27 Mart 2015 Cuma

Gündüz annesi (Tagesmutter)

Dün Maya'yı 3 yaşında yazdıracağımız yuvaya bakmaya gittik. Neden böyle acele ediyoruz, daha 1,5 yıl var derseniz; yaşadığımız şehirde ne yazık ki anaokullarına böyle erkenden başvurmanız ve sizin çocuğunuzun yaş ve cinsiyetine eş değer bir boşluk açılana dek sıranızı beklemeniz gerekiyor, ki bu da bazen gerçekten uzun ve meşakatli bir süreç olabiliyor çünkü anaokulları yaş ve cinsiyeti dengede tutmak adına bazen "bu dönem sadece 2 adet 36-42 ay arası, erkek çocuk alıyoruz" diyebiliyorlar. Böyle acaip bir sistem var "eşitlik"in hokunu çıkarmak adına. Bu anaokulu çok tatlı, bayıldım. Evimizin sadece iki ev yan tarafında, kocaman bir bahçesi, yüzme havuzu ve bebek saunası var (!!! evet varmış öyle bişey, bu küçük hanım ve beylerin totoları yumuşacık kalsın diye miymiş bilemedim ama). İnşallah olur ama sahibi de dedi, bu piyangonun bize çıkması çok zor çünkü yaşadığımız bölgede çocuk çok fazla.. Dua ettik inşallah bu olur diye ve diğer anaokullarından da randevu istedik tabii. Daha 1,5 senemiz var, sıkıldıkça hobi olarak çevredeki kreşleri tek tek geziyoruz.

Maya'yı anaokulundan önce kreşe vermeyi düşünmüyorum (nedenlerini şu yazıda çok iyi özetlemiş xlarge aile okuyun ve 3 yaş altı kreşten korkun). Ve ben yarı zamanlı çalışırken o da 3 yaşına dek evde benimle olsun, haftada 2-3 gün de oyun grubuna ve ben işe gidince babannesine gitsin diyorum. Ve fakat Maya'ya yetememeye başladık biz ailecek. Sadece onun gelişen bilişsel ve fiziksel yeteneklerine göre aktivite yaratmak ve maymun iştahına uygun olarak dakika başı değiştirmekten değil, aynı zamanda aşırı sosyal bir çocuk olduğu için ona uygun yaşta çocuklar (ve bana uygun kafada anneler) bulmakta da zorlanıyorum. Özellikle öğre uykusunu da es geçtiği günlerde akşama dek benim aşırı oynanmış beden ve ruhum iflas edecek hale geliyor. Babanne desen zaten haftada 1, taş çatlasa 2 sabah 9-11.30 arası bakabiliyor, e kadının da bir hayatı, kendi özel sosyal programları var, ona güvenerek çocuk yapmadık sonuçta. Bakıcı desen ciddi sıkıntı, ya 5 gün full time adam gibi biri oluyor (ve de benim maaşımın iki katı maaş istiyor) ya da 20 yaşında dil öğrenen ya da okuldan sonra (saati 10 euroya) gelebilen kızlar. Arada onları da çağırıp kocayla başbaşa night-out falan yapıyoruz ama devamlı bırakabileceğim biri yok. Açıkcası tek kişinin bakmasına güvenemiyorum da, yazmıştım nedenlerini burada. Dolayısıyla bakıcı işi yaş iş, saatlik bakıcı abla dışında düzenli bir bakıcı edinmem şu an hem maddi hem manevi açıdan imkansız. Tam zamanlı çalışsam maddi açıdan rahatlarım, en şükela kreşe gider üstüne de bir bakıcı çeker tabii Maya ama o zaman da ben mutlu olamam çünkü onun büyümesini bizzat görmek benim için şu an tam zamanlı kariyerden daha önemli.

İşte bu durumda, 3 yaşında anaokuluna başlayana dek önümde iki seçenek var. İlki şu anda da oyun grubuna gittiğimiz bir yer var, bunlar sadece 4 çocuk alıyorlar, tam Maya'nın yaşından 36 aylığa dek ve 4 çocuk 1 öğretmen. Neredeyse özel bakım gibi, bu içime siniyor aslında ama taaaa şehrin öbür ucunda, 3 saat kreş için 1 saat de yolda geçecek, hiç pratik değil. Hem de kuşluk diye bir porsiyon meyve dışında yemek vermiyorlar, bizim tüy siklet gündüz tek öğün brunch'çı biliyorsunuz..

İkinci seçenek de Tagesmutter yani "gündüz annesi". Burada bazı kadınlar (genellikle yaşlı tonton tipli teyzeler ya da çocuk gelişimi okumuş evden çalışan genç kadınlar ya da kendi çocuğu olan, evde onu büyütürken araya 2-3 çocuk daha sıkıştıran bildiğin uzman anneler) bu "gündüz annesi" denen mesleği icra ediyorlar. Bunlarla sen istediğin saat ve güne anlaşıyorsun, genellikle 7-10 euro arası saati ama bakıcıdan avantajı (ya da tek bakıcı ve birçok çocuk bir arada derseniz dez avantaj, bakış açısına göre, bence avantaj) tek çocuk olmuyor, hem sosyal bir ortam hem de yine özel bakım sayılır. Avantajı tabii ki eve çok yakın bir Tagesmutter bulursan yaşadın, biraz araştırdım birkaç tane kadın var aslında. Hatta birini dün parkta gizli gizli gözetledim, kendi çocuğuyla diğerlerini ayırmıyor gibi geldi uzaktan (yaşları 2-3 arası değişen 3 çocuk da ayrım gözetmeksizin 2 metrelik kaydırağın tepesinden sarkıyordu, ehüyyy).

Siz olsanız ne yapardınız? Ne yapsam? Evimin kadını çocuklarımın anası mı olsam, mesleğini yapan, ev dışında da üreten, aynı zamanda da çocuğuna yarı zamanlı bakmaya devam eden kadın mı olsam?

12 Mart 2015 Perşembe

Dövmek, sövmek yerine sakin kalabilmek

Bir önceki yazımda anlattığım gibi, benimki de dahil tüm tıfıllar bu günlerde yaşları, nöropsikolojik gelişimleri gereği ve oyun grubundaki diğer çocukları izleyerek sosyal ve asosyal davranışları öğrenmeye başladıkları için, "2 yaş krizi" diye de bilinen, kendilerini yerden yere atıp tutturmalı bas bas bağırmalı tepinmelere başladılar. Nedenlerini ve çözümlerini bir önceki yazımda ele almıştım.

Bu yazımda ise çocuktan gelen öfke nöbetlerine karşı, anne baba veya bakıcının olumsuz düşünce ve tepkilerini nasıl kontrol altında tutabileceğini ele alacağım.

Gittiğim oyun gruplarından birinde ikizleri olan bir anne var ve oğlan olan çok agresif. Kadını tekmeliyor, ısırıyor, diğer çocuklara karşı da saldırgan. Fakat dikkat ediyorum kadını ne zaman ısırsa kadın çok ciddi tepkiler veriyor, bağırıyor ve çocuğu 30cm'den kucağından yere fırlattığına dahi şahit oldum! Çocuğa fiziksel zarar gelecek bir davranış değildi dolayısıyla direkt uyarılacak, toplumsal bazda önlem alınacak bir durum da yoktu ama psikolojik anlamda çocuğa çok zararı olduğu da kesin. Üstelik bir de kız olan ikizine sarılıp "bak o beni hiç ısırmıyor" demez mi! Ben kendim utandım ve üzüldüm bu kadın adına.. Zavallı minikler.. Buradaki genel anlayış bu tip öfkeli, saldırgan çocukların ailelerine de karış(a)mamak yönünde. Yani parkta falan bir çocuk gelip başka çocuğa vurduğunda ya da bir oyuncak için kavga edildiğinde anneler genellikle hiç karışmıyorlar. Çocukların problemi kendi aralarında çözmeleri esasmış.. Ben tabii ki biri çocuğuma zarar verecek olsa hiç durmam kaplan kesilirim ama oyuncak kavgaları, oyun sırasında zorbalık gibi durumlarda ben de çocukların kendi aralarına girmeme, müdahale etmeme yanlısıyım. Hayatta her zaman anne olmayacak yanında (bizim kültürde belki de bu nedenle "dayısı olan yaşadı" anlayışı bu kadar baskın). Ama dediğim gibi, fiziksel, sosyal ve psikolojik zarar görme / verme noktasına gelmemeli, getirilmemeli bu iş, yoksa müsamahakarlık değil, çocuk istismarı olur. Kıssadan hisse: Ne ekersen onu biçiyorsun çocuk yetiştirirken...

Maya henüz öfkesini ısırma, vurma, itme gibi dışa vurum davranışlarıyla göstermedi ama olabilir de, ben bundan korkmuyorum ve sakin halimi koruyabildiğim sürece, bir şekilde bunların da kontrolünü sağlayacağımı biliyorum. Dediğim gibi, işin sırrı çocuğun negatif duyguları olduğunu kabul etmek ve bunları ölçülü ve kabul edilebilir şekillerde yaşamasına izin vermek. Bu duyguları ona açıklarsanız (evet şu an sinirlisin, o nedenle yere yatıp tepiniyorsun ama birazdan sakinleştiğinde ben yanında olacağım ve izin verirsen sana sarılıp sakinleşmene yardım edeceğim) ve doğru davranış kalıplarını sabırla, tutarlılıkla ve kendi olumsuz duygularınızın öne geçmesine izin vermeden öğretirseniz; bu yaş dönemi için çok normal olan bu "anormal" davranışlar da zamanla yerini doğru davranışlara bırakıyor. Klinikte çalıştığım davranım problemli çocukların tamamında böyle oldu bu.

Fakat her zaman sakinliğimi korumam söz konusu olmuyor tabii. Mesela dün akşam eve gelen eşim beni kendimi mutfağa kapatmış hüngür hüngür ağlarken, Maya'yı da mutfak kapısını yumruklayarak "mamaağğğ" diye yarı çıldırmış halde böğürürken buldu. Aslında bu durum sadece 2 dakikadır sürüyordu ve öncesinde ben onun nedensiz huysuzluğuna, 19374637 hayır'ına sakin ve mantıklı cevaplar vermeye, onu kucağıma alıp sakinleştirmeye, sarılmaya, tekmelerine itmelerine rağmen öpmeye, kafasına taktığı şeyden (ucu sipsivri bıçakla elma kesmek, olacak iş değil tabii ki) dikkatini başka bir şeye yöneltmeye çalışmış, hatta yemeyeceğim halde 3 adet elmayı ona izleterek kendim kesmiş, ziyan etmiş ve yaptığım ve dediğim hiç bir şeyden sonuç alamadığım ve artık öfkelendiğimi hissettiğim anda "Maya şu an çok sinirliyim, lütfen bana 2 dakika ver, mutfağa gidiyorum ve birazdan yanına geleceğim" diyip kendimi mutfağa kitlemiştim. Ama tabii sonuç Maya'yı iyice sinirlendirdi, korkuttu ve babası geldiğinde dahi sakinleşemedi. O noktada ne yapabilirdim bilmiyorum, büyük ihtimalle gerçekten 2 dakika boyunca ağlayıp, anneliğimin berbatlığı üzerine kendimi yiyip, sonunda da rahatlayıp sinirim geçtiğinde kapıyı açıp Maya'yı sakinleştirmeye çalışmaya devam ederdim ve genellikle 30 dakikadan uzun sürmediği için bu krizler, sonunda ikimizde rahatlar, sarmaş dolaş kuzu sarması halde hayatımıza devam ederdik.. Ya da o bıçağı alır bileklerimi keser huzura kavuşur, cenazeden birkaç ay sonra da kocam benden daha genç ve sarışın ve süper anne bir Helga bulur, herkes mutlu olur rahatlardı. Bilemiyorum..

Ama doğru davranış şu; dövmeden, sövmeden, ona ya da kendinize fiziksel, psikolojik zarar vermeden sakin kalabilmek. Bunu da şu şekilde başarırsınız:

1. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi; bu size karşı planlı bir öfke değil, bir nöropsikolojik gelişim dönemi ve her dönem gibi bu da yaşanacak ve geçecek. O nedenle, çocuğunuzu değiştiremiyorsanız, çocuğunuza bakışınızı değiştirin. Bu sayede en azından kendi öfkenizi ve olumsuz duygularınızı kontrol altına alabilirsiniz. Unutmayın, öfke öfkeyi doğurur, sakin kalabilmekse çocuğunuza nasıl doğru davranacağını öğretir.

2. Günlük stresinizi azaltın, kendinize ve tek başınıza yapmaktan hoşlandığınız şeylere zaman ayırın. Bu sayede olaylara daha sakin bakabilir, kontrolü daha kolay sağlayabilirsiniz.

3. Sınırları ve kuralları kriz anında değil önceden koyun ve tutarlı olun. Çocukla anlayabileceği, kısa ve net kelimelerle konuşun, konuyu uzatmayın. Sakin bir ses tonu, suçlayıcı (işte hep böyle ağlarsın zaten!) ya da işi şakaya vuran (evet onları yere at, çünkü ben senin totonu toplamayı çok seviyorum) ya da tehdit içeren (işte böyle ağla da ben de seni bırakıp gezmeye tek başıma gideyim) cümlelerden kaçının. Bunlar ve "ceza olasılığı" sadece olayı daha da alevlendirmeye yarar.

Tüm bunlara rağmen öfkenizin arttığını ve önüne geçemediğinizi, çocuğa bir fıske vurmaya ya da küfretmeye doğru yaklaştığınızı hissederseniz:

1. Öfkelenmek normal bir duygudur. Fakat siz öfkenizi kontrol edemez, çocuğa bağırır, vurur ya da küfrederseniz; bunun tek getirisi, öfkeniz geçtiğinde sizin kendinizi "kötü anne" hissetmeniz, suçlamanız ve çocuğun da kendini umutsuz, kafası karışmış ve daha da öfkeli hissetmesi olur. Bu bir kısırdöngüdür ve kırılması gerekir.

2. Öfke kontrolünün ilk basamağı öfkelendiğinizi anlamaktır. Bunun için vücudunuzun  verdiği sinyalleri dinleyin. Terleme, artan nabız, ellerinizin titremesi bunlardan birkaçıdır. Öfke geliyorsa, hemen durun, ne yapıyorsanız bırakın ve derin nefes alıp vermeye, içinizden sayı saymaya, şarkı söylemeye, sevdiğiniz bir şiiri okumaya ya da sevdiğiniz bir tatilin detaylarını hatırlamaya yani kendi dikkatinizi başka yöne çevirmeye çalışın ya da başarabiliyorsanız "öfkelendiğinizi" dile getirin (şu an oldukça sinirliyim, fakat seninle sakin bir şekilde konuşmaya çalışıyorum, eğer sen de bağırmadan, ağlamadan sakin bir şekilde konuşursan, ne istediğini anlayabilirim - gibi).

3. Eğer sakin kalamayacak hatta konuşamayacak kadar öfkeliyseniz, o zaman çocuğun kendine ve çevresine zarar vermeyeceğinden emin olmak kaydıyla lütfen bulunduğu ortamdan kendinizi uzaklaştırın, bu yaştaki çocuğa "time out" (odasına yollamak, yaşı kadar dakika süresince izole etmek) türü bir ceza vermek yerine, kendinizi durumun dışına çıkarmak daha olumlu sonuç verir. Kendinizi uzaklaştırdığınız yerde derin nefes alıp vermek, nefes aldığınızda yumruklarınızı sıkıp verdiğinizde açmak ya da yerinizde hoplamak, bir kaç defa ayaklarınızı karnınıza doğru kaldırıp indirmek gibi fiziksel egzersizler ve teknikler de öfkenizi kontrol altına almanıza yardımcı olur. Eğer kendinizi başka bir ortama atamıyorsanız, çocuktan ayrılmanız söz konusu da değilse (örneğin marketteyseniz), kendinizi zihnen ayrı bir ortama atmaya, örneğin mutlu olduğunuz bir mekanı düşünmeye ve içinizden "ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum", "ben iyi bir anneyim", "şu anda çok öfkeli olsak da birazdan bu kriz anı geçecek" diyerek rahatlatmaya çalışın.

4. Bir günlük tutun; bu günlüğe günü, saati ve çocuğunuzun ve kendinizin hangi ortam ve davranışlar karşısında öfkelendiğini, durumu nasıl kontrol altına alabildiğinizi ya da alamadıysanız nasıl bir davranışa başvurduğunuzu ve bunun size kendinizi nasıl hissettirdiğini ve çocuğun öfke kontrolüne nasıl bir getirisi olduğunu yazın. 1 hafta sonra, sakin bir zamanınızda bu günlüğü okumak ve anlamaya çalışmak çok yararlı olacaktır.

5. Öfke nöbetleri sık tekrarlanıyorsa, kendinizi çaresiz ve çözümsüz hissediyorsanız, lütfen bir uzmana başvurarak yardım alın.

Annenin kendisindeki öfke yönetimi ve bunun çocuklara yansıması hakkında, duruma farklı yönden bakan bir yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

11 Mart 2015 Çarşamba

Hiddetli ve şiddetli "2 yaş sendromu"

Dün oyun grubunda benim tıfılla yaşıtı bir bücür, üçüncü bir tontoşa ait bebeği ellerine geçirmişler, bir kolundan biri çekiyor, diğer kolundan diğeri. Bu Maya'nın ilk defa bir oyuncak için verdiği kavga olduğu için ben de gözlerimi açmış "aha tam şu saniyede bizim kız benlik gelişiminde boyut atlıyor" diye izliyorum.

Gelişim psikolojisinde "Zihin Kuramı" (theory of mind) çok ilgimi çeken temel gelişim taşlarından biri olduğu için heyecanlandım da çünkü benlik gelişimini takiben çocuğun "başkalarının" farklı fikirleri olabileceğini fark etmesi de çok önemli bir adım. Bu güne dek Maya hiç bir çocukla bir oyuncak ya da yemek için böyle bir etkileşime girmemişti, onlar zorla almaya kalktığında benimki de sevinerek uzatıveriyordu, ağlayan bebeklere gider top falan uzatır, sevimli tabii ama naif de, kurtlar dünyasında hayatta kalabilmek için zihin kuramı geliştirmek şart.. Gelişim psikolojisinin tiktakları 1 yaş civarında kendisini aynada fark etmeye ve görüntüsü üzerindeki değişikliklere ilgi göstermeye başladığı andan beri tabii kulağımda, ne zaman ki "Ben artık "Anne"mden ayrı biriyim ve farklı düşünebilirim" diye bir aydınlanma yaşayacak, o zaman şu ünlü 2 yaş sendromu da başlayacak.. Hazırdım. Ve fakat, anneliğimin çoğu adımında olduğu gibi, ben daha fark etmeden gelmiş de geçiyormuş 2 yaş sendromu!

Ben hayran hayran "ilk kavga"yı izlerken, bizimki oyuncağı kendinden bir numara büyük bücüre kaptırdı tabii ve anında küçük dilinin titreştiğini görebileceğimiz derecede ağzını açıp haykırmaya başladı. Yanımdaki anne bana dönüp "ah sizinki de mi girdi 2 yaş krizine, aynen benimki de günde 5 posta bu şekilde, aklımı kaçırmak üzereyim" dedi. Bense...

Gülüyorum kıs kıs. 

Oh be! Sonunda 2 yaş krizi başladı! Hahaha! Yok ayol keçileri tamamen kaçırmadım, kendimdeyim. Valla aynen bu şekilde düşünüyorum, çünkü, sonunda tüm yaşıt anneler benim gerçekten ne durumda olduğumu ve ne hissettiğimi anlamaya başladılar. Çünkü Maya 2 yaş krizine 2 günlük bebekken girdi hem de tüm şiddetiyle ve ben bu durumu 1,5 senedir her gün yaşıyorum. Daha 2 aylık bebekken de böyleydi, şimdi de böyle. Ve evet 2 yaş sendromunu dolu dolu yaşıyor, her şey onun istediği gibi olacak, olmazsa hayır hayır hayır hayır diye haykırır, yetmediyse kendini yerlere atar, yetmediyse vücudunu öyle bir kasar ki böyle exorcist filmindeki kızcağızlar gibi ters dönecek tavanda yürüyecek falan sanırsınız. İlk aylarda kolik dediler, sonra regülasyon bozukluğu dediler, sonra diş dediler, sonra kuş dediler ama bir yerde bir noktada bende jeton düştü; bu çocuk böyle. Nedeni yok. Bu çocuğa "emotionally intense child" deniyor yani duygularını şiddetli yaşayan ve kontrol edemeyen bir çocuk bu. Ebeveynleri tarafından sabırla ve sevgiyle yontulursa ilerde duygusal zekası çok ileri olma şansı var ama bir o kadar da nevrotik, sinirli, hırslı ve de çekilmez bir yetişkin olma riski de var.

Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.. Her yolu deniyorum.. Ama artık daha rahat ve sakin olduğum da bir gerçek çünkü artık hepsi 2 yaş sendromunda ve hepsi birer küçük diktatöre dönüştü NIHAHAHAHA oh be, yaşasın tek başıma değil, artık herkesle birlikte cehennemi yaşamak!!

Bu cehennemi yaşarken, şunları bilin isterim:

1. Çocuğunuz bir diktatöre dönüşmedi, bu sadece bir gelişim dönemi ve her dönem gibi geçecek.. Sabır!

2. Bu dönem yaşanırken çok zor gelse de, çocuğunuzun nöropsikolojik gelişimi için çok çok önemli bir temel taş aslında. Bu dönemde çocuk "ben"i keşfediyor, "ben diğerlerinden farklı biriyim, farklı düşünebilir ve davranabilirim" i fark ediyor, "ben bir şekilde yaptıklarım, söylediklerimle dünya olaylarını değiştirebiliyorum, olayları istediğim şekillere sokabiliyorum"u öğreniyor, dolayısıyla sizin kurallarınızı her saniye sınıyor, aşmaya çalışıyor, kendi borusunu öttürmeye azmediyor.

3. Zihin kuramı gereği, bu dönemde çocuk ilk defa negatif duyguları keşfediyor. Nasıl gülümsemeyi öğrendiğinde bunu devamlı yerli yersiz kullanarak "mükemmelleştirdiyse", yürümeye başladığında nasıl kafayı yürümeye, koşmaya her dakika adım atmaya taktıysa, bu sefer de negatif duyguları nerede ve nasıl, hangi şiddette kullanacağını öğrenebilmek için DEVAMLI kullanıyor. Amacı sizi sinirlendirmek, üzmek, delirtmek değil. Amacı negatif duyguları nasıl kullanacağını öğrenmek. Ve siz onun aynasısınız, sizi sinirlendirdiğinde nasıl davranıyorsanız, onu öğreniyor, öğrenebilmek için de sizi devamlı sinirlendirmeye çalışıyor. Böyle düşünün ve bu dönemi sanki bir tiyatrocuymuşsunuz gibi, sanki sahnede "oynuyormuş"sunuz gibi oynayın, ona "nasıl davranılacağını" öğretmek için, her an kendinizi kontrol edin. Demek istediğim mükemmel anne olmaya çalışmak değil (yorar bu) ama ona davranış ve duygularınızla rehber ve örnek olmak.

4. Hayır'lı çocuğa Hayır demeniz bu dönemde hiç bir işe yaramaz, sadece onun daha şiddetli bir hayır ile size gelmesine yarar, dolayısıyla iş inatlaşmaya dönüşür. O nedenle kendine ve çevresine ciddi bir zarar gelmeyeceği sürece, bırakın denesin, düşerek, yanılarak ama kendisi öğrensin.

5. Ve en önemlisi: "bu çocuk böyle"; ne yaparsan yap, mizacı değişmeyebilir. Onu bu şekilde kabul etmek ve sevebilmek de bizim annelik sınavımız.

Arkası yarın: bir sonraki yazımda kriz anlarında nasıl sakin kalabileceğimizi anlatacağım..

Birkaç da öneri hemen, şunları ve şunları ve şunları okudum ve çok yararlandım! 
Çocuklardaki öfke ve yönetimi hakkında daha fazla okumak için buraya ve buraya ve buraya ve buraya da tıklayabilirsiniz.

9 Mart 2015 Pazartesi

Hem anne hem de mutlu olmak mümkün mü?

Artık mümkün! Hem de tımarhanelik olmadan! Ehem, bu sonuncusu biraz göreceli aslında..

Şöyle yapıyoruz; bu sihirli minik hapı.. ehem pardon hatlar karıştı, diyoruz ki; annelik roller coaster gibidir, bir çıkarsınız, bir inersiniz, hooop içiniz hoplamış, eller havaya, çığlık atmak istiyorsunuz ama nefesiniz kesilmiş.. Yalan mı? Ama her çıkışın bir inişi olduğu gibi, her inişin bir çıkışı olduğunu ve bir noktada bazı insanların bir bilet daha alıp tekrar bir tur yapacak derecede bu işten keyf aldıklarını da hatırlamak lazım. Bazıları da roller coaster arsızı oluyor, bi daha bi daha bi daha derken midedeki fazla alkolü seyircilerin üzerine çıkarıp rahatlıyorsunuz. Böyle bir durum komedisi bu annelik.

Ama mutlu olmak elimizde, hem de Pollyanna'ya bağlamadan yani "ben kederimi içime gömeyim de Polly teyzem görmesin aman"demeden, bildiğin mutlu olmak, mutlu olduğunun farkında olmak.

Nasıl mı? Şöyle (ay konuya bi giremedim, bir de reklam arası alsam tam olacak). Tamam söylüyorum. İtiraf edeyim, annelikte her dönem bütünlemeden (hatta çoğunda öğretmenin kanaat notu ile) geçtiğim halde anneliğimden memnunum ve de mutluyum. Çünkü:

1. Anneliğin zorluklarını herkesin eşit olmasa da kendi içinde bir şekilde yaşadığını biliyorum.
2. Arada sinirlenmemin, keçileri kaçırmamın, çocuğuma japonca birkaç kelime bağırıvermemin normal olduğunu biliyorum, suçlu hissetmiyorum ve kendimi kusurlarımla seviyorum.
3. Mükemmel olmaya değil (yok öyle birşey) koşullarım içinde elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Başkalarıyla değil, kendimle yarışıyorum.
4. Yapamadıklarıma, eksiklerime değil, güçlü yanlarıma ve başardıklarıma odaklanıyorum.
5. Anı yaşıyorum, geçmişi ya da geleceği değil. O anı doya doya, farkında olarak yaşıyor ve çocuğuma da yaşatmaya çalışıyorum. Zaman geri gelmeyecek.

Bu konuda kendinizi geliştirmek isterseniz şu sayfayı ve bu son derece eğlenceli kitabı öneririm.

5 Mart 2015 Perşembe

1,5 yaşındaki çocukla Afrika seyahati

Son 3,5 haftadır yine dünya kazan biz kepçe, seyyar aile, bu sefer Afrika'daydık. Amanın, bebekle seyahati bırak, Afrika'ya gittiler! Evet, gittik. Çok şükür dün gece, tüm uzuvlarımız bizimle topyekün ve de sağ salim de geri dönebildik - zira az kalsın dönemiyorduk ama bunu sona saklıyorum, önce güzellikler..

Geçen sene düşman çatlatan Seyşeller seyahatinden ayaklarımız geri geri giderek dönerken "iyi bak iyi, kim bilir bir daha ne zaman geleceksin bu cennete, belki 70 yaşında piyango vurursa" dememin üstünden daha 1 sene geçmişken, yine Seyşeller'de bulduk mu kendimizi! Afrika'dan önce bir hafta yay, yat, yuvarlan; bildiğin cennet işte fazla uzatmayayım (uzatmak isterseniz burdan okuyuverin). Geçen seneden bu yana değişen hiç bir şey olmamış; cennet aynı cennet, turkuaz sular, bembeyaz kumlar vesaire.. Maya durup durup "Şeyşeys" diyor, hala kendine gelemedi çocuk..

Tatilin ikinci ve üçüncü haftasını ise "macera dolu Afrika"ya adadık, gitmeden söylemeyeyim de heyecanlanan okurlardan paparayı yemeyeyim dedim. Biz çocuktan önce eşimle sırtçantalı olarak Güney Afrika'dan Namibya, Zambiya, Malawi ve Tanzanya'yı geçip Zanzibar'a gitmiştik (uzun uzun yazmış hatta bir dergide de yayımlatmıştım bu seyahati). Afrika nedir az çok biliyoruz yani. Yine aynen böyle bir sırt çantalı ve bebek arabalı Afrika turuna düştük yine. Bu sefer tabii bebek olduğu için daha planlı, biraz daha lüks, sadece Güney Afrika'nın kuzey safari bölgesinde ve 2 hafta"cık".


İlk hafta muhteşemdi, "bush" denen tamamen medeniyetten uzak, gece bin çeşit hayvan sesi ve yıldızların altında uyuduğunuz, her tür lüksün olduğu ve dişinizi fırçalarken pencereden 1 mt ilerinizde zebraların geviş getirdiği, zürafaların ağaç dallarını kemirdiği, fillerin meraklı burunlarını sağa sola salladığı, devekuşlarının gakgukladığı ve geceleri bu ahenge kaplan, sırtlan, çakal gibi ast solistlerin de eklendiği o doğa ile iç içe safari kamplarında keyf eylemek ve Maya'nın deyimiyle pisi pisi (kaplan) ve aminals (diğer tüm büyük ve otçul dostlar) izlemek, havuz keyfi, mangal keyfi yapmak ve geceleri de bir yandan diğer seyyahlarla sosyalleşmek, bir yandan Maya'nın mavi kurbağa, kırmızı kertnkele gibi enteresan hayvanları bağrına basmasına engel olmaya çalışmakla ve pek de başaramamakla geçti. İnanınız çocuğu anadan üryan savanaya da saldım, fillerin dibine kadar gitmesine göz de yumdum (kamp alanına girmelerini engelleyen uyduruk çiti aşmayı filler de Maya da akıl edemediler neyse ki), kurbağa dolu havuza iki kolunu birden sokup ellerini afiyetle yaladı da, kampın köpekleriyle altlı üstlü "depişti" de, o güzel kara gözlü kara saçlı bebelerle sarmaş dolaş oynadı da, yani hevesini aldı. Ve tabii bir miktar da mikrop almış bu sırada (şaşırdık mı, hayır). Neyden hangi birinden koruyayım ki, Afrika'ya gelmişiz, Allah'a kalmış işimiz..


Üçüncü hafta Maya'nın huysuzluğuyla başladı. İki eli bileğe kadar ağzında olunca son arka dörtlü dişler geliyor dedim. Ateş 40.6 olunca bu iş pek diş işi değil, anlaşıldı. Bush'un ortasındayız, yol toprak, elektrik gitgel, doktor? Hahahayt. 1 saat uzakta bir köy var, orda bir GP (aile doktoru) var, iyi dediler, tıngır mıngır gittik. Bush doktoru böyle büyücüden bozma kır saçlı bir adam, dört ön dişi de eksik. Dedi ki, "ow, bu babu (Afrikaanca bebek demekmiş) hasta", 37 derecede Maya bademcikleri davul etmeyi başarmış (tabii bu başarıda benim "saldım çayıra, bas börtü böceği bağrına" modeli anneliğimin de rolünü es geçmeyelim). Antibiyotiksiz olmaz dediler, hiiiiç ses etmedim çünkü bademcikler benim çocukluğumun da uzmanlık alanıydı ve sonunda topyekün verdim kurtuldum kendilerini. O yıllarda tıp gevşek don lastiği gibiymiş, doktor bademciklerimi kavanoza koyup bana gösterdiydi de inanamamıştım. Hala aile arasında gevşemiş çilek reçeline "bademcik reçeli" dememiz bundandır..

Ertesi gün başka kampa geçtik ve orda bir derece daha uzman doktora göründük, teşhis tedavi doğru ve devam. 2 gün sonra hiç bir iyileşme olmadığı gibi bir de döküntü başladı çocukta. Bu arada klasik Maya 5 gündür tek lokma yememiş, ipe dönmüş, karnı davul gibi şiş ve gözüne sinek falan konuyor aynen Afrika belgesellerindeki gariban bebeler misali. "Kalk bey böyük şehere gidiyoz" dedim ben o noktada. Bush'tan şehere döndük, hemen bir klinik, en uzmanından bir doktor ve en acısından bir "penisilin grubu antibiyotik alerjisi olasılığı". Zınk yani. Hemen antibiyotik kesildi, mide koruyucu ve alerjiye karşı birşeyler verildi ama yavrumun karın davul gibi, acıdan bas bas bağırıyor. 5 gündür yatakta olup tek lokma yemeyip tek adım da yürümediği için bağırsaklar da durmuş tabii. Gaz sancısının yeni boyutlarını gördük ve kolik günlerinin masajları falan hepsini tekrar yaşadık. Zordu ama yavaş yavaş iyileşti ve son 1 hafta ailecek Johannesburg'un hiçbir yerini göremeden ama odanın her santimetre karesini ezberleyerek, bolca çizgi film ve pışpışla geçirdik. JB terörden ziyade hasta çocukla cehennem gibiydi. Son gün toparladı neyse ki, attık uçağa tam 24 saat uçak yolculuğu sonrası eve döndük (oyh evet bebekle 18 saat uçuş, 6 saat yollar ve aktarmalar, keçiler hala evlerindeler, e madalyam nerde?).

İlk defa bir seyahatten eve döndüğüme seviniyorum, normalde yollar benim memleketim derim.. Siz anlayın yani durumu. Yine de 2/3ü şahane geçen, Maya'nın deli eğlendiği, çok romantik ve keyifli bir seyahat oldu diyebilirim, son haftayı hiiiiç düşünmezsek. Bir daha çocukla seyahat mi, aman aman demiyorum evet evet diyorum! Afrika, hmm bence zor değil, hasta olunca ister Afrikanın böğrü, ister başka ülke. Evet doktora ulaşmak zor olabiliyor ama bir şekilde buluyorsunuz yolunuzu.. Özetle; çocukla Afrika'da seyahat zor olsa da çok keyifli, planınızı detaylı yapın, acil durum önlemlerini alın, aksiliklerde demoralize olmamaya çalışıp keyfini çıkartmaya bakın derim. Hoşbulduk! :)