22 Kasım 2012 Perşembe

10, kırmızı don!

Hamileliğin bulantı, tansiyon düşmeleri, değişen ruh hali, süper-burun sahibi olma gibi yan etkileri tam gaz devam ederken, ben de bu hafta bu durumları kullanarak lehime çevirmeyi öğrendim sevgili göbekseverlerim. Yani madem akıntının yönünü değiştiremiyorsun, o zaman dön, geri tarafa doğru yüz! Bunu öğrenmem birkaç hafta aldı ama bir öğrenince hayatım nasıl kolaylaştı anlatamam..

Ben şu haftaya kadar hep "çocuk da yaparım kariyer de, okula da giderim, konuşma grubuma da katılırım, yogamı da yaparım, 40dk koşarım da hahahayt" iddiasındaydım ve aslında zorlanmadan ve hiç değiştirmeden yaşam rutinimi hamilelik öncesindeki gibi de sürdürüyordum. Evet evren süper burnuma buram buram kokuyor - özellikle Çin lokantalarının yerini hiçbir GPS'e gerek olmadan 3km öteden duyabiliyorum ve eksiksiz tarif edebiliyorum - ama hamile olmak hasta olmak değil yahu, kendinizi koyvermezseniz aslında gerçekten abartılacak ölçüde bir rahatsızlık yaşanmıyor.. Ben anlamıyorum millet nasıl "yorgunluktan kafamı yastıktan kaldıramadım, tuvaletten çıkamadım, berbat hale geldim hatta işe dahi gidemedim" falan diyor?!? Yani evet devamlı bir mide bulantısı var, bazı sabahlar buna düşük tansiyon ekleniyor ama bu dönemde işe gidemeyen, yataktan kalkamayan kadınlar biraz durumu kullanıyorlar anladığım kadarıyla.. Ama kullansınlar be anacım amaaaaağn, elleşmeyin.

Bu "durumu kullanma" işini ben hamileliğimin 10. haftasında yeni keşfettim. Gözümü yeni tanıştığım göbekli bir arkadaş açtı. Dedi ki "deli misin, bu günler birdaha gelmeyecek, kendini nazla ayol biraz!" Baktım şunun şurasında ilk trimester'in bitimine kalmış 2 hafta, sonra cümle alem biliyor bu bulantıların falan azalacağını. Yani nazlandım nazlandım, 2 hafta nazladım ayol.. Zaten hafif kanamam var geçen haftadan beri, doktor "biraz ağırdan al" dedi.. Nazlı sultana dönüşmenin tam zamanı o zaman!

İlk denememi doktora hocama yaptım. Hocam beni bu sıra koşturup duruyor, tipik Avrupa memleketlerinde Noel dönemi öncesi yaşanan "bereketli, arı gibi çalışılan günler"deyiz ya. Ne kadar angarya iş varsa yaptırıyor, ne kadar yeni nöro-psikolojik ve psikiyatrik makale çıktıysa okutuyor, ne kadar incik cincik sunum varsa hazırlatıyor, bir de üzerine odasına bardak bardak kahve istiyor! Ne yapmalı? Hamileler dalgın olur değil mi? Dalgın olunmalı o zaman. Kahve makinasını açık unutuvermişim birgün.. Tüh tüh.. Üstüne bir de 5 makalenin 3'ünü okuyacağımı sanmışım.. "E kusura bakmayın, hormonlar.." diyiverip bir de alt dudağı titretince, oyyyy, hoca da muhabbeti bebeğe getiriyor, "sen erken çık bu ara, fazla yorulma" diyiveriyor. Yerim onu!

İkinci denemem işyerinde. Psikoterapistim ya ben, sabahtan akşama kadar dert dinliyorum, e işin olayı bu zaten, yakındığımı sanmayın ama çevremde mutlu kimse yok doğal olarak. Ama kardeşim olmaz ki bu kadar mutsuzluk hamile hamile.. Ne yapmalı? Ofisin kapısında kocaman "PRIVATE" yazan pırıl pırıl tuvaletine kusuyorum gidip gelip. E napıyım, hamileyim, midem bulanıyor.. Pırıl pırıl private alanını otogar tuvaletine çevirdiğimi gören patron "canım sen erken çık bu ara, fazla yorulma" diyiveriyor. Onu da yerim ben!

Üçüncü denemeyi Beyaz Atlı Prens'in annesi Queen B'ye yapıyorum (gemi azıya aldım ya iyice, sıra kaynanaya geldi) ve telefonda bu sıra hiçbirşey yiyemediğimi duyan kadıncağız eli kolu torba torba meyveyle kapımda bitiyor. Torbadan ne çıkıyor bilin bakalım! Mümkün değil bilemezsiniz! Ayva! Ben kaç ülkede yaşadım, bu güne dek hiçbirinde ayva bulamamış ve artık umudumu yitirmiştim. Queen B bulmuş, ne olduğunu tam anlamamış ama çeşni olsun diye iki tane de bu garip kokulu sarı meyveden koyuvermiş sepete. Onu da yerim, ayvaları da yerim valla, yaşasın 10. hafta'da öğrendiğim "nazlanma hali"..!

10 Kasım 2012 Cumartesi

İkinci doktor kontrolü

Bu Avrupai ülkede doktordan ilk randevuyu almanın ne zor olduğunu yazmıştım hatırlarsanız. Birinci kontrolü 6. haftada anca yaptırınca, normalde 8. haftanın sonunda yapılan ikinci kontrol de, bu ilk randevudan 15 gün sonraya verilmiş oldu. Bu sıra Dr. Kuş ve ultrasonu ile pek iç içeyiz anlayacağınız. Aşırı ilgiden şımardık, imzalı fotomuzu isteyebilecek hayranlarımız için, 8. haftanın sonundaki halimi yana iliştirdim bile :) Neyse ki bebek de ben de tam olmamız gerektiği gibi çıktık ve Beyaz Atlı Prens de bebeğinin kalp atışını bu sefer görebildi! Yaşasın!

Bu gidişimde, limonata renkli vücut sıvımdan bir miktar bağışlamam gerekti. Tansiyon ve kiloma bakıldı ve bana çiçekli böcekli kavuniçi kaplı bir "anne pasaportu" verildi. Bu ufak bir defter ve her zaman yanımda taşımam gerekiyor, içinde bana ve bebeğe ait tüm sağlık bilgileri bulunuyor. Kaza ve yaralanma gibi acil bir durumda, bu defter bana yapılacak müdahaleler öncesinde sağlık çalışanlarını bilgilendiriyor. Ayrıca tüm kontroller, yapılan tetkiklerin sonuçları ve takip bilgileri olduğu için bir nevi hamilelik günlüğü işlevi görüyor. Yazan ilk bilgilere göre, ben 48 kiloyla hamile kalmışım, tansiyon ve kan değerlerim normalmiş, bebeğim 8. haftasında 16.5mm'ye ulaşmış ve kalp atışı gözlemlenmiş. Şimdilik hikayemiz bundan ibaret. Oldukça kuru ama öz ve bilgilendirici..

9. haftanın bana getirdikleri "süper burun" dışında bir de kabızlık sorunu oldu. Bu hafta doğru dürüst birşey yiyemediğim için kabızlığın ortaya çıkması normal tabii. Zaten hamilelikte en sık görülen problemlerden biriymiş kabızlık. Bağırsakları rahatlatmanın yolu, her sabah bolca su içmenin yanı sıra akşamdan suya koyup yumuşattığınız kayısı ya da erik kurularını yemek. Bir de bol hareket etmek, lifli gıdalar tüketmeye çalışmak. Özellikle beyaz ekmek, muz ve patates gibi potasyum zevgini gıdalar iyice tıkıyor insanı, şahsen hiç tavsiye etmem..

Bu hafta ayrıca kilo kontrolünü de araştırmaya başladım çünkü 9. ayın sonunda yuvarlak bir insana dönüşmek beni korkutuyor. Araştırdığım ve Dr. Kuş'un bana söylediği kadarıyla, ilk 12 hafta boyunca, hayat tarzımı değiştirmeme gerek yok. Eskiden ne kadar hareketliysem, ne kadar çok spor yapıyorsam, aynı şekilde devam edebilirim. Halk arasında "çok hareket etti" ya da "yükseğe uzandı diye düşük yaptı" gibi tabirleri çok duymuştum ama bunların gerçekle hiç alakası yokmuş. İlk 12 haftada yaşanan düşükler tamamen fizyolojik sorunlar nedeniyle yaşanırmış, annenin bunu yaratma ya da önleme yetisi de, kontrolü de yokmuş.

Ben de bu nedenle bisikletime binmeye, spor salonuma devam etmeye, yogamı yapmaya devam ediyorum. Biliyorum ki bu aktiviteler beni rahatlattığı için, zaten üzerimde olumlu bir etki yaratıyor ve hamileliğimin de olumlu geçmesini sağlıyor. Ama tabii 12. haftadan sonra, sporun şekli ve şiddeti biraz değişecek. Uzmanlar evde her gün yaptığım yogamı artık gurupla "hamile yogası"na dönüştürmeyi, yüzme ve su jimnastiği kursuna yazılmayı ve spor salonunda koşu bandında koşmak yerine hızlı yürüyüşe geçmeyi öneriyorlar. Zaten göbek çıkmaya başlayınca insan kendi vücudunu dinlerse anlıyor neleri ne kadar yapabileceğini. Ama, tüm hamilelik boyunca hareketli olmak, hem psikolojik hem fiziksel sağlığın korunması için çok önemli ve mutlaka öneriliyor.

2 Kasım 2012 Cuma

Sabaha kadar dans!

Sen kalk sırt çantanla 54 ülke gez, sonra tut burnunu otur. Burun tutma hadisesi bu haftanın nazar boncuğu, evet sonunda ben de ulu orta eli burnunda gezenler kulübüne üye oldum. Tanrım tüm evren kokuyor yahu! Trene binmek, ekmek fırınının önünden geçmek (çin restoranlarının tümünü mühürletmek istiyorum), birine 1mt'den yakın durup sohbet etmek.. imkansız! Sartre "Bulantı" romanını şu halime baka baka yazmış; varlığımın farkındalığına ulaşmaya çalışırken, manevi bir bulantı da yaşıyorum.. İçimde bir "varlık" büyüyor ve bu bende kimlik bunalımı / bulantısı yaratıyor - çok Freudian bir hamilelik hali..

Öte yandan manevi bulantı yanısıra, hissettiğim maddi bulantıyı hiçbir tuzlu kraker geçiremeyince (ne iğrenç kokuyorlar yahu, daha paketi açınca vaz geçiyorum tadına bakmaktan) bu hafta pek iyi beslenemedim sanırım. İçtiğim litrelerce suya doyamıyorum oysa.. Madenli madensiz her çeşit su favorim! Bir de yoğurt. Bu Avrupai diyarlarda Bulgar yoğurdu, Yunan yoğurdu falan diye geçse de; bildiğimiz hafif tuzlu yoğurdu bulunca, başka birşey görmüyor gözüm. İçimde ayran nehirleri akıyor!

Dün Parov Stellar konserine gittik. Kaç hafta öncesinden biletleri almıştım, iple çekiyordum, sabaha kadar dans edecektim falan. Parov Stellar 1920'lerin swing tınılarıyla elektronik müziği birleştiren çok keyifli bir DJ; canlı canlı, bol fıkırtılı, saksafonu ve trompeti insanın içini coşturan bir müzik. Altın 1920'lerin ruhunu tam yakalatıyor insana. Fırıl fırıl eteğimi falan giydim, makyajımı yaptım, gittim. Konser mekanına girince ve birsürü insanın arasında kalınca aldım havamı. Ya herkes mi kokar!? Müzik aletleri de mi kokar!? O kokular, o vıcık vıcık üstüste istiflenmiş insanların arasında kalmak, o sis bulutu, o alkol kokusu.. En önlerde ortalarda dans edecek durumdayken, Beyaz Atlı Prensi çeke çeke en dışa geçtim. En azından orası havadar, hala manzara iyi ve dans edilecek alan geniş ve ferah. Bol alkolün ve swingin verdiği doğal zıplama fıkırdama hallerinin "çarpışma" ve "tokuşma" riskinden uzakta. Üstelik, acil çıkışa ve daha güzeli çıkışın önünde beyaz kırmızı fosforlu giysilerle dikilmekte olan ilk yardım ekibine yakın! Tavuk anneye bağlama riski var bende, kokusunu alıyorum, hiç hoşuma gitmiyor..

Ben dans ederken kendini yitiren insanlardanım, enerjim bitmez hiç. Ama bana birşey oldu, o deli dolu swing hoplamalarını kıvırmalarını yapamıyorum. Sağa sola sallanıyorum!? Oysa üçüncü şarkı bitti bile, şimdiye Beyaz Atlı Prens'le pistin orta yerinde sallan yuvarlan hallerdeydik.. Hem niye ilk yardım ekibinin önündeyim yahu? Ne oluyor bana! Bu tip varoluşsal bulantılar yaşarken, önümdeki adam kolumdan çekiverdi beni ortaya ve "öyle durulmaz, böyle dans edilir" dedi! Arkaya dönüp baktım, Beyaz Atlı Prens gülerek takip ediyor, İlkyardım ekibinin üyelerinin gözü de üzerimde.. Amaaaan, tavuk tavuk nereye kadar, attım kardeşim kendimi ortaya. Ooooh bir yuvarlan, bir hopla, bir kıvır derken saatler birbirini kovaladı. Harika bir geceydi! İlkyardıma falan da gerek kalmadı.

Tavuk anneye bağlamamak lazım. Eğer doktor bana "nasıl yaşıyorsan öyle yaşamaya devanm" dediyse, swing de yapılacak, kalça da kıvrılacak, Beyaz Atlı Prensin kollarında bir o yana bir bu yana savrulunacak demektir! Dans etmek harika bir duygu; insanı rahatlatıyor, mutlu ediyor. Hamileler için de son derece uygun. O zaman hayatın keyfini çıkaralım bayanlar!