29 Aralık 2012 Cumartesi

Cinsiyet tahmini

Evet silkelendik, kendimize geldik çok şükür. O hengamede bebeğimizin cinsiyeti belli olmuş, haberimiz bile yok! Daha doğrusu, insan "sağlıklı olsun da.. ne olursa olsun" diyor gerçekten, sormak aklımıza bile gelmedi. Sonrasında "ay arayın laboratuvarı sorun" diyen çok oldu ama ben onca önemli testin sonucunu bekleyen annelerin zamanından çalıp da böyle bir ayrıntıyı sormak için aramak istemedim. Bekleyelim, zaten bir hafta sonra doktor kontrolünde öğreneceğiz..

O korkunç hafta boyunca, moralimi düzeltmek için arkadaşlarım ve ailem seferber oldular, sağ olsunlar. Arkadaşlarımdan J.'ciğim, bana uzun taramalar ve konu komşu yoklamaları sonucunda arayıp bulduğu, Türk kültüründe doktorsuz ebesiz, tamamen halkın böğründen kopup gelme "bebek cinsiyeti belirleme yöntemleri"ni derleyip, potporileyip yolladı. Ben okurken ve denerken çok eğlendim, umarım siz de eğlenirsiniz.

Yöntem 1. Altın Zincirli cinsiyet tahmini:
Göbeğinizin üzerine sarı bir altın zincir koyun (doğal taş, ip, sap sevdalısı olduğum için, bu sarı ziynet eşyasını bulmak konusunda ben baya lojistik sıkıntılar yaşadım yahu! kokoş bir yöntem bu!) ve bir ucundan tutup yavaşça yukarıya kaldırın. Zincirin ucu göbeğinizden 1-2 parmak yukarıda kalacak şekilde tutun. Zincir yavaşça sallanmaya başlayacak (çünkü heyecan yaptınız işte). Yuvarlak dönüşler yaparsa kızınız, iki yöne sallanırsa oğlunuz olacak! Benimki iki yöne sallandı, kendi kendimi hipnotize eder gibi hissettim. Sonuç: beni hipnotize eden bir oğlan!

Yöntem 2. Tuz ile cinsiyet tahmini:
Hamile kadının başının üzerine haberi olmadan bir miktar tuz bırakılır. Eğer kadın eli ile ağzına dokunursa kız, burnuna dokunursa erkek çocuğu olacağına inanılır. Bunu hain köfte arkadaşım B. denedi, ben refleks olarak elimi başıma götürüp "bu neee?" diye silkeledim. Eeee? Ne oldu şimdi anlamadık yahu?!

Yöntem 3. Atasözleri ve deyimlerden cinsiyet tahmini:
- "Ye tatlıyı doğur atlıyı, ye ekşiyi doğur ayşe'yi". Ekşi de pek yemedim ama tatlıya uzaktan dahi bakamıyorum, demek ki kız!
- "İştahın açıldıysa erkek, kesildiyse kız". Kııııız, yine kız!
- "Sivri ve yuvarlak karın erkek, yana yatık karın kız". Karın konusunu açmayalım lütfen, nerde bu göbeeeek??
- "Ayak ve elleriniz soğuksa erkek, sıcaksa kız". Buz tutuyorum, buz! Demek ki erkek.
- "Annenin saçları gün ışığında kızıl parlıyorsa kız". Çillerim ve kızıl saçlarım arttı mı ne? Kızım geliyoooor!
- "Bebek anne karnında yukarıda duruyorsa kız, aşağıdaysa erkek". Bana karnımın çok aşağısında bir sertlik var gibi geliyor, eğer o kurufasülye değilse oğlum oluyor!
- "Kız annenin güzelliğini alır" yani annenin cildi bozulduysa, sivilceler çıktıysa kızdır. Yumuşacık elma yanaklarım oldu bir süredir, demek ki erkek.
- "Anne süt peynir et gibi protein ağırlıklı yiyorsa erkek, meyve yiyorsa kız". İlk üç ayda yediğim 3 besin: meyve, süt, yoğurt. Protein ağırlıklı rejim denebilirse buna, erkek diyelim.
- "Bulantı çoksa kız, yoksa erkek". Bal-badem kızım geliyo, o kesin!
- "Anne rüyasında hangi cinsiyette görürse o'dur". Rüyamda hep erkek bebek görüyorum ben..
- "Annenin sol göz kapağını hafifçe aşağı çektiğinizde V şeklinde bir damar varsa kızdır". Gözlerimi sulandıra sulandıra baktık annemle, var öyle bir damar evet. Kızzzzz!
- "Arkadan bakıldığında hamile olduğu anlaşılmıyorsa erkektir". Valla bana önden bakıldığında da anlaşılmıyor henüz?!?
Yaniii, atasözlerimizin toplamına bakıldığında 5 kız, 5 erkek cevabım var; nasıl yani?!?!?

Yöntem 4. Çin takvimi ile cinsiyet belirleme. Linki buraya ekliyorum bakınız mesela benim kızım oluyor!

Yöntem 5. Ultrasonda cinsiyet belirlenmesi: Hamileliğin 16. haftasının sonunda yapılan ultrasonda, kızınız mı oğlunuz mu olacağını öğrenene dek bu yukarıdaki oyunları deneyebilirsiniz. Bence çok keyifli oyunlar bunlar, daha da biliyorsanız lütfen sizler de ekleyin!

22 Aralık 2012 Cumartesi

Bir OHHH çekmek ki..

CVS işleminin FISH analizine göre yapılan ilk ölçüm sonuçları elimize ulaştı. Sonuç negatif, yani bebeğimizde Trisomi yok..! Öyle bir OH çektim, öyle bir rahatladım ki. Bana yorumlar ve iyi dileklerle destek olan hepinize çok çok çok teşekkür ederim. Allah kimseyi böyle endişelerle sınamasın, çok zormuş çok! Kendimde bir hastalık şüphesi olsa bu kadar korkmaz, endişelenmezdim, işte ona eminim... Sanırım anne olmak böyle bir şey.

Testin diğer tüm analizlerini içeren doğrulayıcı tüm diğer sonuçları 3 hafta içinde elimize ulaşacak ama kan değerlerim sonucunda şüphelenilen Trisomi riski bitti çok şükür. Laboratuvardan arayıp da sonucu söylediklerinde Beyaz Atlı Prens'le kucaklaşıp hüngür hüngür ağladık, ama bu sefer sevinçten. Hayatımda aldığım EN GÜZEL HABER kesinlikle buydu, çok şükürler olsun. Allah nazardan, hastalıktan, kaza beladan ve daha başka üzüntülerden saklasın, sakınsın. Sadece beni ve bebeğimi değil, bana destek veren sizleri ve yavrularınızı da.. Çok şükür!

13. haftanın sonu ve tüm 14. hafta boyunca şu yandaki cehennem zebaniiiiisi Roller Coaster'da turlar atmış gibi hissediyorum, önce ilk trimester sorunsuz geçti de kurtulduk diye deli gibi sevin, sonra kan testi sonucuyla tepetaklak ol, ağlamaktan helak ol, sonra yine bulutların üzerine çık. Bitti çok şükür. 15. haftaya, güzel bir haberle ve yepyeni umutlarla girdik bugün! Bundan sonra kendime, yemem içmeme çok dikkat edeceğim söz veriyorum size. O ilk 3 ayda kaybettiğim 2,5 kiloyu tez elden sağlıklı bir şekilde geri almak, sonra da bol besleyici ama dengeli bir beslenmeyle bebeği NUR TOPU kıvamına getirmek için uğraş vereceğim, hepinize söz..! Bu sabah ilk kez "kendime zorla yumurta yedirme deneyimi"mi gerçekleştirdim bile valla, örnek protein diye diye. Kusmalar artık yok denecek kadar azaldığı için ve şu saat olmasına rağmen o yumurtayı hala midede tutabildiğim için kıvanç ve esenlik doluyum :) Bundan sonra böyle Öğrenen Anne Hanım! Kendiniz eti yumurtayı sevmeyebilirsiniz, ama bedeninizde bu temel gıdalara ihtiyacı olan korunmasız bir canlı var..

Bu arada; Beyaz Atlı Prens bahçeye çıkıp, kendini karların üstüne atıp el ve ayaklarını açıp kapayarak karda bir MELEK figürü oluşturdu bu sabah, çoooook şirin. Hepimizi korusun!

20 Aralık 2012 Perşembe

CVS: Koriyonik Villus Örnekleme

İkili testin kan değerlerine bakılarak hesaplanan kimyasal kısmı, engelli bir çocuk sahibi olma riskimizin çok yüksek olduğu sonucunu verince, doktorların önerisi üzerine, eşimle oturup düşündük ve bu bilinmezlik ve endişeyle yaşamak yerine, ileri düzey testleri yaptırmaya karar verdik. Engelli bir çocuğu ne olursa olsun isteyen anne babalara sonsuz saygım var ama sanırım ben o kadar güçlü bir insan değilim.. Ben çıkan sonuçları ve gerçekçi bir şekilde bu çocuğa diğer her çocuk kadar eşit ve adil bir yaşam hakkı verip veremeyeceğimi düşünmek zorundayım. O nedenle, çocuğun engelli olma riski kadar risk taşıdığı söylenen bu ileri düzey testleri yaptırmaya karar verdim.

Henüz 14. haftada olduğumuz için (13 hafta 5 gün) bize CVS yani Koriyonik Villus Örnekleme testini önerdiler. Bu test amniyodan sıvı alınmasına dayalı amniyosentez işleminden farklı olarak, direkt bebeğin plasentasından doku alma esasına dayanıyor. Bebeğin kesesine girilmediği için bebeğe zarar verilme olasılığı daha düşük, ayrıca 16.haftadan itibaren yapılabilen amniyosentezden daha önce yapıldığı için, gebeliğin daha erken döneminde teşhis konulması ve fiziksel ve psikolojik bazı komplikasyonların önüne geçilmesi de söz konusu. Öte yandan, daha ince bir iş olduğu için, alanında uzman bir doktor tarafından yapılması gerekiyor. Bebeği kaybetme riski ve çıkabilecek diğer komplikasyonlar açısından her iki yöntemin de eşit risk içerdiği (%1-2) söyleniyor.

CVS işlemimi; Bursa'da bu işin gerçekten uzmanı olan, son derece deneyimli, bilgili, sakin ve titiz yapısıyla insana gerçekten güven veren Prof. Dr. Yalçın Kimya yaptı. Önceden okuyup araştırdığım için biraz tedirgindim ama gerçekten de uzman ellerde korkulacak bir işlem değilmiş. İğnenin hortumun şırınganın büyüklüğü ve ortamın titiz sessizliği sizi hiç korkutmasın, rahatça sırt üstü yatıyorsunuz ve işlemin tamamı 5 dk bile sürmüyor. Öncesinde ultrasonla bebeğin ve plasentanın konumuna bakılıyor, sonra iğnenin gireceği yer dezenfekte ediliyor, minik bir iğne ile uyuşturuluyor ve siz daha anlamadan 20-30 saniyede işlem bitiveriyor. Sonrasında yine bebeğin durumu ultrasonla kontrol ediliyor ve arkasından eve gidebiliyorsunuz. Prof. Dr. Kimya bana birkaç gün istirahat etmemi, kendimi yormamamı önerdi, ateş / kanama / ağrı olduğunda hemen haber vermem gerektiğini ekledi. Şu an koltukta yatarak dinleniyorum, bol sıvı almaya dikkat ediyorum.

Önümüzdeki 7 gün boyunca düşük riski olduğu için, Türkiye'de kalış süremi de biraz uzattım. Eşim de işlerini ayarlayıp bu gece yanımda olacak inşallah. Annemle babamın ilgisi, sevgisi ve bakımı ile moralim de yüksek, herşeyin en iyisini umuyor ve dua ediyorum.. Test sonuçları 2-3 hafta arasında çıkacak ama ön sonuçları bu cumartesi günü alacağız. Beklemek ve endişe etmek çok zor ve bu testi yaptırmak, henüz sonucu almasak bile tuhaf bir şekilde içimi rahatlattı. Güvenli ellerde olduğumu biliyorum, bundan sonrası içinse sadece umut ediyorum, umarım bebeğimiz sağlıklıdır... Öyle zor ki....

CVS üzerine uzman yazılarına burayı tıklayarak ya da burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Engelli bir çocuğa sahip olma olasılığı

İkili test kan sonucunu aldığım andan beri hayatın kırılganlığını, mutluluğun bir anda elimden kayıp gidecek kadar narin oluşunu düşünüyorum.. Sanki 120 ile giden bir arabanın içinde hiç beklemediğin anda önüne çıkan bir duvara çarpmak gibi bir his bu. Bize verilen 220'de 1 riskti; yani yüzde 0.5 bile değil ve yüzde 99.5 sağlıklı bir bebeğe sahip olacaksın demek bu. Ama yüzde 0.5 risk benim başıma geldiğinde benim için yüzde yüz risk anlamına geliyor..

Annem ve babam doktor oldukları için, testi yenilememi önerdiler. Hiçbirşey değişmedi. Ense kalınlığı ve fiziksel yapı ultrasonda normal, kan değerleri iyice düşük geldi. Risk 50'de 1....! Bloglara ve forumlara bakıyorum 1000'de 1, 1700'de 1.. Üstelik benden yaşlı anne adayları, benden sağlıksız beslenen, benden az spor yapan, bazısı istemeden hamile kalan.... Rakamların arasında kayboluyorum.

Sonsuz iyimser eşim hep olumluya odaklanıp, düşen yüzümü yükseltmeye çalışsa da; haberi aldığım andan beri, gece yarıları uyanıp hüngür hüngür ağlamalarıma engel olamadım. Daha 13 haftalık, karnım bile çıkmadı, annelikten bi'haberim, mide bulantılarım olmasa hamile olduğuma dahi inanasım gelmiyor!? Bebeği ultrason ekranında görmek içimde kelebeklerin uçuşmasına neden olsa da, sanki ait olmadığım bir dünyanın yarı düş yarı gerçek görüntülerini film izler gibi izliyorum.. Psikolojik olarak anne olacağım fikrine daha yeni yeni alışmış, bundan keyif almaya başlamışken; bu denli ağır bir gerçekle yüzyüze gelmek.. Öyle zor ki.

Psikoloji okudum, üzerine gelişim psikolojisi ve klinik psikoloji yüksek lisansı yaptım. Doktoramı şu an anksiyete bozuklukları üzerine hazırlıyorum. Ama bir kalemde sil at hepsini, öyle korkuyorum ki!

Engelli bir bebeğe sahip olmak, onun zihinsel ve bedensel sağlık problemlerini bir ömür boyu kontrol altında tutmaya çalışmak, ona en yüksek düzeyde bir yaşam kalitesi sunabilmek, onu diğer çocukların ve toplumun acımasından, itelemesinden, "engellemesinden" uzak tutmaya, korumaya çalışmak.. Hep mücadele içinde olmak, asla vazgeçmemek.. "Süper Anne" olmak. Bunun yanında süper eş, süper evlat, süper doktora öğrencisi, süper psikolog, süper kadın, süper insan olmaya çalışmak. Ben bu kadar güçlü olabilir miyim? Bilmiyorum...... Çok korkuyorum......

Tüm bunları düşünüp uyuyamadığım bir gece, iki elimi karnımın üzerine koydum, henüz bir çıkıntı bile olmayan karnıma.. Orda biryerlerdesin biliyorum; belki uyuyorsun, belki de kıpır kıpırsın.. Ultrasonda huzur içindesin, esniyorsun, ellerini ayaklarını oynatıyorsun. Seni bu ana dek belki iki saat izledik doktorlarla, uzmanlarla.. Babanla.. Her sefer gülümsettin bizi, kelebekler uçtu içimizde. Hani engelli çocuk sahibi tüm annelerin hep anlattığı gibi, belki yaşamımızı güzelleştireceksin, hiç görmediklerimizi göstereceksin bize.. Seni nasıl söküp atabilirim ki içimden? Diğer çocuklara benzemediğin için... Sadece bu yüzden?!

Seni düşünüyorum, dünyaya gelmeyi kendi seçmemiş olan seni. Zor bir hayata, insanların bakışlarına, acımalarına, uzak durmalarına maruz kalacak olan seni. Yaşıtların okumaya başladığında belki kaşığı bile tutamayacak olan, yüzlerce saat eğitime gidecek olan seni. İnsanlar kendi yollarını çizerken, üniversiteye giderken, sevdikleri işlerde çalışırken, dünyayı dolaşırken (annenle babanın yaptığı gibi), bunların hiçbirini yapamayacak olan seni. Yapmaya çalıştıklarının önüne çıkacak engelleri, sosyal ve bürokratik sistemleri.. Seni nasıl bu dünyaya getirebilirim ki?!

Tüm bunları düşünüyorum, ağlıyorum, gülümsüyorum, ağlıyorum, susuyorum, içim bomboş kalıyor....

İleri düzey testleri yaptırmaya karar verdik eşimle. Bu testlerin riski, şu an senin engelli olma olasılığınla aynı. Testlerin sonucu birkaç haftada çıkacak. O zamana dek düşünecek ve engelli bir çocuğu dünyaya getirip getiremeyeceğimize karar verecek zamanımız olacak... Ama bu kararı almak öyle zor ki.......

15 Aralık 2012 Cumartesi

İkili test ruh dalgalanması

Moralim bozuk! :( Nazar mı değdi bize? Hele aileme söylemişken, sevinç içindeyken..

Hani üçüncü ayın sonunda yapılan ikili test var ya, 11-13 testi ya da trizomi tarama testi diye de biliniyor. Bebeğin ultrasonla ense kalınlığı ve annenin kanında bazı değerler ölçülüyor ve Down sendromu başta olmak üzere bazı kromozom hastalıkları taranıyor. İlk trimesterin en önemli hadisesi, nefesler tutulup beklenen test sonucu. Geçen hafta yazdığım gibi; bu testi yaptırdık ve ense kalınlığı ölçümü doktordan çok güzel bir sonuç alınca nasıl sevindik, nasıl rahatladık biliyorsunuz. O sevinçle uçuş yasağım da kalkınca, ben hemen Türkiye'ye aileme bu güzel haberi vermeye koştum. Kucaklaştık, sevindik, herşey mükemmeldi. Belki de kendi kendime nazar değdirdim işte.......

Kan testinin sonucu ölçümden 3-5 gün sonra belli oluyor. Dün doktordan telefon geldi, değerlerden biri pek iyi çıkmamış. Dolayısıyla bizim 1500'de 1 hesaplanan risk, 220'de 1'e inmiş! Benim yaşımda zaten kabul edilen risk sınırı 270'te 1 çünkü trizomi riski yaş ilerledikçe artıyor. Yani mesela bundan 3 sene sonra hamile kalsaydım zaten bu risk normalde 220'de 1'e inmiş olacaktı. Dr. Kuş "bu önemli bir risk değil ama normalden biraz daha fazla olduğunu size bildirmekle yükümlüyüm" diyince, benim dünya başıma yıkıldı. Ekstra başka bir test önermedi, ona göre amniyodan sıvı alarak ileri testlerin yapılmasına bu düzeyde gerek yok. Ama insan endişe etmeden duramıyor, hiç yapılmaması gereken şeyi yapıp bloglardan değerlere, yorumlara falan bakmaya başladım ve gördüm ki ense kalınlığı normal çıktığı halde kan değerleri bozuk çıkan o kadar çok kadın var ki! Hepsi panik ve endişe içinde, moraller yerde, herşey harika giderken birden sıfır noktasına çakılmış gibi! Kan testinin sonucunun bu şekilde çıkması özellikle de 30 yaş üstünde sık rastlanan bir sorunmuş. Birçok kadına amniyosentez ile yani karından sıvı aalarak ve bazen hücre biyopsisi ile kesin teşhis konuluyormuş. Ben iki ayrı doktora danıştım, bu aşamada ve bu risk düzeyinde gerek olmadığı cevabını aldım. Ama anne olmak, endişe sahibi olmak demek sanırım. Moralim bozuk....

Hani lay lay lom gidiyoruz ama, hamilelik ne riskli bir süreç aslında. Bunun bilincinde olmak lazım. Karnım yok henüz diye, doktor hayatımı aynen sürdürmemi önerdi diye, acaba çok mu abarttım? Avrupa'daki hamileler spora, beslenmeye önem veriyor, bizim kültürümüzde ise daha "ağırdan alma" bilinci hakim. Ben ilk gruba yakın hissediyorum kendimi, yani hareketli bir insanım, çalışmayı seviyorum, hamileyim diye elimi eteğimi çekemedim işte... Bu durum beni korkutuyor, hastaymışım, engelliymişim gibi davranmak ve bana da öyle ayrıcalıklı davranılmasını istemiyorum. Ama acaba yanlış mı yapıyorum?!

Haberi alınca kendime gelemedim. Eşim "bu yine de küçük sayılabilecek bir risk, bak herşey güzel olacak, hep olumlu düşünmeliyiz" diyor ama ben hep "ya engelli olursa?" korkusu içindeyim. Engelli bir çocuğu dünyaya getirmek çok büyük bir sorumluluk ve ben bunu yapabilir miyim bilmiyorum. Ama ultrasonda onu gördükten sonra, zıp zıp zıplıyor, ellerini ayaklarını oynatıyorken, nasıl kıyabilirim ona? Yaşam hakkını nasıl elinden alabilirim? Ya da riskli olduğunu bile bile amniyosentez nasıl yaptırabilirim? Sonuç kötü çıkarsa ne olacak? Hep bunlar aklımda uçuşup durdu gece boyu, gözümü dahi kırpamadım.

Engelli bir çocuğu isteyerek dünyaya getiren ve ona layıkıyla bakan anne babalara saygım sonsuz, onlar hakikaten apayrı insanlar. Ama bu kararı alamayan insanları da anlıyorum, onlar gerçekçi insanlar. Kendileri öldüğünde arkada kalacak engelli bir çocuğu düşünen, toplumdaki fiziksel ve psikolojik zorlukların bilincinde olan insanlar. Asla suçlanabilecek insanlar değiller. Ama ben hangisi olabilirim, bilmiyorum........

Çok korkuyorum, olasılıklardan, risklerden. Sadece Down sendromu değil, milyonlarca başka sendromdan.. Doğumda yaşanabilecek problemlerden. Sağlıklı ve akıllı bir çocuğa sahip olup da hastalık ya da kazalar sonucu onu yitirmekten... Endişelerin sonu yok, sonsuz bir kuyu gibi! Anne olmak böyle birşey mi?

Bunlar var bugün hep aklımda.. Ama hep olumlu düşünüyorum. İki doktor da bana "amniyosenteze gerek yok" dedi, sayısız blogda kan değerlerinin bozuk çıkabileceğini ama bunun hiçbir anlamı olmayabileceğini okudum, birçok kadın bu şekilde endişelenip sonra sağlıklı ve akıllı bebeklere sahip olmuş... Bunları düşünmeyi ve bir sürü başka test yaptırmak yerine sağlıklı, akıllı, hayırlı bir evlat sahibi olabilmek için dua etmeyi seçiyorum. Ne olur siz de dua edin bizim için!

Gebelikte sık yaşanan kaygılar üzerine bir yazı için tıklayınız
Gebelikte kaygılar ve bebek gelişimi üzerine etkisi üzerine bir yazı için tıklayınız
Gebelikte kaygılar ve sosyal desteğin önemi üzerine bir yazı için tıklayınız
Kaygıların önüne geçebilmek ve rahatlama teknikleri üzerine bir yazı için tıklayınız

ÖNEMLİ GÜNCELLEME: Bu yazı yıllardır çok fazla okunuyor ve yorum alıyor, o nedenle kısaca durumu tekrar özetlemek istedim. Biz bu haberden sonra CVS yani Koriyonik Villus Örnekleme testi yaptırdık (burada yazmıştım). Bu test plasentadan direkt örnek alınarak yapılıyor ve sadece trisomi değil 600 civarı genetik hastalığa da bakılıyor. Tabii düşük riski de var sonrasında. Test sonucu şükür iyi çıktı, sağlıklı bir kızımız oldu. Kızımdan 2,5 sene sonra tekrar hamilelik yaşadım ve aynı şekilde bu hamilelikte de ikili test çok bozuk çıktı. Bu sefer tıbbın da sunduğu risk içermeyen yeni fırsatlar vardı, Harmony ya da Panaroma prenatal testler gibi. Anneden alınan kandan trisomi testiydi bu. Bu sefer bunu yaptırdım ve yine trisomi riski elendi. Yani demek istediğim, bazen bebeğe değil anneye bağlı olarak da bu test bozuk sonuç veriyor, lütfen endişelenmeden önce mutlaka doktorunuza danışıp ileri testleri de yaptırın. Sağlık ve huzur dileklerimle..

14 Aralık 2012 Cuma

Minik sürprizin büyük anonsu

"Göbeği sokağa atılmış"gillerden olduğum için, Dr.Kuş'tan hamileliğimin ilk üç ayında riskli olması gerekçesiyle uçak yasağını yiyip oturmak bana çok ağır geldi. Özellikle de ikinci ayımda planladığımız Malezya tatilinin tam da kışın koyu gri ruh hali üzerimize çöktüğü günlerde iptal olması, göbekte seyahatten daha değerli bir şahıs olmasa beni ne çok üzerdi. Gülümsedim geçtim, ama olsun canım.. Şu üç ay bir geçsin de, seyahat tatil kaçmıyor ya..

Ama beş aydır ülkeme gitmiyorum, annemi, babamı, ananoşumu, teyzelerimi ve canım dostlarımı nasıl özledim. Hepsi ayrı ayrı gözümde tütüyor. "Gurbet eller" psikolojisi işte! Bir de 12. hafta bitiyor hala kimsenin haberi yok aileden, olacak iş değil. Ama böyle bir haber telefonda ya da internette verilmez ki; gözgöze olmak, sonrasında kucaklaşmak olmazsa olmaz işte!

Üçüncü doktor kontrolünün hemen ertesi günü, bizim zıpzıp hayatının ilk uçak yolculuğunu yaptı. Şanslı annesi uçağın üçlü koltuğunda tek başına olunca, uzattı ayaklarını ve tüm yol boyunca horuuuul horuuuul uyudu. Türkiye'de ilk durak ananemle teyzemin yaşadığı, benim de doğup en güzel çocukluk yaşlarımı geçirdiğim Ankara oldu ve ananemin evine adım attığım geceyarısını geçen bir saatte tüm aile uyanık olunca ve sevgiyle harmanlanınca, haberi vermek için 2 dakika bile sabredemedim :) Oysa niyetim kahvaltı sofrasını donatıp çaylar simitler beyaz peynir kıpkırmızı domatesler eşliğinde söylemekti. Ama çok sabırsızım. "Nasılsın?" denince "Hamileyim!" de denir mi canım?! Dendi işte... Sonrası cümbüş, önce şaşkınlık, sonra sevinç, sonra sevinç gözyaşları, sonra yine şaşkınlık (4. ay mı??????) yine sevinç. Bebeğin Dr.Kuş tarafından ultrasona nakşedilen "eşgali" de yanımda olunca, artık elden ele dolaştı: "aaa burnu" "aaaa kafası" "aaaaa ama hiç karın yok, nerde bu 4. ayına giren bebek?!?". Çok güzeldi, çok! Sabahın ilk saatlerine kadar uyku tutmadı hiçbirimizi; hayaller, eski anılar... Ananoşum büyük ananoş oluyor, büyük teyzem büyük büyük teyze, küçük teyzem büyük küçük teyze :)

Ertesi gün işin rengi değişti tabii. Ben yurtdışında ilk üç ay ne özgür yaşamışım meğerse. Diğer bloglarda anne adaylarının yakınıp durduğu "sosyal baskı" neymiş öğrendim sevgili dostlar. "Aman masayı çekme, ağır o!", "aaa hiçbirşey yemeden masadan kalkıyorsun, olmaz", "kızım senin bol süt içmen lazım, al bakiiim", "canım hadi sen yat uzan"lar bir başladı.. Ay ben alışkın değilim bu kadar şımartılmaya, bu kadar nazlanmaya. Kendimi birden hiçbir işe yaramaz hatta hasta biri gibi hissetmeye başladım, hiç hoşuma gitmedi. "Yahu canlarım" diyorum, "ben üç aydır spor salonuma gidiyorum, bisikletime biniyorum, ev işimi de okulumu da işyerimi de aynı şekilde idare ediyorum, şimdi bu nazlama nedir böyle?!" Ama yok dinletemedim. 3 gün prenses Kate gibi bir elim balda, bir elim kaymakta. Demek ki Türkiye'de hamile olmak, nazlı sultan olmak demekmiş! Valla itiraf edeyim 3 gün diye keyfini sürüyor, totocağızımı koltuğun ucundan bir santim kıpırdatmıyor, önüme serilen meyveleri yoğurtları keyifle gümletiyorum. Ama 4. günden sonra benim Avrupa'nın sert yaşam koşullarına uyarlanmış bünyem "yeterayh!" der gibi geldi bana, "özel muamele"ye alışık değil bu bünye, "eşitlik" istiyorum, "koşma, yavaş yürü, yemek ye, bol uyu" nasihatleri daral getirdi valla.. Deli miyim neyim ayol, şımartılma korkusu mu var bende?! (Eve dönüşte bu bal-kaymak edilme halini asla bulamayacağım için, alışıp da kaybedince üzülmek korkusu diyelim hadi biz ona.......)

Ankara'daki 3 muhteşem günün ardından, hızlı tren ve otobüs ikilisiyle yorulmadan 4 saatte Bursa'ya annemle babamın yanına geçtim. Beyaz Atlı Prens de geldi, annemlere ikimiz beraber söyledik.. En sona onlar kaldı ama, biraz adil olamadık doğrusu. Ama assolistler de en son çıkar canım! :) Tabii ki tepkiler şok ile sevinç arasında bir yelpazede dalgalandı durdu gece boyu, sonra yine "ama hiç yemiyorsun", "ama incecik giyinmişsin"lerle devam eden bir "koruma kollama" haline dönüştü. Çok da şirinler, arada durup durup birbirlerine "eee anane, eee dede" falan diye takılıyorlar!

Ailemiz böylece büyük bir maratonla minik haberi almış oldu. Artık yanımda birsürü pozitif enerji kaynağım, sosyal desteğim (ve azıcık da endişe küplerim) var anlayacağınız.. Çok mutluyum!

8 Aralık 2012 Cumartesi

Üçüncü doktor kontrolü

İlk trimesterin son yazısından merhaba! Bugün itibarıyle tam 12 hafta 2 günü geride bıraktık ve ikinci üç aylık döneme girdik. Yaşasın! Bu dönem hem bulantıların azaldığı hem de henüz göbek kocaman olmadığı için hareketlerinizin kısıtlanmadığı, keyifli bir hamilelik dönemi olur diyorlar. Bakalım öyle miymiş, göreceğiz.

Bu gece üçüncü doktor kontrolüm ve 11-13. haftalar arasında yapılan ve gebelik anormalliklerinin tarandığı ileri ultrason görüntülemem vardı. İşin doğrusu tüm hafta boyunca acaba bebek iyi mi, anormallik çıkarsa nasıl bir karar alacağız diye endişelenip durdum. Ne de olsa 30+ yaşlarda risk yükseliyor, bir de insan 20'lerin vurdumduymaz halinden farklı hissediyor.. Ama kontrolde Doktor Kuş "herşey tam olması gibi" dediği anda "ohhhhhh" diye bir rahat nefes aldım ve "ikinci trimester keyfi" resmen başlamış oldu. Dr. Kuş bana hiçbir testin rakamsal değerlerini vermiyor; bu rakamlar doktorun işi, bana düşense "herşey yolunda". Bence güzel bir yaklaşım, her bebeğin gelişimi farklı oluyor çünkü. 11-13 testinde hangi değerler normal bilmiyorum ve cahilliğin mutluluğu üzerimde.. Doktor seçimi ve doktora güvenmek bu noktada çok önemli işte..

Ultrason çok keyifli geçiyor, yaklaşık 20dk sürüyor ve doktor pür dikkat ölçümleri yaparken, siz de kıpır kıpır, hoplayan zıplayan, ellerini ayaklarını sallayan, doktor yukardan dürttükçe kameraya totosunu dönen (!) bebeğinizi izliyorsunuz. Beyaz Atlı Prens burnunu bile görmüş, ben itiraf edeyim kocaman bir kafayla pıtpıt bir kalp dışında pek birşey seçemedim heyecandan. Ama çok hareketliydi ve içimden "eyvaaah uykusuz geceler beni bekliyor" diye geçmedi desem yalan olur. Tam 7cm'lik bir bücür yahu, inanamıyorum. Üstelik tam bir keyif insanı gibi duruyor, bacakları bağdaş yapmış keyfine bakıyor!

Bu son ayda ben 47 kiloya düşmüşüm yani 1kg vermişim. Tüm evren kokarken ve yiyebildiğim üçbeş parça şey anında şehir kanalizasyonunu boylarken, bu durum normal tabii. Dr. Kuş hala ek vitamin ya da minerale karşı, folik asit kullanımına ise devam etmemi önerdi. Geçirdiğim kanama nedeniyle birkaç hafta spordan ve ağır çalışmalardan uzak durmam ve dinlenmem gerekiyor.

Dr. Kuş'a yine tetkikler için bir miktar limonata, bir miktar da domates suyu bıraktık ve ofisten huzur içinde el ele çıkıp, Orta Avrupa'da Noel öncesi şu günlerde kurulan Noel pazarına sıcacık, mis gibi tarçın kokan şarap (benimki üzüm suyu tabii) içmeye ve ufak bir kutlama yapmaya gittik. İnsan nasıl rahatlıyor, umarım şansımız hep böyle gider ve zamanı gelince sağlıkla neşeyle alırız bebeğimizi kucağımıza.

Yarından itibaren anne-babalarımıza, yakın akrabalarımıza ve dostlarımıza "minik sürpriz"den bahsetmeye başlayacağız. İlk üç ay riskli olduğu için kendimize saklamıştık bu heyecanı ama artık sevincimizi paylaşma zamanı geldi. Tepkileri çok merak ediyorum :)

4 Aralık 2012 Salı

Prensesle aramda ne fark var!?

Prensesimiz Kate Middleton'ın hamile olduğu haberleri dalga dalga tüm kainata yayılırken, biz dünyalı ve sıradan halk olarak, kendisinin bulantı sorunu nedeniyle bir kaç gün daha hastanede kalacak oluşuna üzülüyoruz.. İnsan prenses olunca, hamileliğinde yaşadığı bulantılar bir başka şiddetli oluyor demek ki. Allahtan kendisine sabır, metanet gücü ve bol zencefilli çaylar diliyorum. bulantı kötü şey sevgili Prensesim, ama geçecek inanınız. Şunun şurasında sizin de benim de birkaç haftamız kaldı bu illetten kurtulmak için. Dayanmaya çalışınız prensesim..

Kişisel Beyaz Atlı Prensimin konuya ilk tepkisi "bak Kate'in bulantıları da çok fazlaymış, hastanelik olmuş" oldu. Birden kendimi prensesimizle bulantı konusunda karşılaştırılıyormuş gibi hissettim. "Madem o hastanelik oluyor, ben de olabilirim" hırsı mı yapmalıyım acaba? Yoksa halktan biri olarak, evimin tuvaletinde kaderimle başbaşa mı kalmalıyım? Üstelik tuvaleti benden sonra temizleyecek uşaklarım bile yok. Öylesi acınacak, gariban bir haldeyim.

Prenses Kate mi önce doğuracak ben mi acaba? Bunun endişesini de yaşıyorum doğrusu.. Prenses Kate önce doğurursa, bizim müstakbel kişisel prens ya da prensesimiz güme gitmesin bir de?!

Prenses normal doğum yapacak mı acaba? Yoksa prenseslere özel bir başka teknik mi söz konusudur? Kendisi ne tür bir sağlık sigortasına sahip, yoksa evde (ehem sarayda demek istiyorum) mi doğuracak? Magazin dünyası doğum anında odada bulunacak mı, sonrasında minik prens ya da prensesi türlü acaip kılığa sokup (misal bir balkabağı gibi giydirilmiş olarak) fotoğraflarını çekecekler mi? Veliaht ilk altı ay anne sütü ile beslenebilecek mi, yoksa bunun için özel ekipler mi görevli olacak? Bunlar aklımı kurcalıyor doğrusu..

1 Aralık 2012 Cumartesi

Organik çılgınlığı

Bu hafta artık bıkkınlık veren bulantı ve iştahsızlık konusunda "ünlü düşünür google'a bir danışayım  bari" derken, yeni yeni bloglar keşfettim; çevremde hamile ya da çocuklu gerçek insanlar olmayınca, suallerimin cevabını sanal alemde arar haldeyim.. Bu blogların bazılarının sahipleri çok sevimli, çok içten yazıyorlar. Ne kadar da aynı şeyleri yaşamışız; aynı içgüdüsel endişeler, aynı bilgiye aşerme durumları, aynı sevinci ve korkuları paylaşma isteği. Zevkle okuyorum. Bir de "süper anne" iddiasında olan bloglar var; herşeyin en iyisini bilen, bize de öğretme derdinde olan bloglar bunlar. Çocuğuna sabahları organik çimen suyu içiren (ve aynı anda da çocuğum çok iştahsız diye yakınan) mı ararsınız, hamileliği süresince saçını saf zeytinyağı sabunu ile yıkayan (ve saçım keçe gibi sertleşti diye yakınan) mı ararsınız, ne acaip insanlar var yahu!

Sağlıklı beslenmeye, spor yapmaya ve stresten uzak, yeşile yakın yaşamaya çok önem veren biri olsam da; itiraf edeyim organik gıdalara ve yan ürünlerine mesafeli yaklaşıyorum. Bunun ilk nedeni, yaşadığımız çağda tamamen organik tohum, toprak, su, besin bulunabileceğine inanmamam. Hologramlı sertifikayı bile korsan basabilen bir memleketin vatandaşı olarak güvenemiyorum kardeşim ben o pazarlara.. Ama an itibarıyle, obsesif bir kontrol ve denetleme kültürüne sahip yabancı bir memlekette yaşıyor olsam dahi, yine de organik ürünlere fazla yakın duramıyorum. Bazı temel ürünleri organik alıp denediğim, tadını kokusunu beğenmediğim çok oldu. Sanki organik adı altında aynı domatesi (ama beş kat fazla fiyata) yiyorum hissine kapıldım. Hal böyle olunca, güvenilir bir marketten taze sebze meyve almak daha fazla işime geliyor. Kendimi de zehirleniyormuş ya da doğmamış bebeğime zarar veriyormuş gibi hissetmiyorum hiç. Benim gibi binlerce insan bu marketten alışveriş ediyor, sağlıklı ve uzun bir ömür sürüyor, kanser de olmadan yaşayabiliyorlar; biliyorum. Çünkü kanser, alzheimer, nörolojik sorunlar ya da bağışıklık sistemi hastalıklarının nedenleri o kadar farklı ki, sadece yeme içmeyle, organik sabunlarla keselenmeyle önüne geçebileceğimiz şeyler değil malesef. Genetik yapımız, hiç farkında olmadan soluduğumuz şehir havası, teknoloji çağında dağ köyünde yaşamıyorsak maruz kaldığımız tüm elektronik aletlerimiz, hepsinin katkısı var. Hangi birini kontrol edeceğiz?

Diğer bir neden ise; bir uzman klinik psikolog olarak çok açık söylemem gerekirse, ciddi düzeyde organik takıntısı olan insanların psikolojik açıdan sağlıklı olduklarını düşünmüyorum. Bu hastalığın psikolojideki adı Orthorexia Nervosa, yani aşırı derecede sağlıklı beslenme hastalığı. Obsesif kompulsif hastalıklarla yeme bozukluklarının ortak noktası olan bu takıntılı ruh haline sahip insanlarda, hayatı kontrolleri altında tutma eğilimi aşırıya kaçmış oluyor. Aslında çok endişeli ve güvensiz insanlar oldukları için, altta yatan ölüm ve kayıp korkuları yön değiştirmiş olduğu için; kontrol altında tutamadıkları sonsuz değişkenli hayatın içinde kaybolmamak adına, en azından vücutlarına neyin girdiğine kendileri karar vermek, en azından onu kontrol altında tutmak istiyorlar. Ne yazık ki bu sırada da birçok gıda maddesine savaş açıp, bazılarını da aziz ilan ediyorlar. Yani devamlı yemek ve doğru beslenmekle ilgili stres ve sıkıntı içindeler. İşin acı yanı, bu kişilik türüne sahip insanlar yaşadıkları (ve çevrelerine yaşattıkları) stresin genellikle farkında değiller. Stres birikiyor, her geçen gün yeni bir gıdanın zararları ortaya çıkıyor, stres büyüyor ve sonunda stres yüzünden kansere yakalanıyorlar. Kısır döngü resmen..

Açıkçası "büyük lokma ye ama büyük söz söyleme" lafına inanırım ve belki de annelik içgüdüsü insanı böyle organik ötesi biri yapabiliyordur, çocuğunu koruma kollama konusuna aşırı kafayı takıp, en sağlıklı ve doğal çocuğu yaratma isteğiyle belki de ben de bir sene sonra çocuğuma organik çimen suları falan içirmeye çalışabilirim, kimbilir? Ama heralde sonra da "çocuğum yiyecekleri düşman gibi algılıyor, bir kere 3 gün hiçbirşey yemedi, çok iştahsız nedense" falan yazmam bloğuma, hadi onu da yazdım diyelim altına bir insan evladı "normal birşey yedirmeyi denediniz mi?" diye yorum bırakınca "normal birşey derken?" diye agresif agresif cevap vermem heralde.. Yapar mıyım yoksa yahu?

Dipnot. Bu konuda yapılmış bir sürü araştırma var ve ilginizi çekerse şu makaleleri okuyabilirsiniz:

The Guardian'da yayımlanmış (rahat okunan ingilizce) bir yazı için tıklayınız
Konu hakkında ayrıntılı bilgi veren bilimsel bir çalışma (ingilizce) için tıklayınız
Türkiye'de yapılmış (türkçe) bir çalışma için tıklayınız