28 Şubat 2013 Perşembe

Bebek ve Köpek

Hayvanların istisnasız tamamını severim. Çoğu insanın korktuğu örümcek bile benim için büyülü bir hayvandır, yılanın dahi bir güzelliği vardır. Ama köpeklerin yeri ayrıdır; o ıslak burunları, tonton patileri, parlak gözleri ve dostlukları, bağlılıkları, sallapati halleri..! Semo adında bir köpekle büyüdüm ben, 14 sene kardeşim-yoldaşım oldu, bana yaşama, iyiliğe, doğruluğa ve saflığa dair çok şey öğretti. O gidince, bir daha evime ve kalbime bir başka köpeği o derecede sokmaya hazır hissedemedim. Oysa bebek ve köpek birlikte olsun, hayalimdi. Kızımın hayvan sevgisiyle, hayvanlarla iç içe büyümesini çok istiyorum. Henüz yeniden köpek sahibi olmaya hazır değilim ama kızımı köpeklerden uzak tutmaya da hiç niyetim yok.

Hamile kalalıberi, zaten köpeklerle iyi olan aram iyice ateşlendi. Taaa uzaklardan koşarak yanıma gelen, beni koklayan, yalayan, deli gibi kuyruk sallayan ve sonunda sahibinin ipini çeke çeke götürmek zorunda kaldığı köpeklerin sayısı ciddi düzeyde artınca dikkatimi çekti; yahu köpekler benim hamile olduğumu biliyor ve içimde bir köpek sevdalısı taşıdığımı da anlıyor sanki?!? Biliyorum size komik geliyor ama başka ne açıklaması olabilir bu 6 aydır celallenen aşkın bilemiyorum.

Ortalama bir insan burnunda 5 milyon koku hücresi bulunurken, bu sayı ortalama bir köpek burnunda 200 milyona çıkıyormuş. Yani kaba hesapla köpekler bizden 40 kat daha güçlü bir koku duyusuna sahipler. Son yıllarda tıbbın onkoloji alanında yapılan araştırmalarda, köpeklerin özellikle akciğer, meme, pankreas ve kolon kanserini teşhis etmede %99'a varan doğruluk oranlarından bahsedilmeye başlandı. "Köpeğiniz vücudunuzun bir noktasını devamlı kokluyorsa, mesela benlerinizden birine kafayı taktıysa ve ısırmaya çalışıyorsa mutlaka bir doktora görünün" diye öneren yazılar sıkça karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, bence köpekler benim hamile olduğumu belki de hormonlar yüzünden değişen beden kokumdan anlıyor ve üstelik bu onların pek mutlu oldukları bir durum! Ne güzel! Demek ki kızım bir köpeksever ve köpekler de kızımı sevecekler!

Bebek bekleyen bazı insanlar, evde hayvan olmasından çekinirler. Hamilelik sürecinde ve sonrasında bebeğe zarar gelebileceğini düşünürler. Toksoplazma konusu önemli, onu bir köşeye ayıralım. Fakat basit aşılama uygulamaları ile toksoplazma riski bertaraf edilebiliyor, bunu da unutmayalım. Bu önemli nokta bir yana, yapılan bir çok araştırma, evlerinde hayvan beslenen bebek ve çocuklarda astım ve akciğer sorunlarının çok daha AZ görüldüğünü, bu çocukların bağışıklık sisteminin daha GÜÇLÜ olduğu ispatlıyor. Hayvanlarla birlikte büyüyen çocukların empati yeteneğinin, sosyal ve duygusal zekalarının, iletişim becerilerinin daha fazla geliştiği, sorumluluk bilinçlerinin arttığı, hayvanlarla kurdukları güven ilişkisi sayesinde yaşama daha olumlu baktıkları ve kendilerine ve insanlara daha çok güvendikleri de bulgular arasında.

Tabii önemli olan nokta, evcil hayvanımızı da iyi tanımamız. Hamilelik öncesinde dostumuzun bebekler ve çocuklarla ilişkisinin nasıl olduğunu, kıskançlık yapıp yapmayacağını, saldırgan bir tür olup olmadığını iyi bilmemiz lazım. Evcil hayvanımız tıpkı yeni kardeşi olan bir çocuk gibi, bir geçiş evresi yaşayacak ve aileden aldığı bakım ve sevginin nitelik ve niceliğinde bir değişim olmaması, hayvanın rutininin mümkün mertebe değişmemesi gerekecek. Yani bebek geldi diye köpeği günde 3 kez değil 2 kez dışarı çıkarmak ya da mamasını, başını okşamayı, getirdiği topunu geri fırlatmayı unutmak gibi bakım istismarları yaratmamanız çok önemli. İlk dönemlerde hayvanla bebeği yalnız bırakmamak, hayvanın davranışlarını çok iyi gözlemlemek ve olası değişim ve stres kaynaklarını iyi belirlemek gerekir. Bu sayede geçiş dönemi daha kolay atlatılır ve bebekle hayvan birbirlerini daha rahat kabullenir ve ömürlerinin sonuna dek paylaşacakları sağlam bir dostluğun temellerini atmış olurlar.

Hamilelikte hayvan beslemek konusunda daha ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.
Evcil hayvanların zekayı geliştirdiğine dair haberi okumak için buraya tıklayınız.
Prof. Dr. Tamer Dodurka'nın köpeği bebeğe alıştırma eğitiminin esasları için buraya tıklayınız.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Anne karnında hareketli bebek

Kızımla fellik fellik gezme halinde olduğumuz için blogu boşladım ama bizim mazeretimiz büyük; Türkiye'deydik! Yurtdışında yaşayanlar iyi bilir, insan ülkesine gelince zaman kavramını ve akabinde kendisini kaybediyor. Şunu da özledim göreyim, bunu da özledim yapayım derken; zaten sayılı gün, çabucak geçiyor. Bu seyahatimiz doktorsuz, tahlilsiz ve dolayısıyla çok keyifliydi. Bu seferki gelişimi özellikle kimseye haber vermediğim için, sadece doya doya ailemle ve en yakın dostlarımla (bir de salçalı kekikli ve kaşarlı tostla) hasret giderdim. Haftanın EN olağanüstü anı; 88 yaşındaki ananoşumun göbeğime elini koyup, artık Richter ölçeğine göre 7 şiddetinde dalgalanmalar yaratabilen "pata-küte kızım"la tanışmasıydı. Ben içten davul misali dövülürken onun gözündeki gülümseme muhteşemdi! Pabucum dama atılmış ki ne atılmış..

Türkiye'nin mi, artık 24. haftayı devirmiş olmanın mı etkisi bilmiyorum, bizim hanım bu hafta çok hareketli. Bir sağa, bir sola dönüyor, bazen de sanki amuda falan kalkıyor çünkü içimde basınçlı ve büyük çaplı bir yer değişim hali hissediyorum. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde yaptığı ZUMBA'nın da hem süresini hem de şiddetini arttırdı, eli kolu bacağı durmuyor. Bunun nedenini ben çevresel değişime bağlıyorum çünkü Türkiye hem çok sesli hem de çok hareketli bir ülke, sanırım o da duyduğu seslere ve benim farklı hareketlerime kendi çapında tepkiler veriyor. Bu ay Bilim ve Teknik dergisinde okuduğuma göre, bebekler anadillerini öğrenmeye ve yabancı dilleri ayırt etmeye anne karnında başlarlarmış. Biz evimizde İngilizce ve Almanca konuşuyoruz, belki Türkçe bir değişik geldi, hoşuna gitti. Özellikle tok erkek seslerine tepki verdiğini fark ediyorum, ah bir de Viyolonsel sesine! 

Bebeklerin anne karnında hareketleri olmaları iyi bir şey midir, yoksa strese mi işaret eder acaba? diye merak ettim ben bu hafta. Şu yazıda ve şu yazıda diyor ki; bebekler 2 saatte en az 10 defa hareket ederler ama arada uyurlar, dinlenirler, hareketsiz saatler geçirebilirler. Ayrıca dış gürültüler, annenin açlık ya da kan şekeri durumu da hareketleri etkiler. İlerleyen gebelikle beraber, bebek büyüdükçe hareket alanı azalacak ve bebek daha az hareket etmeye başlayacaktır. Anne karnında çok hareketli olan bebeğin ilerde hiperaktif olması ise söz konusu değildir. Demek ki bizim bıcırık anne ve babası gibi seyahat etmeyi, yeni diller, yeni sesler, yeni tatlar denemeyi seviyor, GÜZEL!

Türkiye ile ilgili tek sıkıntım, herkesin herşeye fazla müdahale ediyor oluşu ve herkesin birer öğreten teyze ve amcaya dönüşme azmi! Benim ufak göbek ananemin komşularına dert oldu mesela. Hatta densizin biri "ay bu çok küçük, normal değil gibi, anormallik mi var?" demez mi yüzüme! Ay insanımız bazen konuşmayı bilmiyor! Biraz sinir oldum ama sonra bir başka komşu "ay yok yok, onun İÇKARNI büyüktür de ondandır" diyince, sinir yerini gülme krizine bıraktı. Nedir bu "içkarın" yahu?!? Hiç duymamıştım ben böyle birşey, bunu da bu hafta öğrendim. Meğerse halk arasında bilinen bir hamilelik problemiymiş - ay tabii ki hiçbir tıbbi geçerliliği doğruluğu yok, siz de gülün geçin benim yaptığım gibi bu eğlenceli "nene hatun" bilgisine. İç karnı büyük olan kadınların (nam-ı diğer ben, prenses Kate, Nicole Kidman falan!!!) göbek bölgelerindeki kaslar sıkı ve karın içi organlar arası boşluk büyük olduğu için, hamileliğin 7.-8. ayına dek rahimleri dışa sarkmazmış ve göbekleri de kısmen küçük olurmuş. Bebeğin boyuyla, gelişimiyle bu durumun alakası da yokmuş. Şom ağızlı komşu!

Tüm bu hengamede kızım da gayet rutin ve düzenli Avrupalı bebekten, gayet hiperaktif ve kaotik Türk bebeğine radikal bir geçiş yaptı ya, ben ona yanıyorum. Daha anne karnındayken böyle etkilenirse, bizim memlekette bol sayıda bulunan hop hop hoplatan süspansiyon ayarı bozuk amcalar, ısırarak öpen vampirella teyzeler, mıncırarak ve ağlatarak bebek sevme sevdalısı zırdeli komşular arasında nasıl akli dengesi sağlam kalacak, korkuyorum!

19 Şubat 2013 Salı

Hamilelikte düşmeler

Şimdi hiç bana öyle burnunuzun üstüne düşen gözlüklerinizin tepesinden dik dik bakıp "nçık nçık nçık" çekmeyin, sanki siz hiç mi unutmadınız hamile olduğunuzu? Hiç mi merdivenden koşarak inmediniz, kaçmakta olan otobüsün peşine takılmadınız, şöyle parmak uçlarınızda gerine gerine üst raflara hophop'lamadınız? Yaptınız elbet.. Her dakika hamile bilinciyle davranmaz ya insan! Siz de yaptınız biliyorum. O yüzden, hiç baştan "çemkirme" yüz ifadenizi takınmayın. Evet benim de boş bir anıma denk geldi, unuttum işte hamile olduğumu!

23 haftalık hamileyim ama çok dar birşeyler giymediğim sürece henüz dışardan belli olmuyor. Göbek tebelek çıktı, memeler de cennet hurilerinin "turunç"ları kıvamında ama, genel görüntüde hamileden ziyade "Serpme Van Kahvaltısı"nı biraz fazla kaçırmış Pazar Sevişgeni imajı çiziyorum. Dıştan fazla çıkmayınca, içten de yok sanıyor insan ama öyle değil. O göbek orada sevgili göbekdeşlerim ve çoktan ağırlık merkezini değiştirmeye, dengemizi bozmaya yeltenmeye başlamış. Ben bunu az kalsın çok acı bir şekilde öğreniyordum, aman siz benim gibi güvenmeyin bu göbeğe. Bu göbek çok hain bir göbek! Aman ha!

Canım patates salatası istedi (ne gelirse başıma boğazdan zaten!), haşlamaya koydum patatesleri. İçine tuzsuz kornişon turşu ile bol hardal, bir de tuzla karabiber koyuyorum sadece (harika oluyor, tavsiye ederim). Baktım evde hardal pek kalmamış. KOŞA KOŞA gideyim köşedeki marketten alayım, patatesler haşlanana kadar da eve yetişeyim dedim. Yerler takır takır buz, hava -3,5 derece. Hamile olduğumu unuttum işte. Gittim de, dönüşüm patinajlı oldu. Önce tek ayağım öne kaydı, öbürünü toplayım derken ikisi iki yana ayrıldı, elimi can havliyle nereye attığımı bilemedim. Arabanın tekinin sağ aynası olmasa, belki belimin, belki kafamın üstüne gidiyordum. Sadece kırıkla kurtarabilir miydim, belki bebeği de kaybederdim. Allah o usturupsuz yere arabasını park edenden, o arabanın aynasının milimetrik bir şekilde elimin altına gelişinden sağ olsun! Nasıl korktum nasıl korktum.. Kalbim 140-150 atıyor. Sinirlerim boşandı, oturdum buza, ağladım hüngür hüngür; ya öyle olsaydı, ya böyle olsaydı.. 90 yaşlarında bir teyze geldi de sakinleştirdi beni. "Aman kızım bu havada sen de ben de evde oturalım, biz ikimiz tek insan etmeyiz bu buzda" dedi, güldürdü sağolsun. İki yarım insan kol kola girdik, J.'nin tabiriyle geyşa gibi mini-mini adımlarla yürüdük evlerimize.. Eve girince de canım patates matates istemedi artık.

Keyfim kaçtı doğrusu. Kendimi resmen engelli gibi hissettim. Kar ve buz iş değil gerçekten.. Korktum. Ya o aynaya tutunamasaydım da düşüverseydim? Bir hardal uğruna bebeğimden olacaktım belki de!

Hal böyle olunca, haftanın geri kalanında aşırı temkinli çıktım dışarıya. Şimdi de "göbekli yaşamda dengeyi sağlama ve düz yolda düşmeden yürüyebilme" konularında kendimi eğitmeye çalışıyorum. Hamileliğin son 3 ayında, düşmeler ya da genel anlamda vücuda darbe alınan kazalar çok sık yaşanıyormuş ve genellikle bebeğin amniyotik sıvısı ona "hava yastığı" sağlasa da, bazen nadir de olsa plasenta ayrılırsa ya da rahim delinirse tehlikeli olabiliyormuş. Eğer düşersek ya da araba kazası geçirirsek, vajinal kanama, ağrı ya da sıvı akıntısı gibi belirtiler olmasa dahi hemen doktoru haberdar etmemiz veya hastaneye başvurmamız gerekiyormuş. Düşmekten kaçınmak için de özellikle soğuk havalarda ıslak park yerlerinin, kaldırımların ve merdivenlerin kaygan olacağını göz önünde bulundurmamız, trabzana mutlaka tutunmamız öneriliyor. Kilo arttıkça ve karın büyüdükçe, yavaş yürümeye özen göstermemiz gerekiyormuş. Ayrıca yoga yapmak da dengeyi geliştiren çok önemli bir avantajmış. Valla ben ucuz atlattım, siz de lütfen dikkat edin şu karda buzda...

11 Şubat 2013 Pazartesi

Hamilelikte cinsel yaşam

Şaşıracaksınız ama, bebekleri leylekler getirmiyor! O zaman neden cinselliği konuşmaya bu kadar çekiniyoruz bloglarımızda? Özellikle de hamilelik ve anne/bebek bloglarında çoğu kez hiç değinilmez cinselliğe, ancak bilgilendirici sayfalar ve gazete haberlerinde ara sıra "ucundan" değinilir bu konuya. "Tabu deviren anne" olarak, bugün "hamilelikte cinsel yaşam" konusunu deviriyorum.

Beyaz Atlı Prens'le bebek istediğimize karar verdiğimiz zaman, tabii "hadi hadi hemen yapalım" ruh haline girip "hangi pozisyonlar hamilelik için uygun ola ki?" diye sorduk google amcaya ve kendisi bize erkeğin üstte olduğu klasik "misyoner" pozisyonunu önerdi. Lakin biz bu bebeğin bir misyon uğruna değil, aşkla, tutkuyla, keyifle yapılmasına karar verdik, iyi de ettik. Bebeğimiz bize 3. ay denemesinde geldi. Onun gelişini yine aşkla ve tutkuyla kutladık ve hala da aynı tutkuyla kutlamaya devam ediyoruz. Doktorumuz aksini önermedikçe, doğuma dek de bu şekilde kutlayacağımızı umuyoruz :)

Bebek isteyen bir çok çift, bebeğin gelişi geciktikçe biraz umutsuzluğa kapılabiliyor ve bu da cinsel yaşamı bir görev gibi görmeyi beraberinde getirerek, durumu olumsuz etkiliyor. Hamile kalındığında ise, bu sefer "acaba bebeğe zarar veriyor muyuz" ya da "nasılsa amacımıza ulaştık, cinsellik olmasa da olur artık" gibi yanlış fikirlere kapılabiliyor çiftler. Oysa cinsel yaşam; birbirini seven iki insanın bir hedef uğruna değil, keyifle gerçekleştirdikleri bir eylem ve her sağlıklı ilişkinin olmazsa olmazı. Hamilelik ya da anne/baba olmak; cinsel yaşamdan uzaklaşmayı, korkmayı, gereksiz bir eylem gibi görmeyi beraberinde getirmemeli.

Sağlıklı bir hamilelik süresince, cinsel yaşama ara verilmesi önerilmiyor. Kadın vücudu bebeği koruyucu ek önlemler alıyor ve "mutlu anne, mutlu bebek" yaklaşımına göre orgazm sırasında rahimde oluşan kasılmalar ve beyinde salgılanan mutluluk hormonları bebeğin de hoşuna gidiyor. Ayrıca baba adayları da "bebek öncelikli yaşam" yerine "biz bir takımız, eşimin bana olan tutkusu ve duyguları bebekle değişmedi ve değişmeyecek" diye düşündükleri için, babalığa psikolojik olarak daha kolay adapte oluyorlar.

Hamilelik çok acaip bir süreç, hormonlar sizi hiç tanımadığınız birine dönüştürebiliyor. Bazen aşk hayatınız öyle bir renkleniyor ve çeşitleniyor ki, siz bile şaşırıyorsunuz. Tabii bunda büyüyen göğüslerin, yuvarlaklaşan hatların partneriniz üzerindeki "olumlu" etkilerinin rolü de büyük :) Bazense, biz kadınlar kendimizi "fazla yuvarlak" ya da "hımbıl" hissedip, cinsel yaşamdan kaçınma yoluna gidebiliyoruz. Bu durumda kendimizi bol bol pohpohlamalı, vücudumuzda güzel bulduğumuz (hadi hadi itiraf edin, yusyuvarlak bir tosbağaya bile dönüşseniz, illa ki bir noktanız size bile hala çok çekici gelir!) alanlara odaklanmamız, eşimizin iltifatlarını ciddiye almalı, koca göbekle yeni maceralar denemekten çekinmemeliyiz.

Haydi o zaman; Victoria's Secret'larımıza bürünüp, mumlarımızı yakıp, doooğru keyfimize bakmaya!

Faydalı linkler:
- Gebelik ve lohusalık döneminin kadının cinsel yaşamı üzerine etkileri için tıklayınız.
- Hamilelikte cinsel yaşam üzerine Dr. Kocatepe ile yapılan söyleşi için tıklayınız.
- Gebelikte cinsel ilişki konusunda dikkat edilmesi gerekenler için tıklayınız.
- Hamilelik ve cinsellik konusunda sık sorulan sorular, sorunlar için tıklayınız.
- Koca göbeğe rağmen keyifle ve rahatça uygulayacağınız birkaç pozisyonu öğrenmek için tıklayınız.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Göbek ve beraberindeki heyet

Bu hafta, yani tam 21. haftanın son günü, Türk filmlerinden fırlamış bir Filiz Akın edasıyla, histerik bir şekilde "Hah hah hah, çatlasın düşmanlaaaaar, artık benim de bir göbeğim vaaaaaaaar!" şarkısını söyleyerek, göbeciğimi ata ata geldim aranıza, ey dostlar! Dün gece yatarken yoktu, bu sabah kalktığımda birden nur topu gibi bir göbeğim oldu! Ciddiyim, şaka yapmıyorum, durum aynen bu şekilde.. Duş alırken birden daha dün kırmızı ojelerle şahlandırdığım ayak parmaklarımı bir tümseğin altında görüverince "aman tanrım, göbeğim çıkmış!" diye bir bağırmışım ki, Beyaz Atlı Prens fenalaştım, yardım çığlıkları falan atıyorum sanıp banyoya daldı. Hakikaten göbeğim var sabahtan beri ve ilk kez tuvalete gittikten sonra bile inmedi, öyle kalakaldı! Şok içindeyim!

Aslında beni uyarmışlardı, bazı kadınlarda aynen böyle bir gecede göbek çıkıveriyormuş ama ben bunun şehir efsanesi falan olduğunu düşünmüştüm.

Bu haftanın ilk sürprizi bu değil üstelik! İlk tekmemi de yedim sevgili dostlar! Hayır aslında böyle içimde sanki bir okyanus dalgası varmış gibi bir his oldu, böyle ufak çaplı bir tsunami, pır pır pır bir his.. İlk kez yaşadığım için böyle sürreal bir boyutta tarif ediyorum ve siz de anlayamıyorsunuz ama anlamış gibi yapın da sevineyim lütfen.. Ay çok tatlı bir his.. Gün boyu çok yoğun olduğum için ya da bebiko benim hoplama zıplamalarımdan bir beşik hissi edinip horul horul uyuduğu için, akşamları özellikle gece yatmaya gittiğimde hareketlenip böyle bir o yana, bir bu yana dalgalar yolluyor. İçimdeki Minik Denizim benim! Yok yok Deniz değil adı ;) Söylemiycem, ısrar etmeyin!

Göbek ve tekme sorunsalı böylece çözüldü, lakin göbekle beraber yanında eşantiyon bir de saz heyeti geldi yahu. O güzel, o incecik, o zarif Akdeniz belimin yerinde yeller esiyor artık.. Kendisi; Alanya'da 5 yıldızlı bir tatil köyünün, kaşları itinayla alınmış yağız animatörünün ısrarına dayanamayıp, oryantal müzik eşliğinde kalça kıvırmaya çalışan bir Alman turistin, odun kadar sert ve kıvrımsız beli kadar korkunç görünüyor! O bel kavisi gitti, Helga'nın kalın odunsu hatları geldi.. Muzdaribim bu durumdan.. Neyse ki Beyaz Atlı Prens'in dikkati belden çok göğüste toplanmaya başladı; o ne biçim göğüs anacım öyle?!? Mandıra mı olacağım, süthanedeki danalara mı hazırlanıyorum, ne oluyor?!? İbo Tatlıses kişisi "meğ'meler bağş kaldırmış, kavuşmuyor dü'üğmeler" türküsünü geleceğe yolculuk yaptığı bir gün benim bu halimi görerek mi bestelemiş paranoyası içindeyim.. Çok korkutucu.. Lütfen biri bana daha geçen yaz Victoria's Secret'a onyüzbin gayme dökerek edindiğim o cicili bicili sütyenlere tekrar sığacağımı söylesin, lütfen! Yoksa blog'da ilk "sütyen hediyesi çekilişi" düzenleyen blogger ben olacağım.. Elalem masum masum "çocuğunuzun odasına ponpon süsler" ya da "en political correct hikayeler kitabı" dağıtırken... Töbe töbe!

Bunun dışında asayiş berkemal arkadaşlar. Birkaç haftadır kaşınıyorum yalnız, göbeğim ve yanları hatır hatır kaşınıyor. Devamlı bir kremlenme halindeyim bu nedenle. Bu göbeğin büyüme alametleriymiş, biraz da sanırım finduk-fistuk olayını abarttım bir ara.. Bir de üzerine sağ böbreğim birkaç kez uykudan uyandıracak düzeyde ağrıdı. Ben üst düzey tıp bilgim ve google arama yeteneğimle tabii ki kendime "zona" teşhisi koyup panik içinde doktoru aradıysam da, durumun zona ile hiç alakası olmadığı ortaya çıktı tabii. Büyüyen rahim bazen böbreklere baskı yapabiliyormuş, bu da ağrıya neden oluyormuş. Vücut zaman içinde organları sağa sola kaydırarak rahme yer açıp durumu çözümleyecekmiş. Enteresan haller di mi? Bekleme yapma karaciğer, devam et dalak, sağa çek mide falan.. İçimde Boğaziçi Köprüsü cuma gecesi trafik sıkışıklığı yaşanıyor..

Bu hafta bu şekilde geçti.. Ha bir de, okeyde dördüncüyü arıyorduk ya, bulduk. Polonyalı kız da çok şeker biri ve beklenen doğum tarihimiz arasında sadece 2 gün var!!!! Lakin yine oğlan, yine oğlan! Yahu kızıma hiç mi kız arkadaş çıkmayacak, hep oğlanlarla kuşatıldı kızım, erkek Fatma olacak bu gidişle.. Kız annesi arıyorum arkadaşlar, alenen! Varsa bildiğiniz bir aday, yollayın bacım, sevabına..