31 Aralık 2013 Salı

Yeni yılınız kutlu olsun!

2013 benim için çok özel bir sene oldu. Bu sene öyle çok duyguyu bir arada yaşadım ki, bazen bu seneyi düşününce sanki 10 sene ağırlığında geçmiş gibi geliyor bana. Geçen sene bana çok güzel bir hediye verdi; bir kız çocuk! Bir insanı bu kadar çok sevebileceğimi bilmezdim, mümkünmüş.. Bir çok ama çok sevdiğimi benden aldı, bu kadar üzüleceğimi biliyordum ama özlem.. Özlem gün geçtikçe artarmış meğer.. Yine de olumlu bakmak istiyorum, senenin son yazısında pozitif düşünmek, gideni iyi anmak istiyorum.

Bu sene çok şey öğrendim; gerçekten öğrenen bir anne oldum. Yeni birşeyler sadece kitaplardan öğrenilmiyormuş, hatta en önemlileri deneyerek, deneyimleyerek öğreniliyormuş meğer.

2014'ten beklentim; huzur, mutluluk ve sağlık. Gerisi zaten bu üçlüye bağlı geliyor.

Blog yazmak ne güzel şey, bu sayede ne güzel insanlar tanıyorsunuz! Yeni sene hepimize güzellikler getirsin, mutluluklarımız katlanarak artsın. MUTLU YILLAR HEPİMİZE!

Foto kaynak: Gustav Klimt - Anne ve Çocuğu tablosu (ayrıntılar için tıklayınız)

30 Aralık 2013 Pazartesi

6 aylık bebekle seyahat

Noel dönemi sonrası, aynen bizdeki bayramlarda olduğu gibi, insan sosyalleşmekten o kadar çok yorulmuş oluyor ki resmen "tatil sonrası tatil ihtiyacı" içine giriyor. Noel ile yılbaşı arasındaki bu haftasonunu uzatıp kendimizi Alplerin ıssız vadilerine, kar altında kalmış kuytularına vurmaya karar verdik, biz de. Daha doğrusu Beyaz Atlı Prens benim adıma karar vermiş sağolsun, bana bu sene verdiği noel hediyesi bu haftasonu kaçamağı oldu. Ama tabii deliye her gün bayram misali, bize de her yol ayrı bir macera..

Türkiye'yi saymazsak (orası ikinci evimiz diye saymıyorum) bu bebekle çıkacağımız ilk tatil olacak ya, heyecan bastı tabii bizi. Topu topu 4 gün kalacağımız yere bebek yorganı, birsürü bebek maması, bezler falan derken iki koca bavulla gittik, aklım almıyor hala! Çünkü biz ikimizken o kadar minimalist seyyahlardık ki, ufacık çantalarla kıtalararası seyahat ederdik ve hatta ben bir tek her gün kullandığım el çantamla Türkiye seyahatine çıkmış ve havaalanındakileri dumur bile etmiştim vakti zamanında. Ama bu cool halim yerini beş çocuklu bohçacı kadına bırakmış anlaşılan. Ama aslında iyi ki de bu şekilde abartı davranışlar içine girmişiz çünkü dediğim gibi, yol macera oldu.

Avusturya Alplerinde ufak bir kasabanın tepesinde, karların arasında tahta bir "Alm" bulmuş sevgili romantik kocam, Heidi ve Peter fantazisi var adamın.. Pek hoş bir fikir tabii, pek romantik. Lakin Avusturya sağı solu belli olmayan bir ülke, kış bastırdı mı tam bastırıyor. Yola çıktığımızda pırıl pırıl güneşli bir hava vardı, yolda tek tük atıştırmaya başlayan kar, rakım yükseldikçe fırtınaya döndü ve bizim romantik alm'e çıkacak patikaya ulaşma hayallerimiz, otoban çıkışı ilk kasabanın kar tutmuş caddelerinde sona erdi. Burnumuzu 180 derece çevirdik ve "E, napıcaz, kös kös eve mi döneceğiz?" derken, geçtiğimiz kasabalardan biri aklımıza düşüverdi. Dağ desen dağ, vadi desen vadi, e yol da açık, daha ne?!

İki deli, bir bebek.. Bizim aile bu, evet. Girdik kasabaya, tamamen plansız programsız, dolandık biraz. Gözümüze kestirdiğimiz bir B&B'ye daldık, şansımıza kütüphaneden bozma bir odaları varmış, boşmuş! Aman ne şirin bir oda, anlatamam. Tavandan tabana kitaplar, ortada bir yatak, pencereler bahçeye oradan karlı dağlara açılıyor. Muhteşem! Üstelik sıcacık, güleryüzlü insanlar. Fazla turistik olmamanın verdiği doğallık, misafirperverlik. İnternet yok, tv yok, elektrik kısıtlı, sıcak su kısıtlı, ısıtma eski tip fırın-sobalarla yapılıyor. Olsun, ortam sıcak ve huzurlu.

Maya'nın ilk seyahati ve ilk tatili; tabii bizim de aile olarak ilk tatilimiz. Çok açık söyleyeyim, oldukça da romantik geçti ;) Maya doğduğundan beri aslında sosyal bir insan, gezmeyi, insanlarla kaynaşmayı, yeni yeni şeyleri seviyor. İşin doğrusu 6 aylık bebekle seyahat gözümü korkutuyordu ama tahmin ettiğim gibi çıkmadı. Maya uyku öncesi klasik haykırması dışında hık bile demedi, gittiğimiz restorantlarda, cafelerde, yürüdüğümüz karlı vadilerde, göl çevrelerinde öyle "uygar" davrandı ki biz bile şaşırdık. İnsanlar durup durup sevdiler, herkese gülümsedi durdu! Ayol bu çocuk bizim gibi gezgin mi çıkacak nedir?! Yaşasın!

6 aylık bebekle seyahat etmek isteyenlere önerilerim; fazla abartmayın ama yine de çocuğun alışık olduğu mamadır, oyuncaktır, battaniyedir, yanınıza alın. Kışın normalden bir kat kalın, yazın bir kat ince kıyafet yedeği almak iyi fikir. Bir de bizimki gibi rutin delisi bir çocuğunuz varsa, mesela uyku rutini varsa aksatmayın ama kendi programınızı da doya doya uygulayın ki tatilden, dinlenmekten, eğlenmekten birşey anlayın. valla şu an için başka bir öneri aklıma gelmiyor.. Bebekle tatil, öyle fazla korkulacak birşey değil sanırım. Siz rahat ve tasasız olunca, bebek de öyle oluyor galiba.

Bu yazının bir de 7,5 aylık versiyonu olacak; hem de uçakla 14 saat uzağa gitmeli, 20 gün kalmalı falan bir versiyon.. Dur bakalım, bu ufak "deneme" fena geçmedi ama bir sonraki tatil için gözüm şimdiden korkmuyor desem yalan olur.. Uzun uçak seyahatleri, bebekle tatiller falan gibi konuların uzmanlarından öneriler bekliyorum, pamuk eller yorumlara arkadaşlar.. Lütfeniniz.

Noel geldi, hoş geldi

Biraz boşladım bloğu, suçluyum. Fakat son yazdığımdan beri, hıristiyan dünya noel dönemine girdi ve hayat adeta durdu. Bu uzaktan hoş-beş görünen dönem, insanların aslında en stresli dönemleriymiş diye bir yazı okumuştum. Doğru valla, özellikle hediye alma-verme işleri benim için kabus! Eskiden beri sevmem ben bu hediyeleşme işlerini, çünkü hem kimseye ne vereceğimi bir türlü bilemem, hem de sırf genel bir özel gün diye kapitalist sistemin çarkları arasında yitip gitme hali, bunca yoksulluk, açlık, yokluk çekilen dünyada bana ters. Amma ve lakin, ben böyle düşünsem de benim çevremdeki kimse beni iplemiyor ve yıllardır herkesin kutladığı anlamsız günlerde anlamsızca hediyeleşip duruyoruz. Bunun üzerine bir de Beyaz Atlı Prens'in elf soyundan gelme annesi işleri iyice abartıyor ve çam ağacının altı üstü yanları tepeleme hediye dolu oluyor, ben de normal insanlar gibi kişi başı bir hediye alıp gidemiyorum. Abuk subuk irili ufaklı birçok hediye alıp, son dakikaya kadar panik içinde onların teslimi, gözden uzak muhafazası, paketlenmesi derken valla özel bir gün mü, yorgunluk mu emin olamadan bu dönemi geçirip huzura eriyorum. Yıllardır böyle ve değiştirecek gücüm de emelim de yok.. O nedenle yine bu sene bu irili ufaklı hediyelerin temini, DHL kargo ile akraba olma halleri (ciddiyim, adamlar bizim bölgeye hep aynı tombik amcayı koşturuyorlar ve bu tombik amca her kapıyı çalışta Maya ile cilveleşiyor (bizim kızda tombul, kırmızı burunlu, Bavyeralı yaşlı adamlara karşı özel bir ilgi olduğunu keşfettim bu adam sayesinde - dehşet içindeyim) ve hatta sonunda adam o kadar "bizim DHL amca" oluyor ki Maya ile hatıra fotoğrafı (flaşsız tabii) çekiliyor falan.. Noel öncesi TVlerde gösterilen komedi filmlerini aratmayan sahneler).

Velhasıl; bu sene hediyelerin çoğunu amazon'dan temin ettim, zamanında geldiler, bir kısmı geri yollandılar, tekrar alındılar, rengarenk paketlendiler ve Maya'nın odasının gizli kuytularında noel gecesini beklemeye koyuldular. Ama Maya'nın hediyelerinin bir kısmını özellikle kendim yaptım, kendi yapamadıklarımı özel imalat atölyelerden seçtim, madden ucuz, manen sevimli şeyler buldum ve hepsini özellikle ağza sokmalık, kemirmelik, ekolojik paket kağıtlarına sardım. Ne de olsa ilk noeli.. Hatırlamayacak ama ilkler önemlidir. Tabii ki 6 aylık bir bebeğe verilecek en güzel hediye, bol bol diş kaşıma oyuncakları, bu dönemde özellikle ilgisini çeken sesli ve çeşitli kumaşlarla kaplanmış yani işitsel, görsel ve dokunsal gelişime yönelik oyuncaklar ve kitaplar.

Ve noel gecesi.. Her sene olduğu gibi Beyaz Atlı Prens'in annesindeydik bu sene de. Her sene olduğu gibi önce süslenmiş noel ağacının mumları yakıldı, beraber noel şarkıları söyledik, kucaklaştık ve hediyelere daldık. Tabii ki ağacın çevresinde herkesin yaklaşık 1mt2'lik hediye alanı var (yuh diyorum!) ve tabii Maya'nın alanı 3mt2 falandı ve tepeleme hediye paketi doluydu. Maya artık destekli bir şekilde oturabildiği için, onu yastıkla duvara dayadık ve hediye paketlerini çevresine koyduk, aman bir mutlu oldu, bir kahkahalar, bir cilveler.. Tabii paketlerin içinden çok dışıyla ilgilendi ama özellikle benim aldığım ve eve getiriken tüm otobüsü gülme krizine sokan hayvan sesleri ve resimleri olan kitap ile babannesinin aldığı "Arı Maya" şarkılı ve ışıklı kitap favorisi oldu. Onun dışında ise bahsettiğim gibi dişlemelik oyuncaklar falan.. Hediyelerden sarhoş, yemeğe oturduk ve Maya da bizimle masada oturarak ve Hipp amca'nın onun için özel olarak :P hazırladığı ıspanağı yiyerek bizi mes'uuud etti sağolsun.

Gecenin en güzel yanı ise, benim 15 aydır ağzıma sürmediğim halde bu gecenin şerefine ve sosyal baskılara dayanamayarak (tabii tabii!) 1 yudumcuk içtiğim şampanya oldu - ki vallahi tadı hala damağımda yankılanıyor!

23 Aralık 2013 Pazartesi

Oyalanma özgürlüğü

Anne olduktan sonra kaybettiğim hak ve özgürlüklerimin en başında "oyalanma" yani "sallana sallana iş yapma", "süzüle süzüle yürüme", "keyfimin kahyası ile oturup kahve içme" özgürlüğü geliyor sevgili dostlar. Ne yazık ki 6 aydır hiçbir işimi oyalanarak yapamadım ve bundan sonrası için de şüpheliyim. Zira serde on parmakta on farklı hadiseyi bir arada götürme (marifet diyemedim) takıntısı bulunuyor. İlla ki çocuğuma da ben bakarım, kişisel bakımımı ve sporumu da tam yaparım, entellektüel birikimimi de arttırmak pek mümkün olmasa da en azından kaybetmemek için gri hücrelerimi maksimum surette kullanırım, üstüne bir de ev işlerini ve günlük koşturmacayı da aradan çıkartırım diyorsanız, ne halde olduğumu az çok zaten biliyorsunuzdur. Anneliğe Giriş 101 öğrencileri için şöyle söyleyeyim: istisnasız her yere; tuvalete bile koşarak giden, koşarak gelen kişiye anne denir.miş.

Son yıllarda kariyer-okul-özel hayat üçgeninde muhteşem bir denge sağlamıştım ben. Yani her birine güzel zaman ayırıyor, hiçbir şeyden geri kalmadan gül gibi yaşayıp gidiyordum. Hatta son iki senedir haftanın bir gününün öğlene kadarki zamanını mutlak surette boş bırakıyor, tamamen kendime zaman ayırıyordum. Sonra biz kocamla belamızı aradık, çocuk yapmaya karar verdik - hoş böyle diyince pişmanmışız gibi sanılmasın, memnunuz hayatımızdan. İçimizde yıllardır gizli kalmış mazoşist tarafımız hönküre hönküre açığa çıktı son 6 ayda, neyse.. Ama gel gör ki hamileliğimin son iki gününü de içine alacak şekilde, son 6 aydır ben hiçbir surette telaş etmeden, koşturmadan, hop oturup hop kalkmadan bir iş, bir uğraş yapamaz haldeyim. Minik sultanı babasına ya da son haftalarda olduğu gibi babannesine bırakmış olsam dahi, bir türlü "oyalanabilme özgürlüğü"mü geri kazanamadım yahu. Şu ana dek Maya'dan en fazla 3 saat ayrı kalabildim çünkü bu onun memeye yapışma azmiyle çıldırmadan geçirebildiği maksimum süre. Bunu da ancak ve sadece babası etrafındaysa başarabiliyor (baba kız aşkının anne üzerindeki olumlu sonucu). Genellikle 1,5 saat ayrı kalıyoruz ve bu süre hem Maya hem de ona bakan kişi için "çekilebilir, dayanılabilir, eh katlanacağız artık'lanabilir" bir süre oluyor. O 1,5 saatte ben ya spora gidiyorum, ya masaja / bakıma gidiyorum ya da Maya dışarıya çıkarıldıysa evde yapılacak işleri hallediyorum. Her halikarda evde bile olsam "yürüme"yi unuttum mesela, devamlı koşturuyorum. Mesela çamaşırları makineye at, koştur evi toparla, bir toz al başarabilirsen elektrikli süpürgeyle odalar arası maraton yap, hop düdük öttü, çamaşırları makineden çıkart, kurutucuya at, koştur koştur iki email yazılacaktı, birkaç blog vardı, dur düdük öttü, çamaşırları kurutucudan çıkart, hızlı hızlı katla (ütü neymiş, ütü denen şey sadece kocanın ultra fantastik business faliyetleri öncesi yapılan bir şey artık), hop geçen bi makale indirdiydin onu aç oku, doktorada işine yarar mı bir bak (doktorayı da dondurdum sözümona bu sene), zamanın mı kaldı, gir banyoya köpük ne ya, gerek yok, duş al çık, bari yüzüne bir krem sür de kartlaşma genç yaşta, of göz altı kremi mi alsam yavaştan? Hop 1,5 saat geçmiş bile.. Ya da dışarıya mı çıktım, o saat koşar artık, saatle ben de koşarım, koşa koşa yürüyorum artık ben sokaklarda, cross-fit'çi oldum resmen. Son zamanlarda bizim köşeden eve 5dk'da koşar oldum, elimde de illa ki market alışverişi olmalı ağır ağır.. Hayır bir de bizde alışverişi ve yemeği Beyaz Atlı Prens yapar üstelik, bir tek kendimin gündüz öğünü (kahvaltı desen değil, öğle yemeği desen değil, günde 1 gündüz ağza tıkılan şeyler işte, ne denir bilemedim o öğüne) ve kızın alışverişi bende..

Velhasıl bu sabah 3 saatlik bir kaçış yaptım, bu hafta noel tatili nedeniyle babayla kız başbaşalar evde. Aslında işim 1,5 saatte bitti, koşa koşa yapmaya alışkın olduğum için. Ama valla ne yalan söyleyeyim şeytan dürttü, dedi ki "manyak mısın, ne eve gideceksin, babası bakıyor zaten, oynalansana!" Ay vallahi ağzına sağlık şeytancığım, evi aradım baktım asayiş berkemal, e o zaman?! Allaaaaaah, tutmayın beni oyalanma özgürlüğümü kullanaacağım.. Tam da noel marketleri etrafa saçılmış, ona elle buna bak. Tam 1,5 saat oyalandım ohh mis! Yavaş yürüyorum falan böyle bildiğin gibi değil.. Bir de üzümlü kek almışım elime, sallan yuvarlan ooooh. Aman az kalsın ağzımdan "yaw çocuksuz hayat ne güzelmiş!" falan çıkacak, o derece mesudum.

Sonra tilkinin dönüp dolaşacağı yere döndüm işte.

17 Aralık 2013 Salı

Evli ve çocuklu çiftin Date Night hadisesi

Date Night; ilk izlediğimde çok gülerek izlediğim bir film olmuştu fakat geçen gün bu filmi bizzat yaşayınca, acı içinde, hikayelerin bazılarının aslında çok da abartı olmadığını fark ettim. Aslında gece çıkıyoruz ama eskisi gibi clublardan sabahın 4'lerinde eve gelmek gibi bir lüksümüz yok. Daha doğrusu benim yok, Beyaz Atlı Prens arada arkadaşlarıyla "night out" yapıp günün ilk ışık dolu saatleriyle eve geliyor, ben öyle "evli barklı adamsın, kır dizini otur evinde" türü bir eş değilim. Birimiz nöbette, diğerimiz keyifte olabilir bence, sorun yok. Ben de bizim kızlarla "girls night out" yapıyorum arada, ya da "night in" çoğunlukla, birbirimizin evinde alkolsüz birşeyler içip dedikodu yapıyoruz. Ya da işte gündüzleri, akşam yemekleri vs. biliyorsunuz, bebek olduğundan beri klasik anneye bağlamamaya ve sosyal hayattan uzak kalmamaya çalışıyorum. Ama Beyaz Atlı Prens ile geceleri aynı anda alemlere akamıyoruz. Onu özledim biraz..

Yılın bu döneminde bizim burada noel pazarı kurulur; ufak tahta kulübeler içinde hediyelik eşyalar, ağaç süsleri, şekerlemeler, gözleme falan türü ve tatlı atıştırmalıklar ve en güzeli de Glühwein (tarçınlı sıcak şarap) bulunur ve iş çıkışı, hava kararınca arkadaşlarla bu pazarların birinde buluşur, açık havada hafif üşüyerek birşeyler atıştırır, bolca içer ve çakırkeyf ve mutlu şekilde evinize dönersiniz. Maya ile bir iki kez gittik bu sene ama bu sıra öksürdüğü için soğukta ve özellikle gece fazla dışarıya çıkarmak istemiyorum. Dolayısıyla hatunu babannesine bırakıp, Beyaz Atlı Prens ile felekten bir gece çalmaya karar verdik.

Açık havadaki marketler ve pazar yerleri hakikaten çok hoşuma gider benim. Hele bunun gibi gece marketlerine bayılırım, ıvır zıvıra bakayım, rengarenk noel süslerini inceleyeyim, abur cubur tıkınayım ve bol bol sıcak şarap içeyim, OH! Tabii son iki senedir "alkolsüz" takıldığım için, çakırkeyf olmadan eve dönüyorum ve tam keyfi de çıkmıyor ama olsun. Bu sene Kinderpunsch denen alkolsüz Glühwein yerine elma suyundan yapılan Apfelpunsch'u keşfettim. Çok daha leziz ve ek şeker katmadıkları için daha sağlıklı. Bol bol götürüyorum, buz gibi havada kaynar kaynar tarçınlı elma suyunun keyfi müthiş! Bir elimde elma suyu, diğer elimde karamelle kaplanmış bademler. Bu noel dönemi insana baya kilo aldıran ama bir o kadar da keyif veren bir dönem.

Beyaz Atlı Prens'le felekten bir gece çalalım dedik, nasıl bir çılgın gece yaşadık bilemezsiniz. Gece 9'da evdeydik. Nasıl da yorulmuşuz, çocuğu uyuttuktan sonra biz de sızmışız. Bu da böyle bir "çocuklu çiftin Date Night'ı" anısı oldu işte..

15 Aralık 2013 Pazar

Hasta, pasta, vınnnn!

Maya iyileşti, arkasından ben hastalanıp iyileştim, arkasından dünden beri Maya tekrar öksürmeye başladı! Ciğerlerine 40 senedir samsun sigarasıyla talim yaptıran yaşlı ve huysuz bir ihtiyar gibi öksürüyor yahu, hönküre hönküre. Öksürmekten uyuyamıyor, uyuyamayınca iyice huysuzlaşıyor, huysuzlaşınca iyice öksürüyor. Kısırdöngüden çıkamadı kınalı kuzum, ballı lokma tatlım. Resmen hastalık günlüğü gibi olacak bu blog yakında, kış gelince bu çocuk milleti arıza veriyor illa ki.. Ciğerlere tuzlu, bronş açıcı nemli hava vermemizi salık verdiler, elimize de bir pompalı maske tutuşturdular; günde üç vakit nemlendiriyoruz çiçeğimizi. Bir de yatağın baş ve göğüs tarafının altına gelecek şekilde bir yastık koyduk, biraz yükselttik başı. Bu ikisi biraz rahatlattı ama yaşlı ve huysuz sigara tiryakisi amca bir süre bizimle gibi.. Bazen kış boyu öksüren aksıran oluyormuş, inşallah o modellerden değildir bizimki.

Gece boyu 30 defa öksürünce, 30 defa uyanıyor. Yani uyanıyorUZ, hep birlikte. Gündüz ise doğru dürüst uyuyabilsin diye genellikle kanguruya koyuyorum ve saatlerce ayakta, dolanarak uyutabiliyorum. E artık ağır da baya, kolayca saatlerce taşınmıyor kucakta. Elim, belim, dizim, artık bunları zaten gözden çıkarttım ama üstüne de o kadar yorgunum ki.. Buraya iki satır yazmaya, ailemi aramaya, biriken emaillere cevap vermeye ne zamanım ne de enerjim yok bu sıra. Kusura bakmayın.

Bu haftasonu kendime zaman ayırayım istedim yani koştura koştura gittiğim spordan, uzun banyolardan, kitap okuma keyfimden ve çiçeklerimle ilgilenmekten başka birşeyler yapayım dedim. Ne yapayım, ne yapayım derken, kendimi arabada buldum. Araba kullanmak benim çok keyif aldığım bir zevkimdir ama burada toplu taşımanın son derece rahat ve kullanışlı oluşu nedeniyle işin doğrusu kırk yılın başı araba kullanıyorum. Oysa şöyle arabaya atlayıp, MP3 çalarımı hoparlöre bağlayıp, en sevdiğim müzik eşliğinde, bangır bangır bağırarak şarkı söyleyerek, basıp gitmek.. Offf! Çocuksuz hayatın ne büyük bir zevki. Çocukla o kadar bağıramıyorsunuz, o kadar hızlı gidemiyorsunuz, aklınızın bir köşesi devamlı arka koltukta. Öyle olunca da zevki çıkmıyor.

Arabaya amaçsız bir şekilde atlayınca, aklıma pastalarıyla ün salmış bir pastane düştü. Bizim buraya biraz uzak bir kasabada bu pastane ama altımda araba, içinde benzin fullenmiş, e çocuk da kocada, ooo-hooo daha ne! Kendimi pek keyif insanı gördüm canım! Kırdım otobana. Malum bu ülkede otobanda hız sınırı yok. Açtım müziği, verdim koltuk ısıtmasını totoma, bastım gaza.. 120-130-140-150 derken 160! Orta şeritteyim bir de, solumdan arabalar vızır vızır geçiyor, adamlar 200-220 falan yapıyor, ben kadın başıma, çoluk çocuk da var.. 162'de kaldım artık. Ama ne büyük keyifti basıp gitmek..

Psikolog bünye bazen "acaba basıp gitmek mi istedim hakikaten?" demiyor değil. Ama yok, pastamı aldım, aynı hızla evime, kocamın yanına, çocuğumun yanına döndüm. Bu arada pasta da pastaydı hani; fotosunu çekecek fırsat bulamadığım için temsili bir fotoyu ekliyorum ama öyle dilimlemekle falan uğraşmadık, resmen ikiye kestik, otobanda hız yapar gibi çocuk uyanmadan hapır hupur yedik, bitirdik. Bu da böyle bir "çocuk sonrası tırlatma" anım olarak kaldı hafızalarda..

8 Aralık 2013 Pazar

Ateşli, hasta, gazlı anne

Mini hanım iyileşti, çok şükür (güzel yorumlarınız ve sağlık dilekleriniz için tekrar teşekkürler). Bu sefer de ben cortladım, yorgan döşek. Son iki senedir hiç grip olmadığım için unutmuşum, ne pis bişeymiş. Zır zır burnum akıyor, ağzımın içinde tuhaf tuhaf yaralar türedi, sırt ağrısı zaten dur orda. Boğazımla ciğerlerimin üst kısmında sanki tadilat çalışması var, sanırsın dipten boru hattı çekiyorlar, takır tukur birşeyler oluyor. Amortisörü hapı yutmuş Tofaş araba gibi hissediyorum kendimi, o derece.. Neyse, yazabiliyorsam iyiyim demektir, abartmayalım. Biraz üşütmüşüm.. Beyaz Atlı Prens "Maya'dan bulaştı sana!" dese de, bence biz geçen hafta anneli kızlı, yaka bağır açık, köpüş ayağı yemiş gibi dolanırken üşüttük. Ben Maya iyileşince rahatladım, salıverdim de ondan bünye şimdi arıza veriyor. Bu işler psikolojik biraz. "Hasta olmayacağım!" derseniz olmuyorsunuz deneyin bak, ama nane molla bir şekilde "Ay ben biraz üşütmüşüm galiba hasta olacağım eyvahhh" derseniz, yatak döşek.. Tuhaf işler, evrene akıl erdiremiyorum bu konularda, kendi kendini telkinin anlaşılmaz doğası diyelim, geçelim.

"Gazlı" konusuna gelince; içime bir oburiks kaçtı, iki gündür kontrol edilemez bir iştahım var (bu sefer midem de kötü, yediklerimin sonu genellikle tuvalet oluyor ne yazık ki, dolayısıyla bulimikler gibi tıkınıp tıkınıp çıkartma halinde bir türlü doyamıyorum, ondan da olabilir). Sabah kahvaltısı sonrası bir bardak haşlanmış nohutu nasıl gözüme kestirdiysem, sadece üzerine kuru maydonoz, kuru tane kimyon ve tuz ekip bir güzel mideye indirdim demin. İnşallah bu sefer kalıcı gibi. Nohut falan gibi gaz yapan gıdalara bu tane kimyonu karıştırmak çok iyi buluş, tavsiye ederim, pırt pırt sorununa kesin çözüm.

Tek korkum var; çocuğu zorum zorum iyileştirdik derken ben cortladım. Şimdi bir daha benden geçer mi çocuğa? Bu konuda deneyiminize ihtiyacım var. Uzak dursam da anne sütü alıyor, aynı odada uyuyoruz, yani fazla haşır neşiriz. Paranoya yaptım, tekrar hasta etmeyeyim mini'yi yazık?

4 Aralık 2013 Çarşamba

Ateşli, hasta, gazlı bebek

Allah kimseyi çocuğunun hastalığı ile sınamasın. Çok zor birşeymiş. Maya 4 gündür hasta, 6 aylık olmasını kutlarız diye plan yaptığımız günün sabahı cayır cayır ateşle uyandı. Gece ara sıra süt emmeye koynuma geldiğinde "sıcak bu çocuk" diye düşünmüş ama sanırım yorgunluk ve uykusuzluk ve konduramama ile tepkisiz kalmıştım ama sabah dereceyi kulağına bir soktuk ki.. Kulak derecesi berbat birşey bu arada, alacaksanız da almayın. Ben hamileyken gidip Chicco'dan "kalitelisi" diye almıştım ama pişman oldum, ateşi bu kadar oynak ölçen bir alet yok yahu, bir 37,3 iki saniye sonra diğer kulak 39,1, ordan iki dakika sonra ilk kulak 35,3, haydaaa hadi diğer kulak 38,4.. Delirecektim! Neyse ki kaptık çocuğu, açtık popoyu, normal dereceyi soktuk içeri ve 39,6'yı gördük de zamanında müdahale edebildik.

Ateş denen illet illa ki Cumartesi sabahı başlayacak tabii, Murphy kuralları gereği, doktor muayenehaneleri ve eczaneler kapalı olmalı çünkü açık olursa evren sizi yeterince panik etmez. Velhasıl, doktoru telefonla evden arayıp "napıcaz biz çok korkuyoruz" dedik ve "popo ateşi 39 olunca fitili koyun, 6 saatte bir tekrarlayın, pazartesi de muayeneye gelin" cevabı aldık. Ateş beni korkutmuyor, ateşle kendi çocukluğumda deneyimim var. Ailem doktor, fazla kalın giydirmemek, üstünü örtmemek, çok yükselirse soğuk olmayan ılık bir ıslak bezle başı ve eklemleri ferahlatmak ve bol bol anne sütü vermek önemli, biliyorum. Bir de panikleyen eşi sakinleştirmek tabii, o daha zor.. Pazartesi muayeneden sonra kanda ve idrarda bakteriyel bir sonuç alınınca hop hastaneye sevk. İlk başta böbrekten şüphelendiler, o noktada benim tüm cool anneliğim bitti zaten, salya sümük dağıldım. Çocuğun idrar torbasına kataterle girip idrar örneği aldılar, başına "afrika'ya yardım" reklamlarındaki çocuklardaki gibi kan alma / serum verme amaçlı koca iğneler falan soktular. Doktor bizi dışarı attı bir de, nasıl bir panik davranışı sergilediysek, ayağına dolandıysak.. İçerde haykıran bir bebeğin dışarda bekleyen ebeveyni olmak ne zor anlatamam.. Hele kafada koca bandajla, ağlamaktan morarmış halde kucağıma atlaması.. Of.. Dedim ya; çok zor, Allah kimseyi bu şekilde sınamasın ve hasta bir çocuğu olan ebeveynlere sabır ve güç versin.

Neyse ki ciddi bir sorun yok ama nedenini bulamadıkları bir enfeksiyon ve akciğerde sulu bir hırıltı var. Büyük ihtimal bakteriyel bir durum, üstüne de üşütme.. 6 aylık bir bebek için zor, ağır ve ağrılı günler.. Bol bol anne sütü, dinlenme, içinde bronş açıcı bir ilaç olan buharlı soluma cihazıyla solunum yolu duşları önerdiler ve yatışa gerek görmedikleri için başa taktıkları o korkunç iğneyi de çıkartıp, saçlarının arasında kalan bant yapışkanını da gazla silip (!!!! nasıl yani ya? bir de bize aman çocuğun yanında mum falan yakmayın hahaha diyerek!) eve yolladılar. 3 gündür ara sıra ateş yükseliyor, ara sıra huysuzluk yapıyor ve yıkadığım halde hala yapış yapış saçlarla buram buram gaz kokuyor. Ama savaşçı ve sanki bizden daha güçlü gibi.. Umarım artık iyileşme yolunda yürüyor!

6 aylık ve ilk kez hasta.. İlk kez ananemin "senin yerine keşke ben hasta olsaydım!" diyişini gerçekten anladım. Ebeveynlik çok ama çok zormuş..