23 Şubat 2016 Salı

Sıradaki dert.. Geç sırana..

Maya faranjitten kalktı, ayağının tozuyla hemen ürtiker (halk dilindeki adıyla kurdeşen) oldu. Fakat nasıl bir şeyse bu kurdeşen; gündüz hiç bir şeyi olmayan çocuk 5 gündür her gece 2 ila 3.30 arası hatır hatır kaşınıyor, hertarafını kabartıyor, yara ediyor, kanatıyor, kaşıma yavrum diyince bağırıyor çağırıyor, 1,5 saatlik türlü çılgınlıklardan sonra 3.30da şak diye uyuyor, sabaha hiç bir şeyi kalmıyor!

Ruh gibiyiz. O kadar yoruldum ve huysuzluklarından tükendim ki, annemi çağırdım! Vallahi yaptım! Anne dedim dayanamıyorum gel, sağolsun haftaya geliyor.. Bir kap sıcak yemeğe, birkaç saat uykuya, kulağımın dibinde bangır bangır ağlamayan bir çocuğa öyle ihtiyacım var ki.. Annemle 3 balayı gününün sonunda geçinemeyeceğimizi bile bile, çağırdım.. O kadar bitmiş vaziyetteyim. Blog yazılarıma yorum yapan sizlere bile abuk subuk çıkışmalarda bulunuyormuşum, farkında değilim..

Hal böyle olunca; hayat bana 2dk soluklanma hakkı vermiyorsa, o zamanı ben kendi kendime yaratmak zorundayım, yoksa keçileri kaçıracağım.

Alt kat komşunun 6 aylık bebeğini kıskanıyorum. Çocuk doğduğundan beri gık demedi, ağlamayı bilmiyor! Gece boyu horul horul uyuyor, kimi görse gülücük gülücük. Nedir sırrı dedim, "hiç bir fikrim yok, tamamen karakter" dedi.. Doğru çünkü aynı evdeki oğlan (4,5yaş) terör estiriyor! Şans işte, kimine böylesi denk düşüyor.. Kimine de Maya ve Kayagiller. İyi huyları da yok değil ama neden bu kadar zor?!

Kurdeşen psikolojik de olabiliyormuş. 6 haftadan uzun bile sürebiliyor, kronik bir hal alabiliyormuş. Gece ortaya çıkması Maya'nınkinin faranjitle tetiklenen psikolojik bir sorun olduğunu düşündürüyor bana ama doktoru ilaç dahi vermeyecek kadar rahat.. Doğduğundan bu yana süren genel huysuzluk, devamlı güven sağlama ihtiyacı, aşırı hassas yapısı, detaycılığı, obsesifliği, yeme problemi, kaka tutma problemi, sık sık hastalanması, uyum sorunları derken bir de kronik ürtiker olursa.. Dertlerin hiçbiri çözülmüyor bizde, sadece biraz önemsizleşiyor, biraz ben daha iyi yönetmeye başlıyorum ama geçmiyor. Sadece yeniler ekleniyor listeye.. Sıradaki dert.. Geldin mi, aferin, geç sıranın sonunaaa..

Bana 2-3 hafta müsade.. Bu sıra çok olumsuzum, sizlere çatıyorum, dostlarıma çatıyorum, mutlu olacak şükredecek nedenleri bulmak yerine hayata sinirleniyorum. Böyle olmamalı.. Az biraz müsade.. Sağlıcakla kalın (kalalım)..

21 Şubat 2016 Pazar

Hayatta B Planınız var mı?

Evlisiniz, eşinizi seviyorsunuz, o da sizi seviyor. Belki bir iki çocuğunuz var, belki onları kendiniz büyütmeyi seçtiniz ya da iyi bir bakıcı buldunuz, işinize devam ettiniz. Belki eviniz kışın güzel ısınıyor, ara sıra tatiller yapabiliyor, kafanıza esince dışarda yiyebiliyorsunuz. Peki bunları "garanti" görüyor, yaşamınızın tamamen kontrolünüz altında ve güvenli olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Ya bir sabah rutin kontrolde verdiğiniz o kan örneğinin sonucu "iyi" çıkmazsa? Ya da o çok sevdiğiniz, sizi bir gün bile üzmemiş eşinizin aslında bir başka kadınla ilişkisi olduğunu fark ederseniz? Ya çocuğunuzun özel eğitime ihtiyacı olduğu gerçeği karşınıza çıkarsa ya da dikkatsiz bir sürücü gelip size çarpar, gözünüz gibi sakındığınız bir aile ferdini bir kaç saniye içinde kaybederseniz? Bunları düşünüyor musunuz hiç? Peki "aman düşünme şimdi bunları" ya da "ayy öyle bir şey olursa ben yaşayamammmm" demek yerine, daha gerçekçi bir planınız var mı?

Bizim kültürümüzde ne yazık ki bu tip olumsuz yaşam olayları genellikle gözardı ediliyor, hatta bu eğilim "fazla düşünme yoksa başına geliverir" gibi doğu kültürüne özgü batıl inançlarla da destekleniyor. Hatta bunu dile getirdiğinizde "ay ne negatif insan" yaftası yiyebiliyorsunuz.

Oysa çevremize bakarsak her insanın yaşamında sağlık sorunları, kazalar, kayıplar, hiç planlanmamış yaşam olayları ve şanssızlıklar mutlaka yaşanıyor. Bazı insanlar bu döneme hazırlıksız yakalandıkları için perişan oluyor, olumsuz yaşam olaylarının altında eziliyorlar. Oysa bazı insanlar bu olayları olabilecek en az hasarla atlatıp bir de üstüne kendilerine "olumlu yaşam dersleri" çıkartabiliyorlar. Bunun anahtarı yaşamı bize geldiği şekliyle kabullenmek, küçük pencereden bakarken anlam veremediğimiz şanssızlıklara belki de büyük pencereden bakabilmeyi öğrenmek. Fakat "kabullenmek" de yaşam standardımızı korumada tek başına yeterli değil. Mutlaka herşeye yeniden başlayabilecek gücü bulabilmemiz, yani yaşam olaylarına karşı bir "B Planı" sahibi olmamız şart.

Özellikle biz kadınların bu konuda düşünmesi lazım. Diyelim çocuk için kariyeri bıraktınız, eşinizin kazancına bakıyorsunuz, çocuğunuza adadınız kendinizi. Eşiniz bir sabah geldi "bu evlilik yürümüyor, ben başka biriyle bir ilişki yaşıyorum" dedi ve yollarınızı ayırmaya karar verdiniz. Ne olacak hiç düşündünüz mü? Olmaz mı? Sizinki Beyaz Atlı Prens, hayatta yapmaz mı? Bence bir daha düşünün, hayatta neyin garantisi var ki? Yani diyeceğim şudur; çocuk için kariyeri bırakırken, tüm köprüleri yıkmayın, CV'deki o 5 senelik boşluğu çocuğu olmayan bir patrona nasıl açıklayacağınızı düşünerek yaşayın. Ya da tüm maaşınızı çocuğun özel okuluna yatırmayın, az biraz kenara para atın. Kendinize ait özel bir hesabınız varsa, kimseye hesap vermek zorunda değilsiniz..

Bunları hiç sevmediğim "meli malı" dilinde yazıyorum çünkü benim eşimden gizli 5 kuruş param yok ve bu beni rahatsız ediyor. Eşimi çok sevdiğim, onun beni asla üzecek bir davranış içine girmeyeceğini sandığım için kendimi naif buluyorum. Hayat %100 müşterek bizde, mesela akşam yemeklerini o öderse, öğle yemeklerini ben öderim, çocuğun okulunu o öderse hobi ve sporunu ben öderim, yurtdışı tatillerini o öderse türkiye tatillerini ben öderim falan. Tam bir Alman sistemi evet ama hayat müşterek.. Ama yine de son zamanlarda, özellikle şu an işyerimde hak ettiğim ücreti alamıyorken, daha da bir süre tam zamanlı çalışma koşuluna geçmem söz konusu değilken, biraz durumdan rahatsız oluyorum. Eşime ve aileme maddi anlamda bağımlıyım. Bu beni çok rahatsız ediyor. Biliyorum desteksiz çocuk bakımı nedeniyle onların maddi yardımları benim emeğimin karşılığı gibi aslında ama yine de insan bir kez kendi parasını kazandıysa, başkasının parasını yemek rahatsız ediyor.. Anlayan anladı..

Tekrar tam zamanlı çalışmaya başlamadığım taktirde bu durumdan nasıl çıkacağım bilemiyorum. Fakat bir Plan B'ye de ihtiyaç duyuyorum.. Şu an Maya'nın ve benim günlük masraflarımızın dışında kalan aile yardımını biriktirmek dışında çok fazla bir şansım yok ve yaşadığımız ülkenin sağlık sigorta sistemine de güveniyorum fakat asıl "Allah korusun", "Allah kaldıramayacağım dert vermesin" demek dışında çok gerçekçi bir "B planı"m yok.. Bilmem sizin var mı? Şartlarınız uygunsa, sadece sizin bildiğiniz bir maddi hesap açmakla ve 5 sene sonra kendinizi nerede görmek istediğinizi düşünerek başlayabilirsiniz belki bu plana.. Biraz da olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşma riskine karşı kişisel gelişimle kendinizi güçlendirerek belki.. En basitinden acil durumlar için bir plan oluşturarak ya da; bana bir şey olursa şunlar şunlar yapılsın isterim ya da bir kaza anında şu kişi aransın, zor bir durumda şu kişiden destek sağlanabilir diye düşünerek ve bu kişilerin iletişim bilgilerini eşinizin de bildiği bir deftere yazarak ya da - Allah esirgesin - her iki ebeveynin de olmadığı bir durumda çocuğunuzu kime bırakabileceğinizi düşünerek ve bu kişilerle bunu tartışıp belki bir avukatla da durumu netleştirerek..

Biraz ağır oldu ama, son zamanlarda dünya genelindeki gidişat ve özellikle ülkemizde yaşananlar ne yazık ki insanı düşündürüyor ve "B Planı" yapmak bence gerçekten önemli ve zaruri bir hal almaya başladı.. Bilmiyorum sizin bu konudaki düşünceleriniz ve planlarınız ya da yaptıklarınız, bana önerebilecekleriniz neler?

13 Şubat 2016 Cumartesi

Anne karnesi

Bu gece beni uyku tutmadı ama öyle dertten tasadan falan değil çok şükür, nedense hiç yorgun değilim ve Beyaz Atlı Prens katıldığı şirket partisinden 03.30'da gelecek, biraz da içten içe onu bekliyorum, özledim.. Sosyal medyada takılayım dedim.

Üyesi olduğum bir grupta klasik anne dertleri dönüp dolaşıp aynı konularda sorular falan oluyor, bugün biri yazmış "yevrucanım yemiyor minnacık kaldı, imdat" diye. Aslında geçenlerde gördüğüm bir arkadaşım ve sumo güreşçisi gibi bebeğini burnuma burnuma sokup "ay çok zayııııf" diyişi kulaklarımda çınladı (çocuğu gözüne zayıf gözükmeyen Türk anası var mı ki?) muzip de bir anıma denk geldi "bırak aman, kafaya taksan da yemiyor takmasan da yemiyor nasılsa, ben hiç oralı olmuyorum bazı gün ekmek peynir yiyor, bazı gün çikolata ve hazır pizzayla ömür tüketiyor, boşver aman hepsi böyle, ne halleri varsa görsünler" yazıverdim..

Vallahi tanımadığım kadıncağızlar benden çok endişelenmiş, yeme terapisti öneren mi ararsın (vallahi varmış böyle bişey, minnak minnak kızlara oğlanlara yemek yemeyi öğretiyormuş bu terapist, vallahi işe yarıyormuş hem de!), benim durumuma dönmekten korktuğunu ifade eden mi ararsın.. Ayol bebek değil çocuk artık, çikolata yok pizza yok tuz yok şeker yok, "hayat mı bu be!?" demez mi çocuk!? Biz eşimle dengeli ve sağlıklı besleniyoruz ama Maya çok seçici ve çok az yiyor. Ben hamileliğimde bile sadece 5kg aldım ve Maya 2,5kg doğdu yani yapı da olabilir. Ya da her 2 yaş çocuğu gibi hayır döneminin ve bağımsızlık kazanma çabasının bir uzantısı olarak yemek seçiyor da olabilir. Ben de isterdim çocuğum önüne koyduğumu iştahla yesin ama olmadı işte, napayım, oturup ağlayayım, takıntı haline getireyim, sağlıklı yesin diye günlerce aç bırakayım (ki sonunda yer de eminim) ya da yemek zamanını savaş zamanına döndürüp nazi subayları gibi kendimi de çocuğu da eşimi de mutsuz mu edeyim? Bu ortamda her gün pırasa yese ne yazar, mutlu yemedikten sonra..? Valla ben iç sesimi dinledim, çocuğum 3 şey seviyorsa ve hepsi de sağlıksızsa bıraktım yesin yeter ki mutlu yesin, ailecek masaya oturalım gülelim eğlenelim, yemezsek de yemeyelim yahu.. Bir tek çok üzüldüğüm kabızlık sorunu var tabii, onu da neredeyse 1 senedir doğal bir ilaç yardımıyla kontrol altında tutmaya çalışıyoruz, başka da ne yapabilirim bilmiyorum.. Hiç de terapistlere gitmeye niyetim yok, biliyorum bu da bir dönem, bu da geçecek.. Biz sağlıklı ve mutlu yedikçe belki bir gün o da bize özenecek, sadece umuyorum..

Valla dostlar, 2,5 senelik annelikte geldiğim şu noktada şunu fark ettim: herkesin bir hassas noktası var. Kimi uyku işinde çuvallamış vaziyette, kimi kuralları koyamıyor, kimi yediremiyor, kimininki "koca adam oldu hala beze dolduruyor".. Yani herkesin bir "zayıf" notu var karnesinde, kimsenin tüm dersleri yıldızlı pekiyi değil. Benim zayıf notum da beslenme ve boşaltma işte.. Evet tembellik de ettim, belki her gün oturup saatlerce yemek planlasam, pişirsem, güzel cicili bicili tabaklar hazırlasam yerdi hapır hupur. Ama yapamadım. ne bileyim içimden gelmedi, tembeldim. Ama onun yerine kızımla saatlerce oynadım, koştum, zıpladım. Yemedi ama güldü yahu..

Anneliğim çok yumuşak biliyorum. Kendine ve çevresine bir zarar gelmedikçe herşeye izin var bizim evde. Ama bunun hiç zararını görmedim desem?! Bence bu konuda yıldızlı pekiyi aldım ben. Çocuğuma bakıyorum, bir iki derdi var ama genelde mutlu, kendine güvenli, meraklı, sosyal bir çocuk. Kendime bakıyorum, mutluyum, çocuk dışında kendime ve çevreme, hobilerime, kariyerime, sporuma dengeli zaman ayırabiliyorum. Eşime bakıyorum, adam bana aşık.. Kızıma bakıyorum "seni seviyorum anne" diyerek uyuyor.. E daha ne olsun? Bıraktım yemeyiversin, bıraktım 2,5 yaşında hala bezli gezsin, bıraktım annesini öperek koklayarak uykuya dalsın.. Bıraktım yahu..

Gıdım gıdım dertler ararsanız, buluyorsunuz. Herkesin bir zayıfı var karnesinde, bazılarının birden çok zayıfı var, bazıları ancak günü kurtarabilme derdinde.. Ama büyük resme bakarsanız, kendinizi mutlu ve huzurlu hissedebiliyorsanız, çocuğunuz size sizi sevdiğini söylüyor ya da bedeniyle ifade edebiliyorsa, kendinizi hoş bir hafiflikte hissediyor "amaaaan, haklısın, hakikaten herşey akıyor be Heraklitos!" diyorsanız daha ne olsun?!

Zor günler hep geliyor, bazen uzun kalıyor, bazen iz bırakarak çok zor geçiyor. Ama büyük resme bakınca, ben anneliğimle gurur duyuyorum. Çocuğumun tüm eksikleriyle, başarısızlıklarıyla, sorunlarıyla bile, ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığım için, onu koşulsuz sevebildiğim için, ona benden ayrı bir birey olarak saygı duyduğum, özgür seçimlerini hoşuma gitmese bile kabullendiğim ve onun bana öğretmeye çalıştığı dersi merakla dinlediğim için, karnemdeki zayıflara rağmen kendimi yine de başarılı buluyorum. ÖRTmenim de sağolsun beni kanaatten geçiriveriyor yıl sonunda ;)

4 Şubat 2016 Perşembe

Münih'te çocukla gidilecek yerler

Her sene Şubat ayında yaptığımız uzun tatil bu sene eşimin iş yoğunluğu ve diğer bazı sebepler nedeniyle biraz ertelendi. Madem ben yerimden kımıldayamıyorum, o zaman yakınlarımı ve sevdiklerimi çağırıyorum ama gelen giden de yok, bari dedim ufak bir özendirme yazısı yazayım da belki bloggercıklarım gelir, bizi şenlendirir.

Münih, aslında yazın gelmenizi önereceğim bir kent çünkü hem iklim koşulları hem de festivaller, çevre gezileri, dış mekanda doğada uzun zaman geçirebilme fırsatı daha çok yazın yakalanıyor Batı Avrupa'nın genelinde. Ama doğrusu ben şehrimi çok sevdiğim için, dört mevsim gezilebilecek bir kent, baharları ayrı güzel, kışı ayrı güzel, buyrun gelin diyorum! Münih'te gezilecek çok yer var ama çocukla gelecekler için kısa kısa "şehir sakininden öneriler" vermek istiyorum.

İlk mekanımız Deutsches Museum Kinderreich. Gerçekten büyükleri bile günlerce oyalayabilecek potansiyele sahip bu müzemiz çocuklar için de çok güzel bir bölüme sahip, en miniklerin bile ilgisini çekecek trenler, özellikle 2-10 yaş grubu çocukları cezbediyor. Kendinize evler inşa edebileceğiniz kocaman lego bölümü, daha büyükler için deney odaları, teknoloji bölümü ile neredeyse bir tam gününüzü geçirebilirsiniz. Ayrıca Pazar günleri Münih'teki müzelerin neredeyse tamamının sadece 1 Euro olduğunu da belirteyim. Yine müze kategorisinde bir de çok bilinmeyen Balon Müzesi var, gerçekten çok etkileyici.

İkinci mekanımız, benim son 2 aydır keşfettiğim ve neredeyse haftada bir gittiğim Kinderkunsthaus. Bu sanat atölyesi özellikle görsel sanatlara meraklı çocuklar için çok güzel programlar sunuyor. Çocuklar anne babalarıyla ya da yalnız katılabiliyorlar, boyama, baskı, bilgisayarlı çizgi film atölyesi, bilgisayarlı çizim atölyesi, heykel bölümü ve video sanatları bölümleri ile yine en az 3-5 saat geçirebileceğiniz ve aile boyu eğlenebileceğiniz, yaratıcılığınızı besleyebileceğiniz bir sanat evi - ayrıca özellikle yağlı ve suluboyalarla çalışırken evinizi de batırmamış oluyorsunuz ;)

Üçüncü mekanımız Poing Vahşi Yaşam Parkı, sadece Münih ve çevresinde yaşayan ren geyikleri, ceylanlar, keçiler, yaban domuzları, kurtlar ve çeşitli kanatlıları görmekle kalmayıp, vahşi olmayanları elinizle besleme ve sevme imkanı da bulacağınız, hayvanların kocaman park alanı içinde özgürce dolaştıkları çok hoş bir ormanlık alan. Ayrıca en küçüklerden büyüklere, her yaştaki çocuğu ve hatta anne babasını mutlu edebilecek bir oyun alanı var ki, dillere destan. Yazın giderseniz mayo da götürün ve sulak, çamurluk alanlarda keyif yapın derim. Yine özellikle yazın kurulan bira bahçesi ile benim en favori ve neredeyse her hafta çocuk parkına gittiğim mekanlarımdan biri olan, dört mevsim geyik ve ceylanları besleyebileceğiniz Hirschgarten de güzel bir alternatif. Tabii ki Münih Hayvanat Bahçesi benim gibi "hayvan hapishanesi"ne karşı olan ebeveynler için bile bol geniş ve doğal alanı ile güzel bir başka alternatif.

Sadece yaz döneminde açık olan Beeren Cafe'lerde su oyunları, saman üzerinde zıplamalar, keçi ve atları beslemeler ve dalından çeşit çeşit meyve koparıp yemeler dışında bir de tüm gün ayaklarınızı uzatıp keyif yapma imkanınız var çünkü çocukları oyalayacak bir sürü oyun ve kum alanı, bobbycar varken yanınıa bile gelmiyorlar. Tabii ki yine sadece yaz döneminde çevre göl ve Isar'da yüzmeyi de mutlaka öneririm ama dikkatli olunması, girdaplara ve buz gibi suya özellikle dikkat edilmesi kaydıyla.

Dördüncü mekan(lar)ımız özellikle kış döneminde çocuklarına oyun alanı arayan aileler için, Winterspielplatz ve 4 mevsim açık olan Coco Loco Kinderpark, Peppino Kinderland, Jux und Tollerei de güzel seçenekler.

Çocukla çok keyifli ve bir o kadar da dinlendirici spa keyfi için Westbad'ı öneririm çünkü hem açık ve kapalı alanda sıcacık suyu, kocaman kaydırağı var, hem de çok küçükler için çok sevimli bir bebek havuzu. Ayrıca haftanın belli bir gününde bebek saunası da bebekli anneler için çok eğlenceli.

Son mekanımız özellikle çocukla Pazar kahvaltısı / brunch arayanlara özel; Leonardo Royal Hotel hem çocuk bakım hizmeti sunuyor hem de gerçekten lezzetli ve bol çeşitli brunch imkanı var. Rezervasyon gerekiyor ama gittiğinize değiyor.

Münih'e gelmeyi planlayan çocuklu aileler için, yaz kış gidebileceğiniz tüm bu mekanları özellikle, fiyatların yüksek olmayışı, kalabalık olmayışları, hijyenik, sakin ve sadece çocuklar için değil tüm aile için eğlenceli alanlar olmaları nedeniyle can-ı gönülden öneririm. Ayrıca; gelince haber verin de biz de size katılalım :) İyi seyahatler!

2 Şubat 2016 Salı

Babalar kız çocuklarıyla banyo yapabilir mi?

Geçenlerde Danimarkalı komedyen Torben Chris kızıyla banyo yaptığı bir fotoğrafını sosyal medya hesabında paylaştı ve bu konuda baya bir tartışma yaşandı. Yanda da gördüğünüz bu fotoğraf aynen bizim evde de var, hatta kızın saçı, küvete sığışma şekilleri, tıpatıp aynı! - Neyse ki eşimin boynunda altın bir halat yok :P Yani üzerinde fırtınalar kopan bu olay birebir bizim evde de yaşanıyor, 1 yaşından beri Maya'yı ben yıkamadım, babasıyla beraber yıkanıyor. Üstelik bununla da kalmıyoruz, özel yerleri görünmese de sonuçta çıplak oldukları bir anda, çocuğun rızası sorulmadan fotoğraflarını çekiyor, aile albümüne koyuyoruz. Tek fark; ben bunu sosyal medyada paylaşmıyorum (yandakini de paylaşırken aslında düşündüm bi an ama fotokaynak Independent Gazetesi olunca, paylaştım ben de).

Bu konuda ne düşünüyorsunuz bilmiyorum. Maya doğduğundan beri eşimi ve dedelerini, ayrıca arkadaşlarımın erkek çocuklarını çıplak görüyor. Onlar da Maya'yı çıplak görüyor, baba ve dedeleri gerektiğinde bezini değiştiriyorlar. Göller, deniz gibi yüzme alanlarında, yüzme havuzlarının duş bölümlerinde Almanlar çok rahat insanlar oldukları için bazen tanımadığın insanlarla kadın erkek çıplak vaziyette bulunabiliyorsun. Fakat tabii ki tanımadığı ya da ailenin daha geniş kısmı olan erkeklerin çıplakken ona yaklaşmalarına, bez değiştirmesine ya da fotoğraf çekmelerine falan izin vermiyorum. Banyo yaptıran tek erkek de babası.

Benim ailemde böyle bir çıplaklık yoktu. Ben babamı en çıplak denizde ya da havuzda, mayolu gördüm. O da sanırım ben 5-6 yaşıma geldikten sonra beni çıplak görmedi. Hatta erkek kuzenimi minik bebekken bez değiştirirken, banyo yaptırılırken görmüşümdür ama 1-2 yaşından sonra bizi ayrı yıkar giydirirlerdi, hiç görmedim. Vallahi ben biraz püriten de büyütüldüm, erkek cinsel organını da yetişkin olana dek görmedim (görünce de öyle bakıp neymiş bu diye incelemek istemedim, merak etmek bile ayıp diye öğretildi). Şimdi de çıplak kadın ve erkeklere gözümü dikip bakmaktan hoşlanmam, hemen arkamı dönerim, arkamı dönecek durumum yoksa gözümü önüme eğerim hemen. Saunada, duşta falan da elimi kolumu nereye koyacağımı, neremi nasıl gizleyeceğimi bilemem, çıplaklığımdan ve çıplaklıktan çok rahatsız olurum.

Öteyandan, eşimin ailesi son derece rahattır. Cinsellik ile çıplaklığı ayırıyorlar, çıplak görünce rahatsız ya da mutlu olmuyorlar, doğrusu çıplaklığa önem de vermiyorlar. Tabii bana çok ters :) Ama gel gör ki, onların bu önem vermeyen, doğal hallerinde tuhaf olan asıl benmişim gibi de hissediyorum..

Mesela ben büyürken çok rahatsız olduğum bir "aa memişler gözüküyor" yorumu ve el şakası yaparmış gibi uzanma huyu vardı ailede. Daha küçücüğüm, bir yandan zorum zorum kendim giyinmeye çalışıyorum, bir yandan aaa memişler orda aa memişler burda. Devamlı bir taarruz ve savunma hali. Nedir bu memiş takıntısı anlayamadım ve anlamadığım şeyden çok utandım (amaç da buydu sanırım). Yine ergenlikte de bu nedenle hiç sevmezdim spor salonlarının soyunma odalarını, kampları falan. Şimdi de aynı şekilde spor salonundan çıkınca birsürü çırılçıplak ve sere serpe Alman kadının ortasında kafam önümde, totomu bir duvara verip elimle mümkün mertebe üst tarafları da kapatarak komik komik giyiniyorum. Aslında göğüslerim güzeldir, onca hamileliğe 19 ay emzirmeye rağmen ne sarkıktır ne büyük ne küçüktür.. Ama ben yine de çok utanıyorum kendilerinden, böyle elalem gibi göğsümü gere gere, alttan destekli sütyenlerle, nerdeyse göbeğe kadar açık gerdanlarla dolaşamadım hiç.. V yaka anca, onda da sanki hiç yokmuşlar gibi, asla ayrığı, tümseği falan gözükmeyecek (ne demode evet)

Maya bedeniyle barışık olsun isterim. Bir erkek ona iltifat ettiğinde benim gibi "ay yok ya kocaman totom var, yok memelerim bence çirkin, gözümün üstündeki kaş değil yahu" falan demesin, iltifatı normal kabul etsin istiyorum (eşim bana çok kızar, bir türlü iltifat edemiyorum sana, hemen tersliyorsun beni der). Ayrıca çıplak görünce gözünü dikip bakmasın, insanları rahatsız etmesin de istiyorum (Münih'e yazın gelen Arap turistlerin ilk işi Isar bölgesine gidip orda çırılçıplak güneşlenen kadın ve erkekleri izlemek oluyor mesela!). O nedenle, ben kızı salıyorum çıplak çıplak. O kendi "ille de örtüneceğim" demedikçe de salacağım ergenliğe dek.. Banyosunu da kendi yapmaya başlarsa, babası da tutulup tutulup şaaaarrrr diye küvete salınan çişlerle sıvanmaktan kurtulacak :D Zavallı sevgilim benim, "çiş cilde iyi geliyor" falan diye avutuyorum (yalan ayol, inanıyor kalbi temizim, yazık).

Ama gel gör ki, pedofili de aldı başını yürüdü. Çocuğunun elbiseli fotoğrafını dahi paylaşsan bazen nerelere gidiyor.. Bazen itiraf edeyim, böyle eli yüzü düzgün olmayan, mesela eşofmanla dışarı çıkmış saç sakal karışmış bir adamı tek başına küçük bir çocukla görünce, açıkcası rahatsız oluyorum ve biraz izliyorum durumu.. Şimdiye kadarkilerin tamamı çocuğun babası çıktı. Yani yuh bana..! Ama ben tek değilmişim, bir çok baba kendi çocuğuyla zaman geçirirken dışardan "olası pedofili" gibi gözüküyormuş! Bu haberi okuyunca, acıdım ya adamlara...! Bez değiştirmeseler "bana hiç yardım etmiyorsun"la suçlanıyorlar, değiştirseler "aman çocuğu istismar mı ettin" diye suçlanıyorlar. Ne yapsınlar bu babalar yahu!? Nasıl sevsinler, öpsünler çocuklarını?!

Eşime sordum, bana "aaa kesinlikle başkasının çocuğuyla konuşmam, soru sorsa dahi cevaplamam, bana ne ki başkasının çocuğundan" dedi.. Aferin. Günümüzde süpermarkette kendini noel baba sanan çocuğu bozuntuya vermeden oyunu sürdüren şu yaşlı dedeye bile "ay çok şanslıymış, iki ki biri pedofili diye şikayet etmemiş!" deniyorsa.. Aslında gerçekten de noelbaba kılığına girmiş çocukları kucaklayan pedofililer de var bu arada, yalnız bırakmamak lazım.

Ya eskiden biz sokakta oynarken, birinin annesi böyle gelir bize kurabiye vs verirdi, bakkal amca veresiye süt gazoz verirdi, yoldan geçenlerle sohbet ederdik, köpeklerini sever, adres soranla gider, gösterirdik.. Şimdi düşünülemez oldu bunlar. Zaman mı değişti, biz mi paranoyaklaştık, kreşteki erkek öğretmenlere, hatta öz babalara kadar dayandıysa bu iş.. Belki de "sakınılan göze çöp batar" lafı doğrudur?!