28 Ocak 2016 Perşembe

Anaokulu seçerken nelere dikkat edilmeli

Bir önceki yazımı yolladıktan sonra tam adını koyamadığım birşey beni tedirgin etti. Ta ki bu yandaki fotoğrafı görene dek.. O zaman emin oldum; ben ne kadar yüzeysel, ne kadar anlamsız, ne kadar vurdumduymaz bir yazı kaleme almıştım! Ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde çocuklar hakları olan eğitimi dahi alamazken ya da alabilmek için ayaklarında lastik pabuçlarla karkış içinde kilometrelerce yol yürürken, ben ne kadar bencilce ve yüzeysel sorunları kafama takmıştım! Bu yazıyı Öğrenen Anne'ye yakıştıramadım..

Fakat silmek de istemedim çünkü günümüzde orta ve üst sosyal düzeydeki bir çok anne benim düştüğüm bu yanılgıya düşüyor. Kendi çocuğumuzu dünyanın merkezi olarak görüyor tabii ki onun için en iyiyi istiyoruz ama bazı "asıl, gerçek dertler"i unutuyoruz.

Ben kararımı verdim. Çocuğumu özel okula değil devlet okuluna yollayacağım.. Yanına yemeğini ben vereceğim, belki dokunmayacak bile, uygun alan ve yer olmadığı için belki ihtiyacı olan uykuyu uyumayacak, hatta sık sık hastalanacak belki ama şu yandaki resme her baktığımda onu özel okula vermediğim için huzur duyacağım!

Anaokulu seçerken, çocuğumuz için böyle bir seçme şansımız olduğuna şükretmeliyiz. Diğer çocuklara eşit şartlar sağlanabilmesi için, bencilce, aslında "olmasa da olabilecek" lüksleri ayıklamalıyız. Bir çocuğun anaokulunda onu koruyacak, kollayacak, sevgi verecek bakıcı ve eğitmenlere, rengarenk ve son model oyuncaklardan daha fazla ihtiyacı vardır. Onun içinde kaydıraklar salıncaklar olan bir bahçeden çok, kapısını kendi açıp sokağa fırlamayacağı ya da yabancı birinin kolayca içeri giremeyeceği bir ortama ihtiyacı vardır. Onun belirli bir isimdeki eğitim anlayışına değil, bireyselliğini destekleyen, onu kısıtlamak yerine yüreklendiren bir eğitime / öğretime ihtiyacı vardır. Gerisi inanın ki teferruat..

Bu vesileyle son olarak bir de şu güzel projeye yer vermek istedim: 4528'e YUVA yazıp gönderirseniz Cezaevlerinde böyle anaokulları açılması ve yenilenmesi için 10 TL destek olabilirsiniz. 2 tane daha anaokulu için yardımınıza ihtiyaçları var. Bu çocukları görmemezlikten gelmeyelim, çocukluklarını yaşamaları için bir şans verelim ve onları okul öncesi eğitim ile topluma kazandıralım. Onlar cezaevinde büyüyorlar ama onlara kazandırılan bu anaokulu hayatlarında çok büyük bir fark yaratacak. Lütfen www.icerdecocukvar.com adresini ziyaret edin ve bu güzel projeye bir destek verin!

26 Ocak 2016 Salı

Anaokulu seçimi

Yine gecenin 2'sinde uykularım kaçtı ve kendimi blogda buldum. Bu seferki konumuz anaokulu seçimi sevgili dostlar. Almanya'da ççocuklar 3 yaşından itibaren anaokuluna başlıyorlar, kreş zorunlu değil ama anaokulu zorunlu ve ücretli. İlkokuldan itibaren doktora da dahil devletin verdiği eğitim ücretsiz ya da çok cüzi bir vergisi var. Tabii ki çiftdille eğitim veren ya da özel statüdeki okullar ücretli. Bizim şansımıza Bavyera eyaleti'nin eğitim sistemi Almanya'nın geri kalanıyla karşılaştırıldığında oldukça kaliteli ve iyi yapılandırılmış bir sistem.

Bugünlerde Maya'nın eylül ayında başlayacağı anaokulunu seçme döneminden geçiyoruz. Daha doğrusu onlar bizi seçiyorlar çünkü sistem tamamen online ve siz evinize yakın anaokulları arasından hoşunuza giden 7 farklı seçim yapıyor ve cevapları bekliyorsunuz. Bazen 7 farklı "hayır" cevabı geliyor, fakat Bavyera'da kanunlar gereği her çocuğun anaokuluna gitme hakkı olduğu için, o zaman sizin evinize oldukça uzakta bir anaokuluna kayıt edilebiliyorsunuz. İlkokula da aynı mantıkla seçiliyorsunuz, evinize en yakın ilkokuluna kayıt oluyor, 6 yaşındaki çocuğunuz tek başına yürüyerek ya da bisikletle okuluna gdip geliyor. İlkokul sonrası seviye belirleme testleri oluyor, aldığı puana göre liseye ve üniversiteye devam hakkı oluyor ya da bu hakkı lise başında kaybedip meslek eğitimine yönlendiriliyor. Sistem bu şekilde. Bu sistemin ilk ayağına başlamamıza ramak kaldı.

Şansımıza; eşimin 3-6 yaş arasında gittiği anaokulu, bu şekilde "gönül bağı" olan velilere sistem dışı kontenjandan yer ayırıyor ve bizi görüşmeye çağırdılar. Süslenip püslenip gittik, düzgün bir konuşma ve sıcak bir izlenim bırakmış olacağız ki, seçildik. Tabii ki eşim kızı onun adımlarını izleyecek diye mutluluktan havalara uçtu, kendisi bu anaokulunda çok mutlu zamanlar geçirdiğini söylüyor. Gel gör ki; ben hala %100 mutlu ve emin değilim.

Maya'nın şu an gittiği kreş, şu son 1 haftada gezdiklerimle karşılaştırıldığında 5 yıldızlı otel gibi bir yer daha önce anlatmıştım. Tabii ki bu kreşte yer yoktu yoksa ne yapar eder anaokulu kısmına devam ettirirdim. Özellikle çiftdil eğitim veren uluslararası okulları seçmediğimiz taktirde bu eylülde Maya'ya resmen attan inip eşeğe binme deneyimi yaşatacağız. O okullar da dudak uçuklatan ücretleriyle şimdiden dolmuş zaten! Tipik Alman insanı daha çocuk doğar doğmaz kreşini anaokulunu garantiye almış, kaydını olmuş. Aynen tatilköylerinde sabahın köründe havlusunu havuzun en nezih noktasına koydukları gibi, adamlar bu işi, sistematik yaşamı biliyor valla. Neyse zaten bizde o kadar para da yok, elalem çocuğunu Porsche Cayenne'iyle bırakıyor o tip kreşlere, bizimki "anne neden senin bir carrera'n bile yok?" der, demez mi :P Neyse cıvımayalım. Özetle devlet kreşi gerçeğiyle yüzleştim, eylülde de Maya'yı yüzleştireceğim. Benim kadar hayal kırıklığı yaşamamasını umuyorum..

Almanya'da devlet anaokulu hiç de tahmin ettiğiniz gibi bir yer değil sevgili bloggercıklarım. Eşimin çocukluğunda oynadığını hatırladığı "tef" mesela hala o rafta duruyor, eşyalar "yaşanmışlık" (eskipüskü demenin sanatsal yolu) kokuyor. Toz falan yok ama herşey biraz "fazla oynanmış" hatta yaş haddinden emekliye ayrılması gereken oyuncaklar. Evet tabiiki montessori sistemi tahta herşey asla plastik yok ama zaten o dönemde plastik de icad edilmemişti. Garip bir şekilde havuzu ve saunası var yalnız, tipik Münihli zengin mahalle gösterişi, çocuk saunası pek moda burda, tam 3 yaşın yıprattığı cildimizden toksinleri atıyoruz.. Hey yavrum hey.. Ha evet tabii ki yüzmeyi ve kayağı kreşin hizmetleri dahilinde öğrenecekmiş.. Burda 3-4 yaşında yüzemeyeni ve kayak yapamayanı dövüyorlar da..

Bahçesine de hiç lafım yok, şahane.. Ama benim evin salonu kadar alanda 20 çocuk zaptetmek zor olduğu için midir bilmem "sağlıklı yaşam" adı altında çocukları her sabah, aşırı yağmur ya da kar ya da cehennem sıcağı olmadığı sürece tam 1,5 saat dışarda tutuyorlar. Evet, benim çürük yumurta, nanemolla kızım için şahane! Ya tamam ben de isterim çocuğum açıkhavada oynasın, ben de çıkarıyorum günde en az 1 saat ama ne bileyim, okul sonrası ben yine çıkarırdım onu.. Bana sanki biraz "alan sorunu nedeniyle salalım bahçeye rahat edelim" gibi geldi. Neyse; bunu bir şekilde şu yandaki gibi "çare yün içlik" ile aşabilirim. Fakat o kadar açık havada oynamanın üstüne bir de uyku yok! Vallahi yok. 3 yaşında bir çocuk uyku uyumasa da oluyormuş, akşam erken uyurmuş. Evet çocuk yarı Alman ama yaşam tarzı Türk modeli gece 9'dan önce hacıyatmaz kesiliyor.. Neyse alışır dediler, alışmazsa da zaten 3'te eve gelecek, asıl yorgun olduğu saatler anası baksın.. Üstelik 1,5 saat dışarda kalmış, yeter, evde baksın.. Anasının işi ne..

Hadi onu da geçtim; bir de yemek yok! Vallahi yok! Sefertası vardır bildiniz mi? Vallahi sefertasıyla çocuğun yanına bir kahvaltılık bir öğle yemeklik verecekmişim. Her sabah gün ağarmadan kalkar hazırlarım taze taze eyvallah, bir öğünde yediğini akşam yemez akşama ayrı hazırlarım eyvallah da.. Hani benim iştahsız, neredeyse nette ve brütte 2 şey yiyen onu da yarım yiyen kızım anaokuluna gidince "diğer çocukları görüp" ne var ne yok yemeye başlayacaktı?! Hayaller hayaller.. Hayır yemek alışkanlığı ciddi iş, bu yaşlarda kazanılıyor, e bu çocuk nasıl bir alışkanlık kazanacak?! İlkokulda burda zaten yemek yok, öğlen 1-2 gibi dönüyorlar eve (anneler nasıl çalışıyor bu sistemde derseniz, hiç sormayın onu zaten). Almanların yemek anlayışı çok berbat zaten, sıcak yemek pek yemezler, evde pişiren pek yoktur ama bu da daha küçücük yaşta dikte ediliyor işte.. Hoş hepsi bizim Türk tipiyle kıyaslayınca daha dinç ve sağlıklı duruyor ama yine de sıcak yemek bir başka be canlar.. Yazık be bebelere..

Onu da geçersek, az çok bir tuvalet eğitimi almış olması gerekiyor Eylül'e dek, ki bizim kızın bu konuda ciddi sorunları var biliyorsunuz. 20 çocuğa 1 adet tuvalet var, gelsin bulaşıcı hastalıklar gitsin çiş tutmalar.. Problem olmuyor dediler ama ben Maya'yı o daracık odada çiş yaparken göremedim.. Bilmiyorum çok mu karamsarım..

Of yani. Buna rağmen kayıt olduk! Vallahi olduk. Neden olduk, çünlü eve kısmen yakın (arabayla 5dk) ve yerimiz garanti. Kayıt olduk kaporayı verdik, en kötü 1-2 aylık ücreti yakarız dedik. Şimdi ben özellerde yer kalmış mı ya da bize yakın diğer devlet kreşleri ne alemde onu anlamaya çalışacağım. İçim hiç rahat değil ama hiç yoktan bir anaokulu elde olsun.. Eylül ayında ben çok yoğun olacağım için, açıkta kalması ya da uzak bir anaokuluna verilmesi benim için korkunç olur, iki korkunçluk arasında seçim yapınca bu şartlardaki anaokuluna "he!" dedik.. Kusura bakma kızım.. Aslında benim hayallerimdeki anaokulu şu yandaki gibi geniş geniş ferah alanlarda, tertemiz, aydınlık, rengarenk, organik yemekli, yumoş yataklı, her çocuğun özel olduğu bir okuldu; bu üstteki fotoğraflar gibi karman çormanlık değil.. (Hoş şimdi baktım da; züürt tesellisi mi yapıyorum bilmem ama sanki çocuklar için üstteki karman çormanlık bizim bu yandaki sade ve temizlikten daha çekici gibi de duruyor! Hani biz büyük olduğumuz için ferah olsun istiyoruz ama onların dünyaları da boyları gibi küçük aslında ve ihtiyaçları geniş alanlar, temizlik, pırılpırıllık değil de sanki "yaşanmışlık").

Bir de aslında ne yalan söyleyeyim, tek tesellim şu; ziyaretim sırasında dikkat ettim, çocuklar mutlu gözüküyor ve öğretmenler çok deneyimli ve yumuşak insanlar - ki bana herkes en önemlisi bu, diğer şartlara fazla takılma diyor.. Hem ilkokulda devlet okuluna gidecek, bu kadar özel ve steril büyürse bu sefer ilkokulda sorun olacak, değil mi..?

Fakat geçiş süreçlerinde çok sorun yaşadığımız için ve Eylül ayı Maya için gerçekten birkaç alanda birden çok zor geçişlere sahne olacağı için endişeliyim, saati de 4 ettim uyku muyku yok yine bana..

23 Ocak 2016 Cumartesi

Bebeğinize hatıra kutusu yapımı

Gülşah'ın çocuklarına tuttuğu günlük fikri o kadar hoşuma gitti ki; kızım 2,5 yaşına geldiği için biraz geç kalmış dahi olsam, "zararın neresinden dönsem kardır" diye düşünüp hemen ben de benzer bir şey yapmak istedim. Aslında Maya doğmadan önce ben de her anne gibi hayaller kurmuş, gelişimini not almış, hatta abartıp doğum sırasında bile bir günlük tutmuştum. Sonra bebeklikten yavaş yavaş çocukluğa geçişinde bazı rakamları, bazı köşe yaşlarını tabii not aldım ama tuttuğum defter resmen Apatman Görevlisi Ali Efendi'nin imla kurallarına uyulmayan, ne olduğu anlaşılmayan çeşitli kısaltmalarla süslü okunamaz halde bir karalama defterine döndü! Üstüne de Maya'nın bana ait tüm defterlere "yazı yazma" sevdası başlayalı beri ipin ucu iyice kaçtı.

Tabii Gülşah kadar cicili bicili olabilme olasılığım yok ama Ali Efendi defterini de hak etmiyor yahu benim kelebekten bozma cadı kızım! Yani bir silkelenmek, defteri temize çekmek ve bebekliğinden bu yana kıyamayıp sakladığım bazı eşyalarını koyacağım sevimli bir kutucuk yapmak şart oldu..

Kutuyu biraz büyük istedim çünkü yıllar içinde biriktireceğim ona ait sanat çalışmaları, hatıralar, elbiseler, eşyalar sığsın istedim. Etsy'de harika işler var, özellikle sascalia'nın çizimleri çok sevimli. Bu üstteki ve yandaki kutular ona ait mesela. Ama kutular çok küçük olduğu için, özel sipariş verilmesi gerekiyor.

Fiyatı çok tuzlu bulursanız ve kendiniz elişlerine meraklıysanız IKEA'nın Fjalla serisinden beyaz bir kutu alıp siz renklendirebilirsiniz. Bu kutular da baya büyük, 40 x 56 x 28 ebatlarında oluyor. Ben çok fazla elişleriyle ilgili olmadığım için (düpedüz yeteneksizim diyemedim) ve yukarıdaki kutular çok hoşuma gittiği için özel sipariş verdim, henüz elime ulaşmadı ama herkes çok memnun kalıyormuş.

Kutunun içine Maya'nın birkaç elbisesini, doğum günlerinde ve noellerde aldığı kartları, bazı ufak hatıra eşyalarını ve sanatsal dışavurumlarını (bildiğin çöp aslında şimdilik, belki ilerde elerim biraz) koyacağım. Bir de defterini şu yandaki yine Etsy'den bulduğum ve yine birkaç büyük boyunu sipariş ettiğim ve itiraf edeyim, bana gördüğüm ilk anda aşk dolu bir "ahhhhh" dedirten bu sevimli deftere temize çekiyorum, bundan sonra da önemli günleri ve köşetaşlarını ufak notlarla yazacağım. Ne de olsa söz uçar yazı kalır.. Ben bunları hazırlayana dek de sipariş kutum gelir heralde.. Çok heyecanlı bir ek uğraş, bir hobi oldu bu bana, zamanınız ve enerjiniz varsa, ilerde hoş bir "18 yaş" ya da "evlilik" ya da "kendi çocuğu olduğunda" hediyesi olabilir ;)

22 Ocak 2016 Cuma

"Tuvalet eğitimi"ni başarmasına ramak kalmıştı..

Bizim kızın kıymetlisi 1 ve 2 numara ile başımız fena halde dertte biliyorsunuz. Ortadoğu ve Balkanların çiş tutma rekorunu kırabilmek için, uykuda dahil salmayıp 20 saate kadar tuttuğunu falan da biliyorsunuz. Doktorlara, psikologlara taşındığımızı, o ağlar ben ağlar hallere düştüğümüzü, tükenip bittiğimizi de biliyorsunuz. Yaşamının ilk 8 ayında uyanık olduğu ve meme emmediği her ama her an bağıra bağıra ağlayan bir çocuk olması ilk sınavımdı. Bu çiş ve kaka tutma meselesi de belki ondan da ağır ikinci sınavım oldu.. Hepsini biliyorsunuz, burada yazmıştım.

O noktada bize lavman ve hatta narkozla uyutup kolonospoi de içeren tam teşekküllü bir kontrol önermişlerdi ama ne yalan söyleyeyim elim gitmiyordu, daha beter travma yaşayacak diye endişeleniyordum. İçimdeki sesi dinledim, "varsınlar ihmalkar desinler, biraz hiç oralı olmadan, evdeki psikolojiyi düzeltip durumun değişip değişmeyeceğini bekleyeceğim" dedim.. Oturdum bir çizelge hazırladım, çocuk ne zaman 1 numarayı 2 numarayı yapsa not ettim, o gün psikolojisi nasıldı ufak bir not düştüm ve ne kadar su içti onu da yazdım ve bekledim.. İyi ki beklemişim.

2 hafta önce Maya'yı kreşten almaya gittiğimde öğretmeni "Maya bugün tuvalete çişini yaptı" dedi! Almancama güvenemedim ve bir daha tekrarlattım.. Tuvalete çişini yaptı! Nasıl yani?! "Kendisi çişim var dedi, tuvalete gitti, pantolonunu indirdi, bezini çıkardı, tuvalete oturdu ve yaptı" dedi.. Nasıl yani?!

Mutluluktan kendimden geçmişim.. Kızılderililerin zafer dansı türü bişey yaptım, Maya'yı öptüm öptüm öptüm. Abarttım. Hızımı alamadım gittim oyuncakçıdan istediği kocaman bir hediyeyi aldım. Evde o akşam abartılı kutlamalar oldu.. Ertesi gün, yine yaptı, ertesi gün yine. Ertesi gün Cumartesi'di ve bu sefer evdeki tuvalete yaptı, ertesi gün yine.. Ve tam 15 gün önce 1 numarayı, sonra birkaç defa da 2 numarayı, kendi pantolonunu çıkartıp, tuvalete oturup (kreşte tuvaletler küçük, bizim evdeyse o oturdu, ben koltukaltlarından tuttum çünkü ne lazımlığa ne de tuvalete konan aparata oturmayı kesinlikle istemedi) sonra kendini temizleyip, pantolonunu çekip, sifonu çekip oyununa devam etti! Tam 15 gün.. Resmen kendi kendine tuvalet eğitimi verdi, ben havalardayım, "nasıl kendi zamanını bekledi ve birden kendi kendine başardı", "nasıl çocuk odaklı ebeveynlik başardım", "nasıl hiç eğitim vermeden tuvalet adabı kazandı" falan diyorum, kasım kasım kasılıyorum. Maya "ben artık bez takmıycam" diyor, ne olur ne olmaz 2 numarayı kaçırır da korkar ya da iğrenir aman geriye dönüş olmasın falan diye yine de bezliyorum.. 20 saat çiş tutan çocuk, kendi isteğiyle 4 saatte bir tuvalete oturuyor! Demek ki içimdeki ses haklıymış; demek ki yapamıyor değil, kendi tutuyor ve istemediği için bırakmıyormuş. İstediğinde de işte bal gibi, yerini ve adabını tam bilerek bırakabiliyormuş! Öyle bir derin nefes aldım ki..... OH! Tam "artık 15 gün oldu, bu iş tamamdır" dedim, sevenlerine müjdeledim, hatta hadi bloğa yazayım derkeeeeen..

Tuvalet canavarını mı gördü ne oldu bilmiyorum, Maya hiç nedensiz birden "hayır tuvalete yapmıycam" krizi geçirdi ve ne tuvalete yaptı, ne de beze yaptı, 3 gündür yine 20 saat hatta dün 23 saat tuttu! Yine kabızlık, yine ilaçlar, yine yalvarmalar, ağlamalar, yine ıpıslak yataklar, kıyafetler, saatler boyu karın ağrısıyla kıvranmalar ama asla asla asla bırakmamalar.. OFFF!

Döndük en başa.. Neydi o tatlı seda, bilmiyorum.. Bir daha gelir mi onu da bilmiyorum.. Ne düşünmeliyim, ne yapmalıyım onu hiç bilmiyorum.. Bari yazayım da bu da böyle bir anımız olsun..

Resmen kendi kendine tuvalet eğitimi vermişti bu deli kız yaaa, ramak kalmıştı....!

15 Ocak 2016 Cuma

"Bebeğim ben" dönemi

Maya'nın kreş grubunda şu an 8 çocuk var. Bunların 4 tanesi Maya ile yaşıt, geri kalanlar 1 yaş civarında. Burada kreşler bu şekilde karma oluyor. Maya eve gelince ilk iş "bugün bebek Z. şunu yaptı, bebek S. bunu yaptı" diye anlatıyor. Bazen de büyük bir çocuğun yaptıklarını anlatıyor ve "çünkü o büyüüük" diyor (yesinler, en büyüğü 3 yaşında!)

Son 1-2 haftadır eve geldiğinde daha önce pek ilgilenmediği bebekleriyle daha fazla evcilik, doktorculuk, sıraya sokup bişeyler anlatmaca falan oynadığını ve serbest resim (karalama) çalışmasında yuvarlak yuvarlak bişeyler çizip "bu bebel, bu anne, bu baba" diye anlattığını fark ettim. Ayrıca "anne ben bebek Maya'yım" diyor ve mesela yerde emeklemece, "hayır bebekler konuşamaz da da da da der" diye kendi kendine bebekçe konuşma gibi oyunlar yapıyor. Fakat son 4 gündür, normalde çatal bıçakla kendi yediği yemeğini "yapamıyoruuum, bebek Maya'ya sen yediiir" diye yiyememeye, "memeden süt içicem" diye bana sarılıp başını göğsüme gömüp dudak şaplatmaya ve hatta tüm bunları uyku sırasında gecenin bir yarısı uyandığında da yapmaya başladı!

Dönemdir geçer diyorum ama ya havle.. Koca çocuğa yemeğini yedir, üstünü giydir, memeni koklayarak (!) uyut, ha tabii ki merdivenleri çıkmayı da unuttuğu(!) için devamlı kucağında taşı.. Ayh.

Endişelenmemi gerektiren durum değil; oyun amaçlı yaptığının farkındayım. Eğer yaptığı şeyleri hakikaten yapamamaya başlasaydı; mesela konuşmada gerilik, yürümede basamak çıkmada zorlanma, zihinsel anlamda daha önce yapabildiklerini yapamama gibi durumlar olsaydı, özellikle 3 yaş civarı kendini belli eden "otizm spektrum bozuklukları"ndan endişelenir hemen doktora koşardım. Ama sıpa oyun yapıyor.. Ben de sakince oturup geçmesini bekliyor, oyuna dahil olup "aman da aman, Maya şimdi minik bebek mi olmuş, o zaman bu akşam erken yatması lazım çünkü bebekler çooook uzun uyumalı ki büyüsünler" türü taktiklerle kendime alan kazanmaya çalışıyorum :) Bu dönemde "aman da bebek mi oldun ne güzel ne şirin" demek, dönemi sadece uzatıyor, onun yerine "evet şimdi bebek olma oyunu oynuyoruz, hah şimdi Maya büyüdü, küçük bir kız oldu, ooo Maya daha da büyüdü kocaman bir kız oldu, saçları uzadı, okula gitmeye başladı, hatta resim bile yapabliyor, hadi resim yapalım şimdi" gibi ufak ufak yönlendirmelerle bu dönemi de atlatmasına çalışıyorum. Bazen de Maya "kocaman" anne oluyor tabii, "Maya'nın memeleri kocamaaaan" diyip sıraya dizdiği bebeklere tek tek göğsünü gere gere sütünü ikram ediyor :D Gel de gülme..

The breakwomb çok sevdiğim bir grup, gerçekten çok gerçekçi gözlemleri var. Bu alttaki videoyu bizim kızlarla buluştuğumuzda resmen birebir yaşıyoruz, kendimi gördüm ve gülerken bir yandan da "ay valla bunu da yapıyorum, ay bunu yapmayayım hakikaten çok fena" dediğim oldu. Özellikle gidiş sahnesi aynen biz: "hoşçakal deee, bırak onu yerineee" :) İliştiriyorum :)


12 Ocak 2016 Salı

En az 30dk oyalanabilme garantili oyunlar

Malum 15 günlük kış tatilinden yeni çıktığımız ve yavruyu pek bin şükür ki kreşine kavuşturduğumuz şu ulviii günlerde, ben işe gitmediğim tüm zamanımı kendimle başbaşa ve aklen - ruhen - bedenen dinlenerek ve 15 "tatil"inin yorgunluğunu atarak geçiriyorum (koltukta yatıp, bir yavru manda mutluluğuyla yuvarlanıyorum kısacası). Fakat bu çok hak edilmiş bir dinlenme sevgili dostlar, lütfen laf etmeyiniz, burun bükmeyiniz, göz süzmeyiniz!

Daha önce burada yine yazmıştım 2 yaş çocuğuyla evde yapabileceklerinizi. Şimdi size 15 tatilinde çıldırmadan 2 yaş çocuğuyla evde yapabileceğiniz birkaç oyundan bahsedeceğim. Malum kreşe yollama imkanı olmayan anayı bir yaratıcılık basıyor; analar nasıl karton kutulardan gökdelenler, 5 katlı garajlar falan yapıyor şaşarsınız (bu arada aman yumurta kaplarını kullanmayınız, çiğ yumurtadan geçen çok tehlikeli salmonella gibi hastalıklar var). Ben olayı tamamen rastlantısal götürenlerdenim. Mesela dışarı çıkıyoruz ve oyun parkında kocaman simsiyah bir kuş tüyü buluyoruz, hemen atıyorum cebe. Aa o da ne, orda bir kozalak mı var, asla kaçırmam!

Sonra o günün ganimetleriyle eve dönünce, mesela bu sıra Maya kızılderililere taktığı için kafayı, bir kızılderili şapkası yapmak farz oluyor. Ya da bu sene "karsız ve bahtsız" Avrupa'da "yoktan var eden analar" durdurulamıyor, yavrunun talebiyle hemen pamuktan kardanadamlar yapılabiliyor. Ya da kırtasiyeler sağolsun; rengarenk krapon kağıdı, eski düğmeler, renkli ipler ve 2 yaş grubunun vazgeçilmezi olan çeşit çeşit çıkartmalarla, normal bir yetişkin insana berbat görünen ama "çocuklar yaptı" diyince "aaaa süper şahane mükemmel olmuuuş" yanıtını alabileceğiniz çeşitli soyut sanat örnekleri yaratabilirsiniz. En basitinden "yağmur yağdı, güneş açtı, geldi gökkuşağı" mesela..


Playdough tabii ki hayat kurtarıcı, her tür şekle soktuğunuz yetmediği anlarda manikür seti olarak da kullanabilirsiniz. Ya da renkli karton kağıtlar, uhu, pamuk, çıkartmalar ve "aman allahım çağın buluşu simli kalemler" ile melek kanatları yapabilir, çocuğunuz huşu içinde koşturup evde dört dönerken siz oturup onu izleyerek "yaw nerden buluyor bu enerjiyi?" başlıklı felsefi durumu irdeleyebilirsiniz..

Kış bitmek bilmiyor mu..? O zaman oturun bir kar altında bahar tablosu yapıverin! Kelebekler uçuşsun, kurbağalar koşuşsun, mantarlar ve çiçekler çıksın karların içinden ve mutlaka güneş ışıldasın yahu, özledik güneşi..!

Kısacası 15 tatilde gün aşırı bir sanat "eseri" ürettik ana-kız. 2,5 yaşındaki çocukla evde ve de hala inatla (manyakça) ekransız takıldığımız için, bu tip aktiviteler hayat kurtarıyordu. Burdakilerin tamamını Maya yaptı, ben "bak şunu yap, istersen bunu buraya koy" dedim ve bazen yandan dürttüm azıcık ama %90 Maya üretimi hepsi :)


Bu "eser"lerimizin bir kısmını sağa sola dağıtıyoruz, meraklıları çıkıyor bazen. Gerisini 1 gün sergileyip geridönüşüme yolluyorum. "Yevrum ne kadar sanatsal, ne kadar ressam, ne kadar heykeltraş" diyen şuursuz analardan değilim, bildiğin çöp ayol :D Ama bak hakkını yemeyeyim, geçen ayın başından beri gözleri, ağzı, saçları ve kafadan çıkma elleri olan yüzler çizmeye başladı bizim kız! Afferim di mi, babasına çektiyse yolu açık olsun.. Sanatçıya saygım sonsuz valla bence 100 bilimadamından (ve de 10.000 ekonomistten) daha değerliler sanatçılar. Herkes sanatçı olamıyor dostlar, içinde sanat olmayan da güzel insan olamıyor, o nedenle azıcık yontmak lazım küçükten küçükten der ve selam eder çıkarım..

8 Ocak 2016 Cuma

Dostluk ne güzel şey! Peki kavgalar?

Dün 30 senelik dostumla konuşurken, onu Eylül'den beri görmediğimi ve ne kadar çok özlediğimi fark ettim. Düşünsene sevgili blog, 30 senelik dostum diyorum! (haydaaa, yani şu an 23 yaşımızda olduğumuz düşünülürse :P doğmadan tam 7 sene önce tanışmışız kendisiyle efem) Ay neyse, kısaca evet anaokulunda tanıştık biz Burcuş'umla ve kopmadık geçen onca yıllara nanik! Kardeşim derim, hiç abartmam.. Çok özlüyorum çoook.. Ama konu özlem değil..

Kızım artık "arkadaş" ne demek biliyor! Eskiden sadece çevresindeki çocukları ismen tanır, görünce sevinir, görmeyince sormazdı ama artık "arkadaşım" kelimesini kullanarak, başka çocuklardan ayırd ederek, görmediğinde sorarak, oyuncak telefonundan arayarak, beraberken anlamlı oyunlar oynayarak "tanış"lıktan daha farklı türde bir arkadaşlık yapıyor. 2,5-3 yaş arası biryerlerde "paralel oyun"dan "birlikte oyun"a geçilen bu özel günü görmeyi iple çekiyordum. Şahane bir dönüşümmüş gerçekten!

Maya'nın arkadaşım dediği çocuklarla oyun oynarken çok kibar, sevgi dolu ve paylaşımcı olduğunu gözlemliyorum fakat sadece "tanış" ya da oyun arkadaşı olan çocuklara ne yazı ki bu sıra aynı şekilde davranmıyor.. Kreşten önce, Maya oyuncaklarını paylaşır, hatta kendi eliyle verirken, kreşte geçen 3 ayın sonunda eve oldukça bencil bir çocuk olarak döndü! Kendi oyuncaklarını almaya çalışan küçük bebekleri itelemeye, yüksek sesle "hayır" demeye ve en kötüsü de bazı oyuncaklar için baya ciddi savaşlar vermeye başladı.. Yine de bu beni korkutmuyor çünkü "paylaşmamak" da bir gelişim dönemi ve bu dönem çocuğa "sahiplenmeyi" ve sahiplendiği eşya korumayı öğrettiği için gerekli. O nedenle Almanya'da genel olarak kabul gören anlayışı ben de benimsiyor ve çocukların oyunlarına ve krizlerine asla müdahale etmiyorum. Bırakıyoruz, kendileri çözsünler, çözümü kendi aralarında bulsunlar. Genellikle Maya bu tip durumlarda mesela biri bebeğini almaya yeltendiğinde sert bir şekilde "hayır" diyor ve bebeği göğsüne bastırıyor ama çocuk ısrar ediyorsa gidip bir başka bebek ya da oyuncak bulup çocuğa onu veriyor. Eğer siz araya girer olayı çocuğun yerine çözmeye kalkarsanız, çocuk her fırsatta ağlamaya ve "annneeeee" diye sizden yardım beklemeyi öğreniyor (yakın bir arkadaşımın yaşadığı bir durum) ya da agresifleşiyor vurmaya kırmaya başlıyor (paylaşılamayan oyuncağı hemen çocuğun elinden alıp hayır ille de birlikte oynayacaksın! diyen bir başka arkadaşımın yaşadığı durum). O nedenle inanın en güzeli hiiiiiç karışmamak ve çocuğun çözümü kendi bulmasına çalışmak.

Fakat daha önceki bir yazıda da anlattığım gibi, olay basit bir oyuncak kavgasından çıkıp fiziksel ya da psikolojik zarar vermeye dönme riski taşıdığı anda, ebeveynlerin mutlaka olaya el atmaları gerekli. Bu durumda işe yarayan teknikler şunlar:

- Karşısındaki çocuk bağırmaya başladıysa araya girip kendi çocuğunuza bakarak "Arkadaşın oyuncağı alamadığı için çok sinirlendi ve bağırıyor. Bu yanlış bir davranış, bağırdığı zaman oyuncağı alacağını sanıyor ama bağıran kişi oyuncağı alacak diye bir kural yok!" dersiniz ve diğer çocuğa bakarak eklersiniz "halbuki bağırmadan sana lütfen birlikte oynayalım mı deseydi, sen de onunla oyuncağını paylaşırdın, çünkü birlikte oynamak çok eğlencelidir" dersiniz. Burada önemli olan, çocuğunuzun bağıran ocuktan korkmamasını, bağıran çocuğunsa bağırarak çözüm elde edemeyeceğini anlamasını sağlamaktır. Bazen çocuklar sizin dediğiniz şekilde oyuna devam ederler, bazense birlikte oynamak istemezler. O zaman "şu an oyuncak x'te ve onunla bir süre yalnız başına oynamak istiyor, oyunu bitince sıra y'ye gelecek" diyip çocukları ayırmak ve diğer çocuğun dikkatini başka bir oyuncağa dikkat çekmek ve "beklemelisin" demek yerinde olur.

- Çocuğunuzun ne olup bittiğini anladığından emin olmalısınız çünkü bazen çocuklar hislerini anlatamazlar ya da doğru sözcükleri bulamazlar. Mesela "Elinden oyuncağın alındığı için çok üzüldün ve sinirlendin. Bu nedenle ağladın. Haklısın. O çocuk elinden oyuncağını almamalı, lütfen bana verir misin demeliydi. Fakat belki o çocuk bugün kötü bir gün geçiriyordur, belki uykusunu almamış ve yorgun olabilir ya da karnı çok acıkmıştır, ya da belki bir başka çocuğa sinirlenmiştir. O nedenle hatalı davranmış olabilir. Sen de ona yüksek sesinle ama bağırmadan "hayır, bu oyuncakla şu an ben oynuyorum. Oyunum bitince, biraz sonra sana vereceğim, biraz bekle" diyebilirsin." gibi..

- Şiddet ya da haksızlığa maruz kalan çocuğunuz ağlamaya başladıysa lütfen kucağınıza alın, susturmaya değil sakinleştirmeye çalışın, ne olup bittiğini baştan sona anlatın ve özellikle duygulara ve neden sonuç ilişkilerine vurgu yapın. Ve en önemlisi, bırakın bir süre ağlasın çünkü göz yaşlarının iyileştirici gücünü azımsamamak lazım..

- Ve son olarak; şiddet gösteren kendi çocuğunuzsa, aynı bu yazılanların onun için de geçerli olduğunu, şiddet göstermesine asla izin vermeyeceğinizi ona öğretin.

Maya ile diğer çocuklar arasında yaşanan çatışmalarda ben bu yöntemleri kullanıyorum ve şu an kendisine agresifçe yaklaşan büyük çocuklara bile elini kavşakta duran trafik polisi gibi kaldırıp "HEY, dur. Hayır! Bu şekilde davranamazsın!" diyor ve gerekirse "bu benim oyuncağım, bekle" diyerek arkasını dönüp emin adımlarla ortamdan uzaklaşıyor. Onu bu şekilde "bir büyük gibi" davranırken gören çocuk da sanırım bu "otorite" karşısında şaşırıyor ve ona büyükmüş gibi saygı göstererek, durumu kabul ediyor :D

Ne yazık ki bazı anne babalar çocuklarına bunu öğretmek yerine olaya müdahale etmeyi seçiyorlar. Dediğim gibi, fiziksel ya da psikolojik bir sataşma, zarar verme söz konusu değilse, bu doğru bir davranış değildir ve sizin "afedersiniz, lütfen çocukların arasına girmeyelim, onlar şu an birbirleriyle oynuyorlar, bizimle değil" demeniz gerekebilir. Fakat iş vurma kırmaya doğru gidiyorsa, mutlaka araya girilmeli ve öncelikle kendi çocuğunuz korumaya alınmalı (vuran çocuğu sabitlemek ve vurulan çocuğu kucaklamak, rahatlatmak) ve sonra diğer çocuğa ve gerekiyorsa ailesine konuşarak ve doğru davranış gösterilerek müdahale edilmelidir.

Tabii ki nadir durumlarda bazı aileler çocuklarından da beter çıkıp haksız oldukları ölçüde dayılanabiliyorlar. O zaman da olayı uzatmamak, "bu şekilde örnek olmanız ne kadar acı, ilerde çocuğunuz sizden daha cüsseli olacak ve size de bağırabilir, vurabilir, bu günleri düşünür pişman olabilirsiniz" demek ve "cahile dil dökmektense, susmak ve ortamı terk etmek" yöntemi çok daha iyidir.. Unutmayın, siz nasıl bazı insanlarla arkadaş olmak istemiyorsanız ve onlardan uzak duruyorsanız, çocuğunuzun da kendi seçimlerini yapmasına ve istemediği kişiyle oynamak zorunda olmadığını öğrenmesine izin vermelisiniz.

7 Ocak 2016 Perşembe

15 tatilinden sonra, yuvaya dönüş ;)

Noel tatili, yılbaşı ve Ortodoks Noeli (epiphany) nedeniyle, 23 Aralık ile 7 Ocak arası Avrupa'da hayat durmuş vaziyette. Bu dönemde okullar tatil oluyor ve büyükanne ya da bakıcı gibi nimetlerden faydalanamayan çoğu ebeveyn, noel ile yılbaşı arasındaki 3 gün ile yılbaşı ile 7'si arasında kalan 4 günde işyerinden izin almak zorunda kalıyor. Dolayısıyla, çocuklu aileler kış tatiline genellikle bu dönemde çıkıyor. Bir sonraki tatil Paskalya dönemine yani bahar başına kalıyor.

Biz de Noel'i ve takip eden 3 günü eşimin aileleriyle, yılbaşını ve takip eden 3 günü ise Avusturya Alpleri'nde geçirdik. Geri kalan günlerde ise, eşim çalışırken ben kızımla başbaşaydım. İtiraf edeyim; kreş (yuva) öncesi, delirmeden ve delirtmeden 7/24 nasıl birlikte kalabiliyormuşuz, şaşırdım! Sadece 3 aylık kreş tecrübesinin sonunda kendimi bu kadar "hamlamış" bulunca, tam 2 sene 2 ay boyunca, kreşsiz, ekransız, bakıcısız ve babanneyi de saymıyorum kusura bakmasın hiç desteksiz yardımsız nasıl bir mucize gerçekleştirmiş olduğumu görmemi sağladı! Vay beee, ben neymişim be abi!?!

Şaka bir yana, hakikaten noel arifesinde Maya'yı kreşten alırken dizlerim titriyor ve 15 gün nasıl geçecek diye endişeleniyordum ama korktuğum kadar zorlanmadım. Önce Noel döneminde ailelerle geçen zaman, hediyeleşmek, yemeler içmeler, yeni oyun ve oyuncaklarla baya oyalandık. Sonra yılbaşı öncesi kalan 3 günde eşimi çalıştırıp biz kızımla gezmenin, arkadaşlarla buluşmanın, hayvan evleri ve oyun parklarının dibine vurduk, özellikle Poing'deki şu oyun bahçesi şahaneydi. Hatta korkuyla öyle çok sosyal program yapmışım ki; sonunda itiraf edeyim "biri iptal etse de birazcık evde dinlenebilsek" dediğim bile oldu!

Sonra yılbaşını haftasonuyla birleştirip, yine üçümüz çekirdek aile Avusturya Alpleri'ne kaçmamız da arada çok hoş bir "büyük tatil içinde mini tatil" etkisi yarattı. Küresel ısınma nedeniyle Alpler perişan durumda, doğru dürüst kar yok ama makinelerin püskürttüğü taşıma karla değirmen eh işte dönüyor.. Gittiğimiz kasaba Avrupa'nın yerel dokusunu en güzel koruyan ödüllü kasabalarından biri; Westendorf. Kayak pistleri her düzeye hitap ediyor ve kilometrelerce uzunlukta, bu kasabayı seçmemizin nedeni hem sevimli hem de Münih'e araba ile yakın oluşu. Kaldığımız yer aile yanı, çiftlik evinin bir koca katıydı. Alt katta üç çocuklu bir çiftçi aile, kocaman bir bahçe, bahçede atlar, karşıda dumanlı karlı dağlar; inanılmaz romantik ve sakin, 120metrekare, iki odalı, mutfaklı, jakuzili, şömineli bir kocaman daire. Her tür konforu var. Biz 3 gün kaldık ama sanırım kar olursa daha uzun bir tatil için tekrar geleceğiz (bnz. türkie çok güzel, şiş kebab çok güzel, biz yine gelecek!)


Yılbaşı gecesi çok özel geçti. Küçücük kayak kasabası zaten herkes kayak kıyafetli, omuzlarda kayaklar, ellerde kızaklar, akşam 18.00'de 15dk Maya'nın değimiyle "gökyüzüne çiçek koydular" havai fişek gösterisi oldu, kayak öğretmenleri zirveden ellerinde meşalelerle indiler, pistte dans ettik kucaklaştık ve herkes evlere dağıldı.


Biz de soframızı ufak tefek İspanyolların "tapas" dediği bizde "meze" denen yiyecekler ve fondü için özel kesilmiş dana eti ile donattık, şampanyamızı ve müziğimizi açtık ve şöminemizi yaktık. Sağolsun Maya 21.30'da uyudu, geceyarısı sevgilimle öpüşüp koklaştık, sonra uykusu arasında onu öptük, klasik evli ve çocuklu yılbaşı gecesi oldu. Ama çok güzeldi.. Bu arada ben yılbaşı geceleri hep gelecek yıl için dua ederim, bu sene komik bir şekilde kasabanın kilisesinde ayin vardı ve biz dışarıdan çok şatafatlı duran kiliseyi görelim diye girince, birden ayine katılmış olduk. Eşim katolik olmadığı için rahiple ve cemaatle birlikte haç çıkarmaz, ben müslümanım içimden kendi dinime ait duaları mırıldanıyorum, tam ortada Maya "nedeeeen?" soru krizine tutulmuş vaziyette, tam bir durum komedisi.. Ama cemaat bizi yine de sevgiyle kucakladı, içim huzurla, mutlulukla dolmadı desem yalan olur.. Allahın evi heryerde bir..

Tabii ki Maya kayak öğrenemedi :D Eşim de ben de çok küçüklüğümüzden beri kaydığımız için o da öğrensin istiyoruz. Denedik ama 5dk sonra vazgeçtik, 2,5 yaş gerçekten çok küçük. Baktım en küçükler 3-3,5 gibi, öğretmenler 3-5 kişilik gruplarda oyunlarla öğretiyorlar. Ben Maya'yı önüme alıp azıcık geniş paralel kaydırdım ama kızakla kaymak ve özellikle kartopu oynamak daha çok hoşuna gitti.


Münih'e döndükten sonraki 3 gün yine başbaşa ve arkadaşlarla oyun gruplarında geçirdik ve bu sabah çok şükür "yuvaya dönüş operasyonu" başarıyla sonuçlandı. Maya kreşini özlemişti, bana evde "sen şimdi Bianca ol, babam Silke olsun" türü oyunlar kuruyordu. Bir de saçını yandan iki kuyruk yaptırmak istediğinde "Bianca saçı yap" diyor :) Bianca aşağı Bianca yukarı devam yani.. İlk haftalar genellikle kreşe geri adaptasyon, uyku saatlerinin düzenlenmesi ve tabii ki bol bol yeni hastalıklarla geçiyor yani biraz yoğun geçecek biliyorum ama yine de: "çok şükür, yuvaya döndük" diyorum ve bu vesileyle minnaklarıyla evde başbaşa gözgöze olan tüm dostlara sıkıca sarılıyor, sabır ve güç diliyorum ;) Siz neymişsiniz be abiiii!?!