24 Nisan 2015 Cuma

Acıların bebeğiyiiim

Bu yandaki bebeği Maya'ya geçen ay babası almış. Ama bu bebeğin çektiğini valla pişmiş tavuk çekmedi, a dostlar..

Tabii ki ilk geldiğinde böyle ayağı çıplak üstü başı kabak değildi bu bebek. Baştan aşağıya pembeler içindeydi. Fakat ne oldu, bizim kız hemen ilk iş o pembe giysilerden kurtuldu. Çekiştire çekiştire kıyafetleri çıkartmış, bir köşeye fırlatmış (ki bunu takiben kendi pantolonunu da en olmadık sosyal ortamda çıkarmayı öğrenmiş) tekrar giydirmek ne mümkün "hayır hayır hayır" başlıyor takılmış plak. E bana uyar, donsuz da gezsin isterse de o kenardan sarkan etiket ne öyle derseniz, kestirmedi onu. Daha doğrusu daha önceki oyuncaklardan birinde deneyip akabinde ağlayan Maya'yı susturmak mümkün olmadığı için bu sefer akıllandım hiiiiç aklıma bile getirmedim o koca etiketi. Öyle çekip çekiştirip, hatta sayfa sayfa okuyup duruyor etiketi. Tasarımcı babası kılıklı, marka etiketlerine düşkün (minicik boya tuhaf tuhaf huylar).

Çıplak ve keltoş bebeğin yanında gördüğünüz iğnesiz enjektör ise, bebeğimizin en vazgeçilmez aksesuarı. Anane dedesi gibi doktor mu olacak derseniz, bilemem de, enjektörsüz çıkmıyoruz biz alemlere. Bebek ve enjektör ve biz. O enjektörle Maya'ya kabızlığa karşı 10ml zeytin yağı içiriyorum geceleri, üstüne de doktorun verdiği ve verirken de "bu tamamen doğal olduğu için pek etkisi de olmayabilir ama ilaç vermeden önce bir deneyelim bakalım" dediği (bu acaip memlekette doktorlar bile bu kadar ilaçtan uzak dururken, doğal sağlıkçılar ne alemde varın siz düşünün derim) şuruptan 5ml veriyoruz (midede ne danslar dönüyor ama bağırsaklar bana mısın demiyor iyi mi). Çocuk tabii nasıl travmatize oluyorsa (abarttım tamam, valla kendi açıyor ağzını mazoşist şey) hemen akabinde kendi de bebeğini travmatize ediyor aynı enjektörle (şiddetin kısır döngüsü işte budur).

Böyle tuhaf tuhaf haller içindeyiz. Dedim ki, elalem pembe pembe giyinir güzel güzel evcilik oynar. Sonra aklıma şu geldi; deveye sormuşlar "boynun eğri?" diye, o da demiş "nerem düzgün ki".... Haydi iyi haftasonları...

Güncelleme: Ay asıl diyeceğimi yazmadan çıkmışım. Maya bu bebeğe bir süredir uygulamalı annelik yapıyor ve gözlemlediğim şeylere inanamıyorum, heyecandan, sevinçten delirecek gibi oluyorum. Bizim zilli bu bebeği o kadar dikkatle tutuyor, kulağına eğilip mırıl mırıl konuşuyor, arada "wua wau" diye ağlama sesi çıkarıp sonra burnundan yanaklarından öpüyor, başına cici yapıyor, bazen poposunu kokluyor, gidip kendi pamuğunu, bezlerinden birini alıp bağlamaya çalışıyor, kitap alıp koltuğa oturtup bıcır bıcır bişeyler anlatıyor, öyle şefkatli ki.. Demek ki benim anneliğim de böyle ona karşı :) Sevinçten deliriyorum be dostlar!

17 Nisan 2015 Cuma

O minik kulakları deldirmeyin gözünüzü seveyim!

Bugün oyun grubunda çok korkunç bir deneyim yaşadık, sizlerle paylaşmak istedim. Maya'dan 2-3 ay büyük Hintli bir kız çocuğu var grupta, çok hareketli tabii yaşı gereği. Kızın kulakları delik, bilirsiniz Hintliler süslüdür, kulaklarında top altın küpeler var, sallantılı falan değil, minicik toplar. İç mekandayız, yerler yumuşak, heryerde yumuşak ve tahtadan toplar, kaydıraklar falan var. Bu minik de zıplıyor hopluyor kahkahalar atıyor, birden çocuk çığlık çığlığa ağlamaya başlayınca bir baktık öyle düşme falan değil, elindeki topun delikli kısmına kulağı takılmış, saçı falan da yok, sadece kulağındaki o top deliğe girmiş ve çocuk çekiverince o kahrolası küpe o minicik kulağın deliğini yırtmış. Ay içim gitti, yavrum nasıl titreye titreye ağladı, kulak kan içinde, biz hepimiz perişan. Oyun grubundaki abla ile ben ilkyardım bildiğimizden hemen koştuk ama yapacak birşey yok, hemen sardık temiz gazlı bezle ve en yakın hastaneye götürdük. Diktiler o minicik kulağı. Tamam izi kalmayacak ama.. Değer mi o süse bu acı..

Kız çocuklarınızın kulaklarını lütfen ergenliğe dek deldirmeyin. Süs değil eziyet bu.

14 Nisan 2015 Salı

Bir 2 yaş klasiği: Kabızlık

Bu sıra bizim çevrede bir kabızlık moda oldu dostlar, ayol kime sorsam çocuğu kabız. Oyun parkları kıpkırmızı ve ekşi suratlarla ıkınan tosuran ağlaşan çocuk dolu. O yana bakıyorsun bir çocuk poposunu tutmuş bağırıyor, bu yana dönüyorsun bir başkası dizlerini karnına çekmiş yere çömelmiş haykırıyor, aşağı bakıyorsun komşunun oğlunun tuvaletten acı dolu çığlıkları yükseliyor, yukarı bakıyorsun masum yavrun sana içli köfte gözlerle bakıp pıtır pıtır gözyaşı döküyor.. İçimiz kaldırmıyor vallahi, devlet bize bakmiyir, büyüklerimiz buna bi çözüm bulsun. Halimiz perişan.

2 yaş çocuğunuz varsa, kabızlık ana gündem konunuz; eşinizle ya da bebetodaşlarınızla kaka muhabbeti yapmadan geçirdiğiniz bir gününüz yok demek. Daha geçen gün kişisel gurum "unmumsy mum" bile bu dertten muzdaripti, "siz hiç başka bir insan evladının kaka yapmasına yardım ettiniz mi, daha ne kadar dibe batabilirim söyleyin bana?!?" diye yakınıyordu.. Zavallı kadıncağız, evladı bilfiil ağzına etmiş analar güruhu bile kendisine yüz ekşitti, öyle diyeyim size. 

Biri bu çocukları durdursun. ay yok durdurmasın, hızlandırsın (yok bu da olmadı), ha yumuşatsın evet evet yumuşatsın. Yumuşacık olsunlar böyle teddy gibi, ohhh sokalım bastıralım bağrımıza. Ama yok. İlla tutacaz, bırakmayacaz. Ay ne kıymetli kakaymış bu, kıymelimsss, vazgeçilemesimsss (Gollum, bildiniz mi?)

Niye 2 yaş çocuğu kabızlıktan muzdarip, açıklayayım size. Boşuna psikoloji okumadık heralde. Bu yaşta çocuklar artık yavaş yavaş benlik bilinci geliştirirler, bedenlerinin ve sahip oldukları diğer canlı cansız muhteviyatın farkına varırlar ve en önemlisi de davranışlarının dünya üzerinde bazı farklar yarattığını keşfederler (yirim sizi, halbuki şu evrende bi toz tanesi bile değilsiniz ama, gel de anlat..) Dolayısıyla, "kaka tutmak" bir başkaldırıdır! Yaşasın kaka tutmanın gücü, yaşasın totoların kardeşliği! Bir de fizyolojik durumlar biner bunun üstüne; 1,5-3 yaş arası neredeyse tüm çocuklar bir "yemek seçme dönemi"nden geçerler, tek yönlü ve genellikle son derece lifsiz beslenme sonucunda kabızlık kaçınılmazdır. Bir de diş çıkarma var ki, en yiğit pehlivanı totosundan pırlanta çıkartır eder.. İşte bu noktada çocuğun "bireyselleşme süreci" ile "fizyolojik değişimler" bir araya gelir; olur sana nurtopu gibi bir kronik kabızlık. Sorun kendi ananıza, 2 yaşında siz de kabızdınız işte. Nooldu hani, öğrendiniz zamanla dünyanın kaç bucak olduğunu, tut tut nereye kadar kontrolü elinde tutacaksını, saldınız gitti (bakınız her ebeveynin yaşadığı o muhteşem an: lazımlıkta boncuk bulma halleri, hadi tuvalette çekilmiş fotosu olmayan kafama terlik fırlatsın burdan).

Rahat olunuz, geçecek inşallah. Modern psikolojinin yüzü suyu hürmetine hala arkasından dil çıkaramadığı Freud bile demiş, yaş 3 olsun, bitecek bu anal dönem, tünelin ucunda ışık var ışık.. Sonra gelsin fallik dönem, anaokulu tuvaletlerinde öpüşmeler, birbirine kuku göstermeler falan, daha oraya girmeyelim, zamanından önce korkmayalım. Geleceeeek, hepsi gelecek.. Dur daha dur, 2 yaşla başa çıkamıyorsun daha, başına neler neler gelecek (Mahallenizin Maydonoz Teyzesi Öğrenen Anne). 

Birkaç nokta var lakin, iş Unmumsy Mum'ın bulunduğu noktaya varmadan rahatlatalım yavrularımızı. Bol meyve, meyve suyu, kuru meyve, komposto ve bol bol bol su; işin sırrı bu. Ama benim gibi bebeğe su içirme konusunda çok zorlanıyorsanız, bir sır vereyim de iki dua edin arkamdan: Şerefe! Valla bak, bebeğin bardağına suyu koyun, kendinize de alın birer bardak, şerefe ve bardakları birbirine vurup çin çinnn yapmayı öğretin. Hatta ne kadar çok insan varsa, ne kadar tanımadığınız yabancı insan varsa o kadar seviyorlar bu işi. Bir süre sonra önüne gelenle bardak tokuşturan, bu sayede de iki yudum bile olsa su içen bir çocuğunuz oluyor. Biz Maya'ya 1 yaş civarında öğrettik bu şerefe işini ve abarttık, ne zaman dışarda yesek içsek Maya masaları dolaşıp herkesle bardak tokuşturuyor. Sıfır süt ve günde sadece 500-600ml meyve suyu karışık su içen, bunun üzerine bir de maksimum düzeyde bireyselleşme delisi olan bir çocuğum olduğu için, su içirme konusunda ne ipucu varsa Mr.Hankey rızası için paylaşmanızı rica ediyorum!

8 Nisan 2015 Çarşamba

En iyi ilk bisiklet

Yaşasın bahar geldi! Bahar ne demek, bisiklete kavuşmak demek! Çiçeklerin arasında, doğada, mis gibi hafif serin havada herşeyi unutmak ve sadece pedal basmak demek! Geçen yaz bisikletimizin arkasına römork şeklinde takılan Croozer ile Maya'yı bisikletle tanıştırmıştık, şurada yazmıştım, inanılmaz güzel bir icat ve bisikletsever anne babalara çok tavsiye ederim. Ne yazık ki kış boyu ben kullanamadım Croozer'ı. Kışın da kullanan çok anne baba var burada, hatta bisikletten söküp, önüne üçüncü tekeri takıp bebek arabası gibi de kullanılıyor ama Maya çok çabuk hasta olduğu için bu kış soğuklarda cesaret edemedim ben. Şimdi baharın ilk kuş cıvıltılarıyla Croozer'ı bodrumdan çıkardık taktık bisikletimize. Bastık pedallara..

Ama bu sene benim asıl sevdam Maya'ya ilk bisikletini almak, şu yandakine bayıldım bayıldım bayıldım! 2 yaş ilk bisiklet için erken demeyin çünkü 1 yaştan itibaren kullanabileceğiniz şu en üstteki sevimli ötesi model (Pukylino) bile var piyasada (geç kaldık geeeç, kızım koş, tut, yakala). Ama cidden ben çok şirin buluyorum bu "yürüme bisikletleri"ni, pedalsız, çocuk ayaklarıyla bir o yana bir bu yana kayarak gidiyor. Daha pedala basmadan dengede durmayı öğreniyor.

Bu en alttaki model ise yine Laufrad (yürüme bisikleti) ama bu sefer iki tekerlekli (burada 3 tekerlekli bisiklet nedense kullanılmıyor, sanırım dengeyi öğrenemedikleri için aslında bisiklet kullanma yaşını geciktiriyor diyorlar, onun yerine yine totodan kaymalı, ittire ittire gitmeli bobby car türü araba-bisikletleri ya da en üstteki dört tekerlekli bisikleti öneriyorlar, fiyat aralığı 25-35 Euro oluyor). Bu alttaki bisikletler ise genellikle 2-3 yaş arası çocuklara (boyu 85cm'den uzun olanlara) öneriliyor ve selenin boyu çocuğun boyuna göre uzatılabiliyor. İster yine Puky LR M marka (alttaki) daha hafif ve kullanışlı olanından, ister şu benim bayıldığım üstteki gibi çevreci tahta ve tasarım harikası olanlardan alın, fiyatlar çok oynasa da (Puky'ler 50-90 Euro arası, tahtalar 150 Euro'ya dek yükselebiliyor), işlev aynı. Amaç eğlenceli şekilde pedal basmadan dengeyi öğrenmek.

2-5 yaş arası bir yerlerde, çocuğun yeteneğine ve ailenin cesaretine bağlı olarak, iki tekerlekli, yerden ama bildiğiniz pedallı bisiklete geçiyor buradaki çocuklar (kask takma şartıyla tabii). Bizim çocukluğumuzdaki gibi arkada iki denge tekeri olan bisiklet kullanan çocuk HİÇ görmedim, zaten laufrad ile dengeyi öğrendiler mi, bir tek geriye pedal çevirmek kalıyor ki bilirsiniz, hız yapmak da bisiklet sürmenin en eğlenceli yanıdır. 6 yaşında ilkokula başlayan bir çocuk iki tekerlekli bisikletiyle ya da kaykay veya scooter'ıyla okul yolunu öğrendiği ilk haftadan sonra KENDİSİ, TEK BAŞINA, yanında bir yetişkin olmaksızın okuluna gidip geliyor! Dur bakalım bizim %50 Alman bebesi (ya da daha doğrusu onun tavuk annesi olarak ben) nasıl başaracak tüm bu bireyselleşme ödevlerini... Babylaufrad ile başlayalım bakalım ;)

GÜNCELLEME: Bu yazıyı yazdıktan sonra sevgili komşum bana oğlunun 4 tekerli pukylino'sunu ve 2 tekerli Puky LR M'ini verdi, 4 tekerli Maya'ya hem küçük hem sıkıcı geldi ama 2 tekerliye bayıldı. Tahta olanlara da baktım, sanki orta bölüm yüksek ve rahatsız gibi. Hal böyle olunca, ilk bisiklet seçimimiz Puky LR M Laufrad (yürüme bisikleti) oldu ve iki haftadır hem evde hem bahçede bıcır bıcır kullanıyor bizim mini hanım. Çok çok çok tavsiye ederim. Bir büyük model olan LR 1 L ise, 3+ yaştan itibaren kullanılıyor, daha büyük kardeşlere duyurulur ;)

7 Nisan 2015 Salı

Başkasının oyuncağını sahiplenme krizi

- Kriz masası buyrun?
- Bizim kız öbür oğlanın arabasını aldı, vermiyo. Oğlan ağlamaya başladı, anası dik dik bakmaya. Kız arabayı kucağına bastırdı, kolunu kat-i surette açmıyo. İmdak!

Bu sıra Maya mülkiyet, konsolidasyon, morotoryum, revalüasyon, yatırım fonları gibi kavramları keşfetti (yok ayol, keşfettiği başkasının ayısını alıp yeterince böğrüne bastırırsa, bir süreliğine o ayının kendinden alınamayacağı oldu). Hal böyle olunca, bana bi terleme geldi tabii.

Almanya'nın huyu güzel, bize yarıyor. Şöyle ki, çocuklar arasındaki sürtüşmelere büyükler katılmıyor burada. Minnoş canavarları bırakıyorlar kozlarını paylaşsınlar, catfight mı edecekler, halat çekme yarışı mı yapacaklar, neyse.. İş tabii yanak tırmalamaya, kıç çimdiklemeye, göz çıkartmaya vardırılmıyor ama işte büyüklerin kıstıkları göz kenarlarından gözlemlenerek, nazik nazik itiştiriliyor bu medeni evropalı çocuklar. Bizim kız pek medeni değil henüz ayrıca tam tersini hedeflediğim halde nasıl oldu bilmiyorum ama dünyanın kendi çevresinde döndüğüne dair paleolitik bir inancı da var. Dolayısıyla, ortamdaki tüm ayılar Maya'nın ayısıdır, nokta. Haliyle baya zorlanıyorum. Almanlar arasında değil çünkü Maya başka bir çocuk kendine ait ayıyı geri talep ettiğinde ağzını mağara gibi açıp, küçük dilini titreştire titreştire bağırdığı için, medeni evropa çocuğu ya korkuyor kaçıyor, ya da amanın başıma bela almayayım bu üçüncü dünya bebesine bulaşıp diyor, kaçıyor. Sonuçta kaçıyor ve Maya ayıyla pazar sevişgenleri..

Gel gör ki, çok kültürlü ortamlarda bu mümkün değil. Çünkü, orada tek Maya benim Maya değil, her çocuk bir Maya, hepimiz Maya'yız. Dolayısıyla, ayının bir kolundan bir Maya, öbür kolundan bir Kaya tutuyor, başlıyor halat çekme yarı finalleri. Artık ayı mı ortadan yırtılacak, tüysiklet Maya mı yere yapışacak, gürbüz ama orantısız güç güç değildir Kaya mı devrilecek, kader.. Çoğunlukla bu halat çekme yarışına Kaya'nın annesi Lara ve etrafa ayıp olmasın, bak çocuğunu hiç tutuyo mu, edepsiz kadın denmesin diye ucundan bir de ben.. Ayh. Sosyal baskı batsın. Zorlanıyorum.

İçimden gelen davranış şudur: "Mayacığım, sevgi böceğim, küçük kelebeğim, bak o senin oyuncağın olmadığı için, o arkadaş, o güzel yüzlü minik kuzu, o tatlı aşk meyvesi senden ayıyı rica ediyor. Kendisine geri verebilir misin lütfen?" diyeceğim ben. Bıcık bıcır konuşuveren Maya "pek tabii anneciğim, yeter ki siz olayı aydınlatın, buyrun saygıdeğer Kaya, ayınız" diyecek ve sadece lavanta kokan totosunu dönüp yürüyüp gidecek. Ha evet.

Gerçekte olan şudur: ben: "Maya, o Kaya'nın ayısı, verir misin lütfen geri?". Maya (Hitler'in ordularına haykırdığı ses tonuyla): "Nein!". Kayanın anası: "Kaya bırakır mısın ayıyı, şimdi!" Maya ve Kaya kanon yaparak: "böaaaaağh". Kayanın anası Mayaya doğru: "küçük o daha öğrenememiş sosyal kuralları". Ben (pasif pasif dikilerek): "ıçtık mavisi."

Olması gereken ise şudur: ben: "Kayanın sevgili annesi, bu yaştaki çocuklar paylaşmayı bilmez daha, o nedenle birine sen ver, diğerine sen isteme demek beyhude davranışlar, geliniz sakin kalalım, bırakalım onları kendi hallerine" Kayanın anası: "hayhay, buyrun bir dilim daha muzlu kek alın Öğrenen Anne". Ben: "oyyhhh muzlu kek, yeaaa". Maya ile Kaya altlı üstlü ayı kavgasında kozlar paylaşılmış, katarsis yaşanmış, ilgi başka yöne kaymış. Mutlu son.

Özetle, ben pek karışmıyorum bu tip kavgalara, Alman kültüründe rahatım çünkü bireyselleşmeye, kişinin kendisini geliştirmesine odaklı bir kültür bu. Fakat gerek Türk, gerek bizim gibi diğer kültürlerde "paylaşmak, sosyal kavim olmak, ben değil biz olmak" gibi kavramlar çok önemli olduğu için, ayrıca anne ya da yetişkinler çocuk dünyalarına karışmaya ve kendilerini hakem gibi görmeye yatkın oldukları için, bakıyorum benim normal dediğim pasifist yaklaşımım "ilgisiz anne"lik ya da "bencil kadın"lık ile bağdaştırılıyor ve sosyal anlamda olumsuz tepkiler çekiyorum. Ya da diğer anne dayanamayıp olaya dahil olduğu için, ya Kaya'ya zorla oyuncak Maya'ya verdiriliyor ve sadece Kaya dışardan müdahale ile haksız yere yenilmişlik hissiyle öfkelenmekle kalmıyor, Maya da "işte bağırdım ve aldım hahahayt" diye hastalıklı bir davranış öğrenmiş oluyor. İki ucu gül kokan değnek..

Siz nasıl davranıyorsunuz, "sosyal fakap" yaşamadan nasıl başa çıkıyorsunuz bu oyuncak kavgalarıyla?

3 Nisan 2015 Cuma

Üç dilli çocuk yetiştirmek - 4

Maya bu sıra dil gelişiminde atak yaptı; ama evde üç dil konuşulduğundan, garibim hangi dilde nasıl bir atak yapabileceğini pek kestiremediği için, kendi çapında dördüncü bir dil üreterek olaya çözüm buldu. Kabaca, Mayaca! Beni çok güldürüyor çünkü mimikler, el kol işaretleri hatta tonlama bile tamam da, dil nanay, anlayan beri gelsin..

Üç dil maceramıza en son kaldığımız yerden (bizim dut yemiş bülbülü en son 15 aylıkken bırakmıştık hatırlamak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz) devam ediyoruz. 15-22 ay arası neler oldu neler, mercimekli köfteler.. Mesela, bizim dut yemiş bülbül oldu sana bir papağan! Ne desem tekrarlamaya çalışıyor, bazısını tepetaklak (bardak: dakbar) bazısını kendi kafasına göre (yıldıza ısrarla aydede diyor mesela) bazısını da çok net ve yerinde kullanarak, bu normal dil gelişimi evresini az geriden tamamladı. Şimdi artık kelimeleri yerinde ve doğru kullanabiliyor ve kendine günlük hayatta yeten, oldukça geniş bir üç dil kelime repertuarı oluştu. Bundan sonraki aşama kelimeleri birleştirme, iki kelimeden başlayarak yavaş yavaş cümle kurma gelecek, henüz ufukta yok öyle bir şey, bekliyoruz. 

Üç dil nasıl oluyor, hepsi birbirine karışmıyor mu, gecikme olmuyor mu derseniz; araştırmalar aksini ısrarla söylese de, bizim Maya'yla tecrübemizde tabii ki karışıyor. tabii ki gecikiyor. Bence iş dil sayısında değil, çocuğun dil yeteneğinde bitiyor. Bazı çocuk hızlı konuşur, bazısı geç ve bu bence dil sayısıyla ilişkili değil. Mesela ben 1 yaşında şakır şakır cümle konuşurmuşum, eşim 3 yaşından önce konuşmamış; artık hangimize çekti ya da ikimizin ortası mı olacak bilemiyorum ama paniklemiyorum, konuşmayan çocuk var mı azizim? Bir zaman gelecek susturamayacağız bence, o nedenle sessizliğin keyfini çıkaralım derim.. 

Karışma konusu da beni germiyor çünkü dil bence pasif değil aktif bir yeti, tabii ki ne kadar çok dil bilirseniz o kadar farklı düşünce sistemi ve kültür de ediniyorsunuz ve tabii ki hepsi harmanlanıyor. Mesela yurtdışında yaşayanlar bilir, alışveriş listeleri hazırlarken bir de bakarsınız listenin yarısı bir dil, yarısı başka dil. Ya da mesela eşinizle konuştuğunuz dilde başka dilden kelimeler bulursunuz. Ya da bazen anadilinizde aklınıza gelmeyen kelimenin ikinci ya da üçüncü dildeki karşılığını kullanıverirsiniz (demek istediğim yabancı özentisi "şekerim önümüzdeki week bir meet up planlayalım, haydi byee" değil elbette, korkunç bir şey o ayyy). Bence bunlar hayatı zenginleştirir. Burada önemli nokta tüm dillerin grameri ve telaffuzuyla özüne uygun düzgün konuşulması, kırık üç dil yerine sağlam tek dil bu nedenle önemli.. Ama eğer siz ya da çocuğunuza bakım veren diğer kişiler birden fazla dili layıkıyla konuşuyorsanız, neden bu yeteneği çocuğunuza vermeyesiniz? Bu bir zenginliktir.. Tabii ki zorluyor, emek istiyor, o ayrı..

15-22 ay arası bir başka değişiklik, benim İngilizce'nin yanına yavaş yavaş Türkçe'yi sokmaya başlamam oldu. Bu konuda çok okudum ve "tek ebeveyn tek dil, asla değiştirme" (OPOL) kuralına çok bağlıydım (bunu okuyunca sorgulamaya da başlıyor insan aslında) ama baktım nasılsa gecikiyor, karışıyor, kopacağı yerden kopsun, tüm dil teorilerinin aksine, hadi bari üç dili olsun dedim ve başladım yalnızken Türkçe, sosyal ortamlarda İngilizce konuşmaya, baba da Almanca konuşuyor bu arada. Bir sosyal medya gurubuna üye oldum ve orda benim gibi 3+ dil konuşan ve birbirine moral ve taktik veren bir çok anne babayla tanıştım, bu harika oldu. Yalnız doğruymuş, 15 aydan sonra gelen Türkçe'ye hala çok adapte olamadı, anlıyor ama kelimeleri tek tük. İngilizce ve Almanca'da ise en karışık cümleleri anlıyor ve yerinde kelimelerle konuşuyor. Bu aşamada bu kadarı da yeter zaten.

Bazen bakıyorum yaşıtları Alman çocukları bıcır bıcır konuşuyorlar ama sonra bakıyorum bizim gibi çok dilliler tam da Maya gibi tek tük konuşuyor, hatta Maya'dan daha suskunları da var ve çoğunluktalar. O nedenle paniklemiyorum. Ama çok okuyor araştırıyorum, elimden geldiği kadar her dilde bol bol konuşuyorum, şarkı söylüyorum (kerata şarkıları tam melodisini tutturarak ama sözleri sallayarak söylemeye başladı 16 aylıktan beri), çeşitli dillerdeki oyun guruplarına katılıyorum, kitaplar okuyorum ve tv ya da bilgisayar gibi aygıtları asla kullanmıyorum ve de başka ne yapabilirim bilmediğim için sabırla bekliyorum, bakalım bir sonraki yazımda neler olacak, göreceğiz.. 

Okuduklarımdan, yararlandıklarımdan bazıları:
Öncelikle neden 2 değil 3 dile geçtim; çünkü Afrika'da bazı çocuklar 11 dil birden konuşuyor, demek ki olabiliyor.. Ve bu blog yazısı çok hoşuma gitti.
Bu dönemdeki bebek ve çocuklardan ne beklememiz gerçekçi olur burada ve burada ve burada ve burada ve burada
Bebekler ve çocuklarda dil terapisi ya da desteğine ne zaman ihtiyaç vardır burada ve burada
Bebeklerin konuşmasını evde kendimiz nasıl destekleyebiliriz burada ve burada.