22 Ekim 2013 Salı

Bebeklerde Regülasyon (Duyu Bütünleme) Bozukluğu

İlk üç ay Maya'nın ağlama krizleri ve uyku sorunlarının kolik olduğunu sanmakla, son 1 ay da "ama bu kolik denen şeyin 3. ay sonrasında bitmiş olması gerekiyordu, bu neden bitmiyor" diye düşünmekle ve umutsuzluk ve çaresizlikle adım adım depresyona doğru ilerlemekle geçti. Maya'nın haykırarak ağlamaları 4. ayın sonuna dek bir türlü dinmek bilmeyip, biz de artık yorgunluk ve çaresizliğin doruğuna ulaşıp, bu işi kendi kendimize ya da kitaplardan okuduklarımızla çözemeyeceğimizi idrak edince, şehrin "ağlayan çocuk merkezi"ne başvurduk. Çok da isabetli bir iş yapmışız çünkü bu merkezde Maya'ya "Regülasyon (Duyu Bütünleme) Bozukluğu" (regulation disorders of sensory processing) teşhisi kondu.

Bebeklerde regülasyon bozukluğunu açıkcası daha önceden duymamıştım ve bunun nedeni son on yılda yapılan çalışmalar sayesinde literatüre daha yeni yeni giren bir bozukluk olmasından kaynaklanıyormuş. Türkçe kaynaklarda "öz denetim bozukluğu" olarak geçen bu sorun hakkında fazla bilgiye rastlayamadım. Son bir haftadır bize verilen bilgiler ve kendi okuduklarımdan öğrendiğime göre, bu bozukluk aynen bizim başımıza geldiği gibi, bebeklik döneminde "kolik" ile, çocukluk döneminde ise hiperaktivite bozukluğu ve hatta otizm spektrum bozukluklarla karıştırılıyor ve çoğu ebeveyn "bekle ve gör" tekniğini uygularken yani çocuğun büyüdüğünde bu sorundan kurtulacağını sanma yanılgısına düştüğü için erken müdahale edilemiyor ve çocukluk döneminde görülen daha başka sorunlara davetiye çıkartılıyormuş.

Teşhisin konulabilmesi için şu kriterlerin tamamı gerekliymiş: 1. Fizyolojik zorluklar: uykuya geçmede sorunlar, beslenme ve dışkılama problemleri. 2. Duygudurum sorunları: bebeğin ağlama krizlerinin kolayca dindirilememesi, kucağa alındığında kendini germesi, sakinleşmemesi. 3.Motor becerilerde yaşa kıyasla gerilik. Ayrıca regülasyon bozukluğunun 3 alt tipi söz konusuymuş. Bunlar: 1. Hipersensitif tip (görsel, duysal ve dokunsal uyaranlara karşı rahatsızlık, korku) ve bu tip çocukların ilerde anksiyete ve depresyona meyilli bireyler oldukları gözleniyormuş. 2. Hiposensitif tip (bu uyaranlara karşı tepkisizlik, dikkatsizlik). Bu tip çocukların ileride otizm geliştirebileceğine dair hipotezler var. 3. İmpulsif ve duyusal uyaran ihtiyacı içinde olan tip (devamlı kucak ve oyun isteyen, aşırı hareketli ama motor becerilerin eksikliği nedeniyle bir okadar da sakar olan, sık sık yaralanan çocuklar) Bu çocuklarda ileride hiperaktivite bozukluğu ortaya çıkabiliyormuş.

Peki regülasyon bozukluğunun nedenleri neymiş? Tabii ki doğal ve çevresel etkenler. Kimileri genetik yatkınlıktan bahsederken (senin annen de böyleydi yavrum..) kimileri merkezi sinir sistemindeki bir sorundan kaynaklandığını, diğerleri ise aile tutumlarının etkisiyle (ailenin çocuğa fazla görsel, işitsel, dokunsal uyaran sunması, uyku saatlerinin düzenlenememesi, stresli ve sakin olmayan ev ortamı) çocukların bu bozukluğu geliştirdiğini savunuyor.

Tedaviye gelince.. Tabii ki öncelikle ailenin eğitimi şart. Regülasyon bozukluğu olan bir bebek ve çocukla yaşam gerçekten zor ve aile tükenmişlik noktasına gelebiliyor. Bu tip çocukların tedavisinde kabullenme ve sabır ilk şart. Ebeveynlere kendi psikolojik durumlarını fark etme ve bunun çocuğa yansımasını görme öğretiliyor. Çocukla etkin oyun, günlük yaşamda sıkı bir rutin kurulması, çocuk ile ebeveynin güvenli bağlanmasının sağlanması ve çocuğun ihtiyacı olandan fazla duyusal uyaranın çoğuktan uzak tutulması diğer adımlar. Motor becerilerde bir açık çıkarsa fizik tedaviyle önü alınmaya çalışılıyormuş.

Maya'ya geri dönersek.. Maya'daki sorun, doğumundan bu yana aşırı uyarana tabii tutulması olabilir. Yani tipik bir yaz bebeği olarak, doğduğu günden itibaren hep dışarda, hep yeni insan ve aktivitelerin içinde oldu. Bu bana göre idealdi ama meğerse Maya'ya göre ideal değilmiş.. Maya eğer sakin, kendi kendini sakinleştirebilen, yorulunca uyuyabilen ve fazla ağlamayan bir çocuk olsaydı, dışarda bulunmak onun için ideal olabilirdi ama meğerse Maya sakinlik ve rutin isteyen, fazla uyaran bombardımanı karşısında ne yapacağını bilemeyen bir çocukmuş. Bilemedim.. Ben de klinik psikolog ve gelişim psikoloğu olmama güvenip çocuğun beyni gelişsin, sosyal olsun falan derken, bilinçsizce yormuşum çocuğumu.. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş meğerse..

Neyse ki yol yakınken durumu anladık ve uzman yardımı aldık! Bundan sonrası için yapılacaklar şöyle; Maya'nın günlerinin sıkı bir rutin içinde geçmesi gerekiyor. Bu da demek oluyor ki, doktor yeşil ışık yakana dek ordan oraya, aktiviteden aktiviteye, oyundan şarkıya, gezmeden spora deli danalar gibi koşturmayacağım. Tabii ki sosyal bir insan olarak birden asosyal anne kişisine bürünmem imkansız ve yanlış olur. Ama sosyal aktiviteleri Maya'nın rutinine göre hazırlayacağım. Şöyle ki; sabah 8-12 arası bebek ve anne gruplarına, spora, gezmeye ve arkadaşlarla buluşmaya zaman ayırabilirim ama bu durumda Maya'nın maksimum 2 saatte bir kanguru ya da arabada uyuması gerekiyor. 12'de ise mutlak surette evde olmam ve Maya'nın uyku rutinine başlamam, saat 16'ya dek sakin ve sessiz ev aktivitelerine zaman ayırmam gerekiyor. 16-17 arası oyun, 17-18.30 arası ise doğada yürüyüş ve Maya'nın kanguruda ya da arabada uyumasını sağlamam, 18.30-20.00 arası babayla kucaklaşmalar, oyun ve koklaşmalar, 20'den itibaren de gece uykusu rutininin başlaması gerekiyor. Gece evdeyiz bir süre.. Doktor tarafından bana önerilen ve benim de 1-2 haftadır deneyip memnun kaldığım rutinim bu işte.. Maya şu an 4,5 aylık, tabii 3 hafta da erken doğdu ve herkesin dediği gibi bu açığın kapanması gerçekten zormuş. Bu rutini 6. aya dek bu şekilde korumamız, sonrasında tekrar doktor görüşmesiyle bir sonraki adıma geçmemiz öngörülüyor.

Herşey iyi gider ve Maya iyi tepki verirse, regülasyon bozukluğu ömür boyu başının belası olmayacak. Bunun için elimden geleni yapacağım ve psikolojik açıdan da güçlü olmaya çalışacağım. Artık bardağın dolu tarafını görme ve elimizdekilere şükretme zamanı!

Regülasyon bozukluğu hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz; buraya ve buraya ve buraya ve buraya ve buraya tıklayınız.

Bebeklerde ilk 6 ayda uyku düzeni

Uyku düzeni kurmak başlıklı bir önceki yazımda, Maya'ya nasıl uyku düzeni "kuramadığımdan" bahsetmiştim. Maya erken doğduğu için, beden temasına biraz fazla ihtiyaç duyan bir bebek. Uyumadığı zaman kucakta taşınmayı, uykuya geçişte ise beden teması ve meme emmeyi istiyor. Ben de açıkcası sert sınırları olan bir anne değilim. Klinik psikolog olarak, bebeklik ve erken dönem çocukluk döneminde anneyle kurulan yakın ve sıcak bağın çok önemli olduğuna, çocuğun ilerki yaşlarında göstereceği psiko-sosyal gelişime olumlu destek vereceğine inanıyorum. Attachment Parenting (bağlanma odaklı ebeveynlik) kuramına bağlı olarak; bebek doğduğu andan itibaren onunla bedensel temas kurmayı yani ona dokunmayı, beraber uyumayı, istediği kadar kucakta tutmayı, onu kanguruda ve slingde taşımayı, istediği kadar emzirmeyi ve bol bol sarılıp öpmeyi, kucaklamayı önemsiyor ve uyguluyorum. Yine bu kurama bağlı olarak, bebeklerin ilk aylarda hiçbir surette şımartılamayacağını biliyor ve bundan korkmuyorum.

Fakat bir önceki yazımda; gerek ananemin ani kaybı, gerek seyahat nedeniyle düzenimizin bozulması ve Türkiye'de bulunduğumuz dönem boyunca yapılan yorum ve öneriler nedeniyle biraz annelik ayarlarımın bozulması ve güven problemleri yaşamam nedeniyle, son zamanlarda "yanlış mı yapıyorum?" sorularıyla başbaşa kaldığımdan ve bu güvensizliğin de Maya'yı olumsuz etkileyerek onu iyice sorunlu ve bağımlı bir bebek haline sokup, ağlama krizleri ve uyku problemlerinin bizi ailecek tükenme noktasına getirdiğinden bahsettim. O noktada yine hem attachment parenting konusunun uzmanlarına danıştım, hem de bence bu konunun alternatifi sayılabilecek Harvey Karp yöntemini ve hiç yakınından bile geçmeyi düşünmediğim, son derece radikal ve zararlı bulduğum, hatta sadece benim değil Harvard Üniversite'sinin de bebeklerin sinir sistemine ve gelişimine zararlı olduğunu ilan ettiği Ferber yöntemini bile araştırdım.

Ferber'in önerdiği gibi Maya'yı kendi odasına terkedip susana dek ağlatmak ve bu sayede de ağlamamayı ve kendi kendine uyumayı ya da daha doğrusu öğrenilmiş çaresizlik ve tükenmişlikle beyaz bayrak çekip uyumasını sağlamak benim yapabileceğim birşey değil. Fakat bunun daha hafif bir versiyonunu, yani aşamalı olarak çocuğu yalnız bırakmayı ve kontrollü olarak ağlatmayı uygulayan, sınırları kesin çizilmiş bir programla çok başarılı olanlar var. Ama ben ne o kadar kesin sınırları olan bir anneyim, ne de Maya bas bas bağırırken bir başka odada durabilecek derecede çelik gibi sinirlere sahibim. Üstelik Maya'nın da bu yönteme cevap verebilecek kapasitede bir bebek olduğunu sanmıyorum çünkü başta da dediğim gibi, Maya bedensel teması normalden fazla arayan bir bebek.

İşte bu aşamada ne yapsam ne etsem diye düşünür ve de uykusuz gecelerimize çıkış yolu bulamazken, şehrimizin "Ağlayan Çocuk Merkezi"nden beklediğimiz randevuyu alabildik. O kadar çok ağlayan ve uyku sorunu olan bebek varmış ki, normalde 1 ay sonrasına randevu verebiliyorlar. Fakat telefondaki sekreterle yıldızlarımızın uyuşması, bize iptal edilen bir randevuya hop diye atlama şansı sağladı! İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş!

Kaptık Maya'yı koştuk randevuya. Bir doktor, bir de psikologla yaklaşık 2 saat konuştuk ve bu 2 saatin 45 dakikası boyunca Maya bağırarak ağlama hünerini çok güzel gösterdi. Uzmanlar bizi aile olarak incelediler ve sonra başladılar konuşmaya.. Özetle; çok yanlış anladığımız bir nokta varmış, o da Maya'yı uyutmaya kafayı takmamız ve uyutabilmek için her yolu denememizmiş! Oysa bebeklerin ihtiyacı olan tek şey, fazla uyanık kalmamak ve ilk uyku sinyalleri vermeye başladıklarında sakin uyku ortamına ve rutinine geçmekmiş. Bizse Maya'yı hoplatmak, şarkılar söylemek, kucakta dolandırmakla sadece aklını karıştırıyor ve onun kendi kendine sakinleşme çalışmalarının önünü tıkıyormuşuz! Başka bir nokta da, 6. aya dek bebeklere uyku eğitimi vermeye çalışmak bir efsaneymiş. İlk 6 ayda bebeklerin sadece uykudan korkmadan, mümkünse kendi kendilerine ya da bir uyku yardımcısı ile (önerilen şey asla sallamak değil; yatakta yan yana yatmak, meme vermek, emzik vermek, ninni söylemek) uykuya geçmeleri ve emme ihtiyacı dışında uyanmadan sabahı edebilmeleri yeterli başarıymış. Merkezdeki doktor attachment parenting savunucusu olduğu için, gece uykularında beraber uyumayı doğal ve doğru görüyor. Gündüz uykularında ise, bebeğin uyandığı zaman sizi göreceği bir yöntem öneriyor. Yani özetle; ilk 6 ay amaç sadece uykuyla güvenli bağı kurabilmek.

"İdeal uyku düzeni nasıl olmalı peki?" diye sordum ve paparayı yedim. İdeal düzen diye birşey yokmuş ilk 6 ayda çünkü her bebeğin karakteri ve ihtiyaçları farklıymış. Fakat önemli olan tek nokta, ne kadar uyursa uyusun, ister 30dk ister 5 saat, önemli olan uyanık kaldığı sürenin 2 saati asla geçmemesi, mümkünse 1,5 saatten fazla olmamasıymış. Yani uykuda geçen süre değil, uyanık geçen süre önemliymiş. Bu da bizim sınıfta kaldığımız nokta işte. Ben sanıyordum ki, Maya akşam 6'dan sonra uyursa gece uykuya geçmesi uzar. Yokmuş öyle birşey. Mesela hedef çocuğu 8'de uyutmaksa 6.30 gibi uyanması ve sizinle biraz zaman geçirdikten sonra gece rutinine başlaması gerekiyor. Ha bir de diğer önemli nokta, gece uykusundan önce hep aynı rutini izlemek. Mesela banyo - bez değişimi ve pijamaların giyilmesi - beslenme - iyi geceler şarkısı ya da ninni - iyi geceler öpücüğü ve yatakta uykuya geçme gibi. Çoğu çocuk bu rutini gece uykusuyla özdeşleştirmeyi hızlıca öğreniyor.

Ortamın loş, sessiz ve sakin olması, bebeğin uykuya geçişini hızlandırıyor. Uyku öncesi oyun oynamamak, kucakta veya dizde hoplatmamak, sakin sakin konuşmak, omzunu ve saçını okşamak ve "evet anlıyorum çok yorgunsun, şimdi uyku zamanı" diyerek ona rehber olmak da diğer önemli ayrıntılar. Eğer çocuk haykırarak ağlıyorsa ve sinir harbi yapmaya başladıysa, yataktan kaldırmak, sakin sakin konuşarak pışpışlayarak azıcık odada gezdirmek ve ağlamaya ara verdiği anda (ki bu arayı her çocuk illa ki veriyor) hemen yatağa geri koymak gerekiyormuş ki çocuk sakinlikle yatağı özdeşleştirebilsin. Bu ağlama arası molalar çok önemli ve çocuğun kendi kendine sakinleşebilmesinin ilk olumlu işaretleri.

Gece boyu uyanıp emmek isteyen çocuğa ilk 6 ay asla engel olmuyoruz. Zaten anne babayla uyuyorsa emmesi için sadece yana dönmesi ve memeyi bulması yeterli ve anne için de çok büyük kolaylık. Uykusu açılmayan çocuk, doyduğu anda tekrar uykuya kolayca geçiyor. Lamba falan yakmıyoruz, çocukla konuşmuyor, öpmüyorve sevmiyoruz ki uykusu açılmasın.

İşte bizim uzmanlardan öğrendiklerimiz bunlar. Maya'yı bu öneriler ışığında "uyku eğitimi vermeden" uyutmaya çalışıyoruz ve evde bir huzur ortamı olluşmaya başladı bile! 6. aydan itibaren çocukların uykuları değiştiği için, tekrar merkeze gideceğiz. Ordan edindiğim bilgileri sizlerle tekrar paylaşacağım. Şimdilik iyi uykular hepimize! :)

21 Ekim 2013 Pazartesi

Depresif kısırdöngüden çıkış

Uzun bir ara oldu, farkındayım. Türkiye'den döndük döneli önce Maya'nın, sonra ona bağlı olarak benim ve en son da bana bağlı olarak yine Maya'nın tadı kaçtı. Tam bir kısırdöngüye girdik ve çok bunu farkettikten sonra yoğun bir çaba göstererek ve en sonunda da uzman yardımı alarak, çok şükür yavaş yavaş çıkıyoruz bu kısırdöngüden. Hala uzun bir yol var önümüzde ama o yola baş koyduk artık, dönüş yok!

Tadımın kaçmasının benim açımdan iki nedeni vardı; ilki itiraf edemesem ve kendi içimde yaşamaya çalışsam da, beni büyüten ve çok yakın olduğum canım ananemi ani bir şekilde kaybetmenin şoku ve üzüntüsüydü. Türkiye'de ailemle kuşatılmışken anlamadım ne kadar büyük bir kayıp olduğunu ama herkes yavaş yavaş evlere dönünce, ben de kürkçü dükkanıma dönünce, üstelik gri ve sevimsiz sonbaharı da kapımda bulunca bu kayıp beni tam anlamıyla "vurdu". Ananemi çok özlüyorum! Onun ölümünü değil yaşamını sevgiyle anmaya çalıştıkça, hep hıçkırıkları içime gömmüşüm. Ve bir noktada kopup gitti işte.. Maya'yı görememiş, kucağına alamamış olması, onunla ve kızımla başbaşa bir zaman geçirememiş olmam, ona sormak istediğim onlarca soru, beraber gülmek istediğim onlarca tuhaflık varken, birdenbire gidivermiş olması bana çok koyuyor..

Bugün onun 52'si ve ben 52 gündür ona Yasin okurken, hep Maya'nın sorunlarını o olsa nasıl çözerdi diye düşünüyorum. Maya'yı onsuz, onun deneyimlerine başvuramadan büyütmek fikri, yani kendi kendime düşe kalka anneliği öğrenecek olmam birden kafama dank etti sanırım.. Birden annelikten, Maya'dan, herşeyden korkmaya başladım. Birden ben bu işi beceremiyorum ve beceremeyeceğim de demeye başladım. Birden hiç olmadığım kadar depresif, korkak, güvensiz bir anne oldum. Ve 4,5 aylık insan sarrafı Maya, bunu öyle güzel anladı ki! Anlar anlamaz da, başka bir çocuk oluverdi. Uyumak istemeyen, ağlamayı artık haykırarak bağırma seviyesine yükselten, tepinen, kızaran, gülümsemeyen, bildiği fiziksel yetenekleri dahi yapamayan bir çocuk oluverdi. Ve bu beni iyice korkuttu; gelişeceğine gerilemesi ve benim kendime güven problemlerim içiçe geçti ve içinden çıkılamaz bir hal aldı.

Son yazımda, hiç istemediğim bir anne tipine dönüştüğümü fark ettiniz mi? Maya'yı kendinden 1 ay büyük, üstelik kendisi 3 hafta erken doğarken o 1,5 hafta geç doğmuş olan bir çocukla ve kendimi de annelik dışında hiçbir hayali ve hayatı olmayan bir kızla karşılaştırdım! Ben ki insan karşılaştırmayı hiç sevmeyen, hayatta herkesin yolunun ayrı olduğuna inanan bir insanım. Ben nasıl yazdım o yazıyı, şaşıyorum kendime! O yazı dönüm noktam oldu sanırım.

Tam 20 gündür kendimle başbaşayım ve düşündüm, akıl danıştım, okudum, okudum, okudum.. İlk olarak kendime bir çeki düzen vermeye çalıştım. Bunun için meslekdaşıma, bir klinik psikoloğa başvurdum. Onunla ananemin kaybını, benim annelik imajı üzerine düşüncelerimi, beklentilerimi, hayal ve gerçekleri konuştuk. Maya'ya istemediğim türde bir anne olmaktan korkuyorum ve hiçbir deneyimim olmayan bu yolda kendimi yetersiz hissediyorum. Bunlar normal. Fakat, Maya'nın benden başka bir annesi yok (yani Beyaz Atlı Prens beni kapının önüne koyup, Maya'ya sarışın bir Helga'yı anne olarak yutturmaya kalkmadığı sürece en azından..) ve Maya benden maksimum randımanı almaya çalışıyor, etimden sütümden faydalanmaya ve dünyayı benim üzerimden tanımaya. Bu noktada güvensiz bir anne, güvensiz bir çocuk demek. Bunu istemiyorum işte.. O zaman ben önce kendi ayaklarım üzerinde dikileceğim, sonra Maya'nın elinden tutacağım. Ananem ve onun 4 çocuk, 3 torun büyütmüş deneyimi yok belki yanımda ama onun gücü damarlarımda var. Onun yetiştirdiği bir çocuk olarak, onunla olan hatıralarım var. Ne zaman sıkışsam bu hatıralardan ve beni tanıyan herkesin en sevdiği huyum olduğunu söylediği içimdeki yaşam enerjisinden faydalanabilirim.

Ve Maya.. İnsan sarrafı küçük diktatör Maya.. Bir insan 4,5 aylıkken annesinin psikolojisini bu kadar iyi çözebilir mi yahu? Güvensizliklerimi, korkularımı anlar mı? Daha bunun ergenliği var, yetişkinliği var.. Var da var.. Maya duygulardan iyi anlıyor, özellikle de negatif olanlardan. Ve negatif, güvensiz insanları sevmiyor. Ben korkunca, o daha da üstüme geliyor. Çünkü o da korkuyor. Baya iyice yapışmak, denizde boğulmamak için iyice sarılmak istiyor. Ve bunu ağlayarak, uyumamaya ve kurallara uymamaya çalışarak belli edebiliyor çünkü başka çaresi yok. Bildiği tek şey hala ağlamak, uyumak, yemek ve kaka yapmak.. Ve anca bunlar üzerinden iletişim kurabiliyor. Dolayısıyla, Maya uyumuyor, bağırarak ağlıyor, doğru dürüst emmiyor, kakayı 2-3 günde bir yapmaya başlıyor. Ve ben iyice korkuyorum, iyice güvensizleşiyorum, iyice kendimi suçluyorum.

Bu dönemde hepimizin hatta benim gibi bir klinik psikoloğun bile psikoloğa ihtiyacı var! Çünkü bazen insan önünü göremeyecek kadar kaptırıp gitmiş olabiliyor ve birinin yoluna ışık tutması gerekebiliyor.

Geçen hafta kendimi ve Maya'yı sarp patikadan otoyola çıkarmaya çalışmakla geçti ve sonunda patikanın da aslında otoyoldan daha güzel olabileceğini ve otoyola çıkma saplantısını rafa kaldırıp sağıma soluma bakarsam güzellikleri görebileceğimi keşfettim. Bunu keşfedince ben, olumsuz ve gri hava yerini güneşli havaya bıraktı. Maya da rahatladı ve ben onun tanıdığı ve bildiği anne olmaya, o da yavaş yavaş, o bildiğim ve tanıdığım çocuk olmaya başladı. Bebek adımlarıyla yol alıyoruz ama artık üzerinde yürüdüğümüz patikadan zevk alıyoruz. Bir sonraki yazımda size uyku düzeni kurma konusunda bu son iki haftada kendi kendime neler öğrendiğimi ve Maya'yı götürdüğümüz "Ağlayan Çocuk Merkezi"nde başımızdan geçen maceraları yazacağım. Ama şimdi Beyaz Atlı Prens'e romantik bir akşam yemeği (ve daha sonrası) sözüm var, izninizle ;)

11 Ekim 2013 Cuma

Çocukları kıyaslamak

Şimdiye kadar Maya'nın gelişimini, boy ve kilosunu, yapabildiklerini blogda yazmadım çünkü her çocuğun farklı olduğunu ve birbirleriyle karşılaştırmanın da anlamsız olduğunu biliyorum. Açıkcası, hamilelik dönemimde bu konulara daha fazla merak salmıştım. O dönemde elime ne geçerse okuduğum için, ebeklerin ne gibi dönemlerden geçerek büyüdüklerini, hangi yaşta fiziksel olarak neyi yapabildiklerini ve neyi yapamadıklarını üstünkörü öğrenmiştim. Psiko-sosyal gelişimi de mesleğim gereği zaten biliyorum. Doğumdan sonra gittiğimiz doktor kontrollerinde doktorun bana çizelgeyi gösterip herşeyin normal olduğunu söylemesi benim için yeterli.

Takip ettiğim ve severek okuduğum bloglardaki anneler "çocuğum şunu şunu yapıyor, bu ay şunu becerdi" falan yazdığında açıkcası okumuyorum, bunu çok özel hayata ait buluyorum ve ilgimi çekmiyor. Çocukların bir sorunu yaşamaları, bunu aşmaları ve taktikler tabii ki ayrı; onların değeri benim gibi amatör bir anne için paha biçilemez. Ama çocuğumu diğerlerinin çocuklarıyla karşılaştırmayı, kıyaslamayı istemiyorum çünkü bunun bana hiçbir olumlu getirisi olmayacak. Eğer Maya bir başka çocuktan geriyse, gereksiz yere üzüleceğim (çünkü her gelişim evresi farklı ve her çocuk gelişim evrelerini farklı hızda yaşıyor) ya da benim çocuğum bir diğer çocuktan ilerideyse gereksiz yere "aman bizimki pek akıllı, aynştayn amcası valla" psikolojisine gireceğim. Hamileliğimde hep "ortalama" bir çocuk için dua ettim, şimdi de aynı şekilde düşünüyorum.

Düşünüyordum daha doğrusu.. Bu öğlen biz kızlarla buluştuk ve ben allak bullak oldum. Maya'dan sadece 1 ay büyük olan Teo almış başını yürümüş! Yürümüş derken abartmıyorum, çocuk destekli dikiliyor! 5 aylık bir çocuktan bahsediyorum yahu.. Benim bildiğim çocuklar 8 aydan önce dikilmez öyle, yanılıyor muyum? Bizim kız daha daha hazır değil ve beli incinmesin diye destekli oturtmaya bile kalkmıyorum; elin çocukları almış başlarını arşa çıkacaklar. Tamam Maya 1 ay erken doğdu, kilosu düşüktü, kolik nedeniyle şu zamana kadar doğru dürüst hayattan zevk alamadı ama Teo'nun hızlı gelişimi de tokat gibi suratımda patladı resmen..

Bir de eğitimli insan olacağım, bu nasıl iş! Biliyorum Teo normal dışı bir örnek ve Maya'nın gelişimi de son derece ortalama, aynen dua ettiğim gibi.. Ama insan bu "çocukları karşılaştırma" işine bir kez yakalandı mı, hakikaten çok kötü oluyormuş. Daha ilk kez başıma gelmişken yani yol yakınken, bu kötü huyumdan hemen vazgeçmem lazım!

8 Ekim 2013 Salı

Bebekle sosyal hayat

Hamileliğimin başından beri takip edenler bilir, ben sosyal bir insanım ve çocuğum olunca da bu sosyal ve hareketli yaşamdan geri durmayacağım diyip durdum. E ne oldu, son 1 haftadır eve kapandım kaldım. Bir yandan Maya'nın gel-git yüzünden bozulan ritmi, bir yandan gece uykularındaki düzensizlik yüzünden benim gün boyu hortlak gibi dolanıyor ve başımı koyacak bir yastık aranıyor halim, diğer yandansa tüm bunları ve berbat havayı bahane edip, bir sürü arkadaş arayıp sorarken eve tıkılıp kalmam.. Yok arkadaşım, bu ben değilim! Silkelenip kendime gelmem lazım!

Benim bir huyum vardır, birşeye başlayacaksam Pazartesi gününü beklerim, yeni hafta yeni başlangıç diye. Dün de aynen bu şekilde sabah erkenden yataktan fırladım, uyku gözümden aka aka, kendimi zorladım. Duşumu aldım, hemen bir çırpı yogamı yaptım, güzelce giyindim, makyajımı yaptım, kiwimi yedim, kimyon ve çörekotumu da anasonlu rezene çayımla içtim. Bu arada Maya uyandı, onu da değiştirdim, attım kanguruya çıktım dışarı. Hem bana iyi geldi hem de ona. Oh be, evden çıktık sonunda.. Hem de SOMbahar gelmiş; hani bizde pastırma yazı derler, tüm yapraklar kırmızı, kavuniçi, sarı, muhteşem bir doğa var dışarda! Hiç sevmediğim upuzun, karanlık ve soğuk kış mevsiminden önce değerlendirmek lazım..

Maya'nın ebenin önerisiyle şekillendirdiğim "uyku ritüeli kursu" gündüz 12'de başlayıp 5'te sona eriyor (tabii ki 5 saat uyku beklentim yok ama hazırlık, uyku, uyanma döngüsü bu şekilde olmalıymış) ve gece de 7.30'da tekrar başlıyor. Yani sosyal aktiviteler için ya sabah 12'ye kadar ya da akşam 5-7.30 arası zamanım var. Adam olana yeter de artar bile. Her gün Maya ile sabah en az 1 saat oyun oynuyorum ve saat 10 ile 12 arası ve akşam 6 ile 7 arası dışarıya çıkartıyorum. Akşamları doğada sakin yürüyüşler yapıyoruz ama gündüz arkadaşlarla buluşmak ya da bebek gruplarına ve bebek jimnastiğine gitmek için ideal. Tabii zaman kısıtlı olunca, çok iyi planlamak ve uygulamak gerekiyor. Ben normalde çok hızlı hazırlanmamla ve dakikliğimle bilinen biriyimdir ama Maya'dan sonra ilkkez bir arkadaşla buluşmaya kalktığımda, buluşmaya tam 55dk geç kaldığım için artık akıllandım. Kendime inanamamıştım; çünkü saat başındaki otobüsü kaçırmakla kalmamış, ondan sonra 20 dakika arayla gelen iki otobüsü DAHA kaçırmayı başarmıştım!

Bebekle sosyal hayata atılmak için, tam 1 saat öncesinden hazırlanmaya başlamanız gerekiyor. Önce kendinizi hazırlıyorsunuz, sonra bebeğin yedek elbisesi ve tuvalet malzemeleri çantasını ve en sonra da bebeği emzirip, altını değiştirip, giydiriyorsunuz. Tam giydiriyorsunuz, bebeğin kaka yapası tutuyor falan. Bu bebek milleti esprili bir millet.. Dolayısıyla bebekli ve heryere geç kalan insanlardan olmamak için 1 saat önceden hazırlanmaya başlamanız gerekiyor. Korkarım bu süre bebek büyüdükçe de artacak.. Sonra, ben eskiden ufacık hafif bir çantayla çıkıverirdim dışarıya, şimdi nerdeyse utanmasam bavulla çıkacağım. Mesela yanınıza illa ki yedek kıyafet almanız gerekiyor çünkü bu bebek milleti ne zaman gezmeye gitse illa ki fışkıran kaka falan yapıp tüm elbiseyi batırıyor, dedim ya esprili bunlar. Sonra buluşacağınız kişinin çocuklu ya da çocuktan az biraz anlar olması gerekiyor çünkü abidik gubidik yaparken üstüne kusan çocuğa herkes gülemeyebiliyor. Sonra gittiğiniz mekanda çocuğu değiştirecek bir yer olması, emziriyorsanız bu işi milletin gözüne soka soka yapmayacağınız bir köşe bulunması falan da gerekiyor. Yani kaideler bol kepçe.. Belki de bu nedenle, ben etrafta çok fazla küçük bebekli insan göremiyorum, gördüklerim nedense hep 2-3 yaşındaki çocuklar.. Kim bilir?!

5 Ekim 2013 Cumartesi

Uyku düzeni kurmak

Maya doğduğu zaman, doktor bana "bu çocuk erken doğduğu için size daha fazla bağlanmak isteyecek, daha sık emmek, sizinle uyumak, mümkün olan her anda dokunmak sarılmak isteyecek, normal bu" demişti. Ondan feyz alarak ben de Maya'yı bol bol slingte ve kanguruda taşıdım, ne zaman istese meme verdim, beraber uyudum, ağlamaya başlamadan ilk hık-mık ettiği anda yanına koştum. Dolayısıyla çocuk bir kucak çocuğu, bir anne kuzusu, bir diktatör, bir kasımpaşalı eli maşalıya döndü. Son iki yazımdaki ağlamaklı halimi de takip ediyorsanız görüyorsunuzdur, tükenme noktasındayım. Ve şimdi diyorum ki; "doktor senin alacağın olsun, doktor seni uçan çalı süpürgeleri kovalasın, doktor seni Allah bildiği gibi yapsın e mi!"

Maya ile birlikte uyuyoruz. Bizim yatak 200'e 160, normalde iki kişiye gani gani yeten, istendiğinde samimi pozisyonlarda, sıcak bastığında uzakta ferah ferah uyumayı sağlayan güzel bir yatak. İkimizin de ayrı pike ve yorganları var. Maya benim pikem ya da yorganım içinde, ortamızda yatıyor. Lakin bu yatağın tam ortasında iki elini mümkün olan en uç noktaya dek açarak zortlaya horuldaya uyumayı seven ve gece boyu totodan attıra attıra adım adım bana yapışan, beni yatağın en ucuna dek kovalayan bir bebeto olunca; bebeğin iki yanında kıvrılmaktan ne bel kaldı ne boyun. Evet bebekle uyumak süper; gece boyu sarılıp öpebiliyorsunuz, ihtiyaçlarını daha çabuk fark edip giderebiliyorsunuz falan ama öteyandan, fiziksel anlamda aynı yatağı paylaşmak oldukça zor. Ben de geçen hafta bir sabah, tutulmuş belim yüzünden yataktan doğrulamayınca bu işe artık bir son vermeye karar verdim.

Verdim de ne oldu, hiçbirşey.. Hala birlikte uyuyoruz. Olaylar şöyle gelişti: İlk olarak yatağın yanına monte edilen, tek tarafı yatağa bitişik bir beşik edindik. İlk sorun zaten beşiğin kurulumunda başladı. Beşiği yatak yanına monte edince, bebeğin ağzı ile meme arasındaki seviye aynı olmalı. O nedenle güzelim yatak yanı komüdinimi kaldırmak durumunda kaldım. Üzerine koyduğum kitaplarım, suyum falan hepsi yerde duruyor, öğrenci evi gibi! Sonra beşiğin minderi ile bizim yatak arasında kalan tahta kısım çocuğu rahatsız etmesin diye havlu sıkıştırdım, aynı seviyeye getirdim. Ama yine de ortada ayrı bir materyal olması ne göze güzel gözüküyor ne de rahat ettiriyor. Doktorlar 1 yaşına dek yastık yorgan kullanılması sakıncalı dedikleri için, Maya'yı uyku tulumuna sokup uyutmaya yeltendim. Tabii bizim eli kolu fazlasıyla oynak kız bu işten hiç hoşlanmadı ve yaygarayı basınca kuzu kuzu yine yatağıma aldım. İkinci gece, bebek yorganıyla uyutmaya karar verdim. Bu sefer de memeyi verirken kucaklaşmaya ve ayaklarını göbeğime dayamaya alışkın bebeto, benim beşiğe sığmayan uzuvlarıma kafayı taktı ve yaygarayı basınca yine kuzu kuzu yatağa geldi.

Bugün üçüncü geceydi ve ben tüm gün okuduğum "uyku düzeni kurma" yazıları sayesinde daha bilgili ve istekliydim. Bebeto 7.30 gibi esnemeye ve huysuzlanmaya başlayınca önce bezini değiştirdim, sonra hala salondayken kucakta meme verdim ve sonra mızırdanarak kucakta bir 10 dakika etrafta dolaştı, sonra yatağa geçtik ve bebe yorganının altında, kendi beşiğinde meme verdim. İlk başta hiç hoşlanmadı ve direndi ama sonra yavaş yavaş uykuya daldı. Ben de 9 gibi yanından ayrıldım ve kocamla salonda keyif yapmaya geri döndüm. Evet, başardım! Kitap gibi uyku düzenini kurdum! Afffffferin bana!

Peki ne oldu da yatağa geri döndü? 9.30'da haykırarak ağlamaya başladı ve tüm gece belli aralıklarla ağladı. Yatakta bana yapışmazsa uyumadı. Dolayısıyla yine kuzu kuzu yatağa geldi. Ama tüm bu değişiklikler tabii onu huzursuz ettiği için de ne doğru dürüst uyudu ne de bizi uyuttu. Şu an ailecek ruh gibiyiz ve bu uyku düzenini kurmaya inat edersem uykusuz 4. gece bizi bekliyor.. Ne yapacağımı bilmiyorum, yatağın yanındaki beşiğe bile bu kadar zor alışırsa (alışmadı da netekim), kendi odasında nasıl uyuyacak bu çocuk? Belim boynum tutulmasa, robocop gibi kalmasam çoktan vazgeçmiştim bu işten ama şimdi ikilemdeyim işte.. Ne zormuş bu iş yahu!

4 Ekim 2013 Cuma

Bebekli yaşamın zorlukları

4. ayın doktor kontrolünde, doktor bana "nasılsınız?" diye sordu ve ben otomatiğe bağlamış gibi "iyiyim" dedim.. Çünkü anneden beklenen bu; iyi olmak, bakımlı olmak, bebeğe taparcasına bağlı olmak, enerji dolu ve mutlu olmak.. Peki gerçekte nasılız sahi? Ben bu 4 ayda neredeyse her gün en az bir 5 dakika çıldırmanın eşiğine geldim, en az bir 5 dakika "ben bu işi beceremiyorum galiba" diye düşündüm, en az 5 dakika Maya'nın bedenen ve ruhen sağlıklı olduğundan şüphe ettim, endişe ettim, en az 5 dakika "şu çocuğu birine bırakıp, topuklarım kıçıma vura vura kaçsam, bir daha da geri dönmesem" dedim, en az 5 dakika "biz çocuk yapmakla yanlış mı yaptık?" diye düşündüm, en az 5 dakika "diğer insanların çocukları ne güzel gülüyor oynuyor, bizimki neden böyle?" diye düşündüm, en az 5 dakika Maya olmadan önceki hayatımı özledim, daha nice 5 dakikalar bunun gibi negatife odaklanmakla, halime acımakla, Maya'yı bir problem olarak görmekle geçti. Bu 5 dakikaları toplarsam, baya bir zaman ediyor. Yine de "iyiyim" diyorum soranlara..

Oysa gerçekte pek de iyi değilim. Çok önem verdiğim spora geri başladım derken araya Türkiye girdi, 1 aydır lök gibi oturuyorum, evde yaptığım yogayı bile yapamadım Türkiye'de. Maya'nın ağlama saati olan sabah 9-9.30'da, öğlen 12-12.30'da ve akşam 7.30-9 arası deli gibi stres içindeyim. Sözümona 3 ayı dolunca geçecekti bu kolik ağlamaları, geçmedi ve azalmadı. Kolik bile değil belki de sadece ağlamak istiyor. Hani bazı anneler der ya "bebeğin ağlamasına bile tapıyorum, çok güzel ağlıyor" diye, yok ben itiraf edeyim nefret ediyorum Maya'nın ağlamasından. Mırıl mırıl değil, hüağğğ diye boru gibi bir ses, eğer kucağımdaysa resmen kulaklarım çınlıyor, o ağlarken iki kişinin birbirini duyması mümkün değil, o derece.. Öpsen, sakin sözler söylesen, hoplatsan, sallasan, meme vermeye kalksan hiçbiri kar etmiyor, resmen farklı bir boyuta giriyor ağlarken. Beyaz Atlı Prens bile "içine şeytan kaçtı yine" derken haklı.. O kadar berbat durumdayız ki; akşam 7.30'dan sonra dışarıya çıkmayalı 1,5 ay oldu, oysa böyle hayal etmemiştim hiç. Bebeği alır, arkadaşlarla buluşurum demiştim. Türkiye'ye gidene dek yapıyordum da ama ne olduysa Türkiye'de birden bir korku geldi, "neden ağlıyor, gazı mı var, aç mı, sütün mü yetmiyor" ile başlayıp sonu gelmeyen "neden neden neden"lerden belki de.. Oysa ben böyle korkak, asosyal değildim 1,5 ay önce.. Şimdi çocukları olmayan insanlarla buluşma planı yapamaz, korkar oldum. Maya ağladıkça kim ne düşünür diye kafama takar oldum..

Hele bu hafta, yeni uyku düzeni kurmaya çalışırken tamamen tükendim. Sinirlerim öyle laçka ki.. Maya'dan nefret etmiyorum ama Maya'nın huylarından nefret ediyorum! Bazen "biryere bıraksam, 1 hafta görmesem, onlar şu çocuğu düzeltse ve bana geri verse" diye düşünürken yakalıyorum kendimi.. Beyaz Atlı Prens de benden hallice, geçen gün rüyasında iki çocuklu olduğumuzu görmüş ve kan ter içinde uyanmış bu kabustan! Oysa tek çocuk olan ben Maya'nın bir kardeşi olsun isterdim (Maya ile geçen her geçen gün bu isteğim sönüyor içimde).

Oysa Maya gerçekten çok korkunç bir çocuk değil.. Yani ağlıyor ama günde 3 saat her bebek ağlarmış diyorlar. Sonra bir gülümsemesi var, öyle tatlı ki! Kucağımda yumulmasını, sıcaklığını seviyorum, geceleri uyanmadan emmeye çalışırken çıkardığı hmm hmm'ları, aynen zamanında benim ananeme yaptığım gibi ayaklarını karnıma dayayarak kucağıma gömülmesini seviyorum. Üstelik aslında onu dinlemeyi bilirsem düzeni de seven, rutinini sağladığında ve güvenli sessiz bir ortamda çok çabuk rahatlayabilen de bir çocuk. Bazen onun tanrı tarafından bize verilmiş bir armağan olduğunu düşünüyorum ve şükrediyorum da..

Ama işte her zaman sevgi dolu, rahat, sakin değilim. Annelik böyle birşey mi yoksa ben mi zorlanıyorum ve bu işi başaramıyorum, bilmiyorum.. Bu hafta ebemizi geri aramaya, onunla bunları konuşmaya ve uygun görürse yaşadığımız kentteki "ağlayan çocuk merkezi"nden randevu alıp, annelik konusunda bir sosyal desteğe başvurmaya karar verdim. Bir de kızlarla buluşacağım, hepsini çok özledim ve biraz desteğe, ağlayan oğlanları görüp kendimi ve Maya'yı normalmiş gibi görmeye ihtiyacım var sanırım..

3 Ekim 2013 Perşembe

Diktatörlükten demokrasiye geçiş

Bir önceki yazım olay yarattı! Yok canım internet dünyasını sarsıp dengeleri yerinden oynattığı falan yok tabii ki. Ama isimsiz/gizli bloğumu bir şerlok holms edasıyla araştırıp öğrenen ailem (kullandığım anne-baba bilgisayarında, kek gibi arşivi silmezsem olacağı bu tabii) tabii bozulmuş bu yazıma. E ben neden gizli kimlik kullanıyorum kardeşim, neden ailem ve arkadaşlarım okumasın şöööyle uzatıp bacaklarımı rahat rahat yazayım diyorum? Bundan..! Ama yok illa bulacaksınız, okuyacaksınız, okuduğunuzdan da hoşlanmayacaksınız, üzülecek kırılacaksınız. Kızım sana diyorum, anne-baba siz anlayın! Okumayın şu bloglarımı yahu, bırakın ayol beni.. 30 küsür yıldır üstüme düştüğünüz, beni el bebek gül bebek yetiştirip hayvanlar alemine saldığınız, şaşkın ettiğiniz yetmedi; şimdi de kızımı prenses edasıyla yetiştirmeye, bir dediğini iki etmemeye ve akabinde kendisini dünyanın merkezi sanıp ufak çapta bir Kim Jong Un'a dönüşmesine neden oluyorsunuz! Ayol tamam anane dede olmak güzel, sevdiğiniz ve kıyamadığınız için böyle üstüne titrer, sakınır saklar hale geldiniz ve hatta torun paranın faizi, baldan da tatlı ama; bir durun düşünün rica ediyorum.. Zaten Maya kızın mayasında var küçük bir diktatöre dönüşme kapasitesi, bir de siz yeşil ışık yakarsanız halim nice olur.. Daha 4 ayda bizi bu kadar parmağında oynatırsa 4 yaşında, 14 yaşında ne hale gelir bu çocuk yahu!? Neyse sevgi kelebeklerim, sevgili anne ve babacığım sizi çok seviyorum.......

Eve döndük. İçimiz buruk tabii, ayrılıklar falan. Havaalanlarının geliş ve gidiş terminalleri arasında nasıl bir duygusal fark var hiç dikkat ettiniz mi? Bir üst katta insanlar ağlaşır sarılırken, bir alt katta insanlar kahkahalar atıp sarılıyor. Çok enteresan bir müessese bu havaalanları.. Velhasıl ben hep KUUUL olmaya, fazla duygu seli yaşamamaya çalışıyorum zira çocukluktan beri sevmem yolcu edilmeyi ve etmeyi.. Boğazımda hep o bildik yumru olur.. Tatsız deneyimler..

Eve döndük, ev 12 derece ve yağmurlu, dönmez olaydık diyeceğim ama ev işte.. Maya'nın düzenini geri kazandırmaya ant içtiğim için, perişan haldeyiz. Çocuğa bıraksam hepimiz belki rahat bir nefes alacağız ama ben 1 ay önceki düzeni geri sağlamaya çalışıyorum inatla. Tabii bu 1 ayda Maya yeni bir sosyal ve fiziki ortamda kaldığı için eski Maya değil, onu göremiyorum ve anlayamıyorum. Dolayısıyla işler çetrefilli bir hal alıyor, sinirler keman yayı gibi geriliyor, işten kocaya telefon ediliyor "erken gel, keçiler kaçtı, dağlık alanda keçi arayacağız beraber" falan deniyor. Maya diktatörlüğü yerini demokrasiye bırakmıyor, bırakamıyor.. Çocuğa birkaç gün veriyorum, havasına suyuna alışsın memleketinin diye. Bol bol haykırıyor Maya, uyku düzeni de, yeme düzeni de, mıçma düzeni de Muz Cumhuriyeti'nin anayasasına göre işliyor. Yani kaos ortamı var evde.

Bu kaos ortamında, 1 ay boyunca ananesi ve dedesi tarafından el bebek gül bebek edilen "Prenses Maya" tam bir diktatör kesildi tabii. Kim Jong Maya! Diktatörü dün haykıra haykıra doktora 4. ay kontrolüne götürdüm. Aşıları oldu, sağı solu kontrol edildi. Fırsattan istifade ben de endişelerimi dile getirdim. Maya'nın son birkaç günkü ağlak ve huysuz halinin, ortam değişimi ve gereğinden fazla hareketli ve heyecanlı deneyimler yaşamasına bağlı olduğunu söyledi doktor. Eski rutinimizi oturtmaya çalışmamı, bu haftayı sakin ve sessiz geçirmesini önerdi. Bir de "havuz problemi" sordum kendisine; yok o üstten dolan, alttan boşalan havuz problemi değil. Daha beteri. Maya'yı yüzmeye başlatmak istiyorum ama ben çocukluğumda kulak iltihaplarından çok çektiğim için çekiniyorum. İçgüdülerim yine beni yanıltmamış meğerse.. Doktor da bana havuza giden çocukların daha fazla kulak ve genel sağlık sorunları yaşadığını söyledi ve 1-2 ay daha beklememi önerdi. Zaten doktordan çıktık buz gibi 10 derecelik havada benim tüm "havuz keyfi" hayallerim de yerle bir oldu.. Şimdilik yoga ve bebek oyun gruplarıyla idare edeceksin sevgili minik diktatörcüğüm.. Ha tabii bir de bizim kızlar ve onların oğlanlar var tabii, hepsini çok özledim.

Velhasıl bu hafta evde sakin sessiz oturma yatma yuvarlanma halindeyiz. Umarım bir an önce Maya diktatörlükten demokrasiye geçiş yapar ve benim dağa kaçan keçiler de yuvaya geri döner.