28 Şubat 2014 Cuma

En iyi bebek mama sandalyesi

Kapitalizmin çarkları arasında yitip gitmeden "köprüden önce son çıkış"ı yakalayabildiğim bir anı daha kayıt altına almak istedim. Konu: Stokke Mama Sandalyesi. Bu ulvi ürünün biricik, şımarık, içi dolu turşucuk veliahtınızın ya da prensesinizin kıçını sarmalamadan büyümesine izin verebilir ya da Afrika'da çocuklar açlık çekerken, eşit derecede güvenli ama daha ucuz bir alternatif varken neyleyim Stokke'yi diye düşünen duyarlı anne-babalar klübüne katılabilirsiniz.. Seçim sizin, çocuk sizin, kimse karışamaz sonuçta.

Yavrumuz büyüyüp de katı gıdaya geçince, bizi de tüm anne babalar gibi "hangi mama sandalyesi en iyisi?", "hangi sandalyeyi almalıyım?" derdi aldı. Öyle çok okudum ettim ki, sanki mama sandalyesi değil Boğaz'a karşı gayri menkuller alıyorum. Beyaz Atlı Prens zaten kapitalistin önde gideni, "hangisi en iyisiyse alalım gitsin" dedi çıktı adam. Ama "en iyi"nin tanımı nedir? En başta güvenlik ve rahatlık, çocuk hoplar zıplarken içinden altından üstünden kayıp düşmesin, orasına burasına parmağını bacağını sıkıştırmasın. Sonra kalite, yani iki ıspanak yedirme sonrası sandalye elinizde kalmasın. Sonra design, evde kocaman alanlar kaplamasın, plastik ve cart renkte, tüm o çocuksuz yıllar boyunca özenerek aldığınız eşyalarınız arasında parıldayan feci birşey olmasın. Tüm bunları düşününce seçenekler azalacağına artıyor. Bu Stokke marka bebek masası anladığım kadarıyla masa anlamında Bugaboo marka bebek arabasının eşdeğeri, yani eli biraz para görmüş, fazla araştırmadan "en iyisini aldık yavrumuza" diyen anababaların tercihi. Malum biz aldık bu arabayı ve de pişman olmadık, öle bayıla kullanıyoruz. Lakin ikinci el otomobil fiyatına falan maloldu, aynı hatayı mama koltuğunda yapmak istemiyorum doğrusu. Eminim Stokke bir ömür hatta evladiyelik kullanımı, şık tasarımı, güvenlik ve kalite açısından hakikaten iyi bir sandalye. Eminim alanlar zevkle kullanıyor ve önerirler. Ama biz almadık. Nedeni; bence gereksiz masraf.

Gittik IKEA Antilop mama sandalyesi ve ön masası aldık. Son derece ucuz, beş nokta emniyet kemerli sistemiyle güvenli, dengeli, kaliteli, her yere sığıyor, ufak, hafif ve rahat. Bizim kız hop hop hopladı içinde, sağını solunu test etti, hoşuna gitti. Aldık geldik. Bembeyaz, eşyalarımla da uyumlu, kibar. Yemek masamızın köşesinde yerini buldu. 1 haftadır yemeklerinin hepsini bu sandalyede yiyor, döküyor, saçıyor, eziyor, buluyor, ağzına götürüyor, geri getiriyor, bazen kemiriyor, bazen yere, duvara, benim üzerime fırlatıyor ve çok mutlu. Yemekle ilişkisinin böyle olmasını istiyorum: Mutlu. IKEA mama sandalyesi bunu sağladı.

26 Şubat 2014 Çarşamba

Cennetten dünyaya çakılmak

Tatilden döneli bir hafta olmuş; artık ne jetlag kaldı, ne okyanus kokan efil efil giysiler. Giysiler yıkandı, yazlıklar rafa geri kaldırıldı. Gezi bloğuna yazı, Facebook'a albüm bile yüklendi, beğenildi, yorumlar yazıldı çizildi falan filan derkeeeen; durulduk, "tatil dediğin bir anmış, o da geçen anmış" kıvamında normal hayata döndük. Edebimle annelik kulvarında seke seke koşmaya ve yazmaya devam.

Mayağ'nım 7. dişini çıkartıyor, ne bulsa ağzında. Benim deri cüzdan, koltuğun kenarı, ekmek köşesi, havuç dilimi falan farketmiyor, ne bulsa dişliyor. Ben de sabır taşı edindim bir adet, karşılıklı dişliyoruz. Geçen gün 6 aylık dişçi kontrolüne gittiğimde, dişçim bana "haberin var mı, sen dişlerini sıkıyorsun, bak burda ve burda ve hatta burda hafif törpülenmeler olmuş" dediğinde çok şaşırdım, şimdi buna şaşırdığıma bir daha şaşırdım bak. Geceleri yapıyormuşum, uyurken, farkında değilim. Dişçi sağolsun "farkındalık düzeyimi" arttırınca, her dakika aklım dişimde gezer oldum ve evet, hakikaten bir diş sıkma halindeyim devamlı. Hadi bakalım.. Bu yaştan sonra uyurken damak taktıracaklar bana, damak taktıracaksın anana Mayağ'nım. Öyle olsun.

Öğrenilmiş çaresizlik içinde artık ne olsa kabullenme ve "yazgımız buymuş küçük emrahım" demeye başladım. Misal, 6+ dişle memelerimi ısıra ısıra emdiği yetmiyormuş gibi, iki elini yumruk yapıp sanki atom döner yer gibi bir de çekiştire çekiştire içiyor sütünü. Özellikle gece uykusundan önce yapıyor. Ne yapıyorum, hiç. Otomatiğe bağlamış halde elim sırtında, gözlerim tavanda, dişlerim sıkılı tabii. Şekil 1A'daki kuzuyu emziren mangal yürekli kangal gibiyim yeminle.. Suratımdaki bakış aynı bakış. Hatırlatırım size, ben bu çocuğu 6 ay emziririm mottosuyla yola çıkmış idim. 8. ayı deviriyoruz. Çok şükür tabii, anne sütünün ilk 1 sene ne denli önemli olduğunu artık sağır sultan bile biliyor. Öyle de.. Neyse. Allahın gönlüne güç gitmesin, süt vermeyi bırakınca inşallah yazıcam bu konuda, şimdilik susuyor, kaşlarımı mangal yürekli kangala benzetiyor ve bol sütlü günler diliyorum.

Öte yandan, bahar geliyor, oley. Bugün ilk pembe pembe çiçek açmış ağacı görüp heyecandan çığlık atarak şarkı söylemeye başladım. Resmen bir müzikalde yaşıyor gibiyiz Maya'yla. Devamlı şarkı söyleme halindeyim, yerli yersiz. Mesela Mayanın uykuya gitme ve uyanma şarkıları var, söz ve güfte bana ait. O hadi normal de, banyoda "mommy changes your diapeeeers la la la" ile başlayan, mutfakta "o la la la the spinach is so delicious"la devam eden, yürüyüşte "obladi oblada, the sunshade is working so la la la"ya dönüşen ve akşam eve girerken "homey homey homey, here we areeeee" diye sonlanan tuhaf bir GLEE bozması sanal gerçeklik içinde çocuk yetiştiriyorum desem? Tırlatmaya az kaldı, doktorum nerde, bir güzel kız yüzünden, çıldıracağım diye cevap verir miydiniz bıcırık bebekdaşlarım, Fatih Erkoç'cağızlarım? Yoksa topuklarınız totonuza vura vura yanımdan kaçar mıydınız? Naaalan, n'olur, "n'evet, n'ben de çocuğuma devamlı n'şarkı söylüyorum" de... Bitek ben değilim dimi? Velhasıl Maya alıştı artık devamlı şarkı söylememe, ilk başta "bu kadın manyak mıdır nedir?" diye tek kaşını çatarak suratını büzerek bakıyordu, artık o da "da-da-da" "aida aida aida"larla eşlik ediyor. Baya baya konuşuyor ayol bu çocuk, tek sorun, "Mars Attack" diye bi film vardı bilmem hatırlar mısınız, aynen oradaki Marslılar gibi konuşuyor.. Biraz ürküyoruz kendisinden.

Bir üst numero beze geçtik oley. Aslında daha önce geçebilirdik de ben biraz pintiyim, stokları eritmek için çaba verdim. Çocuk bu arada zavallı birkaç kez üstünü/babasının üstünü/koltuğu falan çişledi. Baktım bu iş bana doğru yaklaşıyor, paraya kıydım yeni numerolu bezi aldım. He, büyüyor valla.. Üç beş de zıbın, tulum aldım, sonra kendimi kaybettim elim kolum paketlerle dolu eve döndüm. Bir de tartı aldım, farz oldu, aynanın karşısına geçip omuz üstünden kıçıma bakışlar atıp duruyorum. O günkü psikolojime göre "ay çok şişmanım" ile "ay kaburgalarım gözüküyor be" arasında gidip gelen bir kilo tahmini skalasından geçiyorum. Oysa ki karnım dümdüz, memelerim de sarkmadı, sanırsam hala DAŞ gibiyim (MILF dedi biri bana, çok heyecan yaptım ayol, terrrrbiyesiz bile diyemedim cevaben. Analık böyle bişey) he bu yaşta çok bile.

Bu neyin kafası, öğrenen anne? diyorsanız. İşte tatilden dönmüş, doktora hocasıyla uzun bir sohbet etmiş, analık iznini bi dönem daha uzatmış, eve dönerken de koca bir dondurma alıp, "Mamiiii ne yiyosun, o ne elindeki, o güzel bişeye benziyo, ver bi dişlesem valla bi diş bi diş" bakışı atan yavrusuna nisbet (yok valla, diil ayol şeker vermiyoruz da ondan) yalaya yalaya eve gelmiş, şekeri çok kaçmış ananın kafası bu. Şükela!

21 Şubat 2014 Cuma

Bebekle uçak yolculuğu

Yurtdışında yaşayan ya da sık sık seyahat eden anne babaların korkulu rüyalarından biri bu; bebekle uçak yolculuğu. Maya ilk uçağa bindiğinde tam 3 aylıktı ve ilk yolculuğunu Türkiye'ye yaptı. Hem ağlayan, zor bir bebek olması hem de Türkiye'ye trafik kazasında yitirdiğimiz canım ananemin cenazesi için gidiyor olmanın ağırlığı ile zor bir yol oldu bu ilk yol.. Kalkışta büyük ihtimal kulakları acıdığı için 10 dakika ağladı, ben de yeni anneyim, çevredekileri bebekten ve kendimden çok dert ediniyorum, utanıyorum sıkılıyorum falan; devamlı emzirdim önerdikleri gibi ama o 10 dakika bana sonsuz gelmişti. Sonra horul horul uyudu 2 saat boyunca, iniş de dahil. Dönüşte 4 aylıktı, hiç sesi çıkmadı. Bu denemeden sonra, bize bir deli cesareti geldi. 14 saatlik uçak yolculuğuna baş koyduk (vur deyince öldürdük yani). 14 saat devamlı uçuş değil, 5 saat uçuş 4 saat aktarma, 5 saat tekrar uçuş. Deli misiniz?! diyen çok oldu; şimdi uçtuk-konduk-uçtuk-konduk-uçtuk-konduk-uçtuk-konduk ve ben size söyleyeyim, korkmayın! Cesaret edin, rahat olun, bebekle uçmak o kadar da korkulacak birşey değil.. Ben başardım, siz de başarırsınız, korkmayın!

Birkaç ipucu var tabii, bu işin de bir raconu var. Öncelikle hafif uçmak çok önemli; yani seyahate mümkün olduğunca az bagajla çıkmaya çalışın. Mesela gittiğiniz yerden temin edebileceklerinizi taşımayın hamal gibi, bu havaalanında da uçarken de stresinizi çok azaltan önemli bir ipucu. Ama tabii bebekle uçmanın bazı "olmazsa olmaz"ları var, eskisi gibi öyle ufacık çantayla uçulmuyor. Tahmininizden fazla ihtiyaç duyacağınız eşya çıkabiliyor. Bagajı yapmadan önce, havayolu şirketinin bebekli yolcu kurallarını mutlaka okuyun. Bazı şirketler mesela taaa uçağın kapısına kadar bebek arabanızı götürmenize izin veriyor hatta maxi-cosi türü araba koltuğu ana kucağı türevlerini bazen bebekle uçağa dahi alabiliyorsunuz ve eğer yer müsaitse size bu aracı koyabileceğiniz yan koltuk bile veriliyor. Bunu uçuş öncesi check-in sırasında personele sormakta yarar var. Bebek arabanız size uçuş sonrası yine kapıda teslim ediliyor (bizim maceracı araba gibi aktarmada kaybolmadıysa tabii, o zaman izini sürüp, bulup, ertesi günlerde evinize getiriyorlar, bu arada da size bebek arabası temin ediyorlar, böyle bir hakkınız var haberiniz olsun). Ayrıca uçakta ayak mesafesi geniş olan "aile koltukları" denen bölgeler var, bunlar sizin hakkınız, söke söke alınız! Tabii sizin gibi bebekli birçok yolcu olabileceği için havaalanına erkenden gitmekte yarar var. Bu aile koltuklarının ön tarafında duvara monte edilen bebek pusetleri de oluyor sanırım 10kg ve 80cm'e kadar rahatça kullanılabiliyor. Ayrıca bazı şirketler bebekler için mama, bakım eşyası ve oyuncak temin edebiliyorlar; bunu da araştırmakta fayda var.

Uçuştan önce dinlenmiş olmak, bol sıvı tüketmek sizin için de bebek için de önemli. Havaalanında pasaport kontrolünden sonra, rahat ve sakin bir bölgede dinlenerek beklemek akıllıca oluyor. Kalkış sırasında özellikle küçük bebeklerin kulakları basınç nedeniyle acıyabiliyor, bol bol emzirmek, yutkunma ve esneme hareketleri yaptırmak gerekiyor. Kalkış sonrası genellikle rahatlıyor bebekler. Sonrası size kalmış; bebeği eğlendirmek için hep bildiği oyuncakları hem de ona sürpriz yeni oyuncakları kullanabilirsiniz. Teknolojinin nimetlerinden (uçuş ekranları, kumandaları ya da i-pad'inize yüklediğiniz bebek oyunları, çizim ekranları) faydalanabilirsiniz. Uyku için sling kullanıyorsanı, hayat kurtarıcı. Size de spor olması açısından 2 saatte bir uçak içinde yürüyüşe çıkabilirsiniz. Bir de tabii yemek saatlerinde alışkın olduğu, sevdiği mamaları ve sağlıklı aburcuburu vermek (basınç nedeniyle tat hücrelerimiz farklı çalışıyor biliyorsunuz, o nedenle sadece sevdiği mamaları tercih edebilir, normal miktardan biraz daha fazla ve çeşitli almakta yarar var), bolca emzirmek ya da sıvı vermek çok önemli. Uçak içindeki tuvaletlerin bazılarında bez değiştirme masası oluyor ama buz gibi olduğu için bebeğin altına bir battaniye koymak iyi fikir. Bebekler de uçuş sırasında ve sonrasında bizler gibi bol tuvalet ihtiyacı içine girdikleri için, normal ihtiyaçtan biraz daha fazla bez almak ve sızmalar nedeniyle birkaç set kıyafet yedeklemek hayat kurtarıcı olabilir.

Uzun uçuşlarda ve aktarmalarda bebeği oyalamak ve uykusunu almasını sağlamak için, alışkın olduğu oyuncak, battaniye ve özellikle slingi yanımızda taşımak, aşırı aydınlık ortamlarda bebeğin başına örtebileceğimiz hava geçiren tülbent bezi unutmamak, kullanabilirsek ses bloke eden kulaklıkları edinmek ve öncelikle kendi sıvı alımımıza ve beden rahatımıza önem vermek de uzun uçak yolculuklarında dikkat etmemiz gereken diğer önemli noktalar.

Son olarak, uzun uçuş sonrasında varış noktamızda tanıdığımız birinin bizi karşılaması tabii büyük lüks ama mümkünse bebeği de düşünerek bir ya da en çok iki kişilik karşılama komiteleri olsun bu. Yoksa zaten yorgun bebeği bir de yabancıların heyecanlı hareketleriyle iyice teröre etmenin alemi yok yani.. Karşılama olmayacaksa da en güvenli, hızlı ve sakin ulaşım aracıyla bir an önce otele ve evimize ulaşmaya çalışmalı, jetlag yemiş bebeğin dinlenmesine, iklim ve saat değişimine adapte olmasına (genellikle her 1 saat fark için 1 gün adapte süresi kuralı vardır biliyorsunuz) özen göstermeliyiz. Jetlag olan bebeğe, kendimize uyguladığımız uykuyu yerel saate göre ertelemek, zencefil ve kahve tüketmek gibi yöntemleri uygulayamayacağımız için, ona bol bol dinlenme, uyku ve sıvı vererek yardımcı olmalı ve huysuzluğuna sabır göstermeliyiz.

Benim bebeksiz tonlarca ve bebekle 6. uçuş maceramdan sonra, hem uzmanlardan duyduğum hem de kendi kendime bulduğum kural ve uygulamalar böyle. Umarım işinize yarar ve bebetoyu kapıp bol bol keyifli uçak seyahati yaşarsınız!

Güneş kremi bebekler için zararlı mı?

Güneş ve deniz tatili öncesi tüm anne babaların aklına takılan bir soru bu; akça pakça yavrumuzu güneşin kavurucu kollarından korumak için illa ki narin vücuduna yoğurt gibi kalın bir tabaka güneş kremi mi boca etmeliyiz? Özellikle de yavrunuz benimki gibi yarı batı avrupalıysa, cildi elf soyundan gelenlerden hallice beyaz beyazsa.. Hoş bebetonuz akça pakça olmasa, buğday tenli ya da esmer bile olsa derisi yine de bebeto derisi; son derece ince yani. O nedenle, anne ya da babaysanız her halükarda bu "çocuğumu kızgın kumlardan serin sulara atmadan önce güneş kremi sürmeli mi, sürmemeli mi?" sorunsalıyla başbaşasınız. Kaçarınız yok.

Şimdi alternatif anneler, doğal anneler, organik anneler bana tavır almasın. Demek istediğim çocuğunuza illa ki güneş kremi sürmek zorundasınız değil. Ama güneşin cilt kanseri başta olmak üzere yıkıcı sorunlara neden olduğu bu kadar aşıkarken, binbir cefa çekerek büyütmeye azmettiğimiz çocuğu da bir şekilde güneşten korumamız şart. Ha bunu ister güneş kremli yaparsınız, ister güneş kremsiz..

Güneş kremli koruma yapacaksanız, özellikle iki farklı güneş kremi türü olduğunu bilin. Kimyasal koruma sağlayan kremleri cilt emiyor ve güneş altında bu kimyasallar şekil değiştirerek en az güneş kadar kanserojen hale geliyor. Sağlıklı alternatifi mineral bazlı kremler. Bu kremler özellikle sürüldüklerinde böyle yoğurt gibi beyaz bir iz bırakıyorlar ve paraben vs gibi zararlı kimyasallar içermiyorlar. Güneş kremi alırken özellikle bunlara dikkat etmeliyiz. Maya için ilk hafta 50 faktör, ikinci hafta 30 faktör Weleda Baby Suncream kullandım, son derece memnun kaldım.

Peki güneş kremsiz olmaz mıydı? Ekvatorun 7'derece güneyinde tatil yaptığımız için bence olmazdı. Ama siz illa ki olur derseniz, o zaman şu noktalara dikkat etmelisiniz:

- Bebekleri ve çocukları 10-15 arasında kat-i surette güneşe çıkartmamalıyız.
- Kumsalda denizin yansıması nedeniyle gölgede bile otursak güneş yanığı yaşayabiliriz, unutmamalıyız.
- Bebek ve küçük çocukları UV korumalı kumaştan, tüm bedeni (kollar ve bacaklar dahil) örtecek şekilde yapılmış mayoların içine sokmalı, UV korumalı enseyi örtecek türde bir şapka ve yaşa uygun güneş gözlüğü ile korumalıyız.
- Sahildeyken yanımızda mutlaka gölge yaratacak bir şemsiye / plaj çadırı bulundurmalıyız.
- Bebek ve çocuklar bizim gibi terlemedikleri için sıcak çarpmasına çok kolay maruz kalırlar, dikkat etmeliyiz.
- Sadece sahilde değil gün içinde de bol bol su ve sıvı içirmeliyiz. Bebeklerin idrar miktarının azalmadığından emin olmalıyız.
- Tüm dikkat etmemize rağmen çocuğumuzda güneş çarpması ya da güneş yanığı oluşmaya başladığında (ciltte kızarıklık, huzursuzluk gibi belirtiler) hemen güneşten uzaklaşmalı, vücudu ıslak bezlerle serinletmeli, bol bol su vermeliyiz.

Bebekle tatil için gerekenler listesi

Upuzuuun bir liste yaptım. Listedeki tüm maddeleri tek tek tedarik ettim. Hepsini önüme koydum. Bavula koydukça maddelerin üstünü çizdim. Bavulu kapattım. Karşıya geçtim ve baktım.

Yok, bu kadar olamaz! Bu kadar çok eşyayla BEN seyahat ediyor olamam. Ben ki zamanında tek bir el çantasıyla 10 günlük tatillere çıkan, süsünü püsünü ayol kırmızı ojesini bile bu çantaya sığdırabilen, süpersonik bombastik BEN.. Yok mümkün değil bu "bavul"la tatile çıkıyor olamam. Bu BEN değilim!............... Yoksa..

Acı gerçekler insanın yüzüne bir tokat gibi çarpıyor sevdiceklerim. El çantasıyla, şıpıdık terlikle, efil efil uçuşan beyaz şile bezi elbiseyle çıkılan onca tatil, 35 senede gezilen 60 küsür ülke, hoş bir sada imiş. Geliniz buyrunuz bebekli yaşamın getirdiklerine. Velhasıl, yine de bavulu ikinci "alıcı bir gözle" tekrar düzenledim ve toplamda 24 kilo (yuh! diyeceğim ama 2,5 kişiyiz bak ve buna bebek arabası falan da dahil) yola çıktık. Bu da bir başarıdır. Yıllar içinde belki daha uzmanlaşır, pratikleşiriz ama bu ilk sefer için fena değil sanırım. E inceliklerini sizinle paylaşayım, bellerinizi kollarınızı biraz ferahlatayım istedim.

İşin püf noktası kesinlikle plan yapmak. Liste yapın anacım ve bu listeyi minimuma indirin yani "illa ki yanıma almam lazım, yoksa vallahi çatlarım" listesi yapın. Bunu 1 hafta öncesinden yapın ki, hem tedarik hem de yerleştirme zamanında yetişsin (ben hayatım boyunca tüm bavullarımı son gecenin son dakikalarında yusuflaya yusuflaya hazıladığım için böyle bıdı bıdı konuşuyorum, ben ettim siz etmeyin hani) Malum artık öğrendik, bebekle herşey normalden daha fazla zaman alıyor, bir bavulu kapatmak ile kilidini dürtmek arasında bazen 24 saat geçebiliyor, bebetolar evde bir telaş görünce, birden aşırı ilgi isteyebiliyorlar. Kucakta bebeto hoplatarak bavul hazırlamak da uzman işi valla, ben yapamadım bu sefer.. Çocuğu voleybol topu gibi akşam işten gelen babaya pasladıktan sonra kapatabildim bavulumu ayol! Aklıma gelmeyecek detaylar..

Neyse hepinizin merakla beklediği bebekle tatile giderken gerekenler listesini, fazla lafı uzatmadan hemen ekliyorum. Tabii bu liste 2-3 saatlik yol için biraz abartı olabilir ama benim bahsettiğim 14 saatlik uçak yolculuğu. Ayrıca bunlar tabii benim kişisel önerilerim, sizin ve bebeğinizin alışkanlıkları elbette farklıdır. Yine internetten araştırın yani, tek bana bakmayın, gurbet ellerde donalıp kalmayın, e mi?!

Uçuş/Havaalanı için:
- Yeterli derecede bebek bezi (ve 2 tane daha, çünkü uçuş bebetoları da bizim gibi bolca su içmeye ve çişlemeye sevk ediyor)
- En az 2 (bence 3) adet tam takım kıyafet (bu çişlemeler bazen coşkun coşkun olabiliyor, yemekler üste dökülüyor falan)
- Polar battaniye ve şapka (malum uçak içi soğuk olabiliyor)
- Yeterli derecede bebek maması (sadece sevdiği şeyler lütfen, uçakiçi basınç farkında dilimizdeki tat alma hücreleri farklı çalıştığı için yemekler farklı tat verebilir) tabii önlük, ıslak mendil, kaşık ve çöp torbası.
- Bebeği oyalayacak oyuncaklar (eskiler ve hiç görmediği yeni 1-2 oyuncak) uyumasını sağlayacak eşyalar (sling kullanıyorsanız mutlaka alın yanınıza)
- Check-in sırasında bebekli yolcular için ayrılan koltukları isteyin, hem ayaklarınız rahat eder hem de bebek küçükse puset takılan bölüm oluyor, hatta yer müsaitse bebek için ekstra boş koltuk da veriliyor.
- Kalkış ve inişte kulak sorunu yaşanırsa bebeği bol bol emzirin ya da yutkunma esneme hareketi yapmasını sağlayın.

Tatil için gerekenler:
- Gittiğiniz yerde çamaşır servisi olacaksa, 5 günlük kıyafet bence yeterli.
- Tropik ada ya da az gelişmiş bir ülkeye gidiyorsnız 1 kutu bebek bezi ve alışkın olduğu mamadan bolca, tabii kaşık, tabak, biberon vs.
- Şemsiye (yağmur kadar güneş için de yararlı) ve bebek arabası için yağmurluk ve güneşlik
- Araba kiralayacaksanız araba koltuğu ve cama güneşlik isteyin, tülbent bezler de işe yarıyor.
- Otellerin çoğu bebek yatağı temin ediyor, pansiyonlar içinse mutlaka önceden sorun
- İlkyardım ve ilaç çantası (ateş, ağrı, böcek sokması, güneş çarpması, isal ve yaralanmalar için bir çanta hazırlayın ve doktorunuzun telefonunu, sigorta kimliğinizi unutmayın)
- Tropikler için aşıları gözden geçirin (1-2 ay önce yapın bunu, bazı aşıların tamamlanması uzun sürebiliyor) ve sivrisinek problemi için doğal koruyucular ve hatta arabalar ve yataklar için sineklikler edinin.

Deniz/Güneş için:
- Bebek Havlusu (kumsal için ve duş sonrası için 2 adet)
- Bebek için illa ki en az UV 30 faktör güneş kremi (bazı organik anneler kullanmıyor, ben cilt kanserinden korkuyorum anacım ama siz kullanmam derseniz, bir sonraki yazımı okuyun derim)
- Bebek için UV koruyucu tüm vücut mayosu (haşema tipi evet, adamların bi bildikleri varmış yo!)

Dönüş için:
- Tatil sonrası eve döndüğünüzde evi tamtakır kuru bakır bulmamak için, bebek maması, bebek bezi falan gibi ihtiyaçlarınızı planlayıp yedekleyin ki, tatilden sonra rehavet çöküp de alışverişe gidemezseniz masum yavrunuz aç bilaç kalmasın e mi!?

İşte benim olmazsa olmaz, ayol vallahi bunlarsız şurdan şuraya gitmemmm listem bu kadar. 5 parça yükümüz oldu, bir bavul, 2 kabin için el çantası, bebek arabası ayak ve üst takımı. Bebek arabasını taaaa kapıya kadar götürebiliyorsunuz, orda sizden alıp uçağa koyuyorlar. Sonra uçaktan çıkarken size geri veriyorlar (bizimki tabii aktarma sırasında kaybolmuş, iki gün sonra bulundu ve getirildi eve maceracı araba). Bazı şirketler maxi-cosi gibi araç koltuklarını (anakucağı tipi) uçağa da kabul ediyor, sormak lazım.

14 saat (5 saat uçuş, 4 saat aktarma, 5 saat uçuş) uçtuk biz böyle. Bu macerayı ayrıca detaylı anlatmam lazım (azzzzzz sonra nasıl uçtuk nasıl konduk yazısı da geliyor! beni izleyin anacıım)

20 Şubat 2014 Perşembe

Döndük biz!

18 günlük rüya gibi bir tatilden sonra, döndük, dolaştık, kürkçü tükkanımıza döndük işte! Jetlag yemiş bebek ne güzel şeymiş anacım (kötü anne iç sesi konuştu burda); horul horul uyurken şu saatte, anası tıkır tıkır blog yazabiliyor. Tek kelimeyle özetleyeyim tatilimizi: MUHTEŞEMDİ.. Valla "bebekle tatil mi, ha ha ha, canına susadın heralde?!" diyen ahaliye sesleniyorum, ayol vallahi bir dinlendim, bir rahatladım, bir sere serpe yatmalar, solungaçlarım çıkana dek yüzmeler, gözlerim ağrıyana dek kitap okumalar, patlayana dek yemeler içmeler, her dakika olur olmaz yerde uyuklamalar falan.. Şaka yapmıyorum yahu, valla bakın, oluyormuş, mümkünmüş bebekle tatil! Burdan gözümü korkutan "bebek olduktan sonra zor yaparsın bunu"cu teyzelere sesleniyorum: yaptım, oluyormuş. Bebekle "DE" hayat güzelmiş, bebekten sonra da yaşam devam ediyormuş, seyahat edilebiliyormuş. Tüm göbekdaş bebekdaşlarıma sesleniyorum: Cesaret edin ve gidin tatile!

Valla korkuyordum, ne yalan söyleyeyim. Maya biliyorsunuz kolay bir bebek değil, ilk 4 ay uyumadığı ve emmediği her an ciyak ciyak ağladı desem abartmış olmam. Üstelik akdeniz kanı baskın çocuğun, böyle doğuştan toprak hanımağası gibi bi tip bu Maya; ilgi kucak oyun istiyor, mümkünse 24 saat kölelerle kuşatılmak istiyor, dedesinin değimiyle "saray soytarıları" olsun etrafında istiyor. Belki tüm çocuklar böyle, ben acemiyim sonuçta bu annelik işinde bilmiyorum ama yani özetle kendini dünyanın merkezi sanan bir varlıkla seyahat etmek, tatil yapmak, dinlenmek falan ütopya gibi algılanabilen, korkulan birşey işte. Ama yersizmiş bu korkular. Sağolsun Maya huysuzluk yapmadan, çok şükür hasta falan olmadan, sağa sola gülücükler saçarak, gezip tozarak bu tatili bize hediye etti. Annelik iznindeyken aslında bana her gün tatil ama işte insan evden uzaklaşmadan anlamıyor hakikaten tatilin önemini, farkını, gerekliliğini.. Uzaklaşmak lazım anacığım.

Velhasıl Beyaz Atlı Prens ile biz gezgin bir çiftiz, 60 küsür ülke gördü bu 35 senelik bünye. Evlenirken de öyle takılar, katlar, yatlar değil, her sene 2 yeni yer görme sözü aldım ben. Sağolsun bu sözünü tutuyor. Bu sene ilk defa 3 gezgin olduk. Attık sırt çantalarına bir de kızımızı ekleyip sırta, gittik Seyşeller'e.. Cennetmiş hakikaten oralar. Okyanus adalarını seviyorum ama Seyşeller özellikle sağlık sisteminin gelişmişliği ve tropik hastalıkların yaygın olmaması nedeniyle tercihimiz oldu. Tavsiye ederim, bebek ve küçük çocuklar için rahat seyahat edilecek bir ada-ülke. Şubat ayı kışın yorgun ve mumya gibi beyaz bedenleri için ideal tatil zamanı bence. Maya da tatilin ilk günü 8 aylık oldu. İdeal ülke, ideal zaman; yani ideal tatil. Gezi bloğumda uzun uzun yazdım Seyşelleri, tekrar olmasın, kısaca muhteşem bir ülke (zaten yukarıdaki foto herşeyi anlatıyor di mi?). Bembeyaz kumsallar, mavi ve yeşilin her tonu deniz, insanları sıcak ve sevimli, balık bol, ulaşım (soldan ama) rahat, konaklama rahat. Bir tek eksisi var: uçakla 14 saat sürüyor ulaşmak ve yeme içme konaklama falan da dahil oldukça tuzlu fiyatlar.. Ama değer.

Maya gezgin ana babanın genlerini almış, seyahat boyunca farklı bir kişiliğe bürünerek beni şaşırttı. Uçakta da tatil süresince de bir melek! Üstelik 2 de yeni diş çıkardı bu sırada! Tabii babayı bulmanın, mümkün mertebe şımartılmanın etkisi de var. Bir de ben "saldım çayıra mevlam kayıra" düsturunu benimsedim, istediğinde uyudu, istediğinde yedi, istemediğinde öyle kendi bildiğini okudu. Valla işe yaradı bu taktik, nasıl dinlendik, nasıl güzeldi, böyle kuzu kuzu döndük. Enerjim değişmiş resmen, böyle etrafa ışık saçar bir haldeyim. Dönüşte kış da bite yazmış, oh be, önümüz bahar, düze çıktık sayılır..

Velhasıl; hani bazı teyzeler der ya "hamileyken bol bol uyu, bebek doğunca çok ararsın bu halini" ya da "gez gez, çocuk olunca zor gezersin" falan. Külliyen yalan bak, rahat olun. Ben ki bu acemi halimle, bu zor çocukla başardıysam, siz de başarırsınız valla bak. Pozitif bakmalı insan bu tip şeylere, geleceğe dair bu tip "daha beter olacaksın" mesajı veren teyzeleri mekiğe koyup uzaya yollamalı.. 

Şimdi bu pozitif halimle önce bebekle seyahat için gerekenleri sonra uçak yolculuğunu falan yazacağım, sırada onlar var. Jetlag yemiş bebeto uyanmazsa hemen şimdi geliyor..