; bizim tatil güme gitti.. Üstelik öncesinde 10 gün kadar da Türkiye'ye gitme planım vardı, o da güme gitti.. Ne yapalım, gelecek misafir kıymetli, onun için tatilden seyahatten vaz geçmek gerekiyorsa, katlanılacak artık..

Elime bir "tebrikler" paketi tutuşturdu hemşire abla, içinde bir sürü açıklayıcı bilgilendirici materyal var. Bir de kremler, folik asit falan gibi küçük hediyeler. Çok şirin bir de bebek günlüğü koymuşlar. Bence çok tatlı bir fikir bu. Beyaz atlı prense yönelik bişey çıkmayınca biraz bozuldu ama.. Üstelik bir de Couvade Sendromu diye birşey var; yani baba adaylarında görülen hamilelik belirtileri! Eşleri hamile olan erkeklerde yorgunluk, mide bulantısı, karında şişlik, kilo alımı gibi belirtilerle kendini gösteren bu yalancı hamilelik hissi baba adaylarının %10 ila 65'inde görülebiliyormuş. Bu konuda okumak isterseniz Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın şu yazısına bir göz atmanızı öneririm.

Eve geldik; ultrasondaki minik beyaz noktayı karşımıza koyduk, bakıp bakıp seviniyoruz. Beyaz atlı prens kalp atışını göremediği için bana biraz kızgın ama acemiliğimize geldi bu sefer. İnşallah minik beyaz noktamızın kalp atışını beraber dinleriz bir dahaki sefere..

22 Ekim 2012 Pazartesi

Pozitif hamilelik

"Ya ben hiç hamileymişim gibi hissetmiyorum, normal mi bu?" diyeceğim ama, hepiniz koro halinde "dur daha 6. hafta bile olmadı, ne hissedeceksin?" diyeceksiniz, biliyorum ve susuyorum. Göğüslerimde hafif bir ağırlaşma ve rahatsızlık hissi dışında, bana hamile olduğumu ara sıra olsun hatırlatacak herhangi bir hissiyat yok henüz. Bu "Avrupai" memlekette doktorlar pek kıymetli olup randevu almak da aynı ölçüde zor olduğu için, henüz kendi kendime yaptığım test dışında elimde yazılı, sözlü, basılı bir tutanak da bulunmuyor hem.. Bu cuma öğlene randevuyu aldım, adının Türkçe çevirisi Dr. Kuş'tan.. O bana "eureka! gördüm! gördüm!" demedikçe ve ben de gözlerimi şaşı şaşı şaşırtıp ekrandaki hücresel ve mucizevi yaratığı görmedikçe de inanamayacağım galiba..

İşin doğrusu; evde yapılan testler %99 doğru sonuç verse de, yine de bilirkişi onay vermedikçe inanmak istemememin nedeni, kendimi çok hazırlayıp sonunda hayal kırıklığına uğramamak.. İlk 12 haftada hamileliklerin %15'i düşükle sonuçlanıyor, bir de o var tabii..

Offf, bugün "pozitif hamilelik" dersimizden sınıfta kalıyorum! Silkelenip kendimize gelelim bir..

Geçen hafta içinde ben kendimi hiç hamileymiş gibi hissetmediğim için, her zamanki gibi bisikletime binmeye, sporuma ve yogama gitmeye, haftasonu Alp'lerin tepelerinde birkaç saat dolanmaya tam gaz devam ettim. Zaten spor yapmak anne adaylarına öneriliyor. Alkol, kahve ve siyah çayı zaten çok nadir içen biri olduğum için, tamamen kesmek sorun olmadı. Peynir delisi olduğum içinse biraz zorlandım; ya bu avrupai memlekette ne çok çiğ sütten yapılmış ya da küf içeren peynir varmış, ben de aksi gibi hepsini ne çok severmişim! Ha bir de boy boy 0-beden fotolarımı çektim, ilerde bir hoş seda olarak bakmak için. Hani annelerimiz iki ellerinin baş ve işaret parmaklarını karşılıklı birleştirip "sen doğmadan belim bu kadarcıktı", "karnım dümdüzdü", "34 bedene sığardım" derler ya.. Ben şahsen inanmam hiç, "yok hatta bir de gözlerim de maviydi üstelik de bari anneeee" derim. Aynı şey benim başıma gelmesin diye kanıt topluyorum işte.

Beyaz Atlı Prens pek mutlu. İsim bile buldu "kızımıza".. Bir yandan da onu frenliyorum devamlı. Ona kalsa tüm cihanı haberdar etmeliyiz hemen. Bense şu 12 haftalık riskli dönem bir geçsin istiyorum. Ondan sonra başlarız en yakınlarımızdan yavaş yavaş.. Olmaz mı? Birtek en yakın kız arkadaşıma söylemek istiyorum 12 haftadan önce; çünkü o da geçen ay öğrendi hamile olduğunu, göbek tokuşturucaz inşallah! İnsan hamile olduğunu öğrenince, çevresinde başka göbekliler de olsun istiyor sanırım. Bloğu da şimdiden birkaç kişi takip ediyor ve yorumlarıyla şenlendiriyor diye çok seviniyorum! İyi ki varsınız!

"Pozitif hamilelik" yaklaşımına geri dönersek; "pozitif düşünerek sonucun olumlu olacağını hissetmek" bu yaklaşımın altın kuralı. Kendimizi en iyi yine kendimiz tanıdığımız için, bizi nelerin gerdiğini, nelerin rahatlattığını da yine en iyi biz biliyoruz. Mesela bazımız yoğun bir iş gününden sonra birkaç kilometre koşmak ya da yürümekle rahatlar, bazımız müzik dinlemekle, bazımız meditasyon yapmakla.. Ben akşamları yoga yapmayı seviyorum ve bu son günlerde yoganın son 3-4 dakikasında sırtüstü uzanmış yatarken, içimde büyümekte olan birkaç hücrelik canlıyı düşünüp hayal kuruyorum. Ne zaman aklıma endişeler gelse, hemen bu endişeleri olumlu düşüncelere çevirmeyi deniyorum. Mesela "ya kaybedersek bebeği.." gelirse, "ben elimden geldiğince sağlığıma, yememe, içmeme dikkat ediyorum ve bu dönemde yaşanan birçok düşüğün nedeninin fizyolojik sorunlar olduğunu, annenin davranışlarıyla alakası olmadığını da biliyorum, bu doğanın sağlıklı insan neslinin sağlanması için seçtiği bir yol ve benim bunu kontrol etme şansım yok. O nedenle endişelenmeyi bırakmalı, iyiyi ummalı, pozitif ve endişesiz bir annenin bebeğinin de daha rahat ve sağlıklı olacağını unutmamalı" diyorum kendi kendime. İşe de yarıyor, tavsiye ederim. Bir de çok okuyorum, elime ne geçse okuyorum. O da iyi oluyor, bilgi korkuyu azaltıyor.

İlginizi çekerse, ufak bir okuma listesi:
- Hamileliğin keyfini çıkarın! diyen psikolog Neşe Karabekir'in bir yazısı
- Klinik psikolog Mine Hasırcı'dan gebelik dönemi psikolojisi üzerine bir yazı
- Erken dönem gebelikte depresyon ve sonuçları üzerine (ingilizce) bir yazı

Dipnot. Görsel; Abidin Dino'nun "Mutluluğun Resmi" tablosu.

15 Ekim 2012 Pazartesi

Hamile miyim?

Bazen insan çok ister, çok kafaya takar, gider gelir yumurtlama gününü ve adet gününü hesaplar; olmaz. Bazen de türlü yoğunluk arasında, aslında içten içe bildiği günü kaçırır, farkına varmaz; iki gün gecikince "dur bi dakika, saat gibi işleyen ben iki gün geçirdim!" der. İşte o ikinci, benim! Ve bunu Cuma akşamı saat 18'e 10'dk kala fark eden, evden nasıl çıktığını dahi bilemeden koşa koşa eczaneye giden, kepenkleri kapatmakta olan 80 yaşındaki tipik "dakik" ve "asla esneklik göstermeyen" Avrupalı amcayı binbir dille ikna etmeye çabalayan, adam kadar yaşlı eczanenin son 50 senedir dünya üzerinde görülmemiş, dekoratif amaçlı sergilenen antik ilaç kutuları ve dedem devrinden kalma "çınnn!" diye öten, çevirmeli kollu antik yazar kasaya parayı ödeyen, testi alan, eve giden, testi yapan ve ......... beyaz bir boşluk gören! O benim işte.

Nasıl yani? Testte iki çizgi var; biri kontrol çizgisi (testin doğru yapıldığını anlamanız için), diğeri ise "evet" ya da "hayır" çizgisi. Ve bana düşen; beyaz bir boşluk! Ve perde iner. İlk perdede ne olduğunu anlayamadan, testin sorunlu olduğuna karar vererek, ertesi sabahı bekledim. Ertesi sabah, eşim "beyaz atlı prens"le el ele gittik (bu sefer başka bir eczaneye) ve yeni bir test aldık (başka bir marka). Eve geldik, testi yaptım; o beklememiz gereken 5dk, hayatımın en uzun 5dk'sıydı ve yavaş yavaş beliren soluk pembe çizgiden ayıramadım gözlerimi! Bu testler çok hassas; hamile değilseniz en soluğundan bir pembe çizgi bile düşmüyor bahtınıza.. Yani!?

Anne oluyorum! Beyaz atlı prens baba oluyor! Bebek geliyor! Karmançorman duygular; sevinç, heyecan, korku, dehşet, yine sevinç, yine heyecan.. O gün evden çıkmıyoruz, ikimizin de suratında ebleh bir gülümseme. Test masa üstünde duruyor; gidip gelip bakıyoruz, "evet hala hamileyim!" diyorum, beyaz atlı prens içerden sesleniyor "baksana hala hamile misin?" Tüm gün böyleyiz işte..

Test %99.9 doğru sonuç veriyor ama ben yine de doktorumdan duymak istiyorum. Hesaplara göre 4 hafta 3 günlük hamileyim (çünkü hamilelik takvimi regl olduğunuz ilk gün başlıyor, yani reglinizin geciktiği ilk gün otomatik olarak 4 haftalık hamilesiniz; avantiden 1 ay kazanmış oldunuz işte) ve ilk doktor kontrolü 6. haftadan önce verilmiyor bu memlekette. 1,5 hafta heyecan içinde bekleyeceğim demek bu. Bir yandan da bloğu hazırlayacağım, ilk yazıları yazacağım, ilk araştırmaları yapacağım. Ha bir de tabii ki taze anne adayı olarak, meraklı meraklı, muhtemel doğum tarihini hesaplayacağım.

Peki neler olacak bu ilk 6 haftada vücudumda?

İlk olarak, doktorumun idrar testi ve kan testi dışında, birkaç milimetrelik gebelik kesesini görmesi mümkün olacak. Uzaylı yaratıklardan hallice görüken bu emriyonun kalbi ilk oluşan organ olacak ve diğer sistemlere kan taşıyabilmek için atmaya başlayacak! 6. haftadan muhtemelen 13. haftaya kadar hamilelik belirtilerini (göğüslerde hassasiyet, duygusal gelgitler, koku hassasiyeti, bulantı ve kusmalar, aşermeler, yorgunluk ve uyku hali, sık idrara çıkma isteği) tam gaz hissedeceğim. Bu haftadan 12. haftanın sonuna kadar düşük ihtimali de yüksek olacak ve bu olasılığa karşı dikkatli davranmak, kasık ağrıları ve kanama gibi belirtiler olduğunda hemen doktora başvurmak gerekecek. Düşük, bu dönemdeki hamileliklerin %15'inde görülüyor ve doğanın sağlıklı insan nesli yetiştirebilmek için yarattığı doğal bir durum. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, ilk üç ayda yaşanan düşüklerin yapılan hareketlerle çok da alakası olmuyormuş. Bu dönemdeki düşükler bebekteki bir sorundan kaynaklanabileceği için, hem anneyi koruyucu, hem de sağlıksız neslin doğal elenmesi anlamına geliyormuş. Yani; bu olasılığa karşı hazırlıklı ve metanetli olmamız gerekiyor..

Peki psikolojim?

Sanırım bu haftalarda ben ve benim gibi yeni anne adayları en çok, geriye dönük "ne hatalar yaptım" endişeleri yaşarlar. Mesela, yaşadığım şehirde geçen ay bira festivali vardı ve ben iki bardak bira içtim. Ayrıca birkaç gece de birer bardak şarap yuvarlamış olabilirim. Of tanrım! Neyse ki kızlarla kokteyl gecemiz bu ay iptal olmuştu! Başka ne kabahatler işledim peki? Çok mu spor yaptım, çok bisiklete bindim belki, hafif ateş basıyor bak, acaba grip mi oluyorum? Zaten o adam yüzüme yüzüme öksürmüştü metroda! Of! Ya hamile değilsem, kimyasal gebelikse? Kendimi çok kaptırmasam mı, zaten ilk üç ayda hamileliklerin %15'i düşükle sonuçlanıyormuş.. Tanrım, korkuyorum, endişeliyim.. Tipik anne adayıyım! Sonra okuyorum ve öğreniyorum ki; doğa bana şu mesajı veriyormuş: "Ben seni uyarmadan, adet kanamanı geciktirmeden yaptığın şeylerden sorumlu değilsin. Ama madem ki adet kanamanı geciktirdim, artık dikkat etmeli ve bilinçli olmalısın". Rahatlıyorum... Ama hemen araştırmaya başladım bile, "hamilelikte nasıl davranmalıyım?", "hamilelikte neler yapmalı, neler yapmamalıyım?", "hamileyken neler yiyebilirim, neler yiyemem?".

İşte bulduklarımın kısa bir özeti. İtiraf edeyim listedekilerin birçoğunu da bilmiyordum! Ama siz yine de doktorunuza danışın ve şu sayfaya göz atın tabii ki.

Hamileyken dikkat edilmesi gerekenler:
  • Toksoplazma riski nedeniyle, çiğ etlerden (salam, sosis, çiğ köfte, füme et ve balıklar, sushi, kabuklu deniz canlıları ile tam pişmemiş, rafadan yumurtalar), parazit aşısı olmayan ev ve sokak hayvanlarından, Listeria riski nedeniyle pişmemiş, pastörize edilmemiş çiğ süt ve bu sütlerden yapılan yumuşak peynir ve süt ürünlerinden, Kafein nedeniyle kahve, kola ve gazlı içeceklerden, alkolden uzak durmak.
  • En düşük düzeyde bir ilacı bile almadan doktorunuza danışmak.
  • Diş sorunları çok sık yaşandığından dikkat etmek, dişçi kontrollerini ihmal etmemek.
  • Röntgen ve Tomografi çektirmemek ama cep telefonu, bilgisayar, mikrodalga fırın kullanabilmek, güvenlik kapıları gibi yerlerden serbestçe geçebilmek.
  • Tatlandırıcı ve GDO içerek besinleri kullanmaktan kaçınmak.
  • Sauna, hamam ve kaplıca gibi sıcak ortamlardan uzak durmak.
Hamileyken serbest olanlar:
  • Doktorunuz aksini önermedikçe, son 3 haftaya dek aktif cinsel yaşam.
  • Aktif yaşamınıza, araba kullanmaya, seyahate devam etmek.
  • Yürüyüş, yüzme ve koşma (maraton değil ama!), gözlem ile yoga, hafif jimnastik ve sabit bisiklet gibi sporlara devam etmek.
  • Saçlarınızı boyatmak, makyaj yapmak, güzel ve bakımlı olmaya devam etmek.
  • Evcil hayvanınızı sevmek, okşamak, bakımını yapmak.
  • Vejeteryansanız gerekli besinleri aldığınıza dikkat ederek buna devam etmek.
  • Gülmek, eğlenmek, dans etmek, hamileliğin keyfini çıkartmak!!!

Taze yumurta, taze tavuk

34 yaşımda hamile kalmaya karar verdiğimde, beni endişelendiren ilk konu "Geç yaşta hamile kalmanın zararı var mı?" "Acaba hamile kalmak için geç mi kaldım?"  "Acaba yumurtalarım yeterli mi?" gibi sorular oldu. Türkiye gibi nüfusu son derece genç, yaşam beklentisi ise son derece düşük olan ülkelerdeki kadınlar genellikle daha erken yaşlarda hamile kalmaya özendiriliyor. Sadece aile büyükleri ve arkadaş çevresi değil, doktorlar ve hatta başbakan(!) bile kadınları erkenden çoluk çocuğa karışmaları konusunda hafiften hafiften itelemeye başlıyor. Çoğu eğitimli, yüksek mevkide çalışan, bağımsız ayakları üzerinde durmaya alışkın kadın için; "hamile kalma yaşı" oldukça stres yaratan bir sorun olabiliyor. Benim de bir çok arkadaşım, içlerinde çalan "evlenme yaşı saati" ve "çocuk yapma yaşı saati"nin gürültülü tik-takları yüzünden daha kendilerini tam hazır hissetmediklerini itiraf ede ede evlenip hamile kaldılar. Bu kadınların birçoğu ne yazık ki ilerleyen yaşlarda boşanmaların, ufacık çocuklarını tek başlarına büyütmenin, kendi yaşamının üzerinde kendi kontrolünü sağlayamamanın getirdiği psikolojik ve sosyal sorunlarla başbaşa kaldılar. Bir çok arkadaşım ise, kariyer odaklı yaşamlarında henüz çocuğa yer olmadığını düşündükleri için, hamilelik planlarını yıllarca ertelediler, istedikleri zaman da üreme sağlığı problemleri ya da psikolojik sorunlarla yüzyüze geldiler.

Batı kültüründe insanların yaşam beklentisi 85 yaşı buluyor artık. Ayrıca ekonomik nedenler ve kişisel tercihler de, ailevi baskıların önünde. Bu nedenlerle, Batı kültürlerinde evlilik ve çocuk sahibi olma yaşı gittikçe yükselerek, günümüzde 30-35'lerin üzerlerinde seyrediyor. Tıbbın gelişmesi ve laboratuar desteği de geç hamilelikleri daha olası ve az riskli hale getirdi. Ayrıca kişilerin ekonomik kaynaklarını kullanma tercihleri çok çocuktan tek çocuğa yönelmeye neden oldu. Bu nedenle benim çevremdeki Batı'lı arkadaşlar içinde, benim yaşımda çocuğu olan tek tük insan var. Oysa ki Türkiye'deki akranlarım içinde bir-iki çocuğu olmayan neredeyse yok.

Türkiye'de ilk kadın doğum uzmanıma kontrole gittiğimde bana "e hadi ama zaman geçiyor, ne zaman hamilelik düşünüyorsun, bak bu yaştan sonra olmaz ha, 30'u 32'yi aşma" falan gibi beylik sözler etmiş, beni haliyle endişelendirmişti. Ailemde fazla çocuk olmaması, eğitim düzeyinin yüksek oluşu ve bireyselliğe verilen değer sayesinde yaşamadığım "evladım, hadi mürvetini görelim" baskısını kadın doğum uzmanım yaşattı bana, anlayacağınız! Ay ne beter şeymiş bu baskı, insanın içinde resmen tik-tak eden bir saat, saatin ucunda asılı bir bomba var sanki. Aldığım o gazla yurtdışındaki kadın doğum uzmanıma koşmuş "ben çok mu yaşlıyım, hemen hamile kalmam mı gerek?" gibi sorular sormuştum ve "sadece" 33 yaşımda olduğumu öğrenen adamcağızı çok şaşırtmıştım. Ondan öğrendiğime göre, 35 yaşa dek tüm hamilelikler fizyolojik açıdan eşitmiş. Riskli hamilelikler 35 yaş üstünde olanlarmış. Çünkü bu yaştan itibaren hem annenin yumurta kalitesi ve sayısı düşer, hem de bebekte görülebilecek bazı genetik sorunların oranları artarmış. 35 yaş üstünde düşük, ölü ve prematüre doğum ile, Down Sendromu riski yüksekmiş ve ayrıca tüp bebek gibi tedavilerde de daha az başarı oranı sağlanırmış.

Ama; erken yaşta ya da tam hazır değilken hamile kalındığında da annenin psikolojik sorunlar yaşaması riski var. Özellikle ergen gebeliklerinde bebeği ve anne olmayı kabul edememe, psikolojik ve fiziksel olgunluğun sağlanamaması sonucu yaşanan sorunlar, eş ya da ailenin sosyal desteğinden yoksun kalma, akran gurubundan dışlanma gibi. Bu nedenle; taze tavuğun yumurtası taze olsa da, hafif kart tavuğun yumurtası çürük olacak diye bir koşul yok :) Sağlık kontrolünden geçilmesi her anlamda gerekli olsa da, bir psikolog ve yeni anne adayı olarak insan hazır hissettiğinde hamile kalmalıdır diyorum.

Peki ne zaman yumurtluyoruz? Adet siklusu 28 günde bir olan kadınlar, adet olduklarının 14. gününde yumurtluyorlar. Dolayısıyla hamile kalabilmek için şansımızın en yüksek olduğu dönem, 11 ile 16. günler arasındaymış. Kendi tarihlerinizi buradan hesaplayabilir ya da yardımcı kitlerle tam zamanı hatasız bir şekilde öğrenebilirsiniz. Unutmayın, her ay en uygun zamanda deneseniz bile hamile kalma şansınız %10 ve tıbbi açıdan kısır sayılabilmek için genellikle doktorlar 1 sene içinde hamile kalınamaması durumunu ön şart koşuyorlar. "Eğer bu ay olmazsa, önümüzdeki ay" diye düşünerek, bunu sıkıntılı bir süreç yerine eşinizle bir oyuna çevirirseniz, kendinize fazla stres ve gerginlik yaratmayacağınız için de hamilelik şansınız yükseliyormuş.

Adetten sonraki 11-14 günde, yumurtalıklarınız tarafından üretilen bir (bazen de iki) yumurta, fallop tüplerinden rahime doğru ağııır bir yol katediyor. Bu dönemde vücudumuz bizi olası bir hamileliğe hazırlamak için Östrojen ve Progesteron hormonu salgılar. Baba adaylarında ise, spermler için bir maraton hazırlığı başladı bile. Yumurtlamanın en geç 24 saat sonrasında bu maratonun tamamlanmış olması gerektiği için, eşinizi de sağlıklı spermler üretmek için sağlıklı yaşamaya başlamaya ikna etmeniz; sigarayı, sıcak duşları, testisler üzerinde laptop kullanmayı kısıtlamanız gerekiyor.

Vajinadan yumurtaya kadar sperm maratonu tam 10 saat sürüyor ve "en güçlü" kazanıp yumurtanın içine girmeyi başardığı anda, yumurta kendi yoğun temposuna başlayabilmek için kapısını diğer spermlere kapatıyor. Beni en çok merak ettiren "sperm yumurtanın nerde olduğunu nasıl anlıyor?" sorusuna Dr. Kocatepe'nin cevabı "spermin pozitif elektrik yükü, yumurtanın negatif elektrik yüküne bir mıknatıs etkisi ile çekilir" oldu, ne ilginç değil mi!?

İşlem tamam; sperm yumurtanın hücre çekirdeğine ulaştığında 23 kromozomu anneden, 23 kromozomu babadan gelen, tam bu anda cinsiyeti, genetik yapısı, hatta bir çok alışkanlığı ve huyları bile belli olan yeni bir canlı oluştu! Tebrikler!

Hamileliğe hazırlık

Bilimsel tüm araç ve kişiler bize "hamileliğe fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik açılardan hazırlıklı hissetmek, bebeğimizi beklerken bizi nelerin beklediğini bilmek ve koşullarımızı mümkün olduğunca en ideal düzeye getirmek için uğraş vermek; anne ve baba olmak isteyen tüm çiftlerin hedefi ve görevi olmalıdır" derler. Hangi kitabı, hangi makaleyi, hangi gazetenin pazar ekini okursanız okuyun, hangi doktoru dinlerseniz dinleyin, bu böyledir. Peki bu söylev ne kadar gerçekçi, ya da kadın ve erkeklerin yüzde kaçı buna uygun davranıyor?!

14-15 yaşında cinselliği denerken kazara hamile kalan ergenlerden tutun da, eğitim seviyesi ve sosyal koşulları yetersiz nice kadına, çocuk yetiştirmeyi kadının işi gören nice erkeğe, korunduğu ve çocuk istemediği halde hamile kalan nice çifte bakarsak; "hazırlık dönemi" denen hamilelik öncesi 3 ayın "ideal" şekilde geçirilmesinin çok az sayıda insana kısmet olduğunu görüyoruz. Bir de üzerine çocuğu deli gibi isteyip de türlü psikolojik ve fiziksel nedenlerle bu isteklerine erişemeyen, bu nedenle "ideal" yaşamdan soğuyan, uzaklaşan ve tam o anda "yarı-hazır" şekilde hamile kalanlar var. Yani siz ne kadar "ideal" şekilde hazırlansanız da, bazen bebek kendi kafasına uygun erken ya da geç gelebiliyor ve kendinizi yine de "hazırlıksız" hissedebiliyorsunuz..

Hamilelik öncesi dönemde aslında ne yapıp yapmadığınız çok da önemli değil. Yeter ki, bazı "akıl var mantık var yahu!" sınırındaki davranışlardan kaçınmış olun. Bebek istiyorsanız ve planlıyorsanız, sağlıklı ve düzenli bir yaşam tarzına sahip olmanız gerekiyor. Bu da; artık beslenmenize, içki ve zararlı maddeleri kullanımınıza, spor alışkanlıklarınıza, uykunuza ve sağlık kontrollerinize dikkat edeceksiniz demek. Kendinizi deli gibi, maraton koşacak derecede fit hale getirmeye, avuç avuç vitamin hapları yutmaya ve doktor doktor gezmeye vermek bir tercih meselesi tabii. Ama genel olarak;
  • kilonuzu ve BMI değerlerinizi normal sınırlar içinde tutmak (çünkü çok kilolu ya da çok zayıf kadınlarda hormon salgılanması gerekli düzeyden farklı olabileceği için, hamile kalınması zorlaşabilmektedir),
  • genel bir kadın doğum kontrolünden ve doktorunuzun önereceği pap-smear, kan ve görüntüleme tetkiklerinden geçmek (çünkü üreme organlarında bulunan myomlar, kistler, fiziksel bozukluklar ile vücutta bulunan toksoplazma, chlamidya, hepatit gibi virüsler, hamilelik şansını düşürür ve devamında yaşanan sorunları tetikler),
  • sigara ve esrar gibi keyif veren, uyuşturucu maddelerin kullanımını sonlandırmak (hem anne, hem de baba için geçerli olan bu yasağın bilimsel temellerini merak ediyorsanız, lütfen şu makaleyi ya da şu makaleyi (ingilizce) okuyunuz),
  • ailenizde ve kendinizde bulunan genel sağlık sorunlarını araştırmak (çünkü yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve bazı nöro-psikolojik rahatsızlıklar, hamilelik süresince sizi ve bebeğinizi tehlikeye atabilir) ve kullandığınız ilaçlar varsa, hamile kalma düşüncenizi doktorunuza danışmak, yeterli olacaktır.
Benim danıştığım kadın doğum uzmanı, hazırlık aşamasında bana günlük 4mg Folik Asit kullanmamı önerdi; çünkü bu, bebeğin nöro-fizyolojik gelişimini olumlu yönde tetikliyormuş. Açıkcası ben 2 ay kullandıktan sonra, hala hamile kalmadığım için umudumu yitirip folik asiti de bırakmıştım (evet biraz sabırsızım, meğerse çiftlerin sadece %30'u ilk üç ayda hamile kalırmış, en uygun yumurtlama gününde cinsel ilişkiye girildiğinde bile hamilelik şansı sadece %10'muş!). Yani hamile kaldığımda ve bunu anlamam için geçen ilk 4 haftalık dönemde hiç folik asit almadım ve bunu doktoruma danıştığımda "rahat ol, şimdi başlarsın, sorun olmaz" cevabını aldım.. Sonuçta, 10 sene önce folik asit mi vardı, yine de kadınlar fırt fırt doğurmuyorlar mıydı, dimi ama?

Fiziksel hazırlık bir yana; bence en önemlisi psikolojik hazırlıktı. 33,5 sene boyunca aklıma bile gelmeyen "çoluk çocuğa karışma" fikrini, iki yıllık evlilik sonunda eşim "beyaz atlı prens" ilk açtığında "hazır değilim" diye kapatmak kolay olduysa da; ilerleyen gün ve haftalarda konu tekrar tekrar açılınca, ısrarla geri kapatmak garip kaçmaya başladı tabii. Sonunda, oturup uzun uzun konuştuk ve benim temel korkularımın şunlar olduğunu gördük:
  • 5-7 yaşımda evcilik oynarken ordan oraya sürüklediğim Ayşe-Bebek sayılmazsa, ben brütte ve nette sadece 4 bebeği, o da annelerinin hormonları tavan yaptığı için "ille de al, ille de öp, ille de sıkıştır" ısrarları sonucunda kucağıma almış bulunmam nedeniyle; bebekler hakkında hiçbirşey bilmemem ve bebeklerden korkmam!
  • Doktoranın iş yükünden kalan tüm boş vakitlerimde, çantamı sırtıma atıp bağımsız seyahat etmeyi, bisiklete atlayıp saatlerce pedal basmayı, dağlara tırmanıp deniz diplerine dalmayı, arkadaşlarla kokteyller yudumlamayı, hamakta sessiz sakin kitap okumayı, kimseye hesap vermeden bağımsız ve mutlu yaşamayı çok seviyor ve bu özgürlüklerimin bir bücür ufaklık tarafından elimden alınması olasılığından korkmam!
  • Gurbet ellerde beyaz atlı prensle yalnız başımıza bücürün bakımının üstesinden gelememekten korkmam!
Bu korkular, kendi ayakları üzerinde durmaya alışkın bağımsız bir çok kadının yaşadığı korkularmış meğer.. Bebek gelene kadar, bebek bakımını öğrenebileceğim 8,5 ayım olduğuna göre, geldikten sonra da sadece bebeğe odaklanmadan, kendi yaşamıma, eğitimime, işime ve hobilerime de zaman ayırabilecek psikolojik yeterlikte olduğuma göre, "yabancı bir ülkede, yabancı bir eşle, yabancı bir kültür" yerine "farklı bir kültürde, çok renkli bir aile" anlayışına yönelerek, sanırım bu sorunların üstesinden rahatça gelebilirim. Önemli olan, bebeği "ilerde bana bakacak biri olsun" ya da "kendi istek ve arzularımı üzerinde gerçekleştireyim" ya da "kötü giden evliliğimi kurtarayım" ya da "annemler büyükanne olmak istiyor" diye değil; "yaşamım bebeksiz güzel, ama bebekle daha da renkli olacak" diye; isteyerek, hayal kurarak, değişime ve öğrenmeye açık olarak yapmak..

O zaman? O zaman, olabildiğim kadar hazırım işte!

Merhaba!

34 yaşındayım. Klinik Psikoloji alanında doktora yapıyorum. Yurtdışında yaşıyorum. 4 hafta 5 günlük hamileyim. 3 gün önce öğrendim. Şok içindeyim. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim!

I-ıh, olmadı bu. Sil baştan.

Merhaba sevgili anne ve anne adayları! (Şimdi de babaları baştan itekledik, oldu mu ya? Olmadı!)

Merhaba sevgili bebek bekleyenler, eli ayağı titreyerek internete danışmaya çalışanlar, ünlü düşünür google'a hamilelik, bebekler, çocuklar, tek boynuzlu atlar ve daha nice konularda aklına takılan tüm soruları sormak için saatlerce uykusuz kalanlar, öyle mi yapsam böyle mi yapsam, bir uzmana mı danışsam diye düşünüp duranlar, keşke benim gibi acemi anneler / babalar olsa da tanışıp kaynaşsak diyenler; Merhaba!

Ben Ögrenen Anne; 34 yaşındayım. 34 senelik hayatımın tamamını; başıma buyruk, aklıma koyduğumu yaparak, çantamı sırtıma atıp 54 ülke gezerek, son 8 senede 5 yabancı ülkede yaşayarak, okumayı, araştırmayı, yazmayı ve paylaşmayı sevdiğim için çeşitli sosyal ve asosyal medya ortamlarında yazılar yazarak, bu esnada da üç üniversite bitirip, Uzman Gelişim Psikoloğu, Uzman Klinik Psikolog ünvanlarına sahip olup, üzerine Klinik Psikoloji alanında doktoraya niyetlenip el atarak, bir de yabancı ülkenin birinin beyaz atlı prensine aşık olup, okyanusun ötesinde, çıplak ayaklarımız kumsalda dalgaları okşarken, masallardaki gibi evlenerek, çok severek, çok sevilerek, günümü gün ederek yaşayıp durmaktaydım. 5 ila 7 yaşlarım arasında oynadığım evcilik oyunları sırasında koltuktan koltuğa sürüklediğim maviş gözlü Ayşe'yi saymazsak; 34 yaşıma dek, net ve brüt olarak toplamda 4 bebeği - o da genellikle annelerinin hormonal patlamaları sonucu "ille de al, ille de öp, ille de sıkıştır" diye ısrar etmeleri üzerine, sosyal açıdan "ne acaip insan!" damgası yememek için - kucağıma aldığımdan, kendi bebeğimi yaklaşık 35 hafta 4 gün sonra kucağıma alacağımı öğrendiğim şu günlerde, haliyle değişik duygular içerisindeyim. Bebeği istedim mi? Evet! Planladım mı? Evet! Planladıktan sonra yaklaşık 3 ay kadar olmayınca üzüldüm mü? Evet! Asla olmayacağına inandım mı? Evet! Olunca şaşırdım mı? Evet! Heyecanlandım mı? Evet! Sevindim mi? Evet! Korktum mu? Evet!

Dolayısıyla; hayat böyle işte. Planlarsınız olmaz, umudunuzu kaybettiğiniz (ve de kendinizi "amaaağn olmuyosa olmuyo, ne güzel işte çocuksuz yaşam, korunmasız cinsel ilişki devrimi, heheyt" diye kandırdığınız) anda birden geliverir bebek.. Ve ne kadar hazır olduğunuzu sansanız da; birden hiçbir şey bilmediğinizi, hiç hazır olmadığınızı anlayıverirsiniz!

İşte o noktada; elimde tuttuğum hamilelik testinde ikinci pembe çizginin ilkin soluktan başlayıp gittikçe koyulaştığını izlerken, gözlerimi o minicik pembe çizgiden ayıramazken, kafamın içinde ışık hızıyla "acaba?" - "tanrım!" - "inanmıyorum!" - "napıcam şimdi?" - "anne oluyorum!" - "oley!" - "imdat!" - "yaşasın!" - "hiçbir şey bilmiyorum" - "korkma!" lar uçuşurken; bu blogu hazırlamaya, kendim anne olmayı öğrenirken, sizinle de hem öğrendiklerimi hem de yaşadıklarımı paylaşmaya karar verdim.

Evet, anne oluyorum! Anne oluyoruz, baba oluyoruz, öğrenen oluyoruz, paylaşan oluyoruz, beraber gülen, beraber merak eden, beraber şaşıran, beraber korkan, beraber panikleyen, beraber sevinen oluyoruz! O zaman hepinize merhaba; o zaman yepyeni bir başlangıca merhaba!